YORUM | PROF. DR. MEHMET EFE ÇAMAN
Anayasa nedir? Kendi anayasasına uymayan bir hükümet ne anlama geliyor? Anayasa nedir? Devlet mimarisi nedir? Devleti yönetenlerin güç aşımında bulunmamaları nasıl sağlanabilir? Çoğulculuğun devamı neden önemli? Hukukun üstünlüğü dendiğinde neyi kastediyoruz? Hukuk neden üstündür? Güçler ayrılığı nedir? Çoğunluk kararı hükümetlere istediğini yapma hakkı verir mi? Siyasal tercihlerin ve politikaların sınırı var mıdır?
Soruları çoğaltmak mümkündür.
Bunların tümü devlet kuramına ait meseleler ve çoğunlukla ne siyasal aktörler, ne de siyasi kararların muhatabı olan vatandaşlar bunlar üzerine fazla kafa yormaz. Devletin temel kurumlarına ilişkin meselelerde deneme yanılma türü derme çatma çözümler veya umursamama ve ilgisizlik hali gibi yaklaşımlar sıklıkla karşımıza çıkar. Oysa evinizde bir elektrik sorunu olduğunda veya musluğunuz bozulduğunda deneme yanılma türü bir yaklaşıma da, derme çatma çözümlere de itibar etmezsiniz. Ya da soruna ilgisiz kalmaz, umursamazlık etmezsiniz. Sizin ve ailenizin yaşamını doğrudan doğruya etkileyen devlete ilişkin sorunlara, evinizdeki elektrik veya su tesisatına ilişkin sorunlardan daha az önem vermeniz gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
İçine doğduğumuz, sosyalleştiğimiz, eğitildiğimiz, hatta endoktrine edildiğimiz koşullarda iktidar ilişkilerine ve yönetime dair konularda çoğu zaman bilmediğimizi bile bilmeden yaşar gideriz. Oysa ödediğimiz vergilerin hesabını sormak ya da çocuklarımızın okullarda neden bir yabancı dili bile doğru düzgün öğrenemediğine kafa yormak gibi meseleler doğrudan yaşam kalitemize ilişkindir. Tüm bunlar toplumsal organizasyona dair konular ve politikanın neden hayatımızda belirleyici bir rol oynadığına dair basit ama etkili örnekler.
Sahip olduğunuz haklar tek başına bir anlam ifade etmiyor; o hakların ayırtında olmak ve bilinçli bir biçimde size ait olanın gereğini talep etmek lazım. Çoğumuz cebimizden cüzi miktarda bir para çalınsa veya bakkal para üstünü yanlış verse bunu önemseriz ve hakkımızı ararız. Ama kaçımız ödediğimiz vergilerin hortumlanmasını veya yandaşlara peşkeş çekilmesini aynı şekilde önemsiyor? Hazine denen şeyin sizin cebinizden çıkan varlık olduğunu düşündünüz mü? Alınan her bir siyasi kararın bir fiyatı var. Kaynaklar halkın vergileriyle oluşuyor. Maddi çürüme merkezi bir sorun ve kökeninde moral (ahlaksal, etik) erozyon yatıyor. Sahip olunan hakları kullanmamanın – çünkü bunu bilmiyorlar! – bedeli olan yaşam standartlarında düşüklük nedeniyle hak ettiğinizin çok altlarında varlık sürdürüyorsunuz. Demek ki siyaset ve yaşam standartları birbiriyle bağlantılı olduğu kadar, siyasetin denetimi meselesi de yaşam standartlarını doğrudan etkiliyor.
Anayasa devlet mimarisini oluşturuyor. Devletin organize suç çetesi ile arasındaki farkın uygulanan bir anayasa olmasından hareketle, mevcut anayasaya uymak bir iktidarın meşru olup olmadığına dair esas meseledir. İktidarların anayasaya uymamak gibi bir özgürlüğü olamaz. Anayasayı değiştirmek her zaman mümkündür. Anayasanın bazı ilkelerini eleştirmek de haktır. Ancak nitelikli çoğunluğa ulaşmadan anayasayı değiştirmek mümkün değil. Değiştiremedik ama uymak zorunda da değiliz yaklaşımı her türlü meşruiyeti yok etmenin yanı sıra büyük bir suçtur; bu sivil darbe teşebbüsüdür, cezası da ağırdır. Bunun başarılması net sivil darbedir ve teşebbüsün bir adım ötesinde, anayasanın öngördüğü en büyük suçtur. Devleti ortadan kaldırmak anlamına gelen anayasaya uymamak suçu vatana ihanettir, yaptırıma tabidir; cezasının en ağır biçimde Yüce Divan’da verilmesi gerekir.
Demek ki kendi anayasasına uymayan şey devlet olamaz. Bir hükümet kendi anayasasına uymuyorsa artık darbecidir, vatan hainidir, suçludur ve meşruiyetini yitirmiştir. Dahası altındaki legal – yasal – zemini de kaybetmiştir. İktidarı artık demokratik meşruiyete ve kanuniliğe dayanmamaktadır. Anayasal düzenin ortadan kaldırılması fiili gerçekleşmiştir. Bunu yapan bir egemen güç iktidarda olsa bile meşru olamaz; seçim kazansa bile bu onun yaptığını aklamaz veya mazur göstermez.
Anayasaların birincil ve asli görevi yürütmenin gücünü sınırlandırmaktır!
1215 Magna Carta’dan bu yana siyaset kuramının en temel meselesi iktidarların gücünün sınırlandırılması olmuştur. İyi kral yaklaşımı da denen, karar alıcı figürün erdemli olması olasılığı üzerine inşa edilen devlet konseptinde kalıcı ve kurumsal iyi yönetim olmaz. Bir kral veya padişah iyi olabilir, kurallara riayet eder veya erdemli davranır, ama bu ondan sonra geleceklerin de kendi inisiyatifleriyle iyi olacakları anlamına gelmez. Gücün denetimi gerekliliği açmazdan doğdu. Monarkın mutlak gücü onu yasa üstü olarak konumlandırır. Meşruti sistem anayasal bir mimari oluşturarak monarkı da yasalara tabi kılar. Bu da ister istemez hukukun monarktan daha güçlü olmasını gerektirir. Hukuk bu yüzden siyasi karar alıcıların iktidarından daha güçlü olmak zorundadır. Hukukun üstünlüğü sadece bir kelime oyunu veya kulağa hoş gelen bir ideal değil, iyi yönetimin ve hesap verebilirliğin bizzat ön koşuludur.
Modern devlet kuramının temeli gücü sınırlandırılmış iktidardır. Demokrasinin de temeli budur. Eğer iktidarlar yasa üstü olsaydı çürüme kaçınılmaz olurdu. Dolayısıyla hukukun üstünlüğü ile yaşam kalitesi arasında da doğru orantı vardır.
Demokrasinin olmazsa olmazı olan çoğulculuk – insanların birbirinden farklı düşünme özgürlüğü – ancak belirli koşullarda var olabiliyor. Bu koşulların temelini hukuk devleti oluşturur. Onun da zemini güçler ayrılığı ve yargı erkinin üstünlüğüdür. Demokrasilerde son sözü yargı söyler. Yargının gücünü yürütmeye kaptırdığı siyasal sistemlerde demokrasi ve çoğulculuk olamaz. Bu tür ülkelerde devlet bir baskı aracıdır ve çürümenin devamına hizmet eden bir paravandır. Size her şeyin yolunda olduğunu söylerlerken kapalı kapılar ardında hem vergi paralarınızı gasp ederler, hem de hak ve hukukunuzu.
Dolayısıyla siyasal tercihlerin ve politikaların sınırı anayasa ve hukuktur.
Hukuktan kopuş bir siyasal iktidarı gayrimeşru kılar ve ona karşı her tür mücadeleyi meşrulaştırır. Hukuktan kopuk, kendi anayasasına bile uymayan bir iktidarın konsolide olduğu bir ülkede muhalefetin seçimler yoluyla iktidara gelmesi düşük bir olasılıktır. Bu tür rejimler tek adam ve parti devleti tezahürlerinin ortaya çıktığı, yaşam koşullarının çok kötü olduğu, sistematik ve ağır insan haklarının sıradanlaştığı distopyalardır.
Türkiye’de olanların kuramsal özeti budur. Türkiye işte bu nedenlerle bir distopyadır.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































