Yargı kararıyla yeniden CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nın dün bayramlaştığı gazetecilere yaptığı uzun açıklamada bir çok soru cevabını buldu. Öncelikle kendisini mahkeme kararıyla dönmüş geçici bir isim olarak değil, CHP’yi ‘şaibeli kurultay, ahlaki çürüme ve yanlış adaylık’ hattından temizleyecek kurucu aktör olarak konumlandırıyor. Yani bugünden yarına partiyi kurultaya götürmeyeceği kesinleşti. Seçimlere de kuvvetle muhtemel partiyi kendisi taşıyacak. Bugün gelinen noktada artık mesele Kemal Kılıçdaroğlu-Özgür Özel görüşmesi ya da kurultay tartışması da değil; o aşama geçildi. Asıl mesele şu: Kılıçdaroğlu, Özel-İmamoğlu dönemini sadece siyasi olarak değil, ahlaki olarak da tasfiye etmeye hazırlanıyor.
Mutlak butlan kararı ve sonrasında yaşananlar Türkiye siyaset tarihinde önemli bir yere oturacak gibi görünüyor. Bugün TR724’te yayınlanan Necip Bahadır’ın yazısında yeni bir partinin ayak seslerinin duyulduğu belirtiliyor; ki bu an itibariyle uzak bir ihtimal değil gibi. Zira ‘mutlak butlan’ kararıyla yeniden CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu, kılıcını kınından çıkarmış görünüyor.
Yargıyı kendisine kalkan, ‘ahlakı’ ise kılıç gibi kullanıyor… Neredeyse her soruya ‘yargı kararı’ diyerek cevap veriyor; yeniden gelişini meşrulaştırıyor. Eski yönetimi ise dümdüz bir ifadeyle ‘ahlaksızlık’la suçluyor… “CHP kuruluşundaki ahlaki kodlara dönmeli!” cümlesi öyle basit bir suçlama ya da geçmişe dönük bir temenni değil; Özel dönemini gayrimeşru ilan eden ana cümle…
Bütün bunlar bir ‘tahmin, siyasi öngörü’ ya da yorum değil… Kemal Kılıçdaroğlu’nun bizzat kendi açıklamaları… Dün gazetecilerle bayramlaşan Kılıçdaroğlu, gündeme ilişkin sorulara cevap verdi. Bir çok soruyu, “Ben bilmiyorum arkadaşlar, hukukçu değilim. Bakacağız, konuşacaz.” diyerek geçiştirmesi dikkat çekti.
Özgür Özel yönetimini ‘ahlaksızlıkla’ suçluyor
Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’le görüşüp görüşmeyeceği yönündeki soruya, “Neden görüşmeyelim arkadaşlar, biz düşman değiliz.” diyerek son derece makul bir cevap veriyor. Ancak ardından söyledikleri tamamen farklı… Özgür Özel yönetiminin siyasi, hukuki ve ahlaki zeminini tartışmaya açıyor. CHP’yi ‘ahlaki kodlarına’ döndürmek zorunda olduklarını söylüyor. Yani ona göre CHP’nin an itibariyle ‘ahlaksız’ bir parti…
Özgür Özel’in önerdiği, “2 milyon üyeye soralım!” formülünü net biçimde reddediyor: “Siz kurultayı devre dışı bırakamazsınız. Genel başkanları kurultaylar seçer.”
Bu, Özel’in taban meşruiyeti hamlesine karşı hukuki meşruiyet cevabı. Bir yandan görüşürüz diyor, öbür taraftan kapıyı tamamen kapatıyor…
Kemal Kılıçdaroğlu neredeyse her başlıkta “hukuk”, “yasal zemin”, “mahkeme kararı”, “tedbir kararı” diyor. Sanki Türkiye’de işleyen bir hukuk varmış gibi davranıyor… Bu bir rastlantı mı? Kesinlikle hayır! Sürekli ‘hukuk’ diyor zira kendisinin geri dönüş zemini siyasi değil, mahkeme kararı. Bu yüzden bütün konuşmayı “Ben istemedim, hukuk böyle gerektirdi!” hattına oturtuyor.
“Kurultayı yapacağız ama keyfimiz bilir!”
Peki kurultay takvimi ile ilgili düşüncesi ne?
“Kurultay tabi ki yapacağız. Kurultaysız parti mi olur!” dedikten hemen sonra, “Tedbir kararı kalkmadan kurultay olmaz! Hukuka uyacağız…” diyor. “Kurultay yapacağız” cümlesi yumuşak, “tedbir kalkınca” şartı ise asıl belirleyici ifade: “Yapacağız ama keyfimize göre, canımız ne zaman isterse…”
Bir gazeteci “Kesinleşmiş karar yok!” diye hatırlatınca Kılıçdaroğlu, “Ben illa kesinleşti demiyorum ama kararın getirdiği nokta bu!” cevabı veriyor. Ardından, “Siz bir kurultayı parayla satın alamazsınız diyor. Yargı bunu söylüyor.” ifadesini kullanıyor: “Arkadaşlar ben mahkemenin kararını söylüyorum. Ben illa kesinleşti demiyorum ama kararın getirdiği nokta bu. Mahkeme bunu söylüyor. Söyleyenler kim? Herhangi bir partili mi? Hayır. Kim? CHP’liler. Onlar söylüyorlar. Hani dışarıdan hiçbir partiye bağlı olmayan birisi geldi tanıklık yaptı. Yok öyle bir şey. Başka bir partiden geldi birisi tanıklık yaptı. Öyle bir şey de yok. Yapan kim? Partililer. Para dağıtıldı deniyor. Bu olmaz arkadaşlar. Olmaz, olmaz, olmaz. Bunlar olmaz. Ahlaki değerler… Bakın çıkışta söylemiştim. Geçen gün söylemiştim. Cumhuriyet Halk Partisi kuruluşundaki ahlaki kodlara yeniden kavuşmak zorundadır. Nokta…”
“Karar kesinleşti demiyorum.” diyor ama siyasi olarak çok ağır bir sonuç çıkarıyor: Kurultayın para ile sakatlandığı fikrini meşru kabul ettirmeye çalışıyor. “Kurultayda para dağıtıldı deniyor. Kim diyor bunu? Partililer… Bu olmaz arkadaşlar. Olmaz!”
Kemal Kılıçdaroğlu burada tarafsız bir hukuk okuması yapmıyor. Mahkeme kararını, Özel yönetiminin ahlaki meşruiyetini zayıflatacak şekilde yorumluyor. Hukuken kesinleşmemiş bir süreci, siyaseten neredeyse kesinleşmiş gibi konuşuyor.
Uzlaşmak değil amaç; suçlamak!
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Nokta’ koymadan önce söylediği son cümle çok ağır… “Cumhuriyet Halk Partisi kuruluşundaki ahlaki kodlara yeniden kavuşmak zorundadır. Nokta.” Bu cümlenin anlamı şu; “Parti ahlaki zeminden çıktı!”
Bunu daha önce de defalarca tekrarlamıştı… Aslında şunu diyor; “Ben mahkeme kararıyla dönmüş olabilirim ama bu sadece hukuki mesele değil; CHP’nin ahlaki restorasyonu gerekiyor. Bunu da ben yapacağım.”
Eski yönetimi doğrudan hedef alıyor. Bugün gelinen noktada bazı şeylerin netleştiğini söylemek mümkün…
1. Kurultayı zamana yayacak
Kılıçdaroğlu’nun “en kısa sürede kurultay” diye bir derdi yok. Zaten hiç yoktu… Hatta açıklamasındaki en kritik ifade “Kurultay yapacağız.” değil, “tedbir kararı kalktıktan sonra” kısmı. Çünkü aynı konuşmada üç şeyi birlikte söylüyor: Tedbir kararı kalkmadan kurultay olmaz. Hukukçulara soracağız. Parti Meclisi’ni toplayacağız, MYK’yı oluşturacağız, yolumuza devam edeceğiz. Zaten 1 Haziran’da yapılacak olan PM toplantısının da ertelendiği bugün açıklandı…
Bütün bunlar, “Ben geçici olarak geldim, hızlıca kurultaya götüreyim!” çizgisi değil. Tam tersine, fiili yönetimi kurma, örgütsel kontrolü alma ve takvimi hukuki sürece bağlama çizgisi.
-
Açıktan savaş ilanı; “ahlaksızlık” suçlaması
Kemal Kılıçdaroğlu “Partide usul tartışması var” demiyor. “Ahlaki kodlar” diyerek doğrudan ahlak zemini kuruyor. Yukarıda da değinildiği gibi bu çok ağır bir siyasi suçlama. Üstelik bu sadece sözle kalmadı. CHP Genel Merkezi önünde iki aracın “satılık haram araç” ifadeleriyle sergilenmesi de bunu sembolik bir savaşa çevirdi.
Bu arada Özel tarafı bu iddiayı reddediyor; iki aracın da partinin parasıyla alındığını, faturalarının bulunduğunu ve araçlardan birinin 2022’de Kılıçdaroğlu döneminde alınıp kullanıldığını söylüyor.
Aslında bu tartışma şunu gösteriyor; mesele artık “araçların kaynağı” tartışmasından daha büyük. Kılıçdaroğlu, Özel yönetimini yolsuzluk/haram para imasıyla teşhir eden bir siyasal sahne kurdu. Bu, parti içi muhalefet değil; açık savaş ilanı.
3. Delegelerin satın alındığına inanıyor
Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararını ‘doğru’ buluyor. Yani delegelerin satın alındığına inanıyor. Bir yandan “Ben illa karar kesinleşti demiyorum.” diyor. Ama hemen ardından “Mahkeme bunu söylüyor, yargı bunu söylüyor, para dağıtıldı deniyor. Bu olmaz!” diyerek kararı siyasi hükme dönüştürüyor.
Kılıçdaroğlu sadece mahkeme kararının arkasına saklanmıyor; mahkeme kararını kendi siyasi mağduriyet anlatısının deliline dönüştürüyor. Ona göre mesele artık şuna dönüşmüş görünüyor: “Ben kaybetmedim; bana karşı ahlaki olmayan, şaibeli, para ilişkileriyle sakatlanmış bir süreç işletildi.”
Bu yüzden, “CHP kuruluşundaki ahlaki kodlara dönmeli!” cümlesi, geçmişe dönük bir temenni değil; Özel dönemini gayrimeşru ilan eden ana cümle.
4. İmamoğlu, Kılıçdaroğlu’nun adayı olmayacak
Kemal Kılıçdaroğlu’nun partideki ilk icraatlerinden biri Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin kapatılması oldu. Bu sıradan bir idari işlem değil. Çünkü İmamoğlu’nun aday ofisi, Özgür Özel döneminin cumhurbaşkanlığı stratejisinin kurumsal sembolüydü. O ofisin kapatılması, “adaylık çalışmasını askıya aldık”tan daha fazlası: Özel-İmamoğlu hattının siyasi mimarisini sökme hamlesi.
Öyle görünüyor ki Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin doğal ve öncelikli cumhurbaşkanı adayı artık İmamoğlu değil. İmamoğlu ancak parti içi büyük bir direnç, taban baskısı ya da yeni bir siyasi denklem oluşursa yeniden adaylık merkezine dönebilir. Gelinen noktada şunu söylemek mümkün; Kemal Kılıçdaroğlu hukuku kendisine kalkan, ahlakı ise kılıç olarak kullanıyor.. Sürekli ‘hukuk’ demesinin temel sebebi dönüşünü parti tapabında ‘meşrulaştırmak’…. Ahlak vurgusunu ise Özgür Özel yönetimini tartışmalı hale getirmek, gayri meşru ilan etmek için kullanıyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































