İzmir’de düzenlenen ‘Bağımlılık değil yaşam’ konulu panelde uzmanlar, bağımlılığın yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını vurgulayarak ekonomik eşitsizlikler, toplumsal baskılar ve küresel politikaların belirleyici rolüne dikkat çekti: Özellikle 2015 yılı sonrası da Kürt coğrafyasında yeni bir savaş yöntemi olarak uygulanmaya başladığını söylemek abartılı olmaz
İzmir Bağımlılıkla Mücadele Platformu, Tevgera Jinên Azad (TJA) ve İzmir Demokratik Kurumlar Platformu, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM) İzmir il binasında “Bağımlılık değil yaşam” konulu panel gerçekleştirdi. Panelin moderatörlüğünü İzmir Bağımlılıkla Mücadele Platformu üyesi Dilan Toprak yaparken konuşmacı olarak Halk Sağlığı Uzmanı Mehmet Zencir, Psikolog Hülya Tulgar ve Amed Şiyar Be Platformu’ndan Murat Kan katıldı.
İlk olarak konuşan Dilan Toprak, şiddet ve bağımlılık döngüsünün bireysel bir tercih olmadığını, tüm yapısal süreçlerin bir sonucu olduğunu belirtti. Son dönemde yaşanan şiddet olaylarının ekonomik eşitsizliklerin yarattığı güvensizliklerin, geleceksizliğin, aynı zamanda çocuklar özelinde de yaşanan kimliksizleştirme politikalarının ürünü olduğunu belirten Dilan Toprak, “Şu an içinde bulunduğumuz bir Barış ve Demokratik Toplum Süreci var. Bu süreç bağımlılık kelimesini konuşmadan dahi bağımlılıkla mücadele edebildiğimiz bir süreç aynı zamanda. Çünkü barış dolu bir toplum, demokratik bir toplum gerçekten sağlıklı bir şekilde gelişecekse bu eril zihniyetin, egemen kültürün ve tüm bu ekonomik eşitsizliklerin de yeniden inşa edildiği insanların güvenli bir şekilde yaşamlarını sürdürdükleri bir toplum demek” ifadelerini kullandı.
‘Bağımlılık bir halk sağlığı sorunudur’
Sonrasında konuşan Psikolog Hülya Tulgar, “Bağımlılık nedir?, Nasıl gelişir ve neden ortaya çıkar” sorunlarını sordu. Bağımlılığın kısa süreli haz uğruna uzun vadeli zararları görmezden gelme hali olarak tanımlayan Hülya Tulgar şunları söyledi:
“Ancak bu tanımı yaptığımızda bağımlılığın yalnızca bireysel bir tercih ya da irade zayıflığı olduğu izlenimini yansıtabiliyoruz. Bağımlılık bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar biyolojik, toplumsal, kültürel ve ekonomik koşullarla iç içe geçmiş bir halk sağlığı, aynı zamanda halk güvenliği sorunu. Bağımlılık bir beyin hastalığı. Herhangi bir kronik rahatsızlıkla eşdeğer düşünebilirsiniz. Sosyal ve çevresel faktörleri de vurgulamak istiyorum. Burada sosyal boyut bağımlılık riskini anlamamız için vazgeçilmez bir nokta. Çünkü maddeye erişimin kolaylığı başlı başına bizim için bir risk faktörü. Neden bu kadar kolay erişim var? Yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk, göç ve sosyal dışlanma, bireyi hem maddeye yöneltir hem de koruyucu faktörleri çok daha zorlaştırır bir hale getiriyor. Akran etkisi, aile dinamikleri, toplumsal kabul de bu noktada belirleyici rol oynuyor. Özellikle dezavantajlı gruplarda kadınlar, LGBT+ bireyler, göçmenler bu gruplarda yapılan araştırmalarda her zaman bağımlılığın çok daha yüksek olduğu gruplar. Çünkü bu gruplar hem daha fazla stres etkenine maruz kalıyor hem de sosyal destek ağlarından çok daha kolay yoksun kalıyor. Biraz bağımlılık sürecini de aktarmak istiyorum. Aniden ortaya çıkan bir şey değil. Yavaş gelişen bir süreç. Bu noktada erken fark etmek bizim için önemli. Her maddeye temas eden birey birden bağımlı olmuyor. Deneme ile başlıyor bu süreç. Denemeyi tetikleyen şeyler bazen merak, bazen maddeye erişimin olması, bazen çevreye özenmek, belki çevre baskısı.”
‘Mücadele yöntemleri küresel ölçekte yeniden düşünülmeli’
Daha sonra konuşan Mehmet Zencir ise Türkiye ve Kürdistan’da madde bağımlılığının ciddi boyutlarda olduğunu belirtti. Sorunun küresel bir sorun olduğunun altını çizen Zencir devamında şöyle konuştu:
“Sadece Kürdistan ile ilgilendiğimizde aslında sorunun bütünlüklü boyutunu ıskalama potansiyelimiz olabilir. Özellikle bu sorunun altına yatan nedenlerin bir kısmının küresel olması aslında bizim mücadele perspektifimizde koyduğumuz bazı şeylerin de küresel bağlantılarını öne çıkartmamız gerektirdiğini gösteriyor. Bağımlılık küresel bir sorun olduğu için dünyanın tüm aktörleri de bununla uğraşır. Bu sorun ile uğraşırken genellikle bakılan yaş aralığı 15-64 yaş aralığıdır. Verdiğimiz rakamlarda genelde çocuk yoktur. 2011 yılında 240 milyonmuş ve sorunla uğraşmışız yası 296 milyona çıkmış. Demek ki o sorunla uğraşma şeklimizde bir sorun olabilir. Ya da biz onu analiz ederken yeterince güçlü analiz edememişiz. Belirli faktörler dışarıda tutmuş olabiliriz. Dünya nüfusunun 5’te 3’ü gibi bir rakamdan bahsediyoruz. Oldukça sıkıntılı rakamlar bizim için. Dünya Sağlık Örgütü’nü kapitalist modernitenin üst aktörü diye düşünürsek, bu rakamlar onun rakamları. Onu eleştirdiğimiz, ona alternatif programlar çıkarttığımızda kendimiz oluruz.”
‘Bağımlılık Kürt coğrafyasında yeni bir savaş yöntemi’
Son olarak konuşan Murat Kan ise Kürdistan’daki özel savaş politikasının 21. yüzyılda egemenlerce uygulanan toplum kırım politikalarının öznesi olmaya başladığını söyledi. Türkiye’yi yarı narkoekonomiyle yönetilen bir ülke olarak tanımlayan bazı teorisyenlerin olduğunu dile getiren Kan şöyle devam etti:
“Bireysel problemlerin, psikolojik sorunların gölgesinde kaldığı bir gerçeklikten söz ediyoruz. Tam da özellikle 18’inci yüzyılın ortalarından başlayıp günümüze kadar uygulanan başta halkları disipline etmek için kullanılan son dönemlerde de daha çok kontrol edilebilir bir toplum amaçlayan bir politik stratejinin yansımalarını tartışıyoruz. Yani bizim gördüğümüz bunun sokaktaki yansımaları. Ama özü itibariyle böylesine kapsamlı bütün toplumu parçalayan, çözmeyi amaçlayan, yozlaşmaya, toplumsal çürümeye yol açan bir temel stratejik yönelimden söz ediyoruz. Bu yönüyle bakıldığında özellikle 2015 yılı sonrası da Kürt coğrafyasında yeni bir savaş yöntemi olarak uygulanmaya başladığını söylemek abartılı olmaz. Yani toplum kırım yönteminin ya da toplum kırım stratejisinin temel argümanları olarak bunlar dile getirilebilir. Onunla beraber fuhuş gibi gelişen diğer argümanlar Kürt gençleri arasında ciddi anlamda problemlere yol açıyor. Böylesine kapsamlı bir strateji nasıl uygulandı, nasıl buraya gelindi, gerçekliğini anlamak için Türk Özel Savaş rejiminin temel karakterine bakmak gerekiyor. Özel Savaş rejimini doğru yerden sorgulamadan bu soruların cevabını da bulamayız. Aile bir faktördür. Toplumun kendisi de bir faktördür. Bu strateji küresel egemen güçlerin bütün halklara dönük uygulanmış olduğu stratejinin bir izdüşümü olarak düşünülmeli. Onun dışında bir yerde değil. Yeri geldiğinde dünyanın en büyük bankalarının kullanıldığı, yeri geldiğinde dünyanın en büyük sermaye gruplarının ortak olduğu bir stratejiden söz ediyoruz.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































