Kürt fobisinin aşılması için barışın toplumsallaşmasının önemine değinen Nurten Ertuğrul, ‘Siyasilerin de zihinlerinde buna inanması lazım. Birlikte olmayı, eşit olmayı, o Meclis’te bulunanların da Kürtlerle eşit olmayı kabul etmeleri gerekiyor’ dedi
İstanbul’da 13-14 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, ortak yaşamın inşasına dair tartışmalara ev sahipliği yaptı. Konferansa katılan farklı isimler, cumhuriyetin demokratikleşmesinin önemine vurgu yaptı.
Katılımcılardan hak savunucusu Nurten Ertuğrul ile Kürt sorununda yüzyıllık çözümsüzlüğü dayatan anlayışı ve demokratikleşme ihtiyacına dair konuştu. Demokratikleşmeye olan ihtiyacın geçmiş yüzyıla bakılarak daha iyi anlaşılacağını belirten Nurten Ertuğrul, Cumhuriyet kurulmadan önceki yapıda Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Türkler ve Arapların ortak yaşamı birlikte inşa ettiklerinden bahsetti. Herkesin kendi inancı, kimliği ve varlığıyla eşit bir şekilde insanca yaşamasının koşullarının oluştuğunu söyleyen Nurten Ertuğrul, cumhuriyet ile birlikte bu koşulların “tekleştirme” politikası ile yok edildiğini ifade etti.
‘100 yıldır hastalıklı bir toplum oldu’
Bu politikanın yıllar içerisinde pek çok sorunu beraberinde getirdiğine vurgu yapan Nurten Ertuğrul, “Özellikle 90’lı yıllardan sonra demokratik dönüşüme niye ihtiyacımız var? Bu ülke 100 yıldır ya darbelerle ya da tek tip yönetimlerle yönetildi. 1950’lere kadar tek partiyle gelen süreçten sonra çoğulcu sisteme geçildi ama belli bir bölgede siyaset işlemiş diğer tarafta yani Kürdistan bölgesi 17 yıl olağanüstü hal ile yönetilmiş. Şimdi bir ülke düşünün. Bir ülkede iki tane sistem olur mu? İkili hukuk sistemi? Bir bölgede normal hukuk işletilmiş, bir bölgede farklı hukuk işletilmiş. Olağanüstü Hal bölgesinin kanunları, yasaları işletilmiş. Diğer tarafta da normal, yani olması gereken hukuk işletilmiş. Yani bu, birbiri ardına gelen bir süreç. 100 yıldır sürekli bir toplum acıdan bahsedebilir mi? Eğer acıdan bahsediyorsa bunda büyük bir sıkıntı var. Türkiye toplumu her kesimiyle 100 yıldır hastalıklı bir toplum oldu” ifadelerini kullandı.
‘Kimlik reddi, dil reddi, cinsiyet reddi ile karşı karşıyayız’
Çoğulcu sisteme geçişin “demokratik bir seçim yaptım” demekle olmayacağının altını çizen Nurten Ertuğrul, bunun öncelikle bütün toplum kesimleri tarafından hazmedilmesi ve bu bilincin halka verilmesi gerektiğini belirtti. Nurten Ertuğrul, “Bir topluma bakar mısın? Padişahlıkla yönetilmiş, ondan sonra Cumhuriyet kurulmuş. Tekçi yönetimlerle birlikte sürekli bir dayatma; kimlik reddi, dil reddi, cinsiyet reddi ile karşı karşıyayız. Mesela ben inanan bir kadın olarak diyorum ki Allah’ın bana verdiği hakkı sistem benim elimden aldı. Efendim, niye başörtüsü örtüyorsun? O başörtüsüyle ilgili yaşatılanların bakiyesinden kalan bugünkü sistem oldu. Siz bir toplumun sosyolojisiyle bu kadar uğraşamazsınız, oynayamazsınız. Mesela burada çok kaliteli, çok verimli bir topluluk var ama sadece konuşmakla bir şey başaramayız. Bunun topluma, alt tabakaya yansıtılması lazım. Demokrasi nedir? Hak nedir? Hukuk nedir? Yani hak, hukuk demek beni yöneten bir siyasi partinin hakkı değil ki. Onun gücü, onun otoritesi değil ki. Bugün sistem belli ki bir şeyin dönüşümünü istiyor. Yani orada bir tıkanıklık var ve bunun dönüşümünü istiyor. Suriye’de başlayan olaylarla birlikte Devlet Bahçeli, eğer gidip DEM Parti Eş Genel Başkanlarının elini sıkmışsa ve çıkıp Abdullah Öcalan gelsin, örgütünü feshetsin, Meclis’te konuşsun demişse, bu çok anlamlı bir şeydir” şeklinde konuştu.
‘Bilinç altında Kürtlerle eşit olmak istemiyorlar’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde atılması gereken adımları da değerlendiren Nurten Ertuğrul, 2013-2015 yılındaki çözüm sürecini hatırlatarak, o dönemki uygun zaman ve şartların “Kürt fobisi” nedeniyle sonuca ulaşamadığını belirtti.
Bu fobinin aşılması için barışın toplumsallaşmasının önemine değinen Nurten Ertuğrul, “Siyasilerin de zihinlerinde buna inanması lazım. Birlikte olmayı, eşit olmayı, o Meclis’te bulunanların da Kürtlerle eşit olmayı kabul etmeleri gerekiyor. Bilinç altında Kürtlerle eşit olmak istemiyorlar. Ben böyle görüyorum. Yoksa 100 yıldır senin ülkenin bütün kaynaklarını, gücünü, her şeyini emen bir meseleyi sen niye çözmeye yaklaşmazsın? Efendim, ben Atatürkçüyüm peki, Atatürk yola kim ile çıktı? Yani o 6 okun amacı böyle tek tek kimlikleri vurmak mı? Yoksa bütün sorunları çözmek mi? Mesela Cumhuriyet Halk Partisi’nin 6 oku varsa, orada devletçilik varsa, senin o zaman bu devletin içerisinde var olan sorunları çözmen lazım. Pozitif milliyetçilik ve negatif milliyetçilik. Milliyetçiliği iki anlamda ele alırsak, olumlu, pozitif yerden bakarsak milliyetçilik iyi bir şeydir. Ben kendi kimliğimi, kültürümü, dilimi nasıl yaşamak istiyorsam, yanımdaki insana da aynı hakkı tanıyabilmeliyim. Şimdi birinci çözüm süreci heba edildi. 66 yasa geçti. Sonradan muhalefet komisyona üye vermediği için o süreç heba edildi. Çok yıkıcı, acı verici her iki kesim için. Türkler ve Kürtler için büyük sıkıntılar yaratan süreç. Şimdi devlet karar vermiş ve bunu çözmek istiyor. Samimi midir, değil midir niyet okuması yapamam. Bir hak savunucusu olarak niyet okuyacak yerde değilim. Bu söz ağızdan çıkmışsa ben bu söze bakarım. Ve ben bu sözü yerine getirebilmek için, bir hak savunucusu olarak elimden ne gelirse yaparım. Yapılması için de gücümüzün yettiğince her tarafa ulaşmaya çalışırım” ifadelerini kullandı.
‘Bizim barışı inşa etmek için bugünü de unutmamamız lazım’
Eşitlik ilkesine vurgu yapan Nurten Ertuğrul, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın “DEM Parti ana dili Kürtçe olan bir adayla çıkmak isteyebilir. Biz burada ortaklaşmayabiliriz” açıklamasına tepki göstererek, “Sen nasıl ki Kürtlerin oyuyla Meclis’e taşınmışsan, o zaman Kürtlerin başkanlığını da kabul edeceksin. Sen kafanda, sosyalistim diyorsun sosyalist, farklı kimliklerin sorunlarında hiçbir şey istemeden gider, yanında durur. Onunla mücadele eder, hedefe ulaşır, ondan sonra gelir. Sen ondan sonra adaylık da istersin, başkanlık da istersin. Kendi gücünle var olduktan sonra her şeyi istersin. Bunu istemeye hakkın var. Ama sen şimdi Kürtlerin sırtına binerek bir yerlere gelirsen, bu sözü söyleyemezsin. Önce kendi gücünle, var olan gücünle bir Meclis’e gir. Ondan sonra dön. Yani böyle altını kazısam, bana göre altından şovenizm çıkar. Tabii ki altında şovenizm var, ırkçılık var. Bizim barışı inşa etmek için bugünü de unutmamamız lazım” diye belirtti.
Nurten Ertuğrul, her dönemde artan kadın kırımı, kadına yönelik şiddet, ekolojik ve ekonomik yıkım ile dış politikadaki başarısızlık gibi bütün sorunların temelinde Kürt meselesinin yattığını söyledi. Konuşmasında Kürt meselesinin çözümünün de çok basit olduğunu belirten Nurten Ertuğrul, şöyle devam etti:
“Nedir bu çözüm? Kimlikler, ırklar Allah’ın ayetleridir. Hani Müslüman’ım diyorsun ya, ayetler de var: ‘Biz sizleri farklı farklı yarattık, farklı dilleri, farklı kimlikleri yarattık birbirinizi tanıyasınız diye, her biriniz Allah’ın ayetisiniz’ diyor. Sen şimdi benim kimliğimi kabul etmeyerek, Müslüman’ım diyerek Allah’ın ayetine mi karşı çıkıyorsun? Türk Türktür, Arap Araptır, Kürt Kürttür, Ermeni Ermeni’dir. Hepimiz Allah’ın ayetiyiz. Sen bir kimliği üzerinde taşıyarak kendini benim üzerimden nasıl var edebilirsin veya başka kimlikler üzerinde kendini nasıl var edebilirsin? Bu ne insanidir, ne vicdanidir, ne hukukidir. Ne de cumhuriyetin kendi üzerinde taşıdığı misyona yakışır bir şeydir. Genişletebiliriz bunu. Çok uzun uzadıya söyleyebiliriz. Onun için önce bunu hazmedeceksin. Çok basittir. Hazmedeceksin. Farklılıkları kabul edeceksin. Gerisi de çok kolay, kendiliğinden çözülecek. Çünkü burada büyük direnç var.”
Sorunun çözümünde bir sürü mekanizma olduğunun da altını çizen Nurten Ertuğrul, son olarak şu öneri ve çağrıda bulundu:
“Mesela siyasi partiler kendi toplumlarını örgütleseler, anlatsalar buradaki değerli konuşmacılar gibi kendi akilleriyle sempozyumlar yapsalar; ev ev, kahve kahve dolaşsalar otobüste, metroda, yolda, her yerde, parkta otururken bunu anlatsalar. Türkiye toplumu öyle kötücül bir toplum değil. Bu kadar uğraşmalarına rağmen iç savaş çıkartmamışsa, bu toplumda bu mesele çözülür inancındayım. Lütfen bu mesele bitsin artık. O kadar büyük gelişmeler varken, sen bunun gerisinde kalıp da benim ırkımla, dilimle, kimliğimle, cinsiyetimle uğraşma artık. Bu dönem, o dönem değil artık. Ben ayıp addediyorum. Bu ayıbı bitirmek için, bütün toplumun bu meselenin arkasında olması için bir Kürt kadını olarak, bir hak savunucusu olarak çağrıda bulunuyorum.”
Haber: Necla Demir Arvas – Melik Varol \ MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































