NECİP F. BAHADIR | YORUM
Bilal Erdoğan iyiden iyiye siyasetin mekanlarında dolaşmaya başladı. Her ne kadar “Siyasi kariyer hedefim yok!” dese de bütün yaptıkları, söyledikleri bir politik amaca mebni… Gideceği menzil her ne ise yürüyüşü başladı. Artık AKP genel başkanlığı mı olur yoksa cumhurbaşkanlığı yardımcısı mı? Babası ve kendisi karar verecek.
Bugün Bilal Erdoğan’ın nereden nereye yürüdüğünü veya koştuğunu anlatmayacağım. Bir Türkiye gerçeğini özetleyen iki baba, iki oğul hikayesini yazacağım.
Bilal Erdoğan AKP’nin Kızılcahamam’daki etkinliğine katıldı. Babasını göklere çıkardı. “Oğuldur elbette babasını methiyeler düzecek!” denebilir fakat söyledikleri klasik, duygusal ‘baba-oğul’ söyleminin sınırlarını aştığını her okuyan fark eder. Buram buram siyasi içerik kokuyor. Hatta daha ötesi her kelime ve cümle ‘siyaset’ diye bağırıyor.
Bilal Erdoğan’dan ‘babasını eleştirmesi’ beklen(e)mez. Gerçi bir ara ‘EYT düzenlemesine’ verdi veriştirdi. Orada da babasından ziyade muhalefeti eleştirdi. Oysa EYT’nin altında imzası bulunan babasından başkası değildi. Siyasi olarak ekmeğini de yedi. Seçimlerde oy olarak döndü.
Her ne kadar, “Oğludur tabii övgüler yağdırması olağandır!” diye düşünse de bana biraz garip ve tuhaf geldi. Hani, ayıplansa yeridir. Söyledikleri Anadolu ve İslam kültüründe pek hoş karşılanmaz. ‘Bırakın başkası övsün’ denir.
Methiyenin makbulü de siyasetçiye iktidardayken söylenenler değil, düştükten veya öldükten sonra arkasından konuşulanlardır. Muktedir methiyesine ‘yalakalık ya da dalkavukluk’ denir. Yaranma ve menfaat söz konusudur.
Bilal Erdoğan’ın tabi böyle bir düşüncesi yok. Bir soru üzerine konuşmuş ve kendisini tutamamış. Uçmuş adeta…
Prof. Dr. Eser Karakaş’ın tepkisini gördüm, ben o kadar sert ve acımasız değilim. Karakaş’ın sosyal medyada paylaştığı mesaj şöyle; “Ekranlarda Bilal Erdoğan bir tanrıdan söz eder gibi babasını övüyor… Bu konu öyle ‘babasıdır, övecek tabii’ gibi sözlerle geçiştirilecek bir konu değildir. Standart terbiye kuralları bir kişinin kamunun önünde yakın akrabalarını övmesine engeldir, bırak onu başkaları övsün…”
Pek haksız da değil yani Eser Hoca. Doğrusu bende de kekremsi bir tad bıraktı.
Bilal Erdoğan ne dedi? Bir kaç cümleyi birlikte okuyalım;
- “Gerçekten Tayyip Erdoğan zamanında yaşayanlar diye bir kavram olacak. Tayyip Erdoğan’dan sonra anlatacaklar, herkes böyle ağzını açıp dinleyecek. ‘Vay be siz gördünüz mü? Gerçekten siz onun teşkilatında mıydınız?’ diyecekler. ‘Hiç elini tuttun mu?’ diyecekler. Gerçekten Tayyip Erdoğan tarihimiz açısından öyle biri. Ben inanın bunları söylerken babamı anlattığımı düşünerek söylemiyorum. Gerçekten ben tarihi figürü anlatan bir siyaset bilimci, iktisatçı, ekonomist, akademisyen gibi hissediyorum kendimi. Çok şanslıyız. O anlamda ben, oğlu olduğum, daha çok gördüğüm ve zaman geçirdiğim için de kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum”
‘Erdoğan zamanında yaşayanlar’ diye bir kavram olacağı doğru! Çünkü Erdoğan bir döneme damgasını vurdu. 23 yıl dile kolay. Atatürk’ün daha uzun… Ve daha muktedir. Osmanlı sultanlarıyla yarıştığını söylemek abartı olmaz.
Bilal Erdoğan’ın karşısına babasının devri iktidarının mazlumlarından, mağdurlarından birini çıkarmayacağım. Meriç’in söyleyeceği çok şey var. Mesela babaları okul ve sınıf arkadaşı olan Cemal Uşşak’ın çocukları da aynı şeyi düşünüyorlar mı? Bilal Erdoğan, birlikte büyüdükleri ‘Cemal Amcası’nın çocuklarını’ hatırlıyor mu? Bir an için de olsa aklına geliyor mu? ‘Erdoğan’ın zamanından’ hayır ve güzel duygularla bahsedebilecekler mi? Acaba Bilal Erdoğan bu soruya ne der? Duymazdan, görmezden mi gelir?
Bir başka ismin aynı günlerde yazısı yayınlandı. Bu konuşmaya bir cevap mıydı? Yoksa tevafuk mu etti? Galiba zamanın cilvesi ve tevafuk… Çünkü Mehmet Ocaktan öyle köşeli ve sert üsluplu biri değil. Yazılarına edebi ve mutedil bir dil egemen. Hafta sonu Karar’da yazdı. Siyasi İslam mahallesinin önemli kalemlerinden… Bir ara siyasete de meyletti. Bir dönem Bursa’dan AKP milletvekili oldu. Bildiğim kadarıyla herhangi bir dini gruba aidiyeti yok. Yurdum vatandaşı… ‘Saf çocuğu masum Anadolunun’ diyeceğim ama pek de masum sayılmaz. Yani sıradan biri…
Babası da aynı siyasi mahallenin insanı. Ocaktan’ın yazdığına göre siyaset konuşmayı pek severmiş; “Demokrat Parti geleneğinden geliyordu. 1970’yi yıllarla birlikte MSP, Refah ve sonra AK Parti çizgisinde adeta gönüllü bir misyoner gibi çalıştı. Zaman zaman umutsuzluğa düştü ama heyacanını hiç kaybetmedi. 2014 yılında beni ve arkadaşlarımı AK Parti çizgisine yakın gazetelerden kovduklarında içinde bir şeyler kırılmıştı. 2017 referandumu onun için bir milat oldu. O günden sonra sadece benim yanımda “Bunlar bizi kandırdı!” cümlesini kurmaktan çekinmezdi…”
Baba Mehmet Ocaktan, Erdoğan ve AKP sevdalısı biri. Memleketi Dursunbey’de benzerleri çok. Muhafazakar tonun yüksek olduğu bir bölge orası. Baba Ocaktan 2017 yılında rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılır. Durumu kritiktir. Mehmet Ocaktan köşesinde aynen şu satırları kaleme aldı; “Bir ara yoğun bakımdan ‘bakım ünitesine’ çıkardıklarında yanında kaldım. Artık çok zor konuşuyordu. Konuşuyordu bile denemezdi aslında. Bir ara yatağının yanına uzandığımda, kulağına fısıldayarak “Kötü günler geliyor, kendini koru” dediğinde içimde adeta fırtınalar kopmuştu. Ve bu son konuşmamız oldu. Şimdi geriye dönüp baktığımda hayatının son günlerinde, “Şu anda yaşadığımız umutsuz günlerin geleceğini hissetmiş miydi acaba?” diye düşünmeden edemiyorum… Üzücü olan şu ki bizi ve geniş toplum kesimlerini yıllardır yanlış hayallere inandırmışlar. Oysa biz adaletli, vicdanlı ve merhametli olduklarına inanmıştık.”
İki baba, iki oğul…
İkisi aynı siyasi iklimde büyümüş ve aynı siyasi havayı teneffüs etmiş isimler. Bilal Erdoğan’ın anlattığı Erdoğan zamanı ve Türkiye’si ile Mehmet Ocaktan’ın anlattığı AKP dönemi ve Türkiye’si arasında en ufak benzerlik var mı?
Erdoğan’ın politikaları kaç babayı üzdü, kaç aileyi perişan etti. Cemal Uşşak ve Mehmet Ocaktan’ın babası onlardan sadece ikisi…
Niye onların isimlerini zikrettim?
Bilal Erdoğan, Cemal Uşşak amcasını çok iyi tanır ve bilir… Herhalde Mehmet Ocaktan da haberdardır. Gerçek olan Bilal Erdoğan’ın mı yoksa Mehmet Ocaktan’ın Türkiye’si mi?
‘Erdoğan zamanında’ yaşayanlardan biri olarak benim tanıklığımın da yarın veya ötede bir kıymeti harbiyesi olacak elbette…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































