Kategori: Yaşam

Serbest Görüş günlük yaşam, toplumsal konular ve bireysel deneyimlerle ilgili güncel haberler ve analizler içermektedir. Web sitemiz yaşam tarzı, sağlık, eğitim ve toplumsal değişimler gibi çeşitli konularda derinlemesine içerikler sunar. Günlük hayatın önemli yönlerini keşfetmek ve toplumsal gelişmeleri takip etmek için ideal bir kaynaktır.

  • Meteoroloji’den uyarı: 2 bölgede toz taşınımı, 5 bölgede sağanak var

    Meteoroloji’den uyarı: 2 bölgede toz taşınımı, 5 bölgede sağanak var


    Meteoroloji’den açıklanan son dakika hava durumu tahminlerine göre bugün 5 bölgede sağanak yağış ve 2 bölgemizde de toz taşınımı bekleniyor.

    Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre yurt genelinin parçalı, yer yer çok bulutlu, İç Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun kuzey ve batısı, Karadeniz’in iç kesimleri, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile Aydın, İzmir ve Muğla’nın iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

     

    İki bölgede toz taşınımı

     

    Yağışların öğle saatlerinden sonra Aydın ve Muğla’nın iç kesimleri, Denizli, Uşak ve Afyon çevrelerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor. Doğu Anadolu’nun batısı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde toz taşınımı görülmesi bekleniyor. Sabah saatlerinde Marmara’nın doğusu ve Batı Karadeniz kıyılarında yer yer pus ve sis bekleniyor.

     

    Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik olmayacağı, ülkemiz genelinde sıcaklıkların mevsim normallerinin 4 ila 12 derece üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.

     

    Rüzgarın hızı 60 kilometreyi buluyor

     

    Rüzgarın genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyıları ile Doğu kesimlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, öğle saatlerinde Marmara, kuzey Ege kıyıları, Doğu Anadolu’nun güneydoğusu ile Güneydoğu Anadolu’nun doğusunda kuvvetli (40-60 km/sa) olarak esmesi bekleniyor.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Acı haberi Yusuf Yerkel duyurdu: 3 yaşındaki oğlu hayatınını kaybetti

    Acı haberi Yusuf Yerkel duyurdu: 3 yaşındaki oğlu hayatınını kaybetti


    Frankfurt Ticaret Ataşesi Yusuf Yerkel, 3 yaşındaki oğlu Emir Zahit Yerkel’in vefat haberini sosyal medya hesabından “Minik kuzumuz yavrumuz canımız Emir Zahitimiz melek oldu.” sözleriyle duyurdu.

    Almanya’nın Frankfurt kentine Ticaret Ataşesi olarak atanan Yusuf Yerkel, sosyal medya hesabından uzun süredir yoğun bakımda tedavi gören 3 yaşındaki oğlu Emir Zahit Yerkel’in hayatını kaybettiğini duyurdu.

     

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eski Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yerkel, “Minik kuzumuz yavrumuz canımız Emir Zahitimiz melek oldu. Bu fani dünyadaki 3 yıllık çileli yolculuğunu tamamlayıp, ebedi aleme göç eyledi. Artık bize düşen, güzel bir sabırdır…” ifadelerini kullandı.

     

    SÜMEYRA YERKEL’DEN AÇIKLAMA

     

    Yerkel’in eşi anne Sümeyra Yerkel de sosyal medya hesabından oğullarının vefatını paylaştı. Yerkel, şöyle dedi:

     

    “Güzel yavrumuz, göz nurumuz, ciğer paremiz Emir Zahit’imiz 3 yıllık çilesini doldurup bu fani alemden göçtü, melek olup Rabbimizin cennetine gitti…”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Billur Kalkavan kansere yakalandı

    Billur Kalkavan kansere yakalandı


    Billur Kalkavan akciğer kanserine yakalandı. Bir süredir gözlerden uzak özel bir hastanede tedavi gören  59 yaşındaki oyuncu sessizliğini korurken, yönetmen Hamdi Alkan arkadaşını yalnız bırakmadı.

    Kalkavan’ı ziyaret ederek son halini Instagram hesabından paylaşan Alkan, “Canım dostum Billur Kalkavan’a acil şifalar diliyorum. Güzel yüreğin ve enerjin bu hastalığı yenecektir Billur. Daima yanındayım” ifadesini kullandı.

    PINAR ALTUĞ’DAN MESAJ
    Billur Kalkavan’ın son halini gören Pınar Altuğ sosyal medya hesabından ünlü oyuncuya destek verdi. Pınar Altuğ “Billur güçlü kadındır” dedi.

    Billur Kalkavan’ın sosyal medyada yayılan paylaşımı sonrası pek çok iyi dilek mesajı yazıldı.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kadınlar ve erkeklerin ideal egzersiz saatleri farklı: Sabah mı, akşam mı spor yapmalı?

    Kadınlar ve erkeklerin ideal egzersiz saatleri farklı: Sabah mı, akşam mı spor yapmalı?


    Egzersiz aslında ne zaman yaparsanız yapın faydalı. Fakat ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, egzersizin günün hangi saatlerinde en faydalı olduğu kadınlar ve erkeklerde farklı.

    Araştırma kadınların sabah saatlerinde spor yaptıklarında vücutlarından daha fazla yağ yaktıklarını ortaya koydu. Erkekler ise en çok akşam saatlerinde spor yaptıklarında yağ yakıyorlar.

     

    Araştırmacılar bu konudaki bilgilerin çoğunun erkekler üzerinde yapılan araştırmalara dayandığını söylüyorlar.

     

    Kadınlar ve erkekler arasındaki hormonsal farklılıklar, vücut saati farklılıkları ve uyku döngülerinin bu farklılıkta rolü olabileceğini düşünüyorlar.

     

    ABD’deki araştırmanın dayandığı 12 haftalık deneye, 25 ile 55 yaş arasında hepsi de aktif ve sağlıklı 30 erkek ve 26 kadın katılmış. Bu süre içinde esneme hareketleri, kısa mesafe koşu, dayanıklılık ve güç egzersizlerinin deneklerin bedenleri üzerindeki etkisi izlenerek kaydedilmiş.

     

    Deney süresince bir grup sabah 08:30 öncesinde bir saat egzersiz yaparken diğer grup egzersizini 18:00-19:00 arasında yaptı. Bütün katılımcılar özel olarak düzenlenmiş bir diyet uyguladı.

     

    Araştırmacılar deney boyunca bütün katılımcıların esneklik, güç ve aerobik kuvveti ile vücut yağ oranı ve tansiyonunu ölçerek kaydetti.

     

    Genel bir sonuç olarak, deneye katılan herkesin atletik kapasitesi ve sağlığı hangi saatlerde egzersiz yapmış olurlarsa olsunlar, 12 haftanın sonunda çok daha iyiydi.

     

    Bu nedenle araştırmanın lideri ve New York eyaletindeki Skidmore Fakültesi’nde sağlık ve insan fizyolojisi profesörü olan Paul Arcerio “En iyi egzersiz saati, günlük hayat akışınıza uygun zamandır” diyerek başlıyor.

     

    Fakat kadınlar ve erkekler için ideal egzersiz saatinin farklı olabileceğini gösteren verilere de dikkat çekiyor.

     

    Erken mi geç mi yapmalı?

     

    Arcerio, en çok bel-göbek çevresindeki yağlarından kurtulmak ve tansiyonlarını düşürmek isteyen kadınların sabah saatlerinde egzersizi hedeflemesi gerektiğini söylüyor.

     

    Bu önemli çünkü göbek-bel çevresindeki yağlar, karaciğer dahil iç organları çevreliyor ve bu nedenle tehlikeli olabilir.

     

    Ancak Arcerio, bedenlerinin üst kısmındaki kasları güçlendirmek ve genel olarak beslenme düzenini iyileştirmek ve moralini yükseltmek isteyen kadınların akşam saatlerinde egzersizi tercih etmesini tavsiye ediyor.

     

    Deneye katılan erkeklerin hangi saatlerde spor yaptığı ise sonuçları daha az etkiliyor.

     

    Fakat araştırma, deneklerin verilerinden kalkarak, “kalp sağlığı ve metabolizmalarını geliştirmek, morallerini yükseltmek isteyen erkekler için ideal egzersiz zamanının akşam saatleri olduğu” sonucuna varıyor.

     

    Metabolizmanın daha sağlıklı olması demek aynı zamanda obezite, Tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve felç riskini de azaltmak demek.

     

    Erkekler ve kadınların bedenlerinin egzersiz saatine neden bu kadar farklı tepkiler verdiği ise çok açık değil. Araştırmacılar bu konunun daha derinlemesine incelenmesi gerektiğini söylüyor.

     

    KAYNAK: BBC TÜRKÇE


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İnsanlar neden diğer primatlara göre daha az uyuyor?

    İnsanlar neden diğer primatlara göre daha az uyuyor?


    Bilim insanları, uykunun insanlık tarihinde önemli bir konu olduğunu, diğer primatlara kıyasla daha az uyumamızın evrimsel sürecimizde büyük bir rol oynadığını söylüyor.

    Bilimsel araştırmalar; avcı-toplayıcı, göçebe-bahçıvan ve tarım toplulukları gibi endüstrileşmenin dışındaki toplumların, yani bugünlerde atalarımıza fizyolojik olarak en yakın sayılabilecek insanların günde ortalama 7 saatten az uyuduğunu gösteriyor.

     

    Bu çalışmalar, insanların günümüze kadar uzmanlar tarafından incelenmiş tüm maymunlardan daha az uyuduğuna işaret ediyor. Örneğin, şempanzeler ortalama 9,5 saat uyurken üç çizgili gece maymunları günün 17 saatini uyuyarak geçiriyor.

     

    Uykunun hafızamız, bağışıklık sistemimiz ve genel sağlığımız için önemli olduğunu söyleyen ve insanların da ortalama 9,5 saat uyumasını tavsiye eden uzmanlar, bunda bir tuhaflık olduğunu söylüyor.

     

    Ne zaman daha az uyumaya başladığımız henüz kesin olarak bilinmiyor. Uzmanlar, milyonlarca yıl önce ağaçlarda uyuyan atalarımızın ağaçlık yaşamdan vazgeçmesi ve yere inmesiyle başlamış olabileceğini düşünüyor.

     

    Toronto Üniversitesi’nde Evrimsel Antropolog olan David Samson, yerde uyumaya başlayan insanların yırtıcı hayvanların tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ve kendilerini korumak için uyku düzenlerinde daha esnek davranmak zorunda olduğunu ifade ediyor.

     

    Samson ve ekibi, insanların ağaçlarda uyuyan maymunlara kıyasla daha az uyuduğunu ancak derin uyku süremizin daha uzun olduğunu söylüyor.

     

    Güvenliğin uyku evrimindeki rolü

     

    Atalarımıza ait fosiller bize uyku düzenleri ile ilgili ipucu vermediği için uzmanlar uyku tarihi çalışmalarını çağdaş, endüstrileşmenin dışındaki toplumları inceleyerek gerçekleştiriyor.

     

    Bilim insanları, Tanzanya, Madagaskar ve Guetamala gibi ülkelerdeki topluluklarla çalışıyor ve uyku düzenlerini takip ediyor.

     

    Samson, insanların derin uyku haricindeki süreyi kısaltmaya ve uyku alışkanlıklarında daha esnek davranmaya doğru evrimleştiğini söylüyor.

     

    2021 yılında yayımlanan çalışmasında Samson, insanlığın uyku evrimindeki en büyük etkenin güvenlik olduğunu söylüyor ve o sırada insanların dönüşümlü olarak büyük gruplar halinde uyuduğuna ve böylece yırtıcı hayvan tehlikesiyle baş ettiğine dikkat çekiyor.

     

    Eski toplulukları bir “salyangozun kabuğuna” benzeten Samson, insanların ancak bu kabuğun içinde güvende olduğunu, dönüşümlü şekilde ve kısa süreli uyuyarak katmanlı bir şekilde birbirini koruduğunu söylüyor.

     

    Samson aynı zamanda insanların hayatta kalma çabasını mümkün kılan bu yöntemin insanlığın Afrika’dan ayrılmasına ve daha soğuk iklimlere doğru ilerlemesine yol açmış olabileceğini öne sürüyor.

     

    Veriyi tutsak hayvanlardan elde ediyoruz

     

    Kuzey İrlanda’da Belfast Üniversitesi’nde Evrimsel Ekoloji Umzanı olan Isabella Capellini de Samson’un teorisine kısmen katılıyor.

     

    2008’de yaptığı bir çalışmada Capellini, yırtıcı hayvan tehlikesiyle yaşayan memeli hayvanların ortalama olarak daha az uyuduğunu tespit etti.

     

    Ancak Capellini, verilerin büyük çoğunluğunun tutsak hayvanlardan elde edildiği için bu sonucun yanıltıcı olabileceğini söylüyor.

     

    Capellini, “Vahşi hayvanların uyku alışkanlıkları hakkında çok az şey biliyoruz. Hayvanat bahçelerinde veya laboratuvarlarda hayvanlar stres yüzünden daha az uyuyor olabilir” diyor.

     

    2008 yılında Almanya’daki Max Planck Ornitoloji Enstitüsü’nde yapılan bir çalışmada vahşi tembel hayvanların ortalama 9.5 saat uyuduğu, tutsak tembel hayvanların ise neredeyse 16 saat uyuduğu tespit edildi.

     

    Araştırmanın başındaki Niels Rattenborg, vahşi hayvanların uyku düzeniyle ilgili daha çok veri elde etmenin bu çalışmalara yardımcı olacağını, ancak bu veriye ulaşmanın zor olduğunu ifade ediyor.

     

    Rattenborg, “Tembel hayvanlar çoğunlukla uysal ama diğer primatlar uyku düzenlerini takip etmek için taktığımız cihazları çıkarmakla uğraşabilir” diyor.

     

    Uzmanlar, sosyal uyku alışkanlıklarının insanlarda ve diğer hayvanlarda çok önemli bilgilere işaret ettiğini, ancak bu konuda henüz kesin bir sonuca varmanın mümkün olmadığını söylüyor.

     

    California Üniversitesi’nde Evrimsel Ekolojist ve Antropolog olan Gandhi Yetish, atalarımızın daha ziyade geceleri ateş çevresinde toplanıp birbirleriyle sosyalleştiğini, bilgi paylaşımında bulunduğunu ve bu yüzden uykusuz kaldığının da ihtimaller arasında olduğuna işaret ediyor.

     

    Öte yandan Samson, bugünlerde insanların uyku düzenlerinde yaşadığı sorunların ve sabah uyandığında yeterince dinlenememiş olma hissiyatının aslında gruplar halinde uyumaya doğru evrimleşmiş olduğumuza yoruyor, yalnızlık çektiğimizi öne sürüyor.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Z kuşağı çalışanları arasında tükenmişlik hissi neden yaygın?

    Z kuşağı çalışanları arasında tükenmişlik hissi neden yaygın?


    Genç çalışanlar arasında, tükenmişlik duygusu yaşadığını söyleyenlerin sayısı artıyor.

    İş bulma sitesi Indeed tarafından 2021 yılında yapılan bir anket, Y kuşağı ve Z kuşağı çalışanlarının sırasıyla yüzde 59 ve yüzde 58 ile en yüksek tükenmişlik oranlarını bildirdiklerini gösteriyor.

     

    Z kuşağı, 1996 yılından sonra doğan gençleri tanımlamak için kullanılıyor.

     

    ABD merkezli iş yönetimi platformu Asana tarafından 2022’de yapılan bir anket, diğer yaş gruplarına kıyasla daha fazla Z kuşağı çalışanının tükenmişlik hissi bildirdiğini; İngiliz çalışanlarla 2021’de yapılan bir anket ise tüm yaş gruplarında ortalama yüzde 73’e kıyasla Z kuşağı katılımcılarının yüzde 80’inin pandemiden bu yana daha fazla tükenmiş hissettiğini gösterdi.

     

    Tükenmişlik bir süredir iş hayatında önemli bir sorun teşkil ediyor ancak bu kadar çok sayıda gencin kariyerlerinin ilk aşamalarında tükenmişlik hissi yaşadıklarını bildirmesi endişe verici bulunuyor.

     

    Neden bu kadar çok gencin işten bunaldığını ve giderek yaygınlaşan tükenmişlik hissini körükleyen faktörleri anlamak, kariyerlerinin ilk adımlarını atarken yeni nesil çalışanlara yardımcı olmanın anahtarı olarak görülüyor.

     

    Artan baskılar

     

    California’daki Pepperdine Üniversitesi’nde tükenmişlikten kurtulma konusunda uzmanlaşmış psikoterapist Kim Hollingdale, pandeminin yarattığı stresin tüm nesillerde daha yüksek tükenmişlik oranlarına neden olduğunu belirtiyor.

     

    Ancak Hollingdale, çalışanlar arasında Z kuşağının şu anda “en kötü stres faktörleri bileşenlerine” sahip olduğuna inanıyor; bunlar arasında iş yerinde güç sahibi olmama, finansal istikrarsızlık, koşuşturma kültürünün normalleşmesi ve rahatlama olanaklarının olmamasını sayıyor. Bunun nedenini ise Z kuşağının en az “işyeri sermayesine” sahip olmasına, yani sınır koyma ve kendisine biçilen görevlere hayır deme gücünün daha az olmasına bağlıyor.

     

    ABD’de profesyonel hizmetler sektöründe çalışan 22 yaşındaki Brittany, performans baskısı altında hissettiğini, bunun da aşırı çalışma ve tükenmişlik hissine yol açtığını söylüyor:

     

    “Her şeye evet diyeceğim ve ne kadar geç kalmamı isterlerse o kadar geç kalacağım… Çalışkan biri olarak görünmek istiyorum. Bu da kendimi bitkin hissetmeme neden oluyor, sürekli yorgunum.”

     

    Hollingdale, Z kuşağının para konusunda da stresli olduğunu belirtiyor.

     

    Dünyanın en büyük muhasebe, vergi ve yönetim danışmanlığı hizmeti sunan uluslararası firmalarından Deloitte’un 2021 yılında yaptığı bir ankete göre, Y kuşağı katılımcılarının yüzde 41’inin ve Z kuşağı katılımcılarının yüzde 46’sının mali durumları konusunda her zaman ya da çoğu zaman stresli hissediyor.

     

    Hollingdale, daha ileri yaştaki çalışanların da kariyerlerinin başında benzer finansal baskılarla karşılaştığını, ancak bu stres faktörlerinin şu anda daha şiddetli olduğunu söylüyor ve “Hayat pahalılığı maaşlarımızdan daha hızlı artmaya devam ediyor” diyor.

     

    Örneğin, ABD nüfus sayımı verilerinin analizi, 1960’tan 2017’ye kadar medyan ev fiyatlarının yüzde 121 arttığını, medyan hane gelirinin ise sadece yüzde 29 arttığını gösteriyor.

     

    Bugün yükselen enflasyon nedeniyle tüm dünyada fiyatlar artarken işçi ücretleri aynı oranda artmıyor.

     

    Hollingdale, faturalarını ödemek ve ev sahibi olmak gibi dönüm noktalarına yaklaşmak için Z kuşağı çalışanlarının ek iş yapma baskısı hissettiklerini ve bunun da tükenmişlik olasılığını artırdığını söylüyor.

     

    Microsoft’un Mart 2022’de yayınladığı en son İş Eğilimi Endeksi, Z Kuşağı katılımcılarının yüzde 70’inin önümüzdeki yıl içinde bir yan proje aracılığıyla ek gelir elde etmeyi düşündüğünü gösteriyor.

     

    Hollingdale, “Hedefledikleri kariyer planı için çalıştıkları işi bitiriyorlar ve dinlenmek yerine, biraz daha fazla para kazanmak için yan işler yapıyorlar” diye açıklıyor.

     

    Girişimcilik ve içerik üretme gibi bu ek uğraşlar Z kuşağı arasında giderek yaygınlaşıyor, hatta cazip hale geliyor. Oysa uzun saatler çalışmakla tükenmişlik arasındaki bağlantı araştırmalarla belgelenmiş durumda.

     

    Sürekli ekran başında geçirilen zaman da sorunu daha da ağırlaştırıyor olabilir.

     

    Z kuşağının dinlenme sürecinde de sosyal medyayı kullanma olasılığı daha yüksek. Bazı araştırmalar bu yaş grubunun günde 4,5 saatlerini sosyal medyada geçirdiklerini gösteriyor (Y kuşağından neredeyse bir saat daha fazla). Bu durum, sürekli beliren işle ilgili bildirimleri görmezden gelmeyi daha da zorlaştırabilir.

     

    Brittany, mesai saatleri dışında erişilmez olmayı beceremediğini söylüyor. Bazen farklı saat dilimlerindeki müşterilerle çalışma nedeniyle geç saatlerde iş talepleri aldığını, ayrıca patronunun hala çalıştığını gördüğünde işe devam etmek için baskı hissettiğini söylüyor:

     

    “İş için çok çaba sarf etmiyormuşum, kaytarıyormuşum gibi görünmek istemiyorum.”

     

    Pandemi etkisi

     

    Bu genel stres faktörlerine ek olarak Z kuşağı, pandemi ve pandeminin iş dünyasında yol açtığı değişikliklerle bağlantılı zorluklarla da karşı karşıya.

     

    Genç profesyoneller konusunda uzmanlaşmış Toronto merkezli bir kariyer koçu olan Peter Caven’e göre, birçok Z kuşağı çalışanı pandemi sırasında işe başladı ve yalnızca uzaktan veya hem ofis hem online şeklindeki karma çalışmayı biliyorlar.

     

    Caven, “Herkes evde çalışırken insanları yeni bir organizasyona dahil etmek ve o kişinin organizasyon genelinde etkili ilişkiler kurması ve sürdürmesi çok zor” diyor.

     

    Bu izolasyon yorgunluk ve tükenmişliğe yol açabilir.

     

    Her kuşaktan evden çalışanlar olsa da, Z kuşağı öncesi kuşakların tamamı pandemi öncesi iş arkadaşlarıyla yüz yüze zaman geçirme deneyimine sahip. Caven, pandeminin ortasında yeni bir işe başlamış olsalar bile, kariyerinin ortasındaki profesyonellerin yeni bir işyerine başlamaya daha aşina olduklarını ve bu sayede yeni bir şirkete uzaktan entegre olmanın daha kolay olduğunu belirtiyor.

     

    Bu deneyim, daha yaşlı profesyonellerin iş ve ev yaşamı arasında daha sert sınırlar çizmelerine de yardımcı olabiliyor. ABD merkezli bilgisayar teknolojileri şirketi Oracle’ın 2020’deki araştırması, pandemi öncesi işgücünde olan tam zamanlı Z kuşağı çalışanlarının yüzde 66’sının, diğer kuşaklara kıyasla Covid-19 öncesine göre daha uzun süre çalıştıklarını gösteriyor.

     

    İyimserlik mümkün mü?

     

    Z kuşağı çalışanlarının tükenmişlik hissini artıran finansal istikrarsızlık veya ekran odaklı bir kültüre sahip olma gibi faktörler konusunda yapabilecekleri pek bir şey yok.

     

    Ancak tükenmişlik konusunda daha iyi bir farkındalığa sahip olmaları ve bu konuda konuşmaya istekli olmaları sağlanabilir. Asana raporu, eski kuşaklara kıyasla Z kuşağının tükenmişlik duygularını yöneticileriyle tartışırken daha rahat olduğunu gösteriyor.

     

    Hollingdale’e göre, Z kuşağının tükenmişlik sorununun giderek büyümesi, çalışma şeklimizde iyileştirmelere gidilmesini sağlayabilir, “Örneğin, işyeri sağlığına çok daha fazla önem verilebilir ve bu çalışanlar ve diğerleri için tükenmişliği önlemek üzere çalışma ortamında devrim yaratılabilir”.

     

    Ancak genç çalışanlar bu kadar iyimser değil.

     

    Uzaktan çalışmanın yaygınlaşmasıyla birlikte Z kuşağı için tükenmişliğin kaçınılmaz olduğuna inananlar az değil.

     

    Brittany kendisini yoran işinde uzun süre kalmamayı ve tamamen farklı bir alana yönelmeyi planlıyor.

     

    KAYNAK: BBC TÜRKÇE


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Akçakoca’ya vuran Lenin büstünün hikâyesi

    Akçakoca’ya vuran Lenin büstünün hikâyesi


    1993 yılında Düzce’nin Akçakoca ilçesinin sahiline vuran ve filmlere konu olan Lenin büstü, o günden bugüne gizemini koruyor. DW Türkçe, büstün hikâyesinin izini sürdü.

    “Baba, buradan bir adam çıktı!”*

     

    Denizde yüzen bir kız çocuğu, kıyıdaki babasına seslendiğinde Düzce’nin Akçakoca ilçesinde pırıl pırıl bir cumartesi günüydü. Çocuk, suda batıp çıkan bir cisim görmüştü. Kızın babasına seslenişini duyan balıkçı teknesi, “bilinmeyen cisme” yaklaştı. Balıkçı, ahşap objeye bir süre dikkat kesildi. Göz göze geldiği, Sovyetler Birliği’nin kurucusu Vladimir Lenin’di.

     

    Akçakocalı balıkçı, 17 Temmuz 1993 tarihinde sahile vuran Lenin büstünü teknesine bağlayıp kıyıya çıkardı. Sahilde karşılaştığı dönemin belediye başkanı Hüseyin Yalman, büstün belediye deposunda saklanmasının herkes için en iyisi olacağına karar verdi. Büst böylece belediye deposuna kaldırıldı.

     

    O günden sonra ilçede, kim tarafından yapıldığı ve nereden geldiği halen muamma olan Lenin büstünün Odessa’dan sürüklendiğine dair rivayetler dolaşmaya başladı. Yerel halk, akıntı sebebiyle karşı kıyıdan denize atılan nesnelerin Akçakoca kıyılarına vurmasına yabancı değil. Yalnız obje de değil, kimi zaman kıyıya ceset vurduğu da halk arasında konuşuluyor. Büst hikayesini dinlemek için kapısını çaldığımız Akçakocalı Ergun Aşçı, “Yadırganacak bir şey değil bu. Bizim burası, Odessa’nın karşısı. İkinci Dünya Savaşı’nda çok ceset vurmuş buralara” diyor. O dönem kasabada çeşitli söylentilere neden olan Lenin büstü, yıllar sonra kısa süreli de olsa ülke gündemine de oturmuştu.

     

    “Dikilmesini uygun görmem ama sergilenebilir”

     

    2009 yerel seçimlerinde Akçakoca’da CHP’nin kazanmasıyla, Fikret Albayrak belediye başkanı oldu. CHP’li başkan basına verdiği demeçlerde, Lenin büstünün ilçede kurulacak bir müzede sergilenmesi için çalışmalara başladıklarını söyledi. Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Göral da bir röportajında, “Lenin’in siyasi görüşleri bizi ilgilendirmez ancak tarihi bir kişilik olduğu tartışılmaz” diyerek büstle ilgili çalışma yapılacağını kamuoyuyla paylaştı. Eski dışişleri bakanı, dönemin AKP Düzce Milletvekili Yaşar Yakış ise büst tartışmalarına, “Dikilmesini uygun görmem ama sergilenebilir” açıklamasıyla katıldı. Turizmciler büstün ilçede sergilenmesi ile Akçakoca’ya “Lenin turları” düzenlenebileceğini dile getirmeye başlamıştı bile. Başkan Albayrak, müzede sergilemek istedikleri ancak depoda zarar gören büstün tamiri için arayışa girdi. Marangoz Erol Badanoz’un yolu, Lenin büstü ile bu arayış neticesinde kesişti.

     

    “Lenin’in kim olduğunu bilmiyordum”

     

    Halen Akçakoca’da yaşayan Ergun Aşçı aracılığıyla ulaştığımız marangoz Badanoz, Akçakoca Belediyesi’nden teslim aldığı ahşap büstü tamir etmek için iki haftaya yakın uğraştığını anlatıyor.

     

    “Bana geldiğinde burnu hiç yoktu. Şakaklarında çatlaklar vardı. İlk gördüğümde anlamadım kim olduğunu. O zaman Lenin’in kim olduğunu da bilmiyordum. Kafama göre birkaç burun yaptım ama beğenmedim. Karadenizli burnuna benzemişti biri. En son yaptığıma bakıp, ‘Simasına uydu’ dedik.”

     

    Ancak bu tamir serüveninin ardından da istenen olmadı. Bugüne kadar kulaktan kulağa yayılan duyumlardan biri, Ankara’nın büstün müzede de olsa sergilenmesini istemediği… Koç ailesinin bir dönem büstü satın almaya talip olduğu da ilçede dolaşan söylentilerden bir diğeri. Ne meydana dikilen ne de müzede sergilenen Lenin büstü, Badanoz tarafından tamir edildikten sonra bir kez daha belediye deposunda çürümeye bırakıldı.

     

    “Kasaba meydanına dikilse ne olur? Film olur”

     

    Kıyıya vuran büstün Akçakocalılar tarafından şaşkınlık ve sevinçle karşılandığı anın kayıtlara geçtiği görüntüler mevcut. Kaydın sahibi Adnan Bodur, plajda oynayan çocuklarını çektiği sırada bu tarihi ana denk gelmiş. Bodur’un tesadüfen kameraya çektiği siyah-beyaz kareler, büstün kıyıya vurma anını gösteren tek kayıt olarak biliniyor. Öte yandan, hikâyeyi konu alan, beyaz perdeye uyarlanmış bir belgesel bir de film bulunuyor.

     

    Akçakoca sahiline vuran Lenin büstünün hikâyesi ilk olarak 2016 yılında “Hoşgeldin Lenin” belgeselinde ele alındı. Gerçek hikâyeden esinlenerek hayata geçirilen kurmaca film “Sen Ben Lenin” ise geçen sene vizyona girdi. Bugünlerde Netflix’te seyirciyle buluşan filmin yönetmeni Tufan Taştan, hikâyeyi 2009’da Radikal gazetesinde yayımlanan “Akçakoca Çıkışı Lenin’de Arıyor” haberiyle duymuş.

     

    “Okuyunca güldüm tabii. Hep aklımda olan bir hikâyeydi ama 2015’te Barış Bıçakçı’ya anlattım. Barış’ın o zamana kadar haberi olmamış. Bir sohbetimiz sırasında ‘Kasaba meydanına dikilseydi ne olurdu acaba’ dedim. Barış, ‘Film olurdu’ dedi. Böylece senaryoyu yazmaya başladık.”

     

    “Bir belediye çalışanı rutubet sebebiyle çürüdüğünü söyledi”

     

    Film, bir sahil kasabasına vuran ahşap Lenin heykelinin çalınmasının ardından heykeli bulmakla görevlendirilen iki komiserin yaşadıklarını anlatıyor. Lenin heykelinin aranmasıyla başlayan hikâye bir süre sonra kasaba sakinlerinin geçmişleriyle yüzleşmesine aracılık ediyor. Tufan Taştan, yazar Barış Bıçakçı ile büstü görmek için 2016 yılında Akçakoca’ya gittiklerini ancak belediyeden izin alamadıklarını anlatıyor.

     

    “Heykel depoda demirbaş olarak kaydedilmiş. Bir belediye çalışanı rutubet sebebiyle çürüdüğünü söyledi. Belediyenin fotoğraf çekmemizden ve bu şekilde heykelin zarar gördüğünün anlaşılmasından çekindiğini duyduk. Görmek için epey uğraştık ama olmadı.”

     

    Yönetmen Taştan ayrıca, “Sen Ben Lenin” filmi için Akçakoca’da özel gösterim yapmak istediklerini ancak MHP’li belediyeden bu taleplerine de olumlu dönüş olmadığını ekliyor.

     

    DW Türkçe’nin Lenin büstünün akıbetiyle ilgili olarak aradığı Akçakoca Belediyesi yetkilileri ise büstün belediye arşivinde muhafaza edildiğini belirterek, “Çürüme yok, herhangi bir sıkıntı yok” dedi.

     

    * “Hoşgeldin Lenin” belgeselinde yer alan balıkçının anlatımından aktarılmıştır.

     

    KAYNAK: DEUTSCHE WELLE TÜRKÇE – BURCU KARAKAŞ


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kalp ve damar hastalıkları riskinizi nasıl ölçersiniz?

    Kalp ve damar hastalıkları riskinizi nasıl ölçersiniz?


    Prof. Salih Hoşoğlu ve Prof. Zekeriya Aktürk’ün hazırlayıp sunduğu Nabız’da bu hafta kalp ve damar hastalıkları riskini ölçmek için öneriler sunuluyor.

    Amerikan Kalp Derneği’nin hazırladığı uygulamayı kullanarak, sağlık değerlerinizi girip önümüzdeki 10 yıl için ne kadar kalp-damar hastalığı riskine sahip olduğunuzu görün.

    Uygulamaya ulaşmak için: https://tools.acc.org/ascvd-risk-esti…

    Bu risk faktörleri değiştirilebilir mi? Genetik faktörler nasıl kontrol altına alınır? Kimler risk ölçümü yaptırmalı?

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Üç boyutlu görseller ve yeni bir iletişim dili kayıp ilanlarının etkisini artırabilir mi?

    Üç boyutlu görseller ve yeni bir iletişim dili kayıp ilanlarının etkisini artırabilir mi?


    İngiltere’de bir yardım kuruluşu kaybolan kişilerin bulunması için hazırlanan poster ve reklam panolarını üç boyutlu görseller ve yeni bir iletişim diliyle değiştiriyor.

    “Kaybolan İnsanlar” adlı yardım kuruluşunun geleneksel ilanlar yerine geliştirdiği kayıp posterlerinde QR kodları bulunuyor. Kodlar, akıllı telefonlarla tarandığında kaybolan kişinin gülümserken hareketli ve üç boyutlu görüntüsü oluşturuluyor.

     

    Üç boyutlu görüntülerin aranan kişiyi jest ve mimiklerle insanlaştırmasının, posteri görenler için daha akılda kalıcı hale getirmesi bekleniyor.

     

    Buna ek olarak, posterleri tarayan kişiler arka plan haritalarına erişerek kişinin en son nerede görüldüğü gibi ayrıntılara erişebiliyor ve sosyal medyada kendi bağlantılarına bildirimde bulunarak ilanın daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabiliyor.

     

    Yeni ve eski afişler arasındaki en dikkat çekici farklardan biri de iletişim dilindeki yenilik. Yeni posterlerde “kayıp” kelimesi kullanılmıyor.

     

    Posterlerin tasarlanmasına katkıda bulunan davranış bilimcileri, “kayıp” sözcüğü yerine “bulmaya yardımcı olun” ifadesinin insanları harekete geçirme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtiyor.

     

    Yeni iletişim diliyle ilgili araştırma, Columbia Üniversitesi Lisansüstü İşletme Okulu’nda davranış bilimi direktörü Steve Martin liderliğindeki İşyerinde Etki uzmanları tarafından derlendi.

     

    Martin, “Kayıp bir kişiyi bulmak için bir köy insanın bir bir araya gelmesi gerekir. Yeni posterleri gören sadece 10 ya da 20 kişinin onunla bağlantı kuruması, ona karşı biraz empati hissetmesi bile fark yaratabilir” diyor.

     

    Kayıp İnsanlar yardım kuruluşunun CEO’su Jo Youle, yeni iletişim yöntemlerinin halka ulaşmak ve çocukları bulmakta çok önemli olduğunu söylüyor.

     

    Youle, “İnovasyonu benimseyen yeni çağrılarımızın daha büyük bir etkiye sahip olacağını ve (aradığımız kişilerin) güvenli bir şekilde bulunmasını sağlayacağını umuyoruz” diyor.

     

    Posterler 25 Mayıs Kayıp Çocuklar Günü’nden itibaren Londra’daki reklam panolarında görünecek.

     

    Kayıp Leah Croucher’ın annesi yeni afişleri “harika” bulduğunu ve kendilerine yeni bir umut verdiğini söylüyor.

     

    Leah, 15 Şubat 2019’da Buckinghamshire’ın Milton Keynes bölgesinde kaybolduğunda 19 yaşındaydı.

     

    Annesi Claire Croucher, “Kayıp bir kişinin ebeveyni olarak yaşadığınız zorluklardan biri de kaybınızın iletişimi” diyor ve ekliyor:

     

    “Halk kızımızın kim olduğunu anlarsa, onu gördüğünü veya onunla tanıştığını hatırlama ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünüyoruz.”

     

    KAYNAK: BBC TÜRKÇE


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünyanın en büyük çiçek bahçesi Keukenhof’u 1,1 milyon kişi ziyaret etti

    Dünyanın en büyük çiçek bahçesi Keukenhof’u 1,1 milyon kişi ziyaret etti


    BASRİ DOĞAN | AMSTERDAM, TR724

    Korona salgını sebebiyle 2 yıl kapalı kalan dünyanın en büyük çiçek bahçesi Keukenhof 2022 sezonunu kapattı. Hollanda’daki bahçeyi dünyanın farklı ülkelerinden gelen 1,1 milyon kişi ziyaret etti.

    Keukenhof’u 8 hafta boyunca 250 bine yakın Hollandalı gezdi. En fazla ziyaret eden ülkeler sıralamasında ilk 10’da Hollanda’yı, Almanya, Amerika, Fransa ve İngiltere takip etti. Seyahat kısıtlamaları nedeniyle Çin ve Hindistan’dan gelen ziyaretçi sayısı keskin bir şekilde düştü. Evlerinde kalan ve Keukenhof’u sosyal medya üzerinden takip edenlerin sayısı 27 milyon kişiyi geçti.

    1,1 MİLYON ZİYARETÇİ

    TR724’e özel açıklamalarda bulunan Keukenhof Müdürü Bart Siemerink, şu bilgileri verdi: “Pandemi öncesinde 2019 yılında Keukenhof’u 1,4 milyon ziyaretçi etmişti. Bu yıl ise 23 Mart 2022 ila 16 Nisan 2022 arası 8 hafta açık kalan Keukenhof parkımızı 1,1 milyon kişi ziyaret etti. Bununla elbette gurur duyuyoruz. Keukenhof’ta her hafta yeni laleler açıyordu. Bu durum parkımıza olan ilgiyi her hafta arttırıyordu. Bu laleler ve çiçekler ile parkımız her yıl olduğu gibi yine rengarenk oluyordu. Ve bundan sonra da olmaya devam edecek. Keukenhof çiçek parkımız yılın sadece iki ayı açık kalıyor. On ay ise parkın seneye hazırlıklarına aralıksız devam ediyoruz. Önümüzde ki yıl 2023 yılında Keukenhof, 23 Mart ila 14 Mayıs tarihleri ​​arasında açık olacak.”

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***