• Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter
Serbest Görüş
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Sürücülere Yeni Masraf Çıktı: Otomobillerde Abonelik Dönemi Başlıyor

    Sürücülere Yeni Masraf Çıktı: Otomobillerde Abonelik Dönemi Başlıyor

    TR724 HABER

    Mansur Yavaş’tan soruşturma iznine tepki: “Çifte standardı herkes görüyor”

    ABD'de Görülmemiş Hamle! Trump Görevden mi Alınıyor?

    ABD’de Görülmemiş Hamle! Trump Görevden mi Alınıyor?

    Zonguldak’ta balıkçılar limana demirledi, umutlar yeni sezona kaldı: ‘Bu kadar kısır sezon görmedim’

    Zonguldak’ta balıkçılar limana demirledi, umutlar yeni sezona kaldı: ‘Bu kadar kısır sezon görmedim’

    Altın Atağa Kalktı 1 Ayın Zirvesi Görüldü: Piyasalar Yeniden Şekilleniyor

    Altın Atağa Kalktı 1 Ayın Zirvesi Görüldü: Piyasalar Yeniden Şekilleniyor

    TR724 HABER

    GÜLİSTAN DOKU DOSYASI | Aile avukatı yeni delil duyurdu: “Örtbasçı failin eylemini paylaşacağız”

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    MESEM’de çocuğa tecavüz: Fail tutuklanmadı, stajyerler gitmeye devam ediyor

    MESEM’de çocuğa tecavüz: Fail tutuklanmadı, stajyerler gitmeye devam ediyor

    Duran Kalkan: İmralı sistemi lağvedilmeden barış süreci başarıya ulaşamaz

    Duran Kalkan: Önder Apo sürecin 2’nci aşamasını ilan etti, hukuki adımların atılması gerekiyor

    Ege Üniversitesi’nde ülkücüler öğrencilere palalarla saldırdı: Çok sayıda yaralı

    Ege Üniversitesi’nde ülkücüler öğrencilere palalarla saldırdı: Çok sayıda yaralı

    RTÜK’ten TELE2 Haber’e lisans için 72 saat süre: Başvurmazsanız erişim engeli

    RTÜK’ten TELE2 Haber’e lisans için 72 saat süre: Başvurmazsanız erişim engeli

    Licik maden faciası davasında 1 sanığa tahliye kararı

    Licik maden faciası davasında 1 sanığa tahliye kararı

    Kadınlardan Gülistan Doku açıklaması: Dönemin valisi Tuncay Sonel soruşturmaya dahil edilsin

    Kadınlardan Gülistan Doku açıklaması: Dönemin valisi Tuncay Sonel soruşturmaya dahil edilsin

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Bir misafirlikte öğrendiklerim…

    Bir misafirlikte öğrendiklerim…

    Nedim Şener vakası!

    Nedim Şener vakası!

    Zenginlik zirvesinden uçurumun kıyısına; Tottenham’ın büyük çöküşü

    Zenginlik zirvesinden uçurumun kıyısına; Tottenham’ın büyük çöküşü

    Viktor Orban gitti; Erdoğan neden endişeli olmalı?

    Viktor Orban gitti; Erdoğan neden endişeli olmalı?

    Necip F. Bahadır

    ‘İçeriden’ üç ses: “Ne uçması, batıyoruz!”

    Sevinçten sermayeye: Futbolun yeni ritüeli

    Sevinçten sermayeye: Futbolun yeni ritüeli

No Result
View All Result
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Sürücülere Yeni Masraf Çıktı: Otomobillerde Abonelik Dönemi Başlıyor

    Sürücülere Yeni Masraf Çıktı: Otomobillerde Abonelik Dönemi Başlıyor

    TR724 HABER

    Mansur Yavaş’tan soruşturma iznine tepki: “Çifte standardı herkes görüyor”

    ABD'de Görülmemiş Hamle! Trump Görevden mi Alınıyor?

    ABD’de Görülmemiş Hamle! Trump Görevden mi Alınıyor?

    Zonguldak’ta balıkçılar limana demirledi, umutlar yeni sezona kaldı: ‘Bu kadar kısır sezon görmedim’

    Zonguldak’ta balıkçılar limana demirledi, umutlar yeni sezona kaldı: ‘Bu kadar kısır sezon görmedim’

    Altın Atağa Kalktı 1 Ayın Zirvesi Görüldü: Piyasalar Yeniden Şekilleniyor

    Altın Atağa Kalktı 1 Ayın Zirvesi Görüldü: Piyasalar Yeniden Şekilleniyor

    TR724 HABER

    GÜLİSTAN DOKU DOSYASI | Aile avukatı yeni delil duyurdu: “Örtbasçı failin eylemini paylaşacağız”

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    MESEM’de çocuğa tecavüz: Fail tutuklanmadı, stajyerler gitmeye devam ediyor

    MESEM’de çocuğa tecavüz: Fail tutuklanmadı, stajyerler gitmeye devam ediyor

    Duran Kalkan: İmralı sistemi lağvedilmeden barış süreci başarıya ulaşamaz

    Duran Kalkan: Önder Apo sürecin 2’nci aşamasını ilan etti, hukuki adımların atılması gerekiyor

    Ege Üniversitesi’nde ülkücüler öğrencilere palalarla saldırdı: Çok sayıda yaralı

    Ege Üniversitesi’nde ülkücüler öğrencilere palalarla saldırdı: Çok sayıda yaralı

    RTÜK’ten TELE2 Haber’e lisans için 72 saat süre: Başvurmazsanız erişim engeli

    RTÜK’ten TELE2 Haber’e lisans için 72 saat süre: Başvurmazsanız erişim engeli

    Licik maden faciası davasında 1 sanığa tahliye kararı

    Licik maden faciası davasında 1 sanığa tahliye kararı

    Kadınlardan Gülistan Doku açıklaması: Dönemin valisi Tuncay Sonel soruşturmaya dahil edilsin

    Kadınlardan Gülistan Doku açıklaması: Dönemin valisi Tuncay Sonel soruşturmaya dahil edilsin

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Bir misafirlikte öğrendiklerim…

    Bir misafirlikte öğrendiklerim…

    Nedim Şener vakası!

    Nedim Şener vakası!

    Zenginlik zirvesinden uçurumun kıyısına; Tottenham’ın büyük çöküşü

    Zenginlik zirvesinden uçurumun kıyısına; Tottenham’ın büyük çöküşü

    Viktor Orban gitti; Erdoğan neden endişeli olmalı?

    Viktor Orban gitti; Erdoğan neden endişeli olmalı?

    Necip F. Bahadır

    ‘İçeriden’ üç ses: “Ne uçması, batıyoruz!”

    Sevinçten sermayeye: Futbolun yeni ritüeli

    Sevinçten sermayeye: Futbolun yeni ritüeli

No Result
View All Result
Serbest Görüş
No Result
View All Result
Home Kürt Meselesi

Duran Kalkan: Önder Apo sürecin 2’nci aşamasını ilan etti, hukuki adımların atılması gerekiyor

SG by SG
15 Nisan 2026
in Kürt Meselesi
0
Duran Kalkan: İmralı sistemi lağvedilmeden barış süreci başarıya ulaşamaz


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı sürece stratejik yaklaştıklarını ve hareket olarak değişim-dönüşüm konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Duran Kalkan, Türkiye’de demokratik değişim yaratacaklarını, buna ayak direyenlerin ise sonunda kaybedeceklerini belirtti

Medya Haber Televizyonunda yayınlanan özel bir programda konuşan Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademi üyesi Duran Kalkan, Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik gelişen ideolojik saldırıları, ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşı ve Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 yılında başlattığı Barış ve Demokratik Toplum sürecinin hangi aşamada olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Barış ve Demokratik Toplum sürecinde gerekli adımları attıklarını hatırlatan Duran Kalkan, sürecin ilerlememesine ilişkin “Sorun biraz iktidardan kaynaklanıyor. Bunu net ifade etmek gerekli. Anlayamadık zaten. Bir diyorlar acele etmeye gerek yok. Bir diyorlar çok acele olmalı. Bir istikrarsızlık var. Belli ki stratejik yaklaşmıyorlar sürece. Günlük taktik, siyasi çıkarlar çerçevesinde yaklaşıyorlar. Tabii böyle bir yaklaşım doğru değil ve tehlikelidir” dedi.

Son dönemde bazı çevrelerin milliyetçilik adı altında Kürtleri başka halklara düşman yapma çabası içerisinde olduğuna dikkat çeken Duran Kalkan, başka halklara düşmanlık yapmanın Kürtlere en büyük zararı vereceğini söyledi. Kürtlerin geçmişte dost bulamadıkları, başka halklarla ittifak yapamadıkları ve egemen güçlere güvendikleri için çok büyük acılar yaşadıklarının altını çizen Duran Kalkan özellikle Rojava sistemine saldıranlara ilişkin ise şunları belirtti:

“Rojava Kürtleri Araplarla, Türkmenlerle, Ermenilerle, Süryanilerle, Çerkezlerle ilişki kurdukları demokratik ulusu Fırat’ın doğusunda geliştirdikleri için kaybetmedi. Aynı çizgiyi Fırat’ın batısına yayamadıkları için, Şam’a, Halep’e taşıyamadıkları için, Suriye geneline ulaştıramadıkları için bu sonuçla karşılaştılar.”

ABD-İsrail ve İran arasında devam eden savaşa değinen Duran Kalkan, bu savaşın bir kazananı olmadığını belirtirken, İran’da tek seçeneğin özgür ve demokratik bir sistemin kurulması olduğunu kaydetti. İran toplumunun da özgürlüğe ve demokrasiye en açık toplum olduğunu sözlerine ekleyen Duran Kalkan, “Ne İran rejimi eskisi gibi kendisini sürdürecek ne de ABD ve İsrail saldırısının öngördüğü İsrail hegemonyası zafer kazanacak. Demokratik güçlerin içinde aktif olarak yer aldığı yeni bir İran kurulacak” diye konuştu.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademi üyesi Duran Kalkan’ın değerlendirmeleri şu şekilde:

  • Genelde baktığımızda yapılan değerlendirmeler Özgürlük Hareketi’nin üzerine düşenleri yaptığına dönük ama sürece ilişkin atılmayan adımlar var. Bu çokça da tartışılıyor. Sizce neden adımlar atılmıyor ve zamana yayılıyor bu süreç?

28. yılında tarihi İmralı direnişini ve Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Sürece ilişkin Önder Apo da açıklamalar yaptı bu geçen zaman içerisinde 8 Mart ve Newroz vesileleriyle tutumunu ortaya koydu, talepleri ortaya koydu, olması gerekenleri ifade etti, hareketimiz de üzerine düşenleri yaptı. Biz ideolojik ve stratejik yaklaştık bu sürece. Değişiyoruz, dönüşüyoruz, değişeceğiz de bunda kararlıyız. Önder Apo da ifade etti, geri dönüşü yok bu durumun diye. Bizim için değişim ve dönüşümün geri dönüşü yok. Değişeceğiz ve de Türkiye’yi demokratik değişime uğratacağız. Buna ayak diretenler sonunda kendileri kaybedecekler. Bu kesin, bu konuda bu düzeyde kararlıyız. Ama işte bunun gereklerini de yerine getirmiş olmamıza rağmen parti feshi, silahlı mücadele stratejisinin sonlandırılması, silah yakma eylemi çeşitli pratikler ortada. Hala işte örgütün tutumunun net olmadığı şu bu hususlar dillendiriliyor. Gerçekle bir alakası yok aslında.

Sorun biraz iktidardan kaynaklanıyor. Bunu net ifade etmek gerekli. Anlayamadık zaten. Bir diyorlar acele etmeye gerek yok. Bir diyorlar çok acele olmalı. Bir istikrarsızlık var. Belli ki stratejik yaklaşmıyorlar sürece. Günlük taktik, siyasi çıkarlar çerçevesinde yaklaşıyorlar. Tabii böyle bir yaklaşım doğru değil. Doğru da değil, tehlikeli de. Tehlikesi şurada. İşte Ortadoğu’daki gelişmeler ortada. 35 yıldır yaşanan 3. Dünya Savaşı’nın sonuçları ortada. Ulus devlet statükoculuğu ne hale geldi? Ulus devlet sistemleri Saddam Hüseyin yönetiminden başlamak üzere ne duruma düştüler? İşte Hüsnü Mübarek yönetiminden Kaddafi yönetimine. En son Ali Hamaney. Bu sistemin kurucusu, öncüsü TC devletiydi aslında. Şimdi yıkılmakta olan, hegemonyası değiştirilmek istenen ulus devlet sistemi Türkiye üzerinden kuruldu. İlk model Türkiye’dir. Diğerleri onun versiyonları olmuşlardı. İşte İran geldi, Türkiye de geliyor. Türkiye zaten bütün bu olayların içerisinde. Fakat bunu görmemek, böyle nasıl bu çatışmalardan günlük siyasette yarar sağlanacağını sanmak büyük yanılgı. Demek ki çatışma doğru anlaşılmıyor. Bundan dolayı da tehlike görülmüyor. Yeterli bir gelecek şeyi yok.

Topluma bazen söyleniyor işte 50 yıllık 100 yıllık planlamalar ama ortada gerçekte böyle bir planlama yok. Her şey günlük siyasetin çıkarlarına göre tanzim ediliyor, düzenleniyor. Yanlış bu tabii. Sahiplerine de fayda getirmez. Dahası Türkiye toplumu, halkları bundan büyük zararlar görürler, görecekler. Eğer bu durum değişmezse Türkiye’de demokratik değişim dönüşüm olmazsa. Cumhuriyet demokratik Cumhuriyet haline gelmezse, dolayısıyla işte demokratik entegrasyonun önü açılmazsa, Kürt hukuk yasa dışılığı hukuksal sisteme demokratik temelde alınmazsa, geçen yüzyılda olduğu gibi bir yüzyıl daha yürütürüz yaklaşımı yanlıştır. Sanki böyle bir eğilim gözüküyor, İran savaşından nemalanma yaklaşımları var gibi. Savaşın sonuçlarına bakalım, belki bize bir kapı açılır deniliyor. Zaten Türk egemenliği hep diyor biz yoksuldan yanayız mazlumdan yanayız ama gerçek öyle değil. Hep güçlüden yanalar, hakim olandan yanalar. Hakim olanla uzlaşmaya çalışıyorlar. O basına bakıyor insan, gerçekten de bakılacak gibi değil.

Türkiye el altından İsrail ile anlaşıyor

İran’ın da bir siyonizm karşıtlığı vardı ama bir ölçüleri vardı, şeyleri vardı. Türkiye’de o da yok, basın gerçekten de herhangi bir ahlaki ilke, ölçü kalmamış. Bu düzeydeler, böyle sanki herkesle kavga ediyorlar. Öyle değil, el altından anlaşıyorlar. Suriye’de anlaştılar, İsrail’le mesela 4 Ocak’ta anlaştılar Kuzey-Doğu Suriye’ye dönük saldırıda. Gizliden neler görüşülüyor, el altında neler yapılıyor belli bile değil. Kamuoyundan gizliyorlar ama şimdi eskiden bu kadar iletişim yoktu. Bilgileri azdı insanların. Dolayısıyla bazı şeyleri saklamak mümkündü ama şimdi mümkün mü? Herkesin bilgi kaynakları var, bilgi alıyorlar, gerçekleri görüyorlar, biz de öğreniyoruz. Gerçek hiç öyle değil. Türkiye toplumu o basının yazdıklarına bakıp hiç aldanmasın. Gerçekler yazılanların tamamen tersidir. Bunu net söyleyebilirim. Hep gerçekleri gizlemek için bir psikolojik savaş, özel psikolojik savaş yürütülüyor topluma karşı en üst düzeyde.

Bundan sonra da işte bizim basınımız eleştiriliyor, dilimiz eleştiriliyor. Hâlbuki önemli bir düzey var, ölçü var. Bizde bir ilkesel duruş var, bir de açıklık vardır. Bunlar yok böyle işte sanki alavere dalavere yapar, yeniden egemenlikle anlaşırız yaklaşımı var da işte nasıl yapacaklar, pazarlığı savaşın gidişatına bakıyorlar gibi. Bu hesap belki yüz yıl önce tuttu ama ikinci sefer tutacağı sanılıyorsa yanılırlar. Tutmazsa sahiplerine bedeli ağır olur. Bunu söylemek istiyorum. Bu hiç kimse için ne bir tehdit ne herhangi bir şey. Gerçeğin ifade edilmesi. Geçmişte de biz gördüklerimizi, anladıklarımızı toplum, kamuoyu, siyasi çevreler, düşüncelerimizi bilsinler diye açıkça ifade ettik. Bir sürü tartışma yürüttüler üzerinden ama şimdi geldiler onları tartışıyorlar. Ama doğru ve yeterli tartışmıyorlar yine de. Kısaca biz elbette bir stratejik yaklaşım bekliyorduk. Kamuoyunun beklentisi o. Herkes bizi de eleştiriyor. Ne oldu da bunlar yaptı, Kürt tarafı PKK diyorlar, üzerimizde baskı çoktur. Değişik çevrelerden geliyor.

Hukuki adımların atılması gerekiyor. Sürecin ikinci aşamasını ilan etti Önder Apo. O halde ikinci aşamanın gerekleri yerine getirilmeli. Bu konuda biz üzerimize düşeni yaptık, yapıyoruz hep. Ama dikkat edilirse yapılmıyor hep böyle, oyalama var, zamana yayma var, geçiştirme var. Ondan sonra da işte basın üzerinden bir psikolojik savaş yürütülüyor. Teslim olacaklar. Terörsüz Türkiye gelişiyor. Kanun çıkaracağız, hepsi gelecekler. Tek tek mi gelecekler, ne olacak. Birçok şey aslında tahrik edici. Ben onu belirtmek istiyorum. Tahrik edici, böyle olmamalı. Bu durum önlenmelidir. Bu bakımdan da evet, yasalar bekleniliyor. Meclis Başkanı hareketli, komisyonun hazırladığı raporda vardı. Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak yasalar gerekli. Bu işte demokratik siyasetin önünü açacak. Demokratik entegrasyon çözümünü gerçekleştirebilecek. Bu konuda bizim bir şeyimiz yok. Biz değişim dönüşümde kararlıyız. Ama karşı tarafın tutumu, yapacakları var. Bunlar bizim elimizde olan şeyler değil.

Kararlar aldık ama uygulama gücünün kimde olduğunu net bir şekilde ifade ettik

Ne gerekiyor bu konuda? Evet daha çok tartışmak gerekli. Daha fazla mücadele gerekli. Önemli mücadeleler verildi, veriliyor. Bir de şunu yeniden tekrar etmekte fayda var. Önder Apo fazladan İmralı işkence sisteminde tutuluyor. Çoktan aslında çıkması gerekiyordu. Mevcut durum hukuksuzluk. Umut hakkı olur mu olmaz mı diyorlar da mevcut durum hukuksuzluk. Bunun değişmesi lazım. Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşturulması en erkenden acilen yapılması gereken bir durum. Bunun dışında da süreci ilerletecek herhangi bir şey yok. Bunu herkes söylüyor. Önder Apo da ifade etti. Biz defalarca söyledik. Kongre kararımız da böyleydi. Kararlar aldık ama uygulama gücünün kimde olduğunu net ifade ettik. Dikkat edilirse kimseyi kandırmak istemedik. Baştan tutumumuzu net ortaya koyduk.

Ne yapabiliriz, ne yapamayız. Biz ne yapabiliriz, başka yapılanları kim yapar? Önder Apo’nun yapabileceklerini biz nasıl yapalım? Bu mümkün değil. Süreci ilerletmek isteyenler, şu yasa, bu yasa, dağdan mı indirdiniz, tek mi gelirler? Bunlar bir yana. Önder Apo’nun durumu ne olacak? Özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşacak mı, kavuşmayacak mı? Sorun bu. Her şeyin önünü bu açar. Bunu yaparlarsa sürece stratejik yaklaşmış olurlar, ilerletirler. Türkiye’nin geleceği parlak olur. Bunu yapmazlarsa her türlü tehlikeli şeyler gelişebilir. Biz şu olur bu olur demek istemiyoruz. Ne olacağını bilemeyiz. Ama iyi şeyler olmaz. İyi şeyin olmasının tek kaynağı Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması.

  • Peki, bu tehlikeyi tabii Kürt topluluğu özellikle kadınlar görüyor. Bu temelde eylemler gerçekleştiriyorlar. Ayın 19’unda Gemlik yürüyüşü vardı. Önceki eylemlere de öncülük etmişlerdi. Bu konuda daha neler belirlenebilir?

Aslında gerçekleri Kürtlerin hepsi görüyor. Önder Apo’ya karşıt olanlar da görüyor. Gerçeğin durumun ne olduğunu. Toplumun bütün kesimleri görüyor. Kadınlar çok daha duyarlı ve öncü elbette bu konuda. Fakat sadece Kürtler değil. Türkiye’nin demokratikleşmesini, demokratik geleceğini savunan herkes de bunu görüyor. İfade ediyorlar. Yazıyorlar, konuşuyorlar, tartışıyorlar. Biz onları da takip ediyoruz. Dünya bunu herkesten daha fazla görüyor. Dünyanın sol sosyalist çevreleri, aydınları, akademisyenleri, işçi, emekçi çevreleri, sendikalar. Kampanya yürütülüyor. 1O Ekim 2023’ten bu yana Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü ve Kürt sorununun çözümünü isteyen kampanya ki bu en çok dışarıdan gelişti. Dış kamuoyu, sosyalist ve demokratik kamuoyu geliştirdi. Devam ediyor, artarak sürüyor bu. Söylemek istediğim, herkes görüyor gerçekleri. Tutum da koyuyor. Birikim oluyor. Gittikçe bu tutumlar bir birikime dönüşüyor, artıyor.

Şimdi aslında bunları dikkate alması gerekenler görmezden geliyorlar. Ya da durdurmaya, önünü almaya, sindirmeye çalışıyorlar. Siyasi çevrelerde de bunu görenler çok. Türkiye’de de birçok parti bile tutum koydu. Muhalefette olan partilerin çoğu, iktidar çevreleri de söylüyorlar. Örneğin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli çok güzel konuşuyor. İyi şeyler söylüyor. Söylediklerini insan reddedemez. Ama pratiği yok, gerçekleşmiyor. Yine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bazen önemli açıklamalar yapıyor. Ama sadece söz olarak kalıyor. Fakat AKP’nin o bazı sözcüleri var, zehir kusuyorlar. Sanki yeminli Kürt düşmanları. Kürtleri tahrik etmek, demokratik çevreleri tahrik etmek için oraya yerleştirilmiş özel savaş elemanları gibi. Adlarını söylemeye gerek yok. Herkes biliyor zaten kimin ne olduğunu. Basının önündeler ve açıklar. Pratik adım yok. Demek ki stratejik yaklaşım yok, tutum yok. Öncülük edecek, siyaset bunun önünü açacak, siyasi irade yok. Siyasi irade günlük çıkarsal yaklaşıyor. Günlük siyasete, siyasi çıkara alet ediyor. Stratejik yaklaşımı yok. Geçici taktik yaklaşıyor.

Taktik yaklaşım Türkiye’ye felaket getirir. Bunu hep ifade ettik. Toplum tabii eylem yapıyor, koyuyor. Kürt toplumu, Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum çağrısına yüzde 100’e yakın bir çoğunlukla katıldığını, bu çağrıyı sahiplendiğini bu Mart ayında net ortaya koydu. 8 Mart’ta kadınlar, Newroz’da bütün Kürt toplumu, dünyanın dört bir yanında, 4 parça Kürdistan’ın her bir yerinde, milyonlarca, on milyonlarca insan Newroz kutladı ve Önder Apo’nun özgürlük Newroz’u olduğunu ilan etti. Bir referandum oldu. Önder Apo’nun kitle desteği, halk desteği nedir, ne değildir herkes gördü. Gerçekten bundan daha büyük bir referandum olamaz. Net açık referandum olamaz. Ve bu sadece bazı kutlamalar için değildi işte. Öncesinde de eylemler vardı. Örneğin ulusal birlik ruhuyla Rojava’ya sahip çıkma temelinde eylemleri vardı. Sonrasında da devam ediyor.

Barış kadın özgürlüğünün önünü açıyor

Kadınlar barışta daha çok duyarlı. Barış, kadın özgürlüğünün önünü açıyor. Savaştan, çatışmalı durumdan en fazla kadınlar ve çocuklar zarar görüyor. Bunu herkes söylüyor, biz söylemiyoruz sadece. Dolayısıyla elbette ki barış çağrısı, barış manifestosu kadının özgürlük çağrısıdır. Kadının manifestosudur. Demokratik toplum da öyle. Demokratik toplumun temeli. Komünal toplumdur. Komün toplumu. Komün anacıl toplumdur. Kadın öncülüklü toplum. Kadın komünaliteyi temsil ediyor. Dolayısıyla barış ve demokratik toplum sürecine bu temeldeki mücadeleye kadınlar öncülük ediyorlar. Her yerde böyle. Kürdistan’dan gelişen bu mücadele dört parçaya yayıldığı gibi Jin Jiyan Azadî devrimi olarak bütün dünya kadınlarına da yayıldı. Şimdi daha fazla etkiliyor ve bir kadın devrimi olarak geliyor. Gemlik yürüyüşü de bunun işte planlanmış halkası.

Bugün Gemlik yürüyüşü olur. Yarın işte Ankara yürüyüşü olur. İstanbul yürüyüşü olur. Hiç durmadı ki Kürt kadınları, anaları. Sürekli eylem halinde oldular ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü istediler. Özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını istediler. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün kadın özgürlüğü, Kürt halk özgürlüğü dolayısıyla insanlığın özgürlüğü olduğunu meydanlarda açıkça ilan ve ifade ettiler. Bunlar doğru ifadelerdi, gerçekçi ifadelerdi. Bu bakımdan elbette durmayacak toplum. Kadınlar da başta, daha fazla da mücadele edecekler. Daha da çok sürdürmek, geliştirmek gerekli. Mücadele süreci olarak anlamalıyız, algılamalıyız. Daha fazla mücadele etmeliyiz, daha büyütmeliyiz. Daha yeni eylem yöntemleriyle sürdürmeliyiz. Söylediklerimiz elbette halkın, kitlelerin, kadınların yapacağı demokratik eylemlerdir. Gayet, son derece meşru demokratik çerçevede olan eylemlerdir. Bu temelde Gemlik yürüyüşünü selamlıyorum.

  • Barışın konuşulduğu, barış eylemlerinin yapıldığı böylesi bir dönemde milliyetçi, ırkçı saldırılarının arttığını görüyoruz. Bunu nasıl anlamak lazım? Çözüm yolları nedir?

Türkiye’de gelişen milliyetçiliğin altında şu var; görüyorlar ki, süreç değişim ve dönüşüm süreci. Geçen yüzyıl tarih oldu artık. O yüzyıl, bir yüzyıldı işte. Kimisi diyor devrimler yüzyılı, büyük gelişmeler oldu. Evet, bir yüzyıl öyleydi. Kürt cephesinden de bakarsan karşı devrimler yüzyılıydı. Soykırım yüzyılıydı aslında. Herkes kendine göre değerlendiriyor, değerlendirsin. Ama bundan bazıları nemalandılar, faydalandılar. Güya bu Türk milliyetçiliği denen sömürgeci, şoven, ırkçı milliyetçilik buradan beslendi, bir güç haline geldi, Türkiye’de yönetimin birçok yerini ele geçirdi. Bunlara norm dışı güçler diyor Önder Apo. Resmi devlet şeyleri değil, devletin içine sızmış çıkar çevreleri, rant çevreleri, milliyetçiliğin yarattığı savaştan, çatışmadan beslenen çevreler. Şimdi bu çevreler görüyorlar ki süreç, değişim, dönüşüm süreci. Artık eskisi gibi at oynatamıyorlar ortalıkta. Giderek hesap verecek duruma gelecekler. Çıkarlarını devam ettiremedikleri gibi, geçen yüzyılın hesabını vermekle de yüz yüze gelebilirler. Bunun verdiği korku var, kaygı var ve şiddetle barışa, demokratikleşmeye karşı çıkıyorlar.

Öyle kavramların kullanılmasını bile istemiyorlar. Kim barış derse, demokrasi derse, kırmızı görmüş İspanyol boğaları gibi saldırıyorlar. Vahşi bir biçimde. Hakaretamiz üslupla. Öyle hiçbir ölçüleri, şeyleri yok. Onların durumu böyle. Anlaşılır bir durumdur. Bu milliyetçiliğin yarattığı çelişki, çatışma ortamından beslendiler, yararlandılar, palazlandılar. Şimdi bu imkanlar elimizden gider, hesap verir duruma geliriz diye ödleri patlıyor. Bunun önünü almaya çalışıyorlar. Bunlar anlaşılırdır. Kürt milliyetçiliği denilen çevrelere gelince onlar, evet Rojava üzerinde bu şeyler daha biraz palazlandılar. İşte önleri açılmış gibi görüyor. PKK bu süreci yürütüyor, kendini feshetti. PKK’nin yarattığı değerler ortada mı kaldı acaba? Sahiplenebiliriz mi diye böyle el ovuşturanlar epeyce var. Arada böyle işte menfaat sağlamak isteyenler, buradan biraz pay kapmak isteyenler var. Böyle fırsatçılar var.

Kürt milliyetçiliği denen şeyin bir boyutu fırsatçılık. İşte ne yaptılar? Güya Kuzey-Doğu Suriye’deki gelişmeler, Ocak ayından bu yana yaşananlar neyi göstermiş? Önder Apo’nun teorisi programı pratikleşmemiş, başarılı olmamış, işte demokratik ulus çözümü gerçekleşmemiş, çizgi tutmamış. Niye? Ne işi var? Kürtlerin Araplarla, Türklerle, şunla bunla ne olmalı? Sadece kendilerini düşünmeleri. Kürdün Kürt’ten başka dostu yoktur. Böyle Kürt halkının diğer halklarla demokratik birlik ve kardeşlik temelindeki ilişki ve ittifakına, ideolojik ve stratejik birliğine saldırı var. Saldırıyorlar. Onlar da bu tutumdan nemalanıyorlar. O da bir çıkar sağlama, beslenme durumu, yanlış tabii. Bu konuda Kürt toplumu, kadınları, gençleri bütün insanları çok net olmalılar.

Kürtleri başka halklara düşman yapmak Kürtlere en büyük zararı verir

Milliyetçilik en büyük tehlike, en büyük zarar. Kürtleri başka halklarla düşman yapmak Kürtlere en büyük zarar. Kürtler dost bulamadıkları, halklarla ittifak yapamadıkları, halklarla ittifak yapacak düzeyde kendilerini örgütleyemedikleri için geçmişte kaybettiler. Egemen güçlere, ABD’ye, şuna buna güvendikleri, İngiltere’ye güvendikleri için başlarına bunlar geldi. Bu kim kazandırdı, kim kaybetti iyi görmek lazım. Şimdi evet Rojava pratiği tartışılıyor. Biz geçen sefer de söyledik. Daha fazla tartışılacak, süreçle olacak bunlar. Derslerini çıkaracağız. Madem oldu, bir dersini söyleyelim mesela. Araplarla, Türkmenlerle, Ermenilerle, Süryanilerle, Çerkeslerle ilişki kurdukları demokratik ulusu Fırat’ın doğusunda geliştirdikleri için kaybetmedi Rojava Kürtleri. Aynı çizgiyi Fırat’ın batısına yayamadıkları için, Şam’a, Halep’e taşıyamadıkları için, Suriye geneline ulaştıramadıkları için bu sonuçla karşılaştılar, kaybettiler.

Aslında niye halklarla demokratik ulus çizgisinde dost olduklarını, kardeşliği geliştirdiklerini değil, bunu niye sınırlı tuttuklarını, Fırat’ın doğusuyla Fırat’ın batısına niye yayamadıklarını, niye bütün Suriye’ye yayamadıklarını görmek ve eleştirmek lazım. Rojava Kürtlüğüne kaybettiren bu durum oldu aslında. Hâlbuki demokratik ulus çizgisini bütün Suriye’ye yaymaları gerekiyordu. Halep’ten Şam’a, Suriye’nin hepsine. Suriye’yle de sınırlı kalmamalıydı. Bütün Arap sahasına yaymalıydılar. Kürtlere kazandıracak olan böyle bir gelişmeydi. Kuzey-Doğu Suriye devrimini giderek bölgesel devrim haline getirecek olan bu adım olacaktı. Bunu yapamadılar işte. Aslında buradan kaybettiler. Bu bakımdan dikkatli olmak lazım. Bakur’un Kürtleri de dikkatli olmalılar. Öyle bazı siyasi çevrelerle, devlet içindeki bazı güçlerle ilişkilerine hiç güvenmesinler. Türkiye halklarıyla stratejik ittifak yapabiliyorlar mı? Yapamıyorlar mı? Demokratik Cumhuriyet temelinde, kardeşlik temelinde.

Yine işte Başûr’daki durum ortada. Ne oldu Başûr yönetimi? Kerkük’ten nereye kadar? Hepsi elindeydi. Bir günde Güney Kürdistan’ın yarısını kendileri de kaybetmediler mi? Hangi çizgiyle kaybettirdi? Şimdi ne oldu? Güney Kürdistan’ın durumu ortada, Irak’ın durumu ortada. Ne Güney’deki Kürtlüğü demokratikleştirebildiler ne Irak’ın demokratikleşmesine bir katkıları var. İki arada bir derede, diken üzerindeler adeta. Otuz yıl geçmiş, hâlâ her an yok olma korkusu ve tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bu çizgiden dolayı böyle. Özellikle de şimdi güncel olarak Rojhilat Kürtlüğü bundan çok ders çıkarmalı. Kesinlikle kendisini İrani bir topluluk haline getirdiği, Rojhilat Kürdistan’ın özgürlüğünü demokratik İran’da, İran’ın demokratik Cumhuriyeti’nde gördükleri oranda başarı kazanacaklar ve kazandıkları başarı kalıcı olacak. Öyle yapamazlarsa işte diğer parçalardan ders çıkarsınlar. Bir de Rojhilat’ın geçmişinden de ders çıkarsınlar. Rojhilat’ın geçmişinde de benzer durumlar oldu. Dolayısıyla dar milliyetçilik her zaman kaybettirir.

Kürtler dar milliyetçilikten kaybettiler. Yoksa halklarla dostluk, ilişki, kardeşlikten kaybetmediler. Halklarla dostluk, kardeşlik kurduklarında hep genişlediler, geliştirdiler. Med Konfederasyonu öyleydi. Selahaddin Eyyubi buna dayanarak yürüdü. Tarihe bakalım, dersler çıkaralım. Kürt tarihi kaybedilmiş, kaybedilmiş, üstü örtülmüş. Önder Apo dedi örtük Kürt tarihi doğru ama biraz da mücadele açtı. Önder Apo’nun geliştirdiği mücadele de açtı. O örtü biraz kalktı. Gerçekler görülebiliyor. Tarihten ders çıkarma imkanımız var. Biraz tarih bilinci edinme durumumuz var. Görelim. Gerçek durum bu. Dolayısıyla hiç kimse bu milliyetçi Saiklere aldanmamalı. Tersine tamamen demokratik birlik, kardeşlik çizgisinde hareket etmeyi bilmeliler. Kürde kazandıracak olan kesinlikle bu çizgi.

  • İran savaşını daha önce de değerlendirmiştiniz, bu 40 günlük savaşı işte İran kazandı, ABD kaybetti diye değerlendirenler var. Öncelikle katılır mısınız? İkinci nokta İslamabad’da görüşmeler vardı, sanki tıkandı gibi. Bundan sonra ne olur?

Savaş yakıcılığını koruyor, bölgeyi ve bütün dünyayı etkiliyor. Herkes değerlendiriyor, tartışıyor. Kim kazanıyor, kim kaybediyor. Mevcut durumuyla savaşın geldiği noktada kazanan var mı, zor. Birisi ben kazandım diyorsa o Pirüs zaferi. İkisinin de Pirüs kazanımıdır. Öyle bir durum yok. Bir defa onu net ifade edelim. Evet, İran bir direnç gösterdi, bu ABD-İsrail saldırılarına karşı ulus devlet statükoculuğunun savunması anlamında bir direnç gösterdi ama nereye kadar? ABD’nin, İsrail’in başarısını, tam başarısını önledim diyebilir ama kendisinin durumu nereye geldi? Bu kadar değer kaybetti. İran yerle bir oldu. Ben şunu düşünüyorum hep. Acaba gerçekten Humeyni yaşıyor olsaydı böyle bir sonuca yol açar mıydı? Gelişmelerin böyle olmasına fırsat verir miydi, vermez miydi? Bana pek öyle gelmiyor. Çünkü daha farklı okuyordu mesela. Öyle okuyamasaydı o ortamda zaten böyle bir gelişmeyi yaşayamazdı.

Dolayısıyla dayandığı sistem çözülmüş. İran hâlâ ben eskisini koruyacağım, kalanlar koruruz diye bir iddia sürdürüyorlar. Yok. Koruyamazlar. Ulus devlet statükoculuğu yıkılıyor, değişiyor, dönüşüyor. İran da değişime uğrayacak. Peki, ABD-İsrail saldırısı mı kazandı? Neyi kazandı ki ABD-İsrail saldırısı? İşte bu kadar vurdu, yıktılar, yok ediyoruz dediler, her gün bilmem yok etme naraları attılar. Sonuç ortada. Şimdi uzlaşma masasına oturmuşlar. Nereden çözüm bulacaklar onun arayışı içerisindeler. Dahası kendi ilişki ve ittifaklarını kaybettiler. ABD’nin işte dünya üzerindeki etkinliği gitti. Şöyle anlaşılıyor. Demek ki Ukrayna savaşı üzerinde NATO’ya dayanarak Avrupa siyaseti üzerinde bir denetim kurmuştu önceki yönetim. Buradan kendisini aşırı rehavete kaptırarak Trump yönetimi müttefiklerine, dostlarına bile söylemeden, sormadan bir saldırıya girişmiş. Ben her şeyi yaparım diye. Yapamadığı ortaya çıktı. O da kaybediyor.

ABD’nin mevcut gelişmeler, ABD’nin işte Ukrayna savaşına dayalı olarak NATO’yu güçlendirme ve dünyada tek hegemon olma stratejisini başarısız kıldı. Yenilgiye uğrattı. Rahatlıkla söyleyebiliriz. Artık bunun kazananı olmayacak. Şöyle denebilir; çatışan taraflar kazanamayacaklar. Uzlaşmak zorundalar. Biz istiyoruz ki demokratik uzlaşı olsun. Demokrasiye kapı açsınlar. Bu diktatörlükle, şiddetle, kanla toplumları ezerek, bastırarak var olma anlayışından vazgeçsinler. Kendilerini de yaşatacak olan o. Önder Apo daha 2001 yılında Sümer Rahip Devleti’nden Demokratik Uygarlığa adlı savunmasında bunların hepsini değerlendirdi, dedi büyük olasılıkla iki taraftan hiçbirisi de kazanamayacak. Devrim de tam zafer kazanamayabilir. Sonuçta bir uzlaşma çıkabilir dedi. Büyük ihtimal bu savaşın sonucu tarafları içine alan bir uzlaşma olacak. Şimdi gidiş ona doğrudur. İran’daki gelişmeler bunu açık gösterdi. Bu bakımdan öyle naralar boştur. Zafer naraları boş şeyler. Biraz demokratik yaklaşım içinde olsunlar.

İran’ın 3. bir alternatifi var

Buradan bakınca olup bitenleri sadece ABD-İsrail saldırısı ve İran’ın savunması arasında sıkıştırmak, ikisine bağlı değerlendirmek çok yetersiz ve yanlıştır. Birçok çevre öyle değerlendiriyor. Sanki sadece bu iki güç var. Birinden birisi kazanacak gibi işte, kazanamıyor hiçbirisi de. Öyle bakanlar, değerlendirenler yanılıyorlar. Olup bitenleri, yaşamı, süreci sadece İran rejimi ve ABD-İsrail saldırısı açısından ele alanlar yanıldılar. ABD’nin müttefikleri karşı çıktı. Avrupa başta İngiltere olmak üzere. İran’da halklar var. Evet dış müdahaleden yana olmadılar. Ama mevcut rejimden de yana değiller. Bu rejime karşı mücadele ediyorlar. Belucilerden, Kürtlere, Farsların kendileri, Reformistler denen eğilimler vardı. Birçok örgütlenme var, siyasi çevre var. Demokratik İran istiyorlar. İran’ın demokratikleşmesini, demokratik Cumhuriyet’e dönüşmesini istiyorlar. Artık bu demokrasi Batı kavramıdır şeyinden İranlılar kendilerini kurtarmalılar. Kendilerine göre kavram oluşturmuşlar.

İslam Cumhuriyeti evet buraya kadar geldi. İslam’ı demokratikleştirecekler. En azından demokratik İslam yapacaklar. İslam ile demokrasiyi bu kadar karşıtlaştırmak, ya İslam olursun, ya demokrasi olursun demek doğru değildir. Böyle bunun doğru olmadığını Önder Apo, Medine Sözleşmesi’ne atıf yaparak kanıtladı, ortaya koydu, gösterdi. Dolayısıyla o güçler de bunu görmeliler. İran’ın bir üçüncü alternatifi var burada. ABD’nin dünya hegemonyası, İsrail’in Orta Doğu hegemonyası arayışı, İran rejiminin İslam Cumhuriyeti, işte aslında Rafsancani-Hamaney rejimiydi bunlar. Onların oluşturduğu rejimde, halk karşıtı rejimi devam ettirme ısrarlarının ötesine geçmek lazım. Bir de üçüncü arayış var burada. Halkların demokratik Cumhuriyet arayışı, demokratik birlik arayışı, demokratik İran arayışı. Böyle bir topluluk var İran’da. Defalarca Hamaney yönetiminin adaylarını yenilgiye uğrattı bu halk güçleri. Cumhurbaşkanı oldular. Başbakan oldular. Mevcut rejim içinde bile etkili oldular. Onun dışında kalan güçler var. Demokratik güçler, halk güçleri.

İran toplumu özgürlüğe ve demokrasiye en açık toplum. Tarihte durumu böyle. Devletçilik güçlü ama demokratik toplum da güçlü. Kadın öncülüğü de güçlü. Jin Jiyan Azadî devrimi iki yıl öncesinde Rojhilat Kürdistan’dan başlayarak nasıl bütün İran’a yayıldı? Kadınlar nasıl tutum koydular, rejimi temellerinden sarstılar böyle. Kadın özgürlüğü çerçevesinde bu rejim demokratikleşecek diye. Şimdi bunu da görmek lazım. Tümüyle böyle bir demokratik devrim gerçekleşiyor mu? O da böyle olmayabilir. Ama sonuçta ne bu rejim eskisi gibi kendisini sürdürecek ne de ABD ve İsrail saldırısının öngördüğü İsrail hegemonyası zafer kazanacak. Demokratik güçlerin içinde aktif olarak yer aldığı yeni bir İran kurulacak. Sonuç nasıl olacak? Buna ne zaman ulaşılır? Nasıl bir şeyle ulaşılır bilemeyiz ama İran’da kesinlikle böyle bir üçüncü alternatifin gelişme olasılığı güçlü. Zemini çok kuvvetli. Güçleri var. Dayanakları var. Büyük olasılıkla böyle bir uzlaşı gelişecek. Uzlaşıda da demokratik güçler etkili olacak. En azından demokrasiye açık bir uzlaşı olacak.

Demokratik güçlerin, halkların, kadınların belli düzeyde özgürlük haklarını elde ettikleri durum ortaya çıkacak. Gidişat öyle görülüyor ama sonuçta şunu görmek lazım. Yerle bir oldu İran. Yılların, yüz yılların, bin yılların yarattığı değerler, tarih yok edilmek isteniyor. Bu savaş tarih düşmanı bir savaş. İnsanlık düşmanı bir savaş. Bütün değerleri yok ediyor. Doğuda, Ortadoğu’da insanlığın beşiğinde tarihe dair bir iz bırakmak istemiyor. Kürdistan’a saldırıların altında yatan da budur. Ortadoğu’da bu kadar savaş çıkartmanın bir nedeni bu. Kapitalist modernite insanlık tarihini yok etmek için saldırıyor. Nasıl doğayı yok etmek için saldırıyorsa tarihi yok etmek için de saldırıyor. İş şimdi bu hale geldi. Bu bakımdan bir demokratik uzlaşı gelişir, ilerler diyeceğiz ama bu kadar yıkımdan sonra gelişenin ne kadar iyi olacağı, insanı mutlu kılacağı tartışma götürür. Bunlar olmadan da olabilirdi. Böyle bir yıkım yaşanmadan da gerçekleşebilirdi ama işte insanlığa bunu reva gördüler. Bunun sorumluları ortada. Bu sorumlular tarih içerisinde hep bundan sorumlu tutulacaklar. Bunu da bilsinler.

  • 3. Dünya Savaşı’nı herkes genel olarak, daha doğrusu işte ABD, Rusya, Çin kutuplaşması şeklinde ele alıyordu. Öyle olacak diyorlardı. İran savaşıyla ortaya çıktı ki mesela bir çatlak mı var? Belirtiniz Avrupa destek vermedi. İngiltere destek vermedi. Bu bir çatlak mı öncelikle? Bunu nasıl anlamak lazım? Demokrasi güçleri bunu nasıl anlamalı?

Devlet Bahçeli yine öyle açıklama yapmış. MHP’nin şeyinde o var. ABD’ye karşı Rusya, Çin, İran, Türkiye ittifakı oluşsun diye. Bu 2. Dünya Savaşı’yla 1990 arasında yaşanan bir dönem oldu. ABD, Sovyet bloklaşması, çelişki ve çatışma dönemi. Siyaset bu iki güçten birisine dayanarak yaşadı bütün dünyada. Ucuz siyasetçilik oluştu. Sanki biraz onu arama şeyleridir. O yönlü arayışlar var. Oysa Sovyetler Birliği’nin çözülüşü ardından böyle iki kutuplu dünya da ortadan kalktı. Tek kutup da kalktı. İki kutup kalkınca ABD imparatorluk kuruyorum dedi. Birçok çevre ABD imparatorluğu kurulduğunu ilan ettiler. Önder Apo dedi yok, ABD imparatorluğu Sovyetler Birliği’nin karşısındaydı. Çöken, çözülen Sovyetler Birliği, etkinliğini kaybeden ABD olacak. Şimdi geldiğimiz nokta odur. Tek kutuplu olmadı. Çok kutupluluğa gidiyor kapitalist dünya. Bunu birçok çevre anlamak da istedi, değerlendirdi. Fakat yeterince görüp değerlendiremeyenler gelişmeleri okuyamadılar. Süreçleri okuyamadılar. Ukrayna Savaşı’nı okuyamadılar. Körfez Savaşı’nı, Ortadoğu’daki gelişmeleri yeterince okuyamadılar.

Evet, Rusya’nın küresel güç olma şeyi var, Çin en önemli küresel güç, ekonomik ve askeri olarak. Fakat Mao’nun şöyle bir sözü vardı, bunu da hatırlatmakta yarar var, Çin hiçbir zaman süper devlet olmayacak demişti. Mao çizgisinde yürümüyor tabii. Çok değişti Çin de çok çok değişti. Mao’nun çizgisinin de değerlendirilmesi gerekiyor. Ama mevcut pratik ondan da çok uzaklaşmış durumda. Fakat hâlâ böyle işte ABD gibi, diğerleri gibi bir süper devlet olma şeyinde değil. Böyle bir yaklaşım var. Daha doğrusu bazı arkadaşlar diyorlar. Sessiz, derinden ilerliyor Çin. Askeri şeyleri böyle öne çıkarmak yerine ekonomik, ticari açıdan çerçevede yürüyor ve siyaseten etkili hale geliyor. Bunlar var. Bu çatışmalar var tabii. ABD-Rusya çatışması da var. ABD-Çin çelişkisi, çatışması da var. Fakat işte 1. Dünya Savaşı İngiltere-Almanya kutuplaşması oldu. Alman-İngiliz savaşı denildi zaten. Bir kutuplaşma yarattılar.

2. Dünya Savaşı yine Almanya’yla işte İngiltere, Fransa sonra ABD katıldı, Rusya arasında şey oldu. Hitler işte Sovyetler Birliği’ne saldırarak bütün kapitalist dünyanın lideri olmak istedi. Hepsini yedeğine almak istedi. Alabileceğini umut etti. Öyle bir hat çizdi. Savaşın yolunu, yörüngesini değiştirdi. 1. Dünya Savaşı’nda Rusya’da Ekim Devrimi oldu. Dünya Savaşı’nın sonrasında Doğu Avrupa oldu. Çin Devrimi oldu. Çin halk devrimi. Fakat bunlar sosyalist devrim adıyla geliştiler. 20. Yüzyıl devrimler yüzyılı olarak tanımlandı ama sonuçları ortada. Bu devrimlerin ideolojik yapılarının, teorilerinin eleştirilmesi, tartışılması gerekiyor. Kazanımlarını koruyamadılar. Örneğin Rusya koruyamadı. Ters yüz etti, bütün kazanımların değişmesine yol açtı. 3. Dünya Savaşı’nı Önder Apo şöyle tanımladı; küresel sermaye güçleriyle ulus devlet statükoculuğu arasındaki bir çatışma. Gerçekten de şimdiye kadar öyle sürdü.

2. Dünya savaşı kapitalist sistemin iç çatışmalarından doğan bir savaş

Savaş esasen küresel sermaye güçlerinin Ortadoğu’da ulus devlet sistemiyle çatışması olarak sürdü. Saddam yönetimiyle başladı. Körfez Savaşı ile kavga Kuzey Afrika’ya yayıldı. Libya’ya kadar, Mısır’la savaşa dönüştü. Şimdi 17 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’deki savaşla birlikte geldi İran merkezine dayandı. 3. Dünya Savaşı da kapitalist modernite sisteminin iç çelişki ve çatışmalarından doğan bir savaş. Şimdi bu temelde çatışmalar var. Gerçekten de 1. ve 2. Dünya Savaşı’nın yol açtığı sonuçlardan az sonuca yol açmadı. 1. Dünya Savaşı’nda Çarlık yıkılmıştı. Lenin o zaman dedi Çar yıkıldı dünya alt üst oldu. Şimdi Saddam Hüseyin’den Hüsnü Mübarek’e, Kaddafi’den Ali Hamaney’e kadar, bir de Hizbullah’tan Ortadoğu’nun öne çıkmış bütün ulus devlet siyasetçileri, liderleri yok edildiler. Onlar öyle ki her biri dünyanın bir yönüyle sahibi görüyorlardı. Bu 35 yıllık savaşı bu anlamda küçümsememek lazım.

İran Savaşı’nın açığa çıkardığı önemli şey şu oldu; naşta İngiltere olmak üzere Avrupa’nın çeşitli devletleri ABD ile tam birlik içinde değilmiş. Daha doğrusu ABD önceki saldırılardan elde ettiği sonuçlara dayanarak bir baş dönmesi yaşamış, müttefiklerini, NATO’yu bile bir yana bırakmış, işte herkes bana biat edecek şeyiyle saldırıya geçmiş, buna tepki gösterdiler. İran’a bu tarzda savaş açılmasına karşı çıktılar mesela. Böyle bir savaşla İran’da rejim değişikliği yaratılmasını doğru bulmadılar. Bunun kendilerinin içinde yer aldığı kapitalist modernite sistemi için zararlı gördüler, sistem açısından tehlikeli buluyorlar ve bu yeni bir durum oldu ve geçici değil. Şu ana kadar ABD, İngiltere ve İsrail birlikte yürütüyorlardı. Bu sistemi İngiltere yarattı. Küresel hale gelmesini İngiltere sağladı. ABD İngiltere’den devraldı ve İngiliz sistemini yürütüyordu. Şimdi onu ABD sistemi olarak değiştirdi. İngiltere bunu kabul etmiyor. İşte bundan dolayı aslında İngiltere Avrupa Birliği’nden ayrılmıştı. Şimdi Avrupa Birliği’ne tekrar yaklaşır diyorlar. İran savaşı şuna yol açtı; Ukrayna savaşıyla NATO üzerinden Rusya’ya karşı savaşla Avrupa üzerinde kurduğu etkinliği kaybetti ABD de. Hem de en başta İngiltere olmak üzere.

İngiltere sistemin kurucusu. İngiltere’siz ABD sistemi nasıl yürütecek, nereye yürütecek belli değil. Bu hem çift kutuplu ya da tek kutuplu olmadığını, kapitalist modernite dünyasının çok kutuplu olduğunu ortaya çıkardı. Hem de İngiliz-ABD çelişkisini açığa çıkardı. Anlayış olarak, siyaset olarak farklılıklar doğdu. Bundan sonraki süreçte bunun etkileri görülecek. Dünyadaki gelişmelerde, yaşanan mücadelelerde. Daha çok çelişkili olacak bu durum, halklar için, demokratik güçler için, kadınlar için daha fazla örgütlü mücadele etme zemini yaratabilir. Kapitalist modernite sisteminin aşılması için mücadeleyi geliştirmeye daha çok imkan verebilir. Bunu görmek önemli. Bir de daha fazla güç kendi aralarında çelişki, şeylerde yaşayacaklar. Ama mesela ABD-İsrail saldırısı gerçekten de vahşi kapitalizm saldırısı diye tanımlandı herkese. Hoyratça bir saldırı. Ölçü tanımayan bir saldırı. Bizim teknik gücümüz var, herkes bize teslim olacak gibi bir saldırı. Bunun önü kapanıyor artık. Bu Gazze’den başlayarak İran’a kadar gelen bu saldırı tarzının zirvesi oldu. Artık bundan geriye düşecekler. Böyle bir çatışma ortaya çıkaramayacaklar. Artık gelişmeleri bu temelde göreceğiz. Bu tek kutuplu ya da çift kutuplu yaklaşımlar doğru değil. Çok kutupluluğu görmek, oradan halkların özgür, demokratik gelişimi, yaşamı için sonuç çıkartmaya çalışmak önemli.

  • 1 Mayıs yaklaşıyor. Meydanlarda halkları, kadınları, gençleri, emekçi ve işçileri göreceğiz. Özellikle böyle bir dönemde savaş ortamında bu 1 Mayıs’a nasıl yaklaşılmalı, nasıl değerlendirilmeli?

Öncelikle işçi ve emekçilerin, kadın ve gençlerin, halkımızın ve dostlarımızın 1 Mayıs Emekçi Bayramı’nı kutluyorum. Bu 1 Mayıs önemli. Her zaman 1 Mayıslar önemli oldu. Gerçekten de dikkat edelim, Sovyetler Birliği çözüldü. Kendine sosyalist diyen bir sürü çok devlet yıkıldı, Sosyalist partiler diyenler, komünist partisi diyenler yıkıldılar, daraldılar, küçüldüler, etkileri kalmadı. Ama 1 Mayıs kaldı, yaşadı. 1 Mayıs etkisinden hiçbir şey kaybetmedi. Bir defa bu gerçeği görmek lazım. 1 Mayıs demek ki tamamen onlarla bağlı değil. Evet, onların içindeymiş ama farklı özellikleri varmış. Öyle devletle, iktidarla bağlı bir durum değilmiş. Mücadeleye dayanmış, şehitlere dayanmış. Gerçekten emekçilere, işçilere dayanmış. Gerçekten sınıf hareketi olmuş. Öyle parti hareketi ya da iktidar hareketi değil, devlet hareketi değil, sosyalist parti, sosyalist devlet hareketi değil. Sosyalist insan hareketi, işçi hareketi, emekçi hareketi. Sosyalist bilinç hareketi.

İktidarla, devletle bağlı olan her şey yıkıldı, çözüldü, dağıldı ama halkla, emekçiyle, işçiyle bağlı olan yıkılmadı. Bunu görelim. Bu çok çok önemli. 1 Mayıs’ı gerçekten böyle anlamak lazım. 1 Mayıs’ı en büyük sosyalist değerlerden birisi olarak görüp, sahiplenmek gerekli. Demokratik sosyalizmin temel dayanaklarından birisi bu. Demokratik sosyalizm bu tarihi kesinlikle esas alıyor. Buraya oturuyor, buraya dayanıyor. Bu gerçeği görmemiz gerekli. Bu 1 Mayıs’ın diğer önemi, öncesini ifade ettik ya, 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum çağrısı aslında sahiplenildi. O çağrının referandumu yapıldı gibi. Evet, Şubat sonunda yapılmıştı çağrı. Geçen yıl da Mart, Nisan, Mayıs yaşandı. 1 Mayıslar oldu. Fakat ne çağrı ne de onun yol açtığı süreç insanlar tarafından tam kavranamamıştı. Kavrama eksikliği vardı. Dar yaklaşımlar vardı. İşin özü yeterince görülmedi. Adeta böyle bir mücadelesizlik gibi algılandı ve insanlar rahatsızlık duydular. Kürt toplumunda da oldu bu. Kadınlarda bile oldu. Sosyalist güçlerde oldu. Dostlarımızda yaşandı. Ne oluyor diye herkes soru sordu. Kötü bir şey değildi. Demek ki körü körüne bir yürüyüş yok. Bilinçli bir yürüyüş var. İradeli bir yürüyüş var.

Önder Apo’ya bağlılık bir çıkara, imkana bağlanma değil. Bir amaca bağlanma, bir yeni yaşama bağlanma bu zor da olsa, en ağır zorlukları da içerse, onları göğüsleyerek o amaca bağlanmayı ifade ediyor. Bunu açığa çıkardı, gösterdi. Bu bakımdan öyle yadırgamamak lazım. Fakat ne oldu? Esas çağrının ikinci yılına girildi Şubat sonuyla birlikte Mart, Nisan, Mayıs tümüyle geçen bir yıl boyunca Barış ve Demokratik Toplum çağrısını bu temelde Önder Apo’nun geliştirdiği manifestoyu ne düzeyde anladığını Kürtlerin, kadınların, sol sosyalist, demokratik güçlerin, halkların, insanlığın ne düzeyde anladığını bu bahar sürecindeki eylemler ortaya koydu. Başta dedik ya işte bir referandum oldu. Barış ve Demokratik Toplum çağrısının referandumuydu. 8 Mart kadın referandumuydu. Newroz Kürt referandumuydu. 1 Mayıs da işçi ve emekçi referandumu, sol sosyalist referandum, insanlık referandumu olabilir.

Kürtler, kadınlar, gençler 1 Mayıs’a alanları doldurmalıdır

Barış ve Demokratik Toplum çağrısının bu temelde geliştirilen Barış ve Demokratik Toplum manifestosunun ne kadar anlaşıldığı, benimsendiği, sahip çıkıldığının göstergesi olacak. Bu bakımdan önemli. Biz hareket olarak önemsiyoruz. Kadınlar, gençler, Kürtler önemsiyorlar. Önemsemeliler. Bu 1 Mayıs’ı tıpkı 2026’nın 8 Mart’ını, Newroz’unu ne kadar önemsedilerse o kadar önemsemeliler. Bu 1 Mayıs’ta da kadın ve Kürt referandumunu demokratik sosyalist referanduma dönüştürelim. İnsanlık referandumuna dönüştürmek için çalışmalılar. Nerede olurlarsa olsun, Kürtler, kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler 1 Mayıs’a Newroz gibi, 8 Mart gibi sahip çıkıp meydanları, sokakları doldurmalılar. 1 Mayıs’ı Kürt varlığı ve özgürlüğüne, kadın özgürlüğüne dayalı olarak, demokratik sosyalizmin temel bir bayramı olarak kutlamalılar. Mücadele günü olarak anmalılar.

Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü, özgür yaşar ve çalışma koşullarına kavuşmasını 8 Mart’ta ve Newoz’da nasıl haykırdılarsa, sahiplendilerse Önder Apo gerçeğini 1 Mayıs’ta da aynı düzeyde sahiplenmeliler. Doğru olan bu. Gerçek yaklaşım bu. Gerçekten de varlığı özgürlüğe dönüştürmenin çizgisi olan demokratik sosyalizmi ne kadar anladık, ne kadar özümsedik, ne kadar sahipleniyoruz bu 1 Mayıs’ta gözükecek. 1 Mayıs bunun göstergesi olacak. Her şey bir gün kutlamasıyla olmayacak ama o da önemli. Referandum diyoruz. Herkesin görebileceği bir durum olacak. Bir de hoyratça saldırılar var. Gerçekten de savaş yıkım getiriyor herkese. İran’da durum ne oldu? 35 yıldır Ortadoğu’nun her yerinde oldu. Kürtler bu savaşı en fazla yaşadılar. Şimdi bütün Ortadoğu halkları yaşıyor. Kadınlar, çocuklar, insanlık yıkım halinde, kırım halinde. Bütün yarattıkları değerler yok ediliyor.

Diğer yandan bu geldiğimiz noktada kapitalist modernite sistemi sadece insanlığa böyle saldırmıyor onun beşiği olan doğaya da saldırıyor. Doğayı da kırımdan geçiriyor. Kürdistan’da da her yerde de. Şu an dünyada endüstriyalizmin doğaya saldırısı kadar bir saldırı tarihin hiçbir döneminde olmadı. İnsanlık kendi beşiğiyle, doğasıyla hiç bu kadar çelişmedi, yabancılaşmadı. Karşıtlaşmadı. Bu düzeye geldi. Önder Apo dedi bir avuç altın için koca bir dağı yok ediyorlar. Doğayı yok ediyorlar, çevreyi yok ediyorlar, yaşam dayanaklarını yok ediyorlar. Bu ekolojik bilinç önemli. Demokratik sosyalizmin kadın özgürlüğü, ahlaki ve politik toplum, demokratik toplumla birlikte temel bir ilkesi toplumsal ekoloji, doğayla uyum, doğa değerlerine sahip çıkmak, doğanın tahribatına izin vermemek, bunu hem bilince, hem de eyleme dönüştürmek gerekir. Önder Apo en temel özgürlük bilinci ekolojik bilinçtir dedi. Doğayla uyumlu yaşama bilinci, insana ait olan, başta kadın özgürlüğü olmak üzere diğer bütün özgürlük bilinçleri bu ekolojik bilinçten kaynaklanıyor. Yani onunla uyumludur, ona dayanıyorlar. O bakımdan bu 1 Mayıs’ta gerçekten de bu doğa tahribatına dönük saldırılara karşı da ekolojik bilinçle bir sahip çıkma olmalı. 1 Mayıs bunun da bilincine dönüşmeli.

Bu bakımdan da çok önemli. İşte Kürdistan’ın her tarafında, Türkiye’de her tarafında şuna buna karşı çıkışlar var. Yerel düzeyde köylüler, kadınlar, insanlar direniyorlar. Ama engelleyemiyorlar. Topyekûn bu iktidar ve devlet sisteminin saldırısına karşı direnmek, ayakta kalmak lazım. Mücadele etmek gerekli. Bu 1 Mayıs bütün bunları gerçekleştireceğimiz, bu temelde sahipleneceğimiz bir gün olmalı. Bütün bu anlamları taşımaya layıktır. Bu gücü var, bu özelliği var. İşte yaşanan yakın geçmişte bütün sosyalizmin birçok değeri kaçınılan bir duruma düşerken 1 Mayıs tersine hep ayakta kaldı. Hep işçilerin, emekçilerin, halkların bilincinde kaldı. Hep sahiplenildi. Bir mücadele günü olarak, bir emekçi bayramı olarak anıldı. Bu 1 Mayıs inanıyoruz ki bu bilincin çok daha geliştiği, güçlendiği bir aynı zamanda Barış ve Demokratik Toplum sürecinin sahiplenildiği 1 Mayıs olacak. Bu temelde bir kere daha herkesin 1 Mayıs’ını kutluyorum.

Kaynak: ANF

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

ShareTweet
Previous Post

GÜLİSTAN DOKU DOSYASI | Aile avukatı yeni delil duyurdu: “Örtbasçı failin eylemini paylaşacağız”

Next Post

Altın Atağa Kalktı 1 Ayın Zirvesi Görüldü: Piyasalar Yeniden Şekilleniyor

Related Posts

MESEM’de çocuğa tecavüz: Fail tutuklanmadı, stajyerler gitmeye devam ediyor
Kürt Meselesi

MESEM’de çocuğa tecavüz: Fail tutuklanmadı, stajyerler gitmeye devam ediyor

15 Nisan 2026
Ege Üniversitesi’nde ülkücüler öğrencilere palalarla saldırdı: Çok sayıda yaralı
Kürt Meselesi

Ege Üniversitesi’nde ülkücüler öğrencilere palalarla saldırdı: Çok sayıda yaralı

15 Nisan 2026
RTÜK’ten TELE2 Haber’e lisans için 72 saat süre: Başvurmazsanız erişim engeli
Kürt Meselesi

RTÜK’ten TELE2 Haber’e lisans için 72 saat süre: Başvurmazsanız erişim engeli

15 Nisan 2026
Licik maden faciası davasında 1 sanığa tahliye kararı
Kürt Meselesi

Licik maden faciası davasında 1 sanığa tahliye kararı

15 Nisan 2026
Kadınlardan Gülistan Doku açıklaması: Dönemin valisi Tuncay Sonel soruşturmaya dahil edilsin
Kürt Meselesi

Kadınlardan Gülistan Doku açıklaması: Dönemin valisi Tuncay Sonel soruşturmaya dahil edilsin

15 Nisan 2026
İran’da Starlink kullananlara gözaltı: Kum’da 10 kişi tutuklandı
Kürt Meselesi

İran’da Starlink kullananlara gözaltı: Kum’da 10 kişi tutuklandı

14 Nisan 2026
Next Post
Altın Atağa Kalktı 1 Ayın Zirvesi Görüldü: Piyasalar Yeniden Şekilleniyor

Altın Atağa Kalktı 1 Ayın Zirvesi Görüldü: Piyasalar Yeniden Şekilleniyor

  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter