Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezan Sarıca, ‘Kök hücre, dediği demokratikleşmenin kök hücresi olarak ifade ettiği şey de bu başlangıcı ifade ediyor’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yasa gündemiyle tartışılmaya devam ediliyor. Kürt Özgürlük Hareketi, kamuoyunda sıkça tartışılan “çerçeve yasa” taslağının henüz kendilerine ve Abdullah Öcalan’a iletilmediği açıkladı. Devam eden sürece rağmen Abdullah Öcalan 24 Mayıs’tan bu yana ne aile ne Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti ile ne de Asrın Hukuk Bürosu avukatlarıyla bir görüşme gerçekleştirebilmiş değil.
Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezan Sarıca, Abdullah Öcalan’a yönelik devam eden tecride ve “kök yasa”ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Tecrit siyasetinin tamamen son bulması gerekiyor’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 24 Mayıs’tan bu yana bir görüşme gerçekleştirilmemesi hakkında konuşan Rezan Sarıca, öncesinde de benzer kısıtlamalar olduğunu bu sebeple tecridin ortadan kalmadığını söyledi. Rezan Sarıca, “Bu da tecrit siyasetinin kaldığı yerden devam ettiğini gösteriyor. Sürece rağmen böyle bir yaklaşımın ortaya konulması tabii ki bir çelişki ve tutarsızlık barındırıyor. Sayın Öcalan koşullar oluşması halinde üzerine düşen rolü oynayabileceğine dair başta açıkça kendini ifade etmişti. Koşullar el verdiği ölçüde barış iradesini gösterdi ve Kürt meselesinin çözümüne dair çok ciddi tarihsel, yeni eşikler doğuran adımlar da attı. Hukuki koşulların veya siyasi koşulların şu an kendini yeterince göstermediğini görüyoruz. Bu koşullarda rolünü oynamaya devam edemediğini de görüyoruz. Özellikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından geleceği inşa edebilecek veya demokrasinin adımlarını atmaya yarayacak bir zeminin olmadığını söylemek gerekiyor. Bu tecrit siyasetinin tamamen son bulması ve ortadan kalkması gerekiyor ki Sayın Öcalan’ın yürüttüğü Barış ve Demokratik Toplum Süreci amacına ulaşabilsin” dedi.
‘Kök yasa başlangıcı ifade ediyor’
“Sayın Öcalan Kürt meselesinde inkar siyasetinin son bulması, yeni bir gelecek inşa edilmesi için ve bu geleceğin özgür ve demokratik bir yaşamı inşa etmek istiyor. Kök hücre, dediği demokratikleşmenin kök hücresi olarak ifade ettiği şey de bu başlangıcı ifade ediyor” diyen Rezan Sarıca, Abdullah Öcalan’ın geçmişi iyileştiren, geleceği kuran, geleceği inşa eden bir içerik taşıması gerektiğini düşündüğü için “kök yasa” olarak tanımladığını belirtti.
‘Bir bütün olarak bu süreci içine alacak bir yasa olması lazım’
Bugün Kürtleri inkar eden, Kürtlerin eşit yurttaşlık haklarını, siyasi haklarını inkar eden sayısız yasa olduğunu söyleyen Rezan Sarıca, “Bu yasa elbette bu bütün sorunların tamamını bir seferde çözmesi mümkün olmayacaktır. Fakat bunun işaretini vermesi lazım. Özellikle kendini fesheden bir örgüt varken, bunu yasa içerisine almak durumundayız. Bu yasal adım yoksa bunun bir sonuç alıcılığı olmaz. Bir bütün olarak bu süreci içine alacak bir yasa olması lazım. Yasanın içeriği, biçimi, ruhu, taşıdığı potansiyeli, demokratik bir gelecek inşa edebilmesi lazım. Silahlı mücadele yönteminin sonlandırıldığını ifade eden güçlerin siyasi mücadele edebilir koşullara gelmesi gerekiyor” diye ekledi.
‘Ezberi bozan adımlar atılması gerekiyor’
“Gerek yasa meselesinde gerek sonrasında atılması gereken adımlar açısından da ortaklaşılması gerekiyor” diye Rezan Sarıca, “Ortaklaşılmadan bir çözümün gelmesi kolay değil. 10 yıllarca tek taraflı tanınma olmadan, muhataplık kabul etmeden atılan adımlar oldu. Fakat hepsi kadük ve sonuçsuz kaldı. Bugünden yarına yeniye dair adımların atılması lazım. Yeniye dair politikaların geliştirilmesi gerekiyor. Ezberleri bozan adımların atılması gerekiyor. Bence sadece siyasi iktidarın belirlediği, ortaya attığı adımlarla sonuç alınamayacağının iktidar da farkındadır. Tek taraflı yönetme ve zaman odaklı bir yönteminin devrede olduğunu görüyoruz. Yasanın uzun süredir kamuoyunun gündemine gelmesi gerekiyordu. Kamuoyunun bu yasanın her yönüyle tartışması, içselleştirmesi, eleştirilecek yönlerin düzeltilmesi gelinen süreçte tüketmiş olması gerekiyordu. Fakat zaman odaklı bir yönetme genel olarak iktidarın geçmişten bu yana yaptığı bir şey. İktidarın bir anda toplumun gündemine bir mesele getirip toplumu bununla yönetmeye devam etme isteği ve politikası var. Bugün de aynı yöntemi görüyoruz. Bir anda gelecek bir yasa taslağının sıkışık bir zaman aralığında düzeltilmesi, iyileştirilmesi, içinin doldurulması kolay değil. Bu açıdan bir an önce bu yaklaşımın değiştirilmesi gerekiyor” dedi.
‘Statü söylemlerinin yasal olarak karşılığını bulması lazım’
Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınmasının rolünü de özgürce oynayabileceği koşulların oluşması demek olduğunu söyleyen Rezan Sarıca, “Ancak süreç tam tersi işliyor. Başından beri sürecin çağrıcısı ve yürütücüsü Sayın Öcalan karşımızda dururken, muhataplık meselesinde söylenen kimi siyasi çıkışlar oldu. ‘Siyasi koordinatörlük’ olarak rolünü oynamasına dair genişçe bir söylem varken, daha sonra bunun daraltıldığını olabildiğince sönümlendiğini görüyoruz. Siyasi doğruluk gereği bu söylemlerin yasal olarak da karşılığını bulması lazım” diye ekledi.
‘Toplumsal güçlere büyük rol düşüyor’
Devletin atması gereken adımların yanında tarihi bir öneme sahip bir rolün de toplumsal güçlere düştüğünü hatırlatan Rezan Sarıca, “Demokratik toplum paradigmasının asıl aktörleri devlet kurumları değil, toplumun sivil toplum yapıları, hukuki kurumları, sivil toplum örgütleridir. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir yerden bir adımın atılmasını bekleme durumu da söz konusu değil. Sayın Öcalan, demokratik toplum ve demokratik kitle örgütlerine doğrudan yaşamı demokratikleştirecek toplumsal sorunları giderecek bir sorumluluk yüklüyor. Onları beklentili ruh halinden tamamen çıkmayı gerektiren bir çağrı var” dedi.
Haber: Ömer İbrahimoğlu – Roza Arpa \ MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































