SÜHEYLA GÜLTEKİN | YORUM
Dünya, “uluslararası hukuk” denen şeyin, sadece bazı “üstün” halkların çıkarları korunurken kalan ülkelerin halkları oyalansın diye üretilmiş bir kavram olduğunun idrakine iyiden iyiye varırken, sistemin ekmeğini fırınla yiyen ABD ve İsrail, bu tezi bir kez daha haklı çıkaracak şekilde İran’a saldırdılar.
Önce kız çocuklarının okuduğu bir okulun, yeryüzünün medeniyet abideleri(!) bu ülkeler tarafından vurulduğu haberi geldi ve o an okulda bulunan 160 kız çocuğunun katledildiğini öğrendik. İran’da haftanın ilk günü olan cumartesi günü, çocukların okul saatine denk gelecek şekilde yapılan bu saldırının bilinçli olduğu aşikar olmasına rağmen bu haber, ‘kadın hakları’ deyince akıllarına sadece ‘kadınların sokakta çıplak dolaşma hakları’ gelen feminist hareketlerin pek ilgisini çekmedi.
Sonra İran ruhani lideri Hamaney’in öldürüldüğü haberi geldi. Sığınağa kaçmak yerine şehit olmayı tercih ettiği için Tahran’daki çalışma ofisindeyken, bulunduğu bina kolayca bombalanmıştı.
Hamaney’in öldürülmesi sonrasında İran’lı muhaliflerden çokça kutlama görüntüleri geldi. Ülkesi sivil-asker-çocuk ayırt edilmeden bombalanırken, ‘diktatörden kurtulduk’ diye sevinen insanların dansları haliyle akıllara Saddam’ın idamı sonrası 1 milyona yakın sivili katledilen ve bir daha da belini doğrultamayan Irak’ın akibetini getirdi.
Irak’ta ne olduğunu hatırlamak hali hazırda İran’da, sonrasında şu an kendilerini ABD-İsrail müttefiki sanan Arap ülkelerinde ya da Türkiye’de neler olacağını anlamak için önemli olduğundan kısaca özet geçelim.
Batılı güçlerin, Arap bölgesinde bulunan milli kaynakları sömürdüğünü savunan bir lider olarak Saddam, ABD’nin petrol akışını doğrudan etkileyecek şekilde Kuveyt’i işgal etmişti (1991). Petrol satımında dolar yerine Euro kullanacağını açıklamıştı (ki bu doların küresel rezerv para birimi statüsünü, dolayısıyla ABD ekonomisini sarsacak ciddi bir adım olabilirdi). Filistin yanlısıydı, İsrail karşıtıydı. Ve fakat bunların yanı sıra kendi halkına karşı da son derece acımasız ve zalim bir diktatördü.
Peki dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olmak yerine dünyanın en büyük portakal ihracatçısı ülkesinin zalim diktatörü olsa ya da ABD’nin sözünden çıkmayan bir diktatör olsa, Amerika milyar dolarlık silahlarıyla bu bölgeye yine müdahale edip bölgeyi “demokrasi cenneti”ne dönüştürmek ister miydi? Çoğu aklı başında insanın bu soruya vereceği cevap haliyle “hayır” olacaktır.
Kayda değer diğer bir soruysa, ABD tarafından “Ya bizden olursun ya ölürsün!” düsturuyla uygulanan böylesi ağır ekonomik yaptırımlara maruz kalmasa yine zalim bir lidere dönüşür müydü, olsa gerek. ABD karşıtı Ortadoğulu liderlerin halklarına sahip çıkma ideolojisiyle siyasi arenada yer bulduktan sonra birer Tiran’a dönüşmelerinin arka planında bu ülkelere yapılan dış müdahalelerin rolünü küçümsememek gerektiği kanaatindeyim.
Kaddafi’nin hikayesi de benzerdi mesela. Libya Trablus’taki ABD üslerini kapatıp ABD askerlerini ülkeden kovan, petrolü millileştiren, İsrail karşıtı bir lider… Liderin düşürülmesi niyetiyle küresel egemen güç tarafından ağır ekonomik yaptırımlara maruz bırakılıp kasıtlı olarak zayıflatılan ülke… Ekonomik kötüleşmenin sonucu olarak memnuniyetsizleşen halk tabanı ve ABD karşıtlığı ideolojisini devam ettirmeye çalışırken sürekli maruz kaldığı dış müdahaleler sonucu dengeyi koruyamayıp zorbalaşıp halkına zulmeden bir yönetim..
Anlayacağınız hep benzer hikayeler..
“İslam’ın Altın Çağı” olarak adlandırılan çağlarda dünyanın en müreffeh, bilimsel açıdan en gelişmiş ve kültürel olarak en zengin coğrafyası olduğu bilinen Ortadoğu, Osmanlı Devleti yıkılmadan önce bu refah dönemini çoktan geride bırakmış fakir bir coğrafya olmakla beraber o dönemde dahi hiçbir zaman “terörist”lerin cirit attığı, karışıklığın bu denli yoğun olduğu, yaşanılamaz bir yere de hiçbir zaman dönüşmemişti ve takdir edersiniz ki bu mesele bu hale kendiliğinden gelmedi.
Yüzyıllar boyu her türlü kültür ve dinden insanın bir arada huzurla yaşadığı bu coğrafyada ayrılıklar çıkaran, cetvelle haritalar çizerek ülkeler belirleyen; bölgede istihbarat organlarıyla, medya eliyle, muhbirleriyle çatışmalar çıkarak insanları birbirine kırdıran, yaptırımlarla ülke ekonomilerini batırarak halk-yönetim ilişkilerini hassas hale getiren, arka planda yaptıklarıyla yöneticilerin diktatörlük eğilimlerini körükleyerek ülkeleri istikrarsızlaştıran, ‘Burası Ortadoğu” cümlesiyle yenilmişliği bu coğrafyanın kaderi gibi insanlarının kafalarına kazıyan bu düzen, bugün Hamaney’i öldürdü diye alkış tutulanların kurduğu düzenin ta kendisi.
Yani Hamaney ve rejiminin kurulmasını sağlayan ortamı oluşturanlar da yine bugün Hameney’i vurdular diye alkış tutulanlar zaten.
“Vadedilmiş topraklar”ını almak için yıllar boyu hırsla çalışan, bölgeye sürekli nefret tohumları eken, önce parçalara ayırıp sonra yavaş yavaş yiyen bir canavarın yaptıkları bu kadar ayan beyan ortadayken, İran’ı da perişan ettikten sonra 3-5 mini etekli kadın fotoğrafıyla “özgürlük getirdik” diye meseleyi pazarlayıp koskoca ülkenin petrolüne, ticari geçiş yollarına çökeceği aşikar olanların, özgürlük/demokrasi masallarını daha ne kadar yememiz gerekiyor?
Özetle söylemeye çalıştığım şey şu: Hamaney kötü bir insandı evet, kurduğu rejim çok canlar yaktı, doğrudur. Sadece kendi halkı için değil tüm İslam coğrafyası için zararlarını burda yazmaya kalksak kitap olur. Ama tüm stratejisi bölgeyi parçalara ayırıp kendi varlığını garantiye almak olan ve gerektiğinde Afrika’daki kabile devletleri gibi çoluk çocuk demeden şehirleri dümdüz eden orantısız bir güce karşı takınılacak tavırlardan biri, onun kurduğu düzen ve pompaladığı propagandaya aldanarak, bölgeyi ateşe verme marifetlerine alkış tutmak olmasa gerek.
Yerine gelecek kişinin Hamaney gibi baskıcı olup olmamasından bağımsız olarak; ABD’ye ülkesinin kaynaklarını sunduğu, silahlanmaktan vazgeçtiği ve ABD’nin tüm taleplerini kabul ettiği takdirde, İran halkı için yaşam koşulları aynı kalsa bile medya organları eliyle bu bilgiler bize şeffaf bir şekilde anlatılmayacağından zalim bir diktatörün yerine şirin ve medeni(!) bir lider geldi sanacağız. Olan biten her şey, herhangi bir coğrafyada yaşananların Amerika-İsrail birleşik devletlerinin çıkarlarına ne kadar uygun olduklarıyla ilgili, hepsi bu…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































