YORUM | SİNAN KOÇER
Aslında bu bir Sergen Yalçın nasıl kurtulur yazısıydı ama kurtarmaya fırsat bulamadan görevden ayrılınca yazı ‘Beşiktaş nasıl kurtulur?’a dönüştü. Sergen Yalçın sonrası bugüne kadar yapılan hatalardan kararlı bir şekilde ders almayan kulüp yönetimi ve spor basını, hoca ayrılır ayrılmaz her zaman yaptıkları gibi dünyaca ünlü, şanlı şöhretli teknik direktör arayışına başladı.
Oysa Sergen Hoca, Beşiktaş için çok önemli bir şanstı ve yapması gereken belki de tek şey sahada ve yedek kulübesinde duran oyuncuları bir takımın parçaları haline getirmek ve onlara ruh üflemekti. Bunu yapmadan ya da yapmayı beceremeden görevinden ayrılmak zorunda kaldı ve kulübü yine belirsiz, bilinmez bir geleceğe mahkum bırakıp gitti. Bundan sonra muhtemel ki hem kulüp yöneticileri hem kulübün akıl hocaları geçmişte yaşananlardan hiç bir ders almadan yıllardır yaptıkları hataları tekrar edecekler.
Sahada topun peşinde koşturan 11 kişi bir takım haline gelmezse dünyanın en şöhretli, en pahalı en sükseli transferleri de olsa başarılı olma ihtimali yoktur. Popüler transferlerle, müsrif davranışlarla başarı gelseydi Fenerbahçe bu dertleri çekmezdi.
Başarılı bir yönetimde işin püf noktası takımın başına gelen hocanın ne istediğini bilmesinde düğümleniyor. Ne istediğini bilen iyi bir şef mutfağa gelen malzemelerden harika yemekler yapar. Kötü ve yeteneksiz şef ise malzemelere bahane bulup sürekli yeni malzeme alınması gerektiğini söyler.
Bu açıdan baktığınızda Şenol Güneş bir efsanedir. Şenol Hoca teknik direktörlüğü döneminde mutfağa gelen hiç bir ürünü zayi etmemiş, aksine herkesin çöpe göndermek istediği malzemelerden olağanüstü yemekler çıkartmış bir virtiözdür. Onun eline düşüp de zayi olmuş bir tek futbolcu dahi gösteremezsiniz. Aksine, mesela daha önce Beşiktaş ve Fenerbahçe’den, çöp olduğu gerekçesiyle gönderilmiş Burak Yılmaz gibi bir oyuncuyu Türk futbolunun en büyük golcülerinden biri haline getirmiştir. Burak Yılmaz gibi bu şekilde futbola kazandırdığı sayısız oyuncu sayabilirsiniz. Selçuk İnan’dan, Ozan Tufan’a, Fernandao’dan, Osman Özköylü’ye kadar daha önce kimsenin bilmediği onlarca futbolcuyu bir sistemin önemli parçaları haline getirmiş onlara saha içinde ne yapmaları gerektiğini bir öğretmen gibi anlatmıştır. Mesela Tolunay Kafkas onun elinin altında geçirdiği dönemlerin ekmeğini bütün hayatı boyunca yemiştir.
Şenol Güneş’in en önemli özelliği sahada ne istediğini futbolcuya anlatması, o oyuncunun becerilerini iyi analiz edip sistem içine nasıl entegre edeceğini bilmesiydi.
Takımın başına geldiğinde coşkuyla sevindiğimiz Sergen Yalçın’dan, Dusan Alimpijeviç’in Basketbol takımında yaptığını futbol takımına uyarlamasını bekliyorduk. Dusan her açıdan futbol takımından çok daha kötü bir durumda olan Basketbol takımını, kadro takviyesi bile yapmadan, mevcut kadro ile hem Avrupa’da hem de Türkiye’de saygı duyulan bir takım haline getirdi. Alimpijeviç’in Basketbol takımı ”At sahibine göre kişner” atasözünün somutlamış hali gibiydi. Aynı oyuncular, aynı şartlar, aynı imkanlar ama bambaşka bir takım..
Sergen Yalçın bunu yapamadı ya da yapmadı. 11 futbolcuyu, elinde Orkun Kökçü gibi lider bir futbolcu olmasına rağmen bir takım haline getiremedi. İnadı ve ön kabulleri yüzünden ilk geldiğinde formda olan oyuncuları bile küstürdü. Kadro tercihleri onun adaletini ve doğal olarak da kendisini tartışılır hale getirdi. Israrla arkasında durduğu futbolcular da onu kurtaracak oyunu sahaya yansıtmadı. Oysa Sergen Yalçın, Dusan’ın Basketbol takımına yaptığını, futbol takımına yapabilecek psikolojik ve teknik alt yapıya sahipti. Ancak o takımın en temel ihtiyacı olan ruhu üflemek yerine maalesef küçük derelerde boğulmayı tercih etti.
Şimdi onun boşalttığı koltuğu kim dolduracak? Beşiktaş yönetimi, bu kulübü yönetmeye layık olduğunu getireceği teknik direktör ile göstermek durumunda. Şöhretli, popüler, medyatik değil, ne istediğini bilen, formayı verdiği 11 kişiyi bir takım haline getirmeyi becerecek teknik ve psikolojik alt yapıya sahip, bir başarı hikayesi yazmak isteyen o isimi bulmak zorunda.
Sürekli transfer yapmak, hesapsız kontratların altına imza atmak iyi yönetici olmak anlamına gelmiyor. Tam tersi, bu tarz işler kötü yöneticiliğin, beceriksizliğin ya da yolsuzluğun somutlaşmış halinden başka bir şey değil. İyi yemek yapmak için sürekli malzeme değiştirmek hüner değil israftır. Yapılması gereken var olan malzemelerden en iyisini üretmeyi beceren şefi bulmaktır.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































