PROF. M. EFE ÇAMAN | YORUM
Biz çoğu zaman fark etmiyor olabiliriz, ama Aydınlanma’nın getirilerinden günlük yaşamımızda sürekli olarak yararlanıyoruz. Oksijen deneyi bunu göstermenin en güzel yöntemlerinden biridir. Derslerimde bu deneyi öğrencilerime mutlaka yapardım. Aydınlanma’nın önemli getirilerinden biri olan insan hakları bakiyesi ve liberal demokratik hukuk devletinde bireylerin elde ettiği haklar, bu deneyin konusu ve amaç öğrencilerin bu kazanımların önemini anlamaları.
Deney şöyle: Öğrencilere nefes alıp almadıklarını sorar, sonra da derin bir nefes alıp sonra nefeslerini tutmalarını, benden işaret gelmedikçe nefes alıp vermemelerini söylerim. Sınıf nefesini tutar. Otuz saniye kadar sonra sınıfa nefes alıp vermeye başlayabileceklerini söylerim. Ardından bu deneyimin kendilerinde ne gibi duygulara yol açtığını sorarım. Amaç otonom olan solunum sürecinin bilincine varmalarıdır. Deney öncesi otonom olarak devam eden nefes alıp verme işlevi, deney sonrasında ayırtına varılmış ve önemi kavranmış olarak devam eder. Öğrenciler oksijen almanın ne kadar hayati olduğunun farkına varır.
Esasında bunu kuramsal olarak zaten biliyorlardır. Ama deneyimlendikten sonra bu işlevin yaşamsallığı ve tabiatıyla vazgeçilmezliği çok daha somut olarak ortaya çıkar. Deneye katılan öğrenciler için bu tecrübe çok önemlidir. Herkes artık kuramsal olan bir bilginin yaşamda ne anlama geldiğini bizzat bilmektedir. Bu bilme süreci deneyimleme üzerine inşa edildiğinden unutulmazdır.
Bu deneyin amacı insan hakları ve demokrasi ile paralel kurmaktır. Denekler otonom ve otomatik bir şekilde nefes alıp verirken oksijenin önemini düşünmezken, hatta nefes alıp verdiklerini bile fark etmezken, sürecin bloke edilmesiyle (nefes alıp vermeyi kesmekle) bir anda nefes alıp vermenin önemini kavrar.
İnsan hakları ve demokratik hukuk devletinde yaşamını sürdüren bireyler de insan haklarının ve demokratik hukuk devletinin önemini teorik olarak bilir, ama bunun yaşamsallığını çoğu zaman fark etmez, hatta bu konuyu akıllarına bile getirmez. Onlar için “normal” olan bu kazanımları standart kabul etmektir ve bu da var olan Aydınlanma kazanımı bu özellikleri dikkate almamalarına sebep olur.
Oysa evlerine gece baskınıyla ceberutça girilen, özel eşyaları yerlere fırlatılan, çocukların çığlıkları eşliğinde elleri kelepçelenen bireyler, insan haklarının ve demokratik hukuk devletinin önemini hemen kavrayacaktır. Konu teorik değil, bilakis tümüyle gerçek yaşama dairdir, sahicidir, önemlidir, vazgeçilmezdir!
Aydınlanma külliyatı ve bakiyesiyle ciddi sorunları olan bir ülkenin çocukları olarak Türkiye insanları sanırım nefes tutma deneyine mutlaka tabi tutulmalıdır. Okullarda oksijen ve hukuk arasındaki analojik ders mutlak surette verilmelidir. İnsanların hukuku, insan haklarını ve hukuk devletini – iktidarın gücünün sınırlandırılmasına dayalı sistemi – anlamaları gerekiyor. Bunu bir tür lüks değil, gereklilik ve vazgeçilmezlik olarak görmelerini sağlamak için neler yapabiliriz?
Birinci bölümde ele aldığım gibi, Yirmi Birinci Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde küresel olarak iyi bir sınav verilemedi. Öncelikle Sovyetler’in çöküşünden sonra Fukuyama’nın müjdelediği Tarihin Sonu fenomeni gerçekleşmedi. Liberal demokrasiler evet faşizmi ve komünizmi yenmişti, ama bunun neticesi olarak ortaya otomatikman küreselleşen Aydınlanma değerleri çıkmamıştı. Birçok eski komünist ülke başarılı sistem dönüşümleri gerçekleştirebildi, ama yine birçokları bunu başaramadı.
Keza İslam coğrafyasında da bilimsel teknolojik devrim yankı bulurken, onun hazırlayıcı değerlerinin beşiği olan Aydınlanma gereken ilgiyi göremedi. Bunlardan daha da vahimi, sebepleri ileriki yazıların konusu olacak olan, Batılı devletlerin demokratik gerilemeleri konusu tabloyu daha da kötüleştirdi. Nihayetinde Trump’ın ikinci dönemiyle beraber bu süreç küresel bir çözülme tehlikesini beraberinde getirdi. Bu tehlike hala ortadan kalkmış değildir.
Aydınlanma’nın en önemli dayanak taleplerinden biri – buna temel varsayım da denebilir – evrensellik iddiasıdır. Aslında evrensel olmayan bir Aydınlanma düşünülemez. İnsan hakları derken belli bir grubu kastetmiyoruz, örneğin. Sadece Batı’da olan bir uygulanma değildir söz konusu olan. Standartların küresellik ve evrensellik arz etmeleri, Aydınlanmacı düz çizgisel insaniyet tarih konseptiyle alakalıdır. Çin’e veya Suudi Arabistan’a kültürel farklılıkları temelinde başka insan hakları uygulanamaz.
Temel haklar ve özgürlükler tüm insanlar içindir. Kültürel görecelilik akımı ise bu evrensellik iddiasını sulandırır, onun altını oyar. Savunucuları fark edemese de, kültürel izafiyet argümanı Batı dışı toplumlara “daha azı ile de yetinebilirsiniz” mesajı ileten, endirekt bir mikro Avro-sentralist, hatta beyaz üstünlükçü bir tezdir.
Türkiye’de “Kopenhag kriterlerine Ankara kriterleri der, devam ederiz” diyen İslamcı-Avrasyacı ekipler anti-Aydınlanmacı tezlerini izafiyetçi bu anlayış temeli üzerine inşa ettiler. Bunun sonucu olarak hapishanelere giren kadınlara tecavüz edildi ve aralarında hamile kalanlar oldu mesela! İnsan haklarını görecelileştirmenin varacağı sonuç, “bizde bunlar olur” küstahlığına kapı aralamasıdır. Aydınlanma’nın “tek insan tipi” anlayışının karşısına “farklı insan tipleri” koyan bu mantalite, özgürlüklerin temel düşmanıdır.
Rusya rejiminin ideologlarından Avrasyacılığın fikir babası Dugin, “sizin uygarlığınız” ve “bizim uygarlığımız” söylemi üzerinden Rus-dominant, emperyalist bir ideolojiyi kuramsallaştırmıştır. Buna göre Batı (o Atlantikçi kanat der) insan hakları ve değerleri ile Rus Avrasyacı değerleri arasında uyumsuzluk vardır. Dugin bunu çoğulculuk paravanı üzerinden meşrulaştırır. Oysa olan, Rusya vatandaşlarının rejimi eleştirdiklerinde hasbelkader bir şekilde pencereden aşağıya düşmeleridir veya Ukrayna’da bombalanan sivil yerleşim birimleridir!
Hastalıklı rejimlerin ve patolojik toplum tezahürlerinin baş düşmanı Aydınlanma’ya dayalı insan hakları ve liberal demokratik hukuk devletidir. İdeal midir, tartışılır, ama daha iyisi bulunana kadar tüm insanlığın hak ettiği budur.
“Nefesinizi otuz saniye tutun! Oksijenin önemini hemen anlayacaksınız!”
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































