Epstein dosyasında “Baal” adının görünmesi, kadim bir sembolün modern dünyada hâlâ dolaşımda olabileceğini düşündürüyor. Bu isim, antik Yakın Doğu’daki Baal kültünü ve onun etrafında anlatılan karanlık aidiyet iddialarını yeniden tartışmanın merkezine taşıdı. Buradan Hz. İlyas’ın Baal’e karşı tevhid mücadelesine bakınca, sapmanın biçim değiştirerek tekrar edebildiği daha net görünüyor. Kur’an’ın uyarısı, hakikatin her kriz anında yeniden hatırlatıldığını söylüyor. Hızır–İlyas paralelliği de bu sürekliliğin, yani “yeniden uyarı” çizgisinin sembolü olarak öne çıkıyor.
AYDOĞAN VATANDAŞ | YORUM
Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve çeşitli yorumlara konu olan iddialar arasında, Jeffrey Epstein’a ait bir banka hesabının “Baal” adını taşıdığınin ortaya cikmasi, akademik çevrelerin de konusu olan kadim bir ismi bir anda yeniden gündemin merkezine taşıdı. Bu ismin sembolik çağrışımları, modern dünyada antik Yakın Doğu’nun teolojik ve kültürel mirasının nasıl yaşamaya devam ettiğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak okunabilir.
Jeffrey Epstein’in yeğeni Anya Wick, ailesinin bu kültle ilişkisini şöyle anlattı: “Baal kültü…Ailem kamuoyu önünde kendilerini Yahudi olarak gösteriyordu, fakat kapalı kapılar ardında, özellikle Fısıh (Pesah) yemeklerinde, bana uyuşturucu verildiği zamanlarda, aslında Satanist olduklarını itiraf ederlerdi. Bana Baal kültüne ait olduğumuzu söylediler — B-A-apostrof-A-L şeklinde yazıldığını özellikle vurgularlardı. İstismar edilirken bunu bana sürekli tekrar ettiler.
Baal kültü hakkında kamuya açık olarak bulabileceğiniz bilgiler, bunun binlerce yıl öncesine dayandığını söyler. Fenike kökenli, şeytani bir bereket (fertility) kültü olarak tanımlanır. Resmî anlatıya göre ortadan kaldırıldığı kabul edilir. Ancak benim bildiklerime ve yaşadıklarıma göre yok edilmiş değildir.
İnsanların ‘İlluminati’ diye algıladığı şeyin bu olduğunu düşünüyorum: Zor kullanma uygulayan ve bu suçları insanları kontrol etmek için kullanan seçkinlerden oluşan bir grup. Siyaset ve eğlence dünyası üzerinde çok geniş bir etkileri olduğu söylenir.” https://www.youtube.com/watch?v=cPN_HvSjJak
Hz. İlyas’ın Baal Mücadelesi
Yahudi geleneğinde Hz. İlyas tarihsel olarak M.Ö. 9. yüzyılda, İsrail Krallığı döneminde yaşamış bir peygamber olarak tasvir edilir. Hikayesi esas itibarıyla Tanah’ın I. Krallar ve II. Krallar kitaplarında yer alır; özellikle I. Krallar 17–19 ve II. Krallar 1–2 bölümleri, Hz. İlyas konusunun omurgasını oluşturur. Metinlerde İlyas, klasik anlamda kurumsallaşmış bir peygamber tipinden ziyade karizmatik, yalnız ve zaman zaman münzevî bir figür olarak belirir. Soy kütüğü verilmez, doğumu anlatılmaz; sahneye adeta ansızın çıkar. Bu nedenle Hz. İlyas, Yahudi yorum geleneğinde daha cok eskatolojik, kıyamet öncesi döneme ait, mesiyanik, kurtarici bir şahsiyet olarak görülmesine zemin hazırlamıştır.
İlyas’ın ortaya çıktığı dönem, mücadelesinin bugun ozellikle Eipstein olayıyla yeniden gündeme gelen ve Kur’anda da teyid edilen Ba’l konusuyla anlam kazanir. Kur’ân’da da Hz. İlyas’ın kavmine yönelttiği soru bu kırılmayı özetler:
‘Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? En güzel Yaratan’ı bırakıp Ba‘l’e mi tapıyorsunuz? Oysa Allah sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.’ (Sâffât 37:125).
Ilyas’in Eski Ahit’te bahsedildigi donem, İsrail toplumunda siyasi ve dini krizin en yoğunlaştığı zamandır. Kral Ahab ile Fenikeli eşi İzebel’in Baal kültünü resmi düzeyde desteklediği anlatılır. Bu bağlamda İlyas’ın misyonu, tek Tanrı inancını yeniden tesis etmeye yönelik bir çabadir. Bu nedenle İlyas’in mücadelesi, dar anlamda bir peygamber biyografisi olmaktan ziyade, tek tanrıcılığın kriz anında tarih sahnesine müdahalesi olarak okunur.
II. Krallar 2’de anlatılan bir başka olay, İlyas’ın ölmeden göğe alınması konusudur. “Ateşten bir araba” ile semaya yükseldiği anlatılan bu sahne, Yahudi geleneğinde ona diğer peygamberlerden farklı bir statü kazandırmıştır. İlyas ölmez, kaybolmaz; Tanrı katında yaşamaya devam eder. Bu nedenle Yahudi inancında İlyas, halen aktif olan bir varlık olarak düşünülür. Bu yönüyle İlyas, İslâm geleneğinde Hızır inancını andırır.
Talmud ve Midraş literatüründe Hz. İlyas artık tarihsel bir şahsiyet olmaktan çıkar; zaman zaman dünyaya gelen, bilginlere görünen, adaletsizlikleri düzelten gizli bir tanığa dönüşür. Bu metinlerde İlyas, klasik peygamberlik rolünden ziyade, ilahi inayetin gizli fakat sürekli müdahalenin sembolü hâline gelir.
Yahudi eskatolojisinde İlyas’ın en önemli işlevi Mesih’ten önce gelecek haberci olmasıdır. Malaki 4:5 (İbrani metin geleneğinde 3:23 olarak da numaralandırılır): “İşte, RAB’bin büyük ve korkunç günü gelmeden önce size Peygamber İlyas’ı göndereceğim.”
Kur’ân’da Hz. İlyas, adı açıkça zikredilen peygamberlerden biridir ve iki ayrı yerde anılır. En‘âm sûresi 85. ayette, “Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas… Hepsi salihlerdendi.” buyrularak onun peygamberler silsilesi içindeki konumu vurgulanır. Hz. İlyas hakkında daha geniş anlatım ise Sâffât sûresi 123–132. ayetlerde yer alır. Bu pasajda İlyas’ın kavmine yönelttiği çağrı özetle şöyle dile getirilir: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? En güzel Yaratan’ı bırakıp Ba’l’e mi tapıyorsunuz? Oysa Allah sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.” Devamında kavmin onu yalanladığı, fakat ihlâslı kulların kurtarıldığı ve İlyas’a “sonrakiler arasında güzel bir nam bırakıldığı” ifade edilir. Kur’ân’ın anlatımı son derece kısa, yoğun ve tipiktir. Peygamber kıssalarının çoğunda olduğu gibi burada da biyografik ayrıntılar verilmez, tarihsel kronoloji kurulmaz, mucizeler uzun uzadıya anlatılmaz. Bütün vurgu, tevhid çağrısı ve bu çağrının toplum tarafından reddedilişi üzerinde toplanır. Bu bağlamda dikkat çekici olan husus şudur:
Epstein’e ait yapılardan birinde kullanılan banka hesabı adının “Baal” olarak geçmesi ve yeğeninin ailelerinin Baal kültüne mensup olduklarını ifade etmesi, antik çağda sona erdiği düşünülen bu sembolizmin tamamen ortadan kalkmadığına dair tartışmaları yeniden gündeme taşımıştır.
Bu açıdan En‘âm 85’te İlyas’ın isminin en sonda zikredilmesi ve Malaki 4:5’te İlyas’ın kıyamet öncesinde yeniden gönderileceğinin belirtilmesi, tevhid uyarısının tarihsel bir olayla sınırlı olmadığını, sapmanın yeniden ortaya çıktığı her dönemde aynı hakikat çağrısının tekrarlanacağını düşündüren bir paralellik olarak okunabilir.
Bu yönüyle İlyas, Kur’ân’da tebliğin sürekliliğini temsil eden bir şahsiyet olarak belirir. Dolayısıyla bugün bu tür karanlık yapıların açığa çıkması da, tarih boyunca tekrar eden sapmalar karşısında hakikatin yeniden hatırlatılması şeklinde tecelli eden ilahi muradın bir tezahürü olarak yorumlanabilir.
Sâffât sûresinde İlyas için kullanılan “Sonrakiler arasında ona güzel bir nam bıraktık” ifadesi de bu sürekliliği vurgular. Müfessirler bu ayeti, peygamberin etkisinin tarihsel ömrüyle sınırlı olmadığı şeklinde yorumlamışlardır. Tevhid mücadelesi onunla devam eden bir mirastır; peygamberlik, zaman içinde birbirini tamamlayan halkalar halinde ilerler. İlyas burada tek başına bir şahsiyet olmaktan çok, tevhid tarihinin sürekliliğini temsil eden bir halka olarak anlaşılır.
“Zekeriyya, Yahya, Isa ve İlyas… Hepsi salihlerdendi.” (Enam, 85)
Bu dört peygamberin tamamı, yeni bir şeriat getiren kurucu peygamberler değil, mevcut vahiy geleneğinin bozulduğu bir dönemde ıslah görevi üstlenen peygamberlerdir. Yani fonksiyonları “te’sis” değil, “ihya ve tashih”tir.
Dolayısıyla bu dört peygamber arasında tarihsel bir bağdan daha güçlü olan şey, misyon benzerliğidir: Hepsi, vahyin zaten bilindiği fakat anlamının aşındığı dönemlerde ortaya çıkar. Hepsi toplumun bütünüyle inkarcı olduğu zamanlarda değil, dinin adının kaldığı fakat özünün zedelendiği zamanlarda gönderilmiştir. Bu yönleriyle onlar, İslâm düşüncesinde sıkça kullanılan ifadeyle birer “müceddid” karakteri taşır; yani yeni bir din kurmaz, var olan hakikati yeniden diriltirler.
Ancak Hristiyan ilahiyatında aynı kelimelerin serüveni Kur’ân’dakinden farklı bir yönde gelişmiştir. Kur’ân, Ba‘l kelimesini tarihsel bir kült adını teşhis etmek için kullanıp onu ontolojik bir kötülük kategorisine dönüştürmezken, Hristiyan yorum geleneğinde Eski Ahit’teki Baal karşıtlığı zamanla daha geniş bir demonolojik çerçeveye taşınmıştır
Hristiyanlık Roma dünyasına yayıldıkça, paganizmle mücadele şeytanî aldatma olarak yorumlanmaya başlanmıştır. Kilise Babaları, putperest tanrıların aslında gerçek ilahlar değil, insanları saptıran seytani varliklar olduğunu savunmuşlardır.
Bu dönüşüm özellikle Yeni Ahit’te görülen Beelzebul/Beelzebub kullanımının sonraki yorumlarla genişletilmesiyle belirginleşir. İncil metninde bu isim “cinlerin reisi” bağlamında geçer; fakat Ortaçağ teolojisi bunu sistematik bir şeytan hiyerarşisinin parçası hâline getirir. Artık Baal, şeytanın farklı tezahürlerinden biri olarak düşünülür.
Kur’ân’da ise şeytanın “insanları saptıracağı, onlara emredeceği ve hakikati bozacağı” yönündeki beyanları, insanın ilahi otoriteyi terk edip başka otoriteleri mutlaklaştırma eğilimine dikkat çeker. Bu açıdan bakıldığında, Hristiyan geleneğinde Baal’in şeytani bir figür olarak yeniden yorumlanması, insanı Allah’tan uzaklaştıran sahte kutsallıkların eleştirisi bakımından tamamen yabancı bir yaklaşım sayılmaz.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































