HASAN CÜCÜK | ANALİZ
Bir zamanlar NBA denildiğinde akla gelen ilk şey Amerikan yıldızlarıydı. Michael Jordan’ın efsaneleşen gökyüzünde süzülen silueti, Kobe Bryant’ın bitmek bilmeyen hırsı, LeBron James’in fiziksel üstünlüğü ya da Stephen Curry’nin oyunu değiştiren şutları… NBA, uzun yıllar boyunca Amerikan spor kültürünün en güçlü vitriniydi. Ancak bugün o vitrinin merkezinde artık Amerikalılar yok.
Üst üste sekizinci kez NBA’in En Değerli Oyuncusu (MVP) ödülü Amerikalı olmayan bir basketbolcuya gitti. Kanada’dan Shai Gilgeous-Alexander’ın ikinci kez kazandığı ödül, aslında çok daha büyük bir dönüşümün sembolü. Çünkü artık dünyanın en iyi basketbolcuları Amerika’dan çıkmıyor.
Shai Gilgeous-Alexander Oklahoma City Thunder formasıyla üst üste ikinci kez NBA’in en değerli oyuncusu seçildi.
Son yıllarda NBA’in zirvesini ele geçiren isimlere bakmak bile değişimi anlamaya yetiyor:
- Sırbistan’dan Nikola Jokić
- Yunanistan’dan Giannis Antetokounmpo
- Slovenya’dan Luka Dončić
- Fransa’dan Victor Wembanyama
- Kanada’dan Shai Gilgeous-Alexander
Bu oyuncular yalnızca yıldız değil; aynı zamanda oyunun yönünü belirleyen figürler. NBA uzmanı Peter Wang’a göre bu durum Amerikalılar için ciddi bir kimlik krizine sebebiyet veriyor: “Amerikalılar, basketbolda dünyanın geri kalanından daha iyi olduklarına inanıyordu. Şimdi ise ligin en iyi oyuncularının tamamı yabancı.” Bir dönem “Amerikan oyunu” olarak görülen basketbol, artık küresel bir zekâ savaşına dönüşmüş durumda.
NBA çevrelerinde son dönemde en çok konuşulan isim hiç şüphesiz Victor Wembanyama. 2.24’lük boyu, guard çevikliği ve sıra dışı oyun zekâsıyla Fransız yıldız, daha 22 yaşında olmasına rağmen “geleceğin tartışmasız süperstarı” olarak gösteriliyor. Basketbol dünyası ona kısaca “Wemby” diyor. Ve birçok uzmana göre önümüzdeki on yıl boyunca NBA’in yüzü olacak. Bu da Amerikalılar için daha rahatsız edici bir tablo: NBA’in geleceğini şekillendirecek oyuncu da Amerikalı değil.
Yunanistan’dan Giannis Antetokounmpo (solda) ve Sırbistan’dan Nikola Jokić (sağda) NBA’in en iyi oyuncularından
ABD basketbolu yıllarca fiziksel üstünlüğüne ve bireysel yetenek kültürüne güvendi. Ancak dünya değişti. Özellikle Balkanlar ve Baltık ülkelerinde yetişen oyuncular artık yalnızca fiziksel olarak değil, oyun zekâsı açısından da NBA seviyesinin üzerine çıkabiliyor. Avrupa basketbol sistemi; pas oyununa, takım organizasyonuna ve çok yönlü gelişime odaklanıyor. Oyuncular küçük yaşta tek bir role sıkıştırılmıyor.
Peter Wang bunu şöyle açıklıyor: “Avrupa modeli daha akıllı ve daha komple oyuncular yetiştiriyor. Amerikalılar ise hâlâ bireyselliğe dayalı sokak basketbolu kültürüyle büyüyor.” Bugün Nikola Jokić gibi bir pivotun oyun kurucu gibi oynaması ya da Wembanyama’nın 2.24 boyuyla dış şut atabilmesi, bu sistem farkının sonucu.
Amerika aslında yeni süperstarlarını çıkarmaya çalıştı. Ja Morant ve Zion Williamson, LeBron sonrası dönemin yüzü olarak görülüyordu. Ancak saha dışı problemler, disiplin sorunları ve sakatlıklar bu hikâyeyi yarıda bıraktı. Özellikle Ja Morant’ın silah görüntüleriyle gündeme gelmesi, NBA’in yeni Amerikan kahramanı projesine ağır darbe vurdu. Tam bu sırada Avrupa’dan gelen yeni jenerasyon sahneyi ele geçirdi. Ve artık NBA’de yalnızca yabancılar oynamıyor; oyunu onlar yönetiyor.
Bir zamanlar dünyanın geri kalanı NBA’e yetişmeye çalışıyordu. Bugün ise NBA, dünyanın geri kalanından öğreniyor. Amerika hâlâ basketbolun ekonomik merkezi olabilir. Ama oyunun ruhu artık çok daha uluslararası. Belki de Amerikalıları en çok rahatsız eden şey tam olarak bu: Basketbol artık sadece onların oyunu değil.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































