NECİP F. BAHADIR | YORUM
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Saray’ın açtığı yoldan partiye dönüşünde ihtişam ve görkemden eser yoktu. Aksine ‘mahcubiyet ve eziklik’ sezdim ben. Rol yapan bir aktör gibiydi. İçine düştüğü durumun farkındaydı sanki; sadece parti tabanının değil sokaktaki insanın bile ‘hangi yüzle’ görevi kabul ettiği sorusunun hayatının sonuna kadar peşini bırakmayacağı kesin; ki yaşı zaten çok ileri. 80’ine merdiven dayadı. Fiziki sağlığı ‘siyaset yapmasına’ daha ne kadar imkan verir ki… Yazık etti kendine… Siyasi hayatının finali korkunç ve felaket oldu. Büyük kaybetmişti! Şimdi hepsinin üstüne rezaletin bayrağını dikti.
Mayıs seçimlerinde rüzgar arkasından esiyordu. Şartlar lehineydi. Erdoğan zorlanıyordu. Kılıçdaroğlu ‘kendi adaylığını’ dayattı. Oysa elinde Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi Erdoğan’ı kolaylıkla saf dışı bırakacak ‘siyasi yıldızlar’ vardı. Meral Akşener’le ilişkileri yönetemedi. Toplumda büyük umut doğmuştu. Kılıçdaroğlu işte o umudu öldüren isim oldu.
‘Büyük kaybı’ Mayıs seçimleriydi. Kurultay’ı kazanmış, kaybetmiş hiçbir önemi yoktu. Normal şartlarda bırakın kurultayda aday olmasını insan içine çıkamaması gerekiyordu. Ama burası Türkiye’ydi.
Erdoğan, İmamoğlu – Özel ikilisiyle başa çıkamadı. Tüm kozlarını kullandı, devlet imkanlarını seferber etti, İstanbul’u geri alamadı. 31 Mart’ta ‘kalesi’ olarak gördüğü birçok yeri yitirdi. Hâlâ sandık travmasını atlatabilmiş değil. Saçma sapan işler yapması bu yüzden. Yoksa 35 yıl sonra rakibinin diplomasını iptal ettirmek hangi akıl ve mantıkla izah edilebilir?
Yetmedi, CHP’nin içine yöneldi. Sandıkta kaybettiğini ‘ayak oyunlarıyla’ elde etmeye çalıştı. Ve Kılıçdaroğlu’na ‘sefer görev emri’ çıkardı. O da pusuda bekliyordu. Görevi kabullendi. Nefsi, izzet ve onurunun önüne geçti. Erdoğan’ın döşediği taşlara basarak partiye döndü.
Parti binasının önünde çok az insan toplanmıştı. Onlara ‘bayramlaşma’ konuşması yaptı. Hangi yüzle döndüğüne cevap olacak bir şeyler söyleyecek miydi? İzzet ve onurunu ayaklar altına aldığına değecek mesajı olacak mıydı? Gözler onun yapacağı konuşmadaydı. Binaya boydan boya posteri asıldı. ‘Arınacağız’ sloganı dikkat çekti. Hedef İmamoğlu ve arkadaşlarıydı. Yolsuzluk iddialarıydı.
Artık o bir ‘düşkün’!
Kemal Kılıçdaroğlu, İmamoğlu başta olmak üzere CHP’ye yönelik yargı operasyonlarının ‘siyasi olduğunun’ farkında değil miydi? Aralarında suça bulaşmış olanlar vardır elbette; bilemiyoruz… Ama suç işleyenler sadece CHP’de mi? Boğazına kadar yolsuzluğa, kirliliğe bulaşmış AKP’lilere yargının dokunmadığını görmüyor mü?
Kılıçdaroğlu ‘bayramlık’ ağzını açtı, AKP’nin çürüyen sakızını ağzında biraz geveledi ve ‘F.tö’ deyiverdi. Hayır, bu söyleminden hiç rahatsız olmadım. Hatta hoşuma gittiğini bile söyleyebilirim. ‘F.tö sakızının’ ne menem bir şey olduğuna dosta düşmana gösterdi. ‘F.tö’ AKP ve şürekasının ağzında öylesine yersiz yersiz kullanıldı ki anlamını yitirdi. Nicedir, bu ifadeyi Erdoğan’dan duymuyorum. Toplumda hiçbir alıcısı kalmadı çünkü. Hatta tepkiye dönüştü.
Sokaktaki insan uyandı, ‘F.tö’ diyen birisinin hangi suç ve günahını ve de ayıbını örttüğünü fark etmekte gecikmedi. Kılıçdaroğlu buradan ekmek çıkmayacağını bilemeyecek kadar kendini kaybetmiş, gerçeklerden kopmuş ve ‘düşmüş’ biri. Bir ‘düşkün’ o…
‘Çürük sakız’ Kılıçdaroğlu’nun ağzında kelime ve cümleye şöyle dönüştü, birlikte okuyalım; “Bugün FETÖ artıkları ile bir olup milletimizi kışkırtarak bizlere hain damgası vurma çabaları nafiledir. Benim bu millete, bu aziz millete, bu cefakar örgütümüze bir özür borcum var. Bu milletin kurtuluşu, adaleti ve aydınlık geleceği için başlattığı o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum. Biz vatan, biz vatan dedikçe, biz millet dedikçe, kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman, onlardan icazet ve yardım dileyen o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum…”
‘F.tö artıkları’ derken kimi veya kimleri kastettiğini keşke açıkça söylese… Kendisine en yakın isimlerden Bülent Kuşoğlu’na soruldu bu soru. “Kimleri kast ettiğin bilmiyorum.” dedi. Boş kaleye gol atmak kolay. Nasıl olsa meydan boş? Adını koysa cevap verecek birileri çıkar.
‘Sıfırlama’ tapesini Meclis’te kim dinletti?
Hain damgasını ‘F.tö artıkları’ mı vurdu? Sıradan bir CHP’linin bile ‘siyasi kayyımlık’ görevini kabul etmesini ‘ihanet’ olarak değerlendirdiğinin farkında değil mi Kılıçdaroğlu? Evet, ben asla kendimi ‘F.tö artığı’ olarak görmüyorum. Erdoğan’ın gölgesini girmesini yakıştıramıyorum. Bu tavrını eleştiriyorum da…
Kılıçdaroğlu siyasette umudu öldüren isim. Erdoğan’a zor zamanlarında ‘can ve kan veren’ isim… Adam gibi siyaset yapsaydı, doğru ve isabetli strateji üretseydi ülkeyi Erdoğan’ın AKP’sinden çoktan kurtarırdı. Ekmeleddin İhsanoğlu yanlıştı, Muharrem İnce yanlıştı, kendi adaylığı yanlıştı. Bir siyaset adamı bu kadar yanlışı üst üste tekrarlar mı? Vatandaşın gördüğünü görmeyen bir lider olabilir mi? Tabii bir kasıt yoksa… Rakibinin ekmeğine yağ sürmeyi bir politika olarak benimsemediyse…
‘F.tö’ dediği ‘heyula’ partisine sızmış, üstelik onları koynunda beslemiş… Ve onları zamanında fark edememiş. Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la o meşhur telefon görüşmesini grup toplantısında dinletmesi kendi kararı değil miydi? Haksız ve hukuksuz operasyonları bazen isim vererek dile getiren bir başkası mıydı? Bu sözlerin adresi kim? Hiçbir ipucu vermedi.
Bir robot resim çıkarmak mümkün değil. Özgür Özel’i mi kastediyor acaba? Ya da onun yanında bulunan başka birilerini mi? Özel’e ’F.tö’den soruşturma açılacağını iktidar kalemleri yazmaya başladı. Yakışır… Özel’in çevresine bakıyorum, hiç bu elbisenin üzerine oturduğu birini göremiyorum. Kılıçdaroğlu’nun ekibinde bugünün ‘F.tö’sü, dünün cemaattinden medet uman birileri yok değil.
Tekrar söyleyeyim; hayır, Kılıçdaroğlu’nun bu dilinden ve üslubundan hiç rahatsız olmadım. ‘F.tö’ söyleminin saçmalığını ispatladı. Mayıs seçimlerinin ilk turunu kaybettiğinden beri kendinde değil zaten. Fena dağıldı. Etrafı da toparlayamadı. Bir ‘tıbbi vakaya’ dönüştü. Keşke ailesi ve gerçek dostları kendisine yardımcı olsa…
Zafer Partisi’yle yaptığı görüşme, Ümit Özdağ’a desteği karşılığında vaat ettiklerini hatırlayın… Kılıçdaroğlu saçma sapan konuşacağına, çürük sakızla Saray’a mesaj yollayacağına ‘hangi yüzle’ partiye dönebildiğini anlatasaydı… Partiden arındıracağını söylediği isimleri partiye kendisinin kazandırdığını da söyleseydi…
‘F.tö, metö’ falan diyerek kendisini aklayamaz, temize çıkaramaz. Çaresizliğini itiraf etmiş olur… Yaptığı da o zaten…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































