17 Eylül 2026’da patlayan asrın fon vurgununun üzerinden günler geçiyor ancak adli makamlar bugüne kadar soruşturmada dişe dokunur tek bir somut adım bile atmıyor. Karşımızda ne yaptığını bilmeyen amatör dolandırıcılar yok… Görünen o ki bu tür saadet zincirlerinin bir yerde patlayacağını çok iyi bilen ve arkalarındaki siyasi güce güvenen profesyonel bir yapıyla karşı karşıya ülke… Milletin birikimi ise ‘fon’ adı altında sistematik olarak çalınmış…
Skandalın ortaya çıkmasından sonra devreye giren idari ve adli mekanizma ise adaleti sağlamak yerine, ucu kendine dokunan bu büyük rezaleti unutturmak için 4 aşamalı kurumsal bir örtbas stratejisini saniye saniye işletiyor gibi görünüyor.
Küçük yatırımcıya “sus payı”
Sistem, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) hazırladığı o 7 aşamalı ödeme planını tam olarak bu “yatıştırma” stratejisi için kullanıyor. O plan medyaya yansıdığında da bu ihtimali gözardı etmemiştik… En kalabalık nüfusu oluşturan ve 250 bin TL ile 1 milyon TL’nin altında alacağı bulunan düşük gelirli kitleye, gerekirse kamu kaynakları ve el konulan bazı varlıklar devreye sokularak kısmi ödemeler yapılıyor. Böylece 455 bin kişilik mağdur kitlenin en çok ses çıkarma potansiyeli olan 300 bin kişilik tabanı susturuluyor ve krizin toplumsal bir patlamaya dönüşme riski idari olarak sönümlendiriliyor.
Büyük yatırımcıya sopa gösteriliyor
Geri kalan, Serbest Fonlarda parası batan ve yüksek tutarlı alacakları olan büyük yatırımcılara ise “Çok gürültü yaparsanız, bu şaibeli işlemlere bilerek girdiğiniz gerekçesiyle elinizdeki kalan parayı da alırız, sizi de soruşturmaya dahil ederiz!” mesajı el altından fısıldanıyor. Bu finansal sopa sayesinde, içerideki büyük batıkların ses çıkarması ve olayı bağımsız yargıya taşıması daha en başından idari tehditlerle engelleniyor.
İktidara yakın isimler tamamen kurtarılıyor
Mustafa Yazıcı’nın jet hızıyla kaldırılan tedbir kararında ve eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın günlerdir şüpheli sıfatıyla bile ifadeye çağrılmamasında görüldüğü üzere, iktidarın kalbindeki güçlü isimlere asla dokunulmuyor. Fatma Bütel Sayan, bu soygunun tam merkezinde yer alıyor. Servet transferi iddialarının ete kemiğe bürünmüş hali ancak iki haftadır ifadesi bile alınmadı.
Kaldı ki Fatma Betül Sayan Kaya bu işi tek başına yapmadı! Birilerinden ‘tüyo’ almış olmalı, değil mi? Kim bunlar? Bu sistematik soygun düzeninin arkasında kimler var? Fatma Betül Sayan sorgulanmadan yapı nasıl ortaya çıkarılacak?
SPK ve yargı mekanizmaları, bu önemli isimleri yasal dosyaların dışına çıkarmak ve onları kurtarmak için adrese teslim kararları peş peşe almaya devam ediyor. AKP İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’a baskıyla yaptırılan o jet hızıyla geri adım açıklaması ve peşinden Şamil Tayyar’ın “Sonuçta yetim hakkı yemedi!” diyerek getirdiği kurumsal koruma kalkanı da bu kurtarma operasyonunun bir parçası olarak işliyor.
Erdoğan’ı devirmek istiyorlar!
Örtbas stratejisinin en sinsi aşaması ise tam burada devreye giriyor. Sanki ortada bir iktidar genel başkan yardımcısı, bir adalet bakanının şaibeli rezidans ilişkileri, 200 micron euroluk “çantacı” Hayrettin Koç iddiaları ve devlet koridorlarından sızan tüyolar yokmuş gibi davranılıyor.
Olay, borsa jargonunda “küresel piyasa koşulları”, “dış güçlerin manipülasyonu” veya “birkaç açgözlü aracı kurumun hatası” gibi soyut kavramların arkasına gizleniyor. Böylece tarihi soygun tamamen öznesiz, faalsiz hale getiriliyor; medya eliyle gündem değiştiriliyor ve yüz binlerce insanın emeği zamana yayılarak unutturuluyor.
Karşımızda adaleti tesis etmek, yetim hakkının hesabını sormak isteyen bağımsız bir irade yok… Aksine, suçun ucu kendilerine dokunduğu için olayı en az hasarla kapatmaya çalışan organize bir devlet refleksi var…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































