Sürece dair değerlendirmelerde bulunan Kürdistan Özgürlük Hareketi Üyesi Helin Ümit, ‘Erdoğan’ın dediği gibi süreç hızlanacaksa, Bahçeli’nin dediği gibi Türkiye Yüzyılı olacaksa, Önder Apo’nun siyasi ve hukuki statüsü tanınmalı, Önder Apo fiziki olarak özgür olmalı. Bu temelde bu sürecin baş müzakerecisi olarak çalışma yürütebilmeli’ dedi
Medya Haber televizyonunda yayınlanan Özel Program’da konuşan Kürdistan Özgürlük Hareketi Üyesi Helin Ümit, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da yaşanan önemli gelişmeleri değerlendirdi.
Nobel Ödüllü 82 ismin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için “umut hakkı”nın uygulanması talebiyle kaleme aldığı mektuba işaret eden Helin Ümit, şöyle devam etti:
“Bu 82 aydın da özellikle Ortadoğu’daki gerilimi, savaşı, kan deryasını göz önünde bulundurarak Önder Apo’yu işaret ediyorlar. Bunu ben şöyle biraz da değerlendiriyorum aslında.
Aydınların girişim çok anlamlı
Biliyorsunuz Türkiye’de, Kürdistan’da aydınlar var ya da aydın geçinenler var. Fakat Önder Apo’nun gerçekten en az imkânla geliştirmek istediği Barış ve Demokratik Toplum Süreci karşısında oldukça duyarsızlar. Böyle altında başka şeyler arıyorlar fakat sınırların ötesinden gerçekten insanlığın vicdanını temsil eden böyle bir kesimin ortaya çıkması umut verici ve gerçekten çok anlamlı. O anlamıyla ben bu çağrı metnine imzasını atan tüm aydınları selamlıyorum. Tabii sadece çağrı ile kalmamalarını diliyorum. Yapacak çok şey var. Ortadoğu için, dünya için, Kürdistan için, Kürtler için yapacak çok şey var ve bu gerçekten uluslararası bir sorun. Kürdistan’daki sorun, Kürt varlığı ve özgürlüğü sorunu bir uluslararası sorun. O anlamıyla bu aydınların girişimleri oldukça anlamlı.
Önderliğin sesini duydular
Siz de ifade ettiniz, yaptıkları çağrıda Önder Apo’nun konumunu tanımlıyorlar. Hem statüsünü tanımlıyorlar, hem de barış kişiliği olduğunu ve böyle bir dönemde barış için çalışan önderlerin, öncülerin desteklenmesi gerektiğinin altını çiziyorlar. Bu çok önemli bir vurgu. Dikkat edin, hemen, hemen dünyanın her köşesinde savaş tamtamları çalıyor. Zaten Ortadoğu’da savaş çok yoğunlukla devam ediyor. Böyle bir ortamda aslında başka bir modernitenin temsilcisi olarak Önderliğin sesini bu insanlar duymuş bulunuyor. Evet, şeye dikkat çekiyorlar çağrılarında, umut hakkının uygulanması gerektiğini, bu konuda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin üzerine düşen görevleri yapması gerektiğini belirtiyorlar.
Önder Apo’nun siyasi statüsü netleşmeli
Fakat bununla da yetinmiyorlar. Daha fazlasını söylüyorlar. Diyorlar ki hukuki ve siyasi statüsü netleşmeli. Önder Apo bu süreci etkili yürütebileceği bir pozisyon kazanmalı. Fiziki olarak özgür olmalı diyorlar ki biz buna sonuna kadar katılıyoruz. Öyle söyleyebilirim. Buradan yola çıkarak şunu da ifade etmek istiyorum; Türkiye’de de, Kürdistan’da da vicdanlı insanlar var, aydınlar var, toplumsal soruna eğilmek isteyen kesimler var. Fakat özellikle medyayı işgal eden bir kesim var. Tam bir körlük içerisindedir. Tam bir anlam körlüğü içerisindedir. Bu 82 aydın bu çağrıyı yaptığı zaman bende yarattığı şey o oldu. Yanı başındaki soruna, içinde bulunduğu atmosfere bu kadar duyarsız olan bir gerçeklik var Türkiye ve Kürdistan’da, aydınlar açısından söylüyorum. Ya da yazarlar açısından söylüyorum, bilim insanları açısından söylüyorum.
82 aydının yaptığı açıklamayı sadece Kürt ve Kürdistan açısından ele almıyorum. İnsanlık açısından bir çağrı yapıyorlar. Dünyanın, dünya sisteminin geldiği durumu görüyorlar. İnsanlığın bunalımını görüyorlar. Böyle bir bunalım ortamında Önder Apo’nun bir çözüm merkezi olarak ortaya çıktığını görüyorlar ve bunu destekliyorlar. Gerçekten bu güzel bir gelişmedir. Hayatımızda sadece olumsuz gelişmeler yok, bir de böyle güzel gelişmeler oluyor diyebilirim.”
Türkiye’ye neden yaptırım uygulanmadı?
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Haziran ayında düzenlediği toplantıda “umut hakkı”nı gündeme almayışına dair de değerlendirmelerde bulunan Helin Ümit, şöyle devam etti:
“Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye üzerine bir yaptırım kararı alması bekleniyordu. Fakat bu böyle olmadı. Şimdi bu neden böyle oluyor? Esas sorun bu. Avrupa sistemi, Avrupa sistemi içerisinde oluşan kurumlar neden Kürt varlığı ve özgürlüğü konusunda böyle bir tutum içerisindeler? Esas olarak sormamız gereken, tartışmamız gereken, anlamamız gereken konu bu oluyor.
‘Gerici bir yaklaşım var’
Tam tersine, Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt sorununun çözümünden geçer mottosuyla Önder Apo’nun başta ‘umut hakkı’ olmak üzere statüsünün tanınması için destek vermeli. Böyle olursa, evet, 60 milyon Kürt’ün önderliği Önder Apo’dur. Evet, başka siyasi eğilimler de var, başka akımlar da var. Kürtler de tek, homojen bir şey değil ama tartışmasız tek önderlik Önder Apo’dur. Bunun tanınması gerekir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi niye Önder Apo’nun ‘umut hakkı’ hakkında bir cümle kurmuyor? Hangi çıkar hesabı? Çıkar hesabı var çünkü aslında hukuki olarak, yasal olarak bu başvuruları değerlendirmesi lazım. Kürtler binlerce mektup yazdı, Kürtler günlerce kapılarında kaldı, binlerce dosya birikti. Önderliğin kendi başvuruları var. Tüm bunlara rağmen bu böyle tutuluyorsa demek ki orada böyle çok gerici bir yaklaşım var diyebilirim.”
‘Kürt halkı Önder Apo’ya yürekten bağlı’
Kürt halkı ile Abdullah Öcalan arasında kurulan bağa işaret eden Helin Ümit, şunları kaydetti:
“Kürt halkı Önder Apo’nun ne istediğini tanıyor, biliyor. Ona yürekten bağlı. Bunun için en değerli canlarını bu mücadeleye 50 yıldır aralıksız hep kattı Kürt halkı. Yemedi, bize yedirdi. Öyle söyleyebilirim, ekmeğini böldü, Kürt halkı yoksul bir halk. Bizi halkımız ayakta tuttu, bu anlamıyla halkımızla, Kürt halkıyla aramızda kimsenin yıkamayacağı bir bağ var.
‘Türkiye toplumuna ulaşmamız lazım’
Fakat Türkiye halkı, özel savaşın da etkisiyle, devletin özel tedbirleriyle de, ama bizim de yeterince belki de Türkiye toplumuna kendimizi anlatmamamızdan kaynaklı, bizi tanımıyorlar, bilmiyorlar. Nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye istediğimizi bilmiyorlar. Bizim Türkiye toplumuna ulaşmamız lazım. Çünkü barış iki kanatlı kuştur. Fakat bu kuşun bir kanadını devlet değil, halklar oluşturur. Bu sözü biliyorsunuz, Devlet Bahçeli söyledi. Fakat o kanadın gerçekten uçabilmesi için nasıl Kürt halkı kanatlanmaya çalışıyorsa, tek kanatla kanatlanamıyorsa, Türkiye toplumuyla birleşebilmeli, bütünleşebilmeli. O zaman Türkiye yükselebilir.”
‘Pratikte herhangi bir şey yok’
Sürecın hızlanması gerektiğine de işaret eden Helin Ümit şunları ifade etti:
“Mesela ellerini kim tutuyor? Kim önlerinde engeldir? Bu haftaki konuşmaları ben de dinledim. Grup toplantısı konuşmaları vardı. Çeşitli yerlerdeki açıklamalar vardı. İnsan şaşırıyor. Pratiğin sorumlusu olanlar tempomuzu artıracağız, hız kazandıracağız diyorlar. Fakat ortada böyle bir durum yoktur. Şöyle söyleyebilirim, gerçekten Türkiye’nin en ağır ve ciddi sorununu böyle ortada bırakmak nasıl geliyor bana, böyle tam tanımlayamıyorum ama süreç karşısındaki belirsizliği gösteriyor. Bu aşırı derecede kaygı yaratan bir husustur. Bunu öyle ifade etmek istiyorum. Devlet Bahçeli sıklıkla sürecin öneminden, ısrarcı olacaklarından bahsediyor. Çeşitli önerilerde bulunuyor. Bulundu mesela, Önder Apo’nun da buna dönük değerlendirmeleri oldu. Fakat pratikte herhangi bir şey yoktur. Mesela en son bizim eleştiri ve retlerimizle birlikte söylüyorum.
Erdoğan sürecin devlet inisiyatifi olduğun kabul etti
Hatırlarsanız değerlendirmiştik o yedi maddelik bir değerlendirme, sürece dair bir yol haritası olarak devletin, devlet kanadının konsensüse vardığı hususları Devlet Bahçeli ağzından öyle ifade etmişlerdi. Bizim ona dönük eleştirilerimiz ve retlerimiz devam ediyor. Son dönemde Tayyip Erdoğan o sessizliğini kırdı. Sürecin bir devlet inisiyatifi olduğunu kabul etmiş oldu. Fakat şöyle söyleyebilirim. Devlet ciddiyetine yakışmayan, devletin ağırlığına yakışmayan bir durum vardır. Gerçekten devlet ciddiyetine göre gitsek, devletin bunu açıkça ifade etmesi lazım, adını koyması lazım. Fakat ısrarla bundan kaçınan bir durum var ve bu soru işaretlerini çok fazla artırıyor. Kaygı yaratıyor. Tekrar da olsa yine söyleyeceğim. Biz üzerimize düşen her şeyi yaptık. Bütün sürecin yükü Önder Apo’nun sırtına bırakıldı. Şöyle bir şey var. Mesela ekonomik sorun var, isteniyor ki Önder Apo çözsün. Mesela bölgesel kriz var, dış ilişkilerde problem var. İran’la, Suriye’yle ya da Irak’la, isteniyor ki Önder Apo çözsün. Fakat öyle bir pozisyonda Önder Apo’yu tutuyorlar ki statüsü yok. Nasıl yapabilir?
Süreç demokratik entegrasyon süreci
Evet, Önderliğimiz bir çözüm gücüdür. Önderliğimiz bir siyasi dehadır. Ben mesela şuna yürekten inanıyorum, inanmanın da ötesinde biliyorum; Önder Apo’nun fırsatı olsa gerçekten Türkiye’yi demokratikleştirerek ayağa kaldırma gücü var. Her konuda Önder Apo’nun bir çözüm iradesi, gücü vardır. Fakat mevcut siyasal iktidar, yönetici erk buna izin vermiyor. Belli ki tartışmalar devam ediyor. Her şey bize de hemen yansıyor, ulaşıyor gibi bir durum yok, kimse öyle anlamasın. Çünkü bizim müzakerecimiz Önder Apo’dur. Baş müzakereci Önder Apo’dur. Muhtemelen Önder Apo’yla da tartışmalar yürütüyordur devlet heyeti. O anlamıyla şu tespiti yapmıyorum, süreç dondu, süreç kesintiye uğradı gibi tespitlerimiz yoktur. Fakat hani şöyle deniliyor ya, süreç devam ediyor. Devam ediyor kavramı bir hareket fiili. Hareket yok süreçte. Nereye devam ediyor? Gelmiş bir eşikte durmuş. Bu eşiğin adı demokratik entegrasyon sürecidir.”
Entegrasyonun ilk şartı Önder Apo’nun statüsünün tanınması
Abdullah Öcalan’ın statüsünün önemine de dikkat çeken Helin Ümit, şöyle devam etti:
“Demokratik entegrasyon sürecinin gelişmesi için gerekli olan ilk şart, tek şart demiyorum, ilk koşul, olması gereken baş müzakerecinin siyasi ve hukuki statüsünün tanınmasıdır. Önder Apo’nun statüsünün tanınmasıdır. Bu da hiç şöyle olamaz, geçici bir şey çıkartırız, geçici bir yasa olur, onunla tırnak içinde dağdakileri indirir, hop kaldırırız, her şey eskisi gibi devam eder. Gerçekten aklımızla alay edilmemeli. Böyle olamaz. O yüzden samimi bir şekilde eğer gerçekten Türkiye Yüzyılı deniliyorsa iyi tanımlansın. Yeni yüzyılda Türkiye’yi ne bekliyor? Mesela bu tanımlansın. Eski yüzyıldan farklı olacak olan şey yeni Türkiye Yüzyılı’nda ne olacak? Eğer bir yenilik olacaksa bu Türk-Kürt ittifakına dayalı yeni Türkiye Cumhuriyeti olacak. Başka türlü Türkiye’de bir yenilenme olamaz. Çünkü Türkiye’nin temel sorunu bu. Temel yarası bu, hastalığı bu.
Diyalog zeminine hep açık olduk
Bu süreç bir çağrıyla başladı. Biz ya da Önder Apo kimsenin kapısını çalmadı. Şunu demek istemiyorum, kimse yanlış anlamasın, bizim Türkiye’de demokratik temelde diyaloğa ihtiyacımız yoktu, böyle bir arayışımız yoktu, böyle bir istemimiz yoktu anlamı çıkmasın. Kesinlikle öyle değil. Biz demokratik diyalog zeminine hep açık olduk, hep bunun arayışı içerisinde olduk, hep bunun zeminini ortaya çıkartacak faaliyetler içerisinde bulunduk. Fakat Ekim ayında başlayan süreç, biliyorsunuz, Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başladı. Ne demişti Devlet Bahçeli? PKK’yi feshetsin Önder Apo, silahlı mücadeleye son versin, umut hakkından yararlansın, gelsin DEM sıralarında siyaset yapsın. Şimdi bunlardan işte hangileri oldu? PKK’nin fesih süreci tamamlandı, silahlı mücadele stratejisine son verildi.
Peki diğerleri? ‘Umut hakkı’yla Önder Apo’nun siyaset yapma hakkı verildi mi? Ama ciddiyet biraz, sadece söz kurma sanatı değildir politika. Politika aslında bir eylem alanıdır. Evet, siyasetin bir parçası olarak söz kurmayı değerlendiriyoruz ama esas olarak politika karar alıp onu pratikleştirmektir. Demek ki bu konuda ya böyle bir şey beklemiyorlardı, bu kadar gelişme olacağını, Önder Apo’nun gerçekten bu tempoda bu süreci geliştireceğini beklemiyorlardı ya da böyle garip bir oyun içerisindeler. Eğer Erdoğan’ın dediği gibi süreç hızlanacaksa, Bahçeli’nin dediği gibi Türkiye Yüzyılı olacaksa, Önder Apo’nun siyasi ve hukuki statüsü tanınmalı, Önder Apo fiziki olarak özgür olmalı. Bu temelde bu sürecin baş müzakerecisi olarak çalışma yürütebilmeli.”
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































