ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
Dünyanın gözü Washington DC’de. ABD başkentinde de herkesin gözü Başkan Donald Trump’ta. Pentagon koridorlarından düşünce kuruluşlarına, Kongre kulislerinden televizyon stüdyolarına kadar herkes aynı soruyu soruyor: Başkan Trump ne yapmaya çalışıyor?
İlk bakışta tablo basit gibi: ABD ve İsrail İran’ın nükleer tesislerini ve füze rampalarını vuruyor. Ancak Washington’daki analizler, bu operasyonun yalnızca nükleer programı durdurmayı hedefleyen askeri bir harekât olmadığını söylüyor. Asıl mesele İran rejiminin ayakta kalmasını sağlayan güvenlik mimarisini kırmak.
Bu yüzden son saldırılarda dikkat çeken hedefler sadece Natanz, Fordow ya da Arak gibi nükleer tesisler değil. Aynı zamanda İran’da protestoları bastıran güvenlik yapıları da hedef alındı. Devrim Muhafızları’nın bazı karargâhları, Besic paramiliter güçleri ve iç güvenlik birimleri vuruldu.
Washington’da konuşulan stratejinin özü şu: Rejimi devirmek için önce rejimin toplum üzerindeki korku mekanizmasını zayıflatmak. Bu yüzden yoğun bir bombalama yapılıyor. CENTCOM’un verilerine göre ABD, 2003 Irak işgalinde kullanılan mühimmatın tam iki katı kullanıldı. Şu ana kadar 50 bin asker, 200 savaş uçağı ve 2 uçak gemisi savaşa katıldı.
İlk iki günde 2 binden fazla hedef vuruldu ki bunlarin içerisinde güvenlik ağının karargahları da var. Bir Amerikalı güvenlik analistinin ifadesiyle plan şu formüle dayanıyor: “Air power + Israel + internal collapse.”
Yani Amerikan hava gücü, İsrail’in operasyonları ve İran içinde oluşabilecek toplumsal basınç birleşirse rejim içeriden kırılabilir.
Tel Aviv’in hesabı: Güvenlik duvarı yıkılırsa sokak hareketlenir
Tel Aviv’deki güvenlik çevreleri de benzer bir mantıkla düşünüyor. İsrailli yetkililer açıkça söylemese de, İran’da halkın rejime karşı ayaklanmasının önündeki en büyük engelin güvenlik aygıtı olduğunu düşünüyor.
Bu aygıtın merkezinde Devrim Muhafızları var. Onun altında ise Besic milisleri ve iç güvenlik birimleri bulunuyor. İran’daki protestoların çoğu zaman çok sert biçimde bastırılmasının nedeni de bu yapı.
İsrail’de yapılan değerlendirmelerde şu argüman sık sık dile getiriliyor: Eğer bu güvenlik ağının koordinasyonu bozulursa, ekonomik kriz ve toplumsal öfke zaten birikmiş durumda olduğu için sokak hareketleri yeniden patlayabilir.
Başka bir ifadeyle hedef yalnızca İran’ın askeri kapasitesi değil; rejimin toplum üzerindeki kontrol mekanizması.
Washington’daki büyük şüphe
Ancak Washington’da bu stratejinin işe yarayıp yaramayacağı konusunda ciddi bir şüphe var. Birçok analist hava saldırılarının tek başına köklü rejimleri devirmediğini hatırlatıyor. Tarihte bunun çok az örneği var. Saddam Hüseyin rejimi hava bombardımanlarıyla değil kara işgaliyle devrildi. Sırbistan’da Miloseviç rejimi NATO bombardımanından sonra ayakta kalmış, ancak iç siyasi süreçlerle düşmüştü.
İran ise Irak’tan veya Sırbistan’dan daha karmaşık bir yapı. 85 milyona yaklaşan nüfus, güçlü bir devlet geleneği ve ideolojik bir güvenlik aygıtı var. Dahası İran klasik bir devlet değil; aynı zamanda bölgeye yayılmış bir “network power.”
İran’ın gölge ordusu
Tahran’ın en önemli avantajı bu ağ. İran’ın gücü yalnızca kendi ordusundan ibaret değil. Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler, Irak’taki Şii milisler ve Suriye’deki milis ağları İran’ın bölgesel etki alanını oluşturuyor. Bu yapı sayesinde savaş yalnızca İran topraklarında yaşanmak zorunda değil.
Washington’daki askeri planlamalarda en büyük risklerden biri de bu. Çünkü İran doğrudan ABD üslerine saldırmak yerine çatışmayı farklı cephelere yayabilir. Irak’taki Amerikan üsleri, Kızıldeniz’deki ticaret hatları, Lübnan-İsrail sınırı veya Körfez’deki petrol altyapısı bu gölge savaşın potansiyel cepheleri olarak görülüyor.
Hürmüz Boğazı: Küresel sistemin sinir ucu
Bir diğer kritik başlık ise Hürmüz Boğazı. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’si bu dar su yolundan geçiyor. İran’ın bu hattı hedef alması küresel enerji piyasasını sarsabilir.
Washington’daki enerji uzmanları, böyle bir senaryonun petrol fiyatlarını hızla yukarı çekebileceğini ve dünya ekonomisini ciddi biçimde etkileyebileceğini söylüyor. Bu nedenle savaşın askeri değil ekonomik sonuçlarının çok daha büyük olabileceği konuşuluyor.
Rejim çöker mi?
Bütün tartışmanın merkezinde ise tek bir soru var: İran rejimi gerçekten çöker mi?
Bazı çevreler İran’da ekonomik krizin, genç nüfusun memnuniyetsizliğinin ve siyasi baskının zaten yüksek olduğunu söylüyor. Onlara göre dış askeri baskı bu sistemi sarsabilir. Ancak güçlü bir başka görüş bunun tam tersini savunuyor.
Bu görüşe göre dış saldırı İran’da milliyetçi bir refleksi tetikleyebilir ve rejimi zayıflatmak yerine güçlendirebilir. Tarih de buna benzer örneklerle dolu. İran-Irak savaşı sırasında rejim ağır kayıplara rağmen ayakta kalmıştı.
Washington’ın en büyük korkusu: Sonsuz savaş
Amerikan başkentinde en çok dile getirilen kaygı ise başka bir senaryo. Eğer rejim ayakta kalırsa savaş klasik bir cephe savaşına dönüşmeyebilir. Bunun yerine uzun bir gölge savaş başlayabilir. Milis saldırıları, siber operasyonlar, bölgesel çatışmalar ve düşük yoğunluklu gerilim yıllarca sürebilir.
Washington’daki bazı analistler bunu açıkça söylüyor: Böyle bir tablo ABD için yeni bir “sonsuz savaş” anlamına gelebilir.
Bugün Washington’da kimsenin kesin olarak bildiği bir şey yok. Trump’ın stratejisi kısa vadede İran’ın nükleer programına ve güvenlik altyapısına ciddi zarar verebilir. Ancak asıl soru askeri değil siyasi.
Eğer güvenlik duvarı kırılır ve İran’da iç dengeler değişirse, Ortadoğu’nun jeopolitiği tamamen yeniden yazılabilir. Ama rejim ayakta kalırsa, ABD ve İsrail kendilerini uzun ve karmaşık bir bölgesel çatışmanın içinde bulabilir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/03/Kurtulmusun-Meclis-iftarinda-zengin-menu-tartismasi-360x180.jpg)



![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/03/Iran-savas-gemisi-Sri-Lanka-aciklarinda-batti-101-murettebat-kayip-360x180.jpg)
































