Failin kolluk olduğu ölümlere ilişkin açılan davaların cezasızlıkla sonuçlandığına dikkat çeken İHD Amed Şube Yöneticisi Yakup Güven, ‘Bu yapı hem devleti koruyan hem de suçları meşrulaştıran bir sonuç doğuruyor’ diye belirtti
Amed’te 20 Şubat 2013’te zırhlı aracın ezerek katlettiği Şahin Öner dosyasında mahkeme, cezasızlığı hedefliyor. Şahin Öner’i katleden polis Selahattin Korkmaz’a “taksirle ölüme sebebiyet verme” suçundan daha önce verilen 3 yıl 4 ay hapis cezası, İstinaf Mahkemesi tarafından “basit trafik kazası” denilerek bozuldu. Cezayı fazla gören mahkeme yeniden yargılama talep ederken, davanın görülen ilk duruşmasında aynı suçtan yeniden cezalandırma talebinde bulundu.
Şahin Öner davasıyla birlikte yargının cezasızlık ve kolluğu koruma pratiği yeniden kendini gösterirken, failin polis olduğu birçok dava bugüne kadar ya cezasızlıkla ya da ödül gibi verilen cezalarla sonuçlandırıldı. Elde edilen deliller, tanık ifadeleri ve suç duyurularına rağmen tutuklanmayan polisler dışarıda görevlerini yapmaya devam ederken, ailelerin adalet talebi ise yanıtsız bırakıldı.
Polis tarafından katledilen Helin Şen, Nihat Kazanhan, Mehmet Uytum, Aydın Erdem ve Efe Tektekin gibi davalar bu cezasızlığın birkaç örneğiyken, cezasız bırakılan fail polisler farklı yerlerde suç işlemeye devam etti. İşlenen cinayetlere “hukuka uygun” ya da “güvenlik” gerekçesiyle ceza vermeyen mahkeme heyetleri ise ölümleri meşrulaştırmaya çalıştı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nin hazırladığı “2012 Yılı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini Kapsayan Çocukların Yaşam Haklarına Yönelik İhlal Raporu”na göre, 1988–2013 yılları arasındaki dönemde çatışmalı süreç nedeniyle 569 çocuk yaşamını yitirdi.
Rapora göre, son 15 yılda Kürdistan’da meydana gelen zırhlı araç ve kolluk hakimiyetindeki araçların karıştığı 82 çarpma olayında 21 çocuk yaşamını yitirirken, 23 çocuk da yaralandı.
Cezasızlıkla birlikte artan bu suçların ve ölümlerin bir tesadüf olmadığına dikkat çeken İHD Amed Şube Yöneticisi Yakup Güven, bu politikanın sadece adliyelerle sınırlı olmadığını, geçmişten bugüne sistematik bir şekilde uygulandığını vurguladı.
Şahin Öner dosyasının avukatı da olan Yakup Güven, dosyaya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Sürecin başından itibaren kamuoyunda kuşku yaratan gelişmeler yaşandı. Şahin Öner’in katledilmesine ilişkin dava dosyası hem soruşturma evresi hem de kovuşturma evresi itibarıyla önümüze çıkan klasik bir cezasızlık sistemini tekrar bize hatırlatıyor ve gösteriyor.”
‘İlk adımda deliller karartılmak istendi’
İlk aşamada bazı basın kuruluşlarında yer alan resmi açıklamaların gerçeği yansıtmadığını söyleyen Güven şunları belirtti:
“Şahin Öner, polisin zırhlı aracının çarpması sonucu yaşamını yitirirken, sıcağı sıcağına bazı basın-yayın kuruluşları, valilik tarafından yapıldığı öne sürülen bir açıklamayı paylaştı. Paylaşımda, Şehitlik semtinde elindeki patlayıcı maddenin infilak etmesi sonucu bir gencin hayatını kaybettiği söyleniyordu. Bu ifade, soruşturma sürecinin başından itibaren delillerin karartılması, sanıkların cezasızlıkla ödüllendirilmesi şeklinde kamuoyunda bir kuşkuya ve kaygıya sebep oldu.
Soruşturmanın başında yapılan böyle bir açıklama, tabii ki soruşturma makamını da etki altına aldı; yargılama sürecini de etkiledi. Ortaya çıkan raporlar birlikte değerlendirildiğinde, Şahin Öner’in aracın çarpması sonucu hayatını kaybettiği görüldü ve ilk yapılan, delilleri karartmaya dönük açıklamaların gerçek dışı olduğu anlaşıldı.”
‘Cezasızlıkla işlenen suç, meşrulaştırılmak isteniyor’
Cezasızlık sisteminin yalnızca hukuk mekanizmasıyla sınırlı olmadığını dile getiren Güven, bunun siyaset, bürokrasi, emniyet ve yargıyı kapsayan bütünlüklü bir yapı olduğunu ifade etti. Bu yapının hem devleti koruyan hem de suçları meşrulaştıran bir sonuç doğurduğunu belirten Güven, bunun failler açısından “ceza alınmaz” algısını güçlendirdiğini söyledi.
Cezasızlıkla mücadelenin yalnızca hukukçulara bırakılmaması gerektiğini kaydeden Yakup Güven, sivil toplumun, baroların, sendikaların ve toplumun güçlü bir şekilde taleplerini dile getirmesi gerektiğini belirtti. Devletin geçmişte işlenen sistematik suçlarla yüzleşmesi, özür dilemesi, tazmin yolunu işletmesi ve benzer ihlallerin tekrar etmeyeceğine dair güvence vermesi gerektiğini ifade etti.
Kaynak: ANF
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































