Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir. Ben bunu Akra Caz Festivali’nde gördüm. Antalya’da caz vardı. Direnç vardı. Umutsuzluğa geçit vermeme azmi vardı.

Dokuz yıldır sağlam temellere yerleşti bu festival. Akdeniz’in kıyısında yalnızca konserler düzenlemiyor; nefes alacak bir kamusal alan yaratıyor. Caz festivalini, kadim dostlarımdan olan yılların müzik emekçisi, doğa emekçisi Kadir Dursun ve ekibine, bir de Antalya’daki Akra Otel’e borçluyuz.
Kenan Doğulu’nun cazla yeniden yorumladığı şarkılarıyla başlayan bu yılki festivalden Moskova Caz Orkestrası, Dianne Reeves, Joss Stone, Kenny Garrett gibi ünlüler geçti. Ben bu şölenin son üç gününü izleyebildim.
Küba ve Afrika ritimlerini buluşturan Richard Bona-Alfredo Rodriguez Trio’dan muhteşem bir caz ziyafetinden sonra Kamerun doğumlu, New York bohemi ve dünya gezgini Richard Bona’yı tanıma, sohbetinden yararlanma fırsatı bulduk. Sahnedeki olağanüstü enerjisi, sohbet sırasında bilgeliğe dönüştü: Müziğin yeryüzünü dengede tuttuğunu anlatırken insanları nasıl kucakladığını da ortaya koydu.
GENÇ CAZIN BAŞARISI
Benim için festivalin asıl sürprizi başka bir yerdeydi: 20 yaşındaki piyanist ve vokalist Su Yavuz’da. Evet, yanlış okumadınız. Daha 20 yaşında, işin başında. Cazdan neo-soul’a, funk’tan fusion’a uzanan çalışmalarla, dijital platformlarda paylaştığı performanslarla geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmış. Bugüne kadar 30 milyonu aşkın izlenme elde etmiş. Daha yenilerde Berklee College of Music tarafından verilen “Enstrümantal Performans Ödülü”ne değer görülmüş. Ve bu, Su Yavuz’un Türkiye’deki ilk konseriydi. Berklee College of Music’te eğitimini sürdüren genç sanatçı, Chase Behar ve Angel L. Ruiz ile kurduğu SU Trio ile Türkiye’de ilk kez sahneye çıktı. Konserin özel bölümlerinde ise Türkiye’nin önemli müzisyenlerinden; gitarda Cem Tuncer, saksofonda Engin Recepoğulları, trompette Barış Doğukan Yazıcı ve trombonda Ozan Çelikel genç sanatçı ile sahnedeydi.
Müziği kadar sahnedeki varlığı da etkileyiciydi Su Yavuz’un. Gençliği, seyirciyle kurduğu ilişki, dinleyiciye bulaşan gülümsemesi, tavrı, sempatisi ve enerjisiyle milleti avucunun içine aldı.
(Meslektaşlarım bilecekler: Efsanevi gazetecimiz, Milliyet’te birlikte çalıştığım Turan Yavuz’un da kızı Su Yavuz…)
Sanki yıllardır tanıdığı insanlarla birlikte müzik yapıyormuş gibi doğal, korkusuz ve cömertti. Aynı akşam Leviers ve Mojo 5 topluluklarını da dinlerken hep aynı duyguyu yaşadım: Gençleri dinlerken dinleyiciler sadece alkışlamıyor, birbirlerine gülümsüyor, birlikte ritim tutuyor, aynı şarkının içinde yabancılıklarından kurtuluyorlardı.
Türkiye’nin gençleri, bütün baskılara, bütün belirsizliklere, gelecek kaygısına rağmen üretmeye devam ediyor, dünyaya açılıyor, dünyanın seslerini kendi sesleriyle buluşturuyor, birbirlerinden öğreniyorlardı.
Gecenin benim için bir sürprizi daha vardı: Genç cazcıları sahnede tek tek takdim eden ve sunuculuğu üstlenen Yekta Kopan, “Genç caz konserimizi dinleyicilerimizin en gencine, aramızda olan Zeynep Oral’a adıyoruz” demez mi! (Sen misin 80 yaşını kitap başlığında ilan eden! Sonucu böyle olur işte!!!) Teşekkürler Yekta! Teşekkürler Anka Caz Festivali! Teşekkürler genç cazcılar!
FİNAL FAZIL SAY’DAN
Akra Caz Festivali’nin finali, mekânın sınırlarını aşan talep yüzünden bir akşama değil, iki akşama yayılmıştı. Fazıl Say, şarkılar ve caz uyarlamalarından oluşan özel repertuvarıyla festivali taçlandırdı. Fazıl Say’a flütte Aslıhan And Say, vokalde Seda Kırankaya ve perküsyonda Aykut Köselerli eşlik etti.
Bu kez Türk edebiyatının ustalarından Ahmet Telli, Murathan Mungan, Ahmet Erhan ve elbet Nâzım Hikmet’in sözleri caz ritimleriyle buluştu.
Onları izlerken düşünmeden edemiyordum: Hepimizin bildiği “Yıldızların Altında” şarkısından Beethoven’ın “Für Elise” şarkısına geçebilmek; Âşık Veysel ile Mozart’ı piyanoda buluşturmak için Fazıl Say olmak gerek. Ya da her daim genç ve yaratıcı bir ruha sahip olmak…
Gece, alkışlar “Bir daha, bir daha” tempoları ve Görgün Taner’in İKSV Genel Müdürlüğü kutlamalarıyla sona ererken ülkemde uygulanan haksızlıklar; öğretmenlere, emekçilere, muhalif olanlara yapılan tüm zulüm gelip yüreğime yerleşiyordu. Ancak ülkemin geleceğini düşünürken asla umudumu yitirmiyordum. Çünkü Akra’nın sıcak yaz gecesinde, denizin kıyısında böyle konserler hınca hınç doluyorsa; bu ülkede hâlâ beste yapılıyor, şiir yazılıyorsa, nitelikli müzik yüceltiliyorsa… Bütün gürültülerin arasında hâlâ caz çalınıyorsa bu ülkenin umudu da hâlâ yaşıyor demektir. Ülkenin geleceği yalnızca Meclis’te değil; konser salonlarında, prova odalarında, atölyelerde, üniversite koridorlarında ve genç müzisyenlerin cesaretinde de yazılıyor demektir.
NOT: Bugün Sarıyer Edebiyat Günlerindeyim. Saat 14.00’te sohbet ve imzaya tüm okurlarımı beklerim.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/06/Adalet-icin-Amsterdamdan-Laheye-pedalladilar-360x180.jpeg)



































