NECİP F. BAHADIR | YORUM
Peşinen söyleyeyim bu sorunun cevabı ben de yok. Dört sayfalık uzun açıklamada da tatmin edici bir cevap bulamadım. Sakın yazıdan kopmayın başka yerde okuyamayacağınız bir ‘ilginç senaryoyu’ paylaşacağım.
Biraz mizah, biraz ciddi…
Ahmet Davutoğlu’nun ‘partisini feshi’ çok ani oldu. Bayram değildi, seyran değildi! Önce iddiası düştü medyaya… Sonra ‘fesih kararı’ açıklandı… Milletvekillerinin bile haberi yoktu. Belli ki karar tamamen Davutoğlu’na ait…
Sorsan ‘istişare’ falan der. Diğer partiler de farklı değil. Herkes ‘sözde demokrat’! Uygulama, icraat de ‘tek adam’.
Bir siyasetçi umduğunu bulamaz. İddiasını gerçekleştiremez. Sandıkta hüsrana uğrar. ‘Benden bu kadar…!’ der siyasi hayatını noktalar. Batı ülkelerinde örneğine sık rastlandığı gibi…
Davutoğlu’nun Gelecek Partisi başarısızdı. 31 Mart’ta oy oranı çok düşüktü. Yerlerde süründü. Adı ‘gelecek’ ama bir türlü ‘gelemedi’. Ve topluma hiçbir umut da vermedi. Umutsuz bir vakaydı. Partinin tutmadığını herkes gördü. CHP listelerinden Meclis’e 10 milletvekili sokmayı başarmıştı. ‘Yeni Yol’ çatısı altında siyasi gruba da dahil oldu. Davutoğlu her hafta Meclis’te konuşuyordu.
Bir ‘genel başkanın’ aktif politikayı bırakmış olması Türk siyasetinde eşine ender rastlansa da anlaşılabilir bir karar…
Ve fakat partiye feshetmek de ne demek?
Bir başka isme şans ve fırsat verilemez miydi? 6’sı gitse de elde 4 milletvekili kaldı. Meclis’te öyle ya da böyle temsil imkanı vardı. Davutoğlu giderken neden partisini de yanında götürdü? Bir süre daha yaşamasına neden izin vermedi? Ya da bir başka partiye neden katılmadı? Örnek bir ‘bütünleşme hareketi’ sergileyebilirdi.
“Kirli siyasetin parçası olmayacağım!” dedi. Güzel bir cümle… Niye bunu metne döktü? Çıkıp konuşamaz mıydı? Mikrofon ve kürsü tutkusunu bilmeyen mi var?
Ahmet Davutoğlu’ndan beklenen bir tarz değil bu… Onun üslubuna uymuyor. Nutuk atmak varken yazılı bir metinle siyaseti noktalamak… Çok tuhaf… Kirli siyasetle mücadele etmek varken neden meydanı terk etti? Neden kavgadan, mücadeleden kaçtı? İdealist bir siyasetçiye yakışır mı pes etmek, havlu atmak?
31 Mart akşamı seçim sonuçlarını gerekçe gösterseydi anlamlı olabilirdi. Somut bir bahane arıyorum. Bardağı taşıran bir olay mı yaşandı? Perde arkasını çok ama çok merak ediyorum. Medya ve kulis gazeteciliği öldüğü için yakın zamanda öğreneceğimi sanmıyorum.
Zihnim saatlerdir bu sorularla meşgul… Uyutmadı beni. Aklın, düşüncenin sınırı yok… Her türlü senaryoyu tarıyor.
Acaba hangisi? Keşke biraz daha ipucu olsaydı. Üzerine komplo teorisi de siyasi senaryo da yazmak kolaydı. Derken o senaryo fırtınası içinde birine takılıp kaldım.
Bu olabilir mi acaba? Çok uçuk değil mi? Niye olmasın? Beynimin damarları çatlayacaktı… Sonunda sizinle paylaşmaya karar verdim. Adı üzerinde ‘senaryo’… Komplo teorisi de diyebilirsiniz ki memlekette her ikisinin de alıcısı çok. Onun için üretimi hiç bitmedi.
Malum, Öcalan’ın onayından geçen ‘çerçeve yasa’ Erdoğan’a sunuldu. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş partileri dolaştı. Yaz tatiline girmeden gündeme gelecek. Ve Genel Kurul’dan geçerek ‘yasalaşacak’. DEM sözcüsü yurt dışındaki PKK’lıların bavullarını toplamaya başladığını duyurdu. Tasfiye edilen örgüt mensupları yasadan yararlanacak. Genel olmasa da ‘kısmi af’ söz konusu…
Ahmet Davutoğlu da tam bu süreçte partisini tasfiye etti. Acaba o da mı aftan yararlanmak istiyor? Tasfiye ise tasfiye işte… Parti de bir örgüt değil mi? Öcalan PKK’nın, Davutoğlu Gelecek’in faaliyetlerini sonlandırdı.
Affı şahane mi gündemde? AKP’ye geri dönmek için yanıp tutuştuğunu bilmeyen yok. Kaç kez kapıyı yokladı. Fakat içeriden bir cevap gelmedi. Parti olarak tüm milletvekilleriyle AKP’ye katılmak istedi. Fakat Erdoğan, “Herkes gelebilir ama o gelmesin… Davutoğlu asla olmaz!” dedi.
AKP’nin kapısını da arkadan sürgüledi. Davutoğlu bir sinyal mi aldı? Erdoğan’ın kırmızı ışığı, yeşile mi döndü? Temmuz bitmek üzere Ağustos’a geldik. 15 Ağustos AKP’nin kuruluş yıldönümü… 25. yıl… Oraya büyük hazırlık var. Partiye katılımlar olacağı konuşulmaya başlandı. İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın transferi söz konusu… Ahmet Davutoğlu’nun dönüşüne de tanık olabilir miyiz? Ben bu seçeneği yabana atmıyorum.
Ahmet Davutoğlu AKP’de çok önemli isimdi. Seçim döneminde adına şarkı yaptırdı; ‘Davut’un oğlu Ahmet Bey’ diye… Kiziroğu Mustafa’dan mülhem… Bir zamanlar derin AKP’nin üçlemesi vardı. Fotoğrafları yan yana konarak “Reis-Hoca-Müsteşar” afişleri yapıldı. Müsteşardan kasıt ise Hakan Fidan’dı. AK perestlerin ikonuydu, adeta tapıyorlardı bu teslise…
Reis ortak kabul eder mi? Bekir Bozdağ, “İktidar şirk kabul etmez!” dememiş miydi? Erdoğan o ikonik afişleri paramparça etti. “Sadece ben… Hoca kim oluyor!” dedi; “Ben olmasaydım onlar olacak mıydı?”
Pek de haksız sayılmaz. Erdoğan o koltuğa oturtmasaydı Davutoğlu başbakan olabilir miydi?
Affın illa da AKP’de siyaset anlamına gelmediğini özellikle belirtmek isterim. Başka ne olabilir? Mesela Şehir Üniversitesi’nin iadesi ve tekrar açılması!
Olamaz mı? Zor mu? Bir gece yarısı kararnamesine bakar. Bilgi Üniversitesi’ne bir hafta içinde aç-kapa yapılmadı mı? Gerekçe mi lazım Erdoğan’a? Açtım açtım, kapattım kapattım… O kadar… Parti içinde veya medyada hikmetinden sual edecek bir Allah’ın kulu mu kaldı?
Kurucusu olduğu Şehir Üniversitesi’ne Davutoğlu’nun rüyalarından biriydi. Bir medeniyet tasavvuruydu. ‘Stratejik Derinlik’ kitabının üniversiteye dönüşmesiydi. Yalnız değildi. Erdoğan’a çok yakın isimler de üniversiteye vücut verdi. Ömer Dinçer onlardan biriydi. Erdoğan, Davutoğlu’nu kafayı takınca gözünün yaşına bakmadı. Mahalleden yükselen itirazlara aldırmadı. Kapısına kilit vurmaktan çekinmedi ki yıkmak, tasfiye etmek, çökmek Erdoğan ve AKP iktidarının en iyi bildiği işti.
Bir ara formül olarak Ahmet Davutoğlu, Şehir Üniversitesi’ni bünyesine katan Marmara’ya ‘rektör olarak’ da atanamaz mı? Ya da Boğaziçi Üniversitesi’ne…
Size uçuk veya mantıksız gelebilir ama gece boyu beni uykudan eden senaryo fırtınaları içinden bunu çekip çıkardım. Davutoğlu ‘kirli siyasetin parçası’ olmak istemediğini söylese de eli temiz değil. Suç ve günahları hiç az değil. O kanlı eli kolayca suyla temizlenmez.
AKP’nin iktidardan düştüğü 2015 Haziran’ı ile Kasım arasındaki 5 aylık süreçte ülke ‘terör türbülansına’ girdi. Kızılay, Kayseri, Beyoğlu… Her yerde bombalar patladı. Ankara’da Gar’ın önünde 300’den fazla insan can verdi.
Davutoğlu ‘başbakandı’ o dönem… Yetki de sorumluluk da ondaydı. Vebali omuzlarına yüklendi. ‘Kokteyl terör’ gibi bir kavramın arkasına sığındı. Sonra da utanmadan “Anketlerde oylarımız yükseliyor!” diye açıklama yaptı.
Yükseldi de… Peki ne karşılığında?
“Konuşursam kimse insan içine çıkamaz!” diye bir cümlesi de var ama konuşmadı. Sustu…
Neyi sakladı? Neden? Davutoğlu öyle elini kolunu sallayarak gidemez…
Amel defteri çok kabarık. Şimdilik bu kadar…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***


































