HASAN CÜCÜK | HABER-ANALİZ
Avustralya’nın ev sahipliği yaptığı Kadınlar Asya Kupası’nda Kuzey Kore için sahada yalnızca bir yarı final bileti yoktu. Rejimin uluslararası sahnede göstermek istediği bir vitrin de tehlikedeydi. Cuma günü çeyrek finalde ev sahibi Avustralya ile karşılaşan Kuzey Kore, rakibini yenip yarı finale yükselmesi halinde aynı zamanda 2027 Kadınlar Dünya Kupası’na katılma hakkını da elde edecekti.
Ancak bu karşılaşmanın önemi sportif başarıyla sınırlı değildi. Kuzey Kore kadın millî takımının performansı, rejim açısından uluslararası imaj ve propaganda değeri taşıyan kritik bir sınav olarak görülüyordu.
90 dakikanın sonunda sahadan 2-1’lik galibiyetle ayrılan taraf Avustralya oldu. Bu sonuç, Kuzey Kore kadın millî takımının yaklaşık 15 yıl sonra yeniden büyük sahneye dönme hayallerini erteledi.
Hudson Institute’te Asya güvenlik politikaları üzerine çalışan kıdemli araştırmacı Liselotte Odgaard’a göre, Kuzey Kore’de spor yalnızca bir rekabet alanı değil; aynı zamanda devletin dünyaya kendisini gösterdiği önemli bir araç.
“Burası dünyanın en otoriter rejimlerinden biri. Uluslararası spor organizasyonları, özellikle de Dünya Kupası gibi büyük turnuvalar, ülkenin kendisini dünyaya gösterebildiği nadir platformlardan biri. Bu nedenle spor, Kuzey Kore için uluslararası imaj oluşturmanın önemli bir yolu,” diyor Odgaard.
15 yıllık sessizlik
Kuzey Kore kadın futbolu uzun yıllar boyunca dünya futbolunun güçlü ekiplerinden biri olarak kabul ediliyordu. Takım geçmişte Dünya Kupası’nın düzenli katılımcıları arasında yer aldı ve bir dönem FIFA dünya sıralamasında beşinci sıraya kadar yükseldi.
2007 Kadınlar Dünya Kupası’nda çeyrek finale kadar ilerleyen ekip, üç kez Asya Kupası’nı kazanarak kıtanın en başarılı takımlarından biri olmayı başardı. FIFA’nın 2003 yılında kadın millî takımları için dünya sıralamasını başlatmasından bu yana Kuzey Kore, birkaç istisna dışında sürekli ilk 10 içinde yer aldı.
Ancak son 15 yıl içinde takım uluslararası sahnede neredeyse tamamen gözden kayboldu. Bunun en önemli nedenlerinden biri 2011 Dünya Kupası’nda yaşanan doping skandalıydı. Turnuva sırasında beş Kuzey Koreli oyuncunun yasaklı bir steroid kullandığının tespit edilmesi üzerine takım dört yıl boyunca uluslararası turnuvalardan men edildi.
Bu sürecin ardından kaçırılan elemeler ve ülkenin Covid-19 salgını sırasında uyguladığı uzun süreli kapanma politikası, Kuzey Kore’nin uluslararası futboldan büyük ölçüde uzak kalmasına yol açtı.
Kadın futboluna stratejik yatırım
Uzmanlara göre Kuzey Kore’nin kadın futbolundaki başarısı tesadüf değil. Bu başarı, devletin uzun yıllardır yürüttüğü sistematik spor politikalarının sonucu. Odgaard’a göre ülkenin lideri Kim Jong-un ve önceki yönetimler, kadın futboluna ciddi kaynaklar ayırarak yetenek gelişimini bir devlet politikası haline getirdi.
Bu stratejinin kökeni ise 1986 yılına kadar uzanıyor. O yıl FIFA kongresinde Norveç, kadınlar için bir Dünya Kupası düzenlenmesini önerdi. Toplantıya katılan Kuzey Koreli yetkililerin bu fikirden etkilenerek kadın futbolunu uluslararası propaganda aracı olarak değerlendirmeye başladıkları ifade ediliyor.
Bu yaklaşım daha sonra Kim Jong-un’un babası Kim Jong-il döneminde somut bir projeye dönüştürüldü. Kadın futbolu böylece sistemin başarısını dünyaya göstermek için yürütülen ulusal bir projeye, bir başka deyişle spor diplomasisinin önemli araçlarından birine dönüştü.
Bu kapsamda genç yaşlardan itibaren sporcu yetiştiren özel okullar kuruldu. Bu okullarda futbolcular yoğun disiplin altında eğitiliyor ve tüm süreç sıkı bir devlet kontrolü altında yürütülüyor. Asya Kupası’nda mücadele eden Kuzey Kore kadrosunun yaş ortalaması ise yalnızca 23.
Disiplin ve devlet kontrolü
Kuzey Kore millî takımında oynayan futbolcular yalnızca ülke içindeki kulüplerde forma giyebiliyor. Oyuncuların kariyerleri, eğitimleri ve günlük yaşamları devletin sıkı kontrolü altında şekilleniyor.
Takım içinde bireysel başarıdan çok kolektif başarı vurgulanıyor. Kadın futbolu bireysel yıldızların parladığı bir alan olarak görülmüyor; ön planda olan takımın başarısı ve ülkenin temsil edilmesi. Devlet sporculara iyi antrenman tesisleri sağlasa da bunun karşılığında sıkı ideolojik kurallara uyulmasını bekliyor. Bu kurallar uluslararası turnuvalarda da geçerliliğini sürdürüyor.
Turnuvalarda oyuncuların diğer ülkelerin futbolcularıyla serbest şekilde iletişim kurmasına genellikle izin verilmiyor. Ayrıca takımın yanında sürekli bulunan ve oyuncuları yakından takip eden görevliler bulunuyor.
Başarının bedeli
Asya Kupası Avustralya’da oynanırken, binlerce kilometre uzaktaki Kuzey Kore’de de yetkililerin takımın performansını yakından izlediği düşünülüyor. Uzmanlara göre takım hem sportif başarı hem de davranış açısından rejimin beklentilerini karşılayamazsa oyuncular ülkeye döndüklerinde yaptırımlarla karşılaşabilir.
Bu tür iddialar geçmişte de gündeme geldi. 2010 yılında FIFA, Kuzey Kore erkek millî takımının Dünya Kupası’ndaki kötü performansının ardından rejim tarafından cezalandırıldığı iddiaları üzerine bir soruşturma başlatmıştı. İddialara göre takım kamuoyu önünde aşağılanmış, teknik direktör ise zorunlu çalışma cezasına çarptırılmıştı. Kuzey Kore Futbol Federasyonu bu suçlamaları reddetti ve FIFA da eldeki bilgiler doğrultusunda soruşturmayı kısa süre sonra kapattı.
“Altın kafes” sistemi
Kuzey Kore’de millî takım oyuncusu olmak hem ayrıcalık hem de büyük bir baskı anlamına geliyor. 2009 yapımı ‘’Hana, dul, sed’’ adlı belgeselde gazeteci Birgitte Weich, dört Kuzey Koreli kadın millî futbolcunun hayatını takip ediyor. Oyuncular, millî takımda oynamanın prestij ve popülerliğin yanı sıra bazı maddi ayrıcalıklar da sağladığını anlatıyor. Bunlar arasında daha fazla gıda payı gibi avantajlar da bulunuyor.
Uzmanlar bu durumu “altın kafes” olarak tanımlıyor: Başarılı olursanız ödüllendiriliyorsunuz, ancak başarısızlık ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle Kuzey Koreli futbolcular için sahaya çıkmak yalnızca bir spor mücadelesi değil. Aynı zamanda ülkenin gururunu temsil ettikleri ve devletin beklentilerini karşılamak zorunda oldukları ağır bir sorumluluk anlamına geliyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































