Etiket: Türkiye siyaseti

  • ‘Etiyopya’da 58 sivilin öldüğü saldırıda Türk SİHA kullanıldı’ iddiası

    ‘Etiyopya’da 58 sivilin öldüğü saldırıda Türk SİHA kullanıldı’ iddiası


    Etiyopya’da bir okula düzenlenen 58 sivilin öldüğü hava saldırısında Türkiye yapımı SİHA’nın kullanıldığına dair kanıtlar olduğu öne sürüldü.

    “POLITICO” haber sitesi, Etiyopya’daki iç savaşta sivillere yönelik saldırılarda Türkiye’nin ürettiği Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) kullanıldığı iddiasını gündeme taşıdı.

    Burada çıkan bir haber analizde, SİHA ihracatının Türkiye’ye jeopolitik bir güç verirken, bir taraftan da sivillere yönelik saldırılar yüzünden Ankara’nın bu konuda baskı altında olduğu yorumu yapıldı.

    Etiyopya’da bir okula sığınan sivilleri hedef alan ve 58 kişinin öldüğü saldırıya atıfta bulunulan haberde, daha sonra çekilen görüntülerde, Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların bu saldırıda kullanıldığına dair kanıtların bulunduğu aktarıldı.

    Türkiye’nin SİHA ihracatının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “ulusal gurur kaynağı” olduğu ifade edilen yazıda, sivillere yönelik saldırılar yüzünden NATO ülkesi Türkiye’ye yönelik Etiyopya’ya bu silahlardan satılmaması yolunda baskının arttığı değerlendirilmesinde bulunuldu.

    Etiyopya ordusunun, isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne (TPLF) yönelik saldırılarda bu SİHA’lar sayesinde önemli bir avantaj elde ettiği kaydedilen haberde, Türkiye dışında İran, BAE, Çin gibi ülkelerin de yine bu ülkeye SİHA sattığı duyuruldu.

    Sivillerin ölümüne yol açan son saldırıda çekilen fotoğrafları inceleyen Hollandalı sivil toplum örgütü “PAX” ve Uluslararası Af Örgütü’nün askeri konulardaki uzmanları, saldırıda kullanılan “MAM-L” tipi bombaların Türkiye’de Bayraktar grubunun ürettiği “TB2” SİHA’larının taşımasına uygun olduğunu aktardı.

    Bu konuda yönetilen sorulara Türkiye ve Etiyopya yönetimlerinden şu ana kadar bir yanıt gelmediği bildirildi.

    Tigray bölgesinde yardım kuruluşlarına göre Etiyopya yönetiminin kullandığı SİHA’lar yüzünden şu ana kadar 300’den fazla sivil yaşamını kaybetti.

    ABD Türkiye’yi uyardı

    POLITICO, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsünün açıklamasına atıfta bulunarak, ABD’nin eski Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman’nin Aralık ayında Türkiye ve BAE’ne yaptığı ziyaretlerde konuyla ilgili Washington yönetimini endişelerini dile getirdiğini duyurdu.

    Etiyopya ordusu önceki gün yaptığı açıklamada, isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesini (TPLF) yok edene kadar savaşmayı sürdüreceklerini ve Tigray eyaletine gireceklerini duyurmuştu.

    İsyancı grup ile hükümet arasında ABD ve Afrika Birliği’nin ara buluculuk çabaları sürerken, Addis Ababa hükümeti daha önce eyalete girme planlarının olmadığını açıklamıştı.

    Kasım 2020’de başlayan ve Tigray’ın komşu eyaletlerine de sıçrayan çatışmalar, yaklaşık 2,5 milyon kişiyi yerinden etti. Bölgede halen 5 milyondan fazla kişi acil yardıma ihtiyaç duyuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Olası bir seçimde yasama ve yürütmenin farklı ittifaklarda olması yönetim sorunu yaşatır mı?

    Olası bir seçimde yasama ve yürütmenin farklı ittifaklarda olması yönetim sorunu yaşatır mı?


    Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışılmasına ‘nokta koyduğunu’ söylediği olası bir erken seçim, muhalefetin gündeminden düşmüş değil. Millet İttifakı bileşenleri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile İyİ Parti, kimi zaman ayrı kimi zaman ortak açıklamalarla iktidarı erken seçime davet ediyor. Bu çağrıya diğer muhalefet partileri Halkların Demokrasi Partisi (HDP), DEVA, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi de destek veriyor.

    Seçimin erken ya da vaktinde mi olacağı sorusuyla birlikte sandıktan çıkabilecek farklı sonuçların Türkiye siyasetini nasıl şekillendirebileceği de merak konusu.

    Peki, varsa hala bir erken seçim ihtimali hangi koşullarda mümkün? Seçimde cumhurbaşkanlığı makamı ve Meclis çoğunluğu farklı ittifak blokları arasında paylaşılır ise ne olur?

    Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanı ve Anayasa Hukuku Profesörü Dr. Serap Yazıcı ve Kamuoyu Araştırmacısı/Siyasal İletişim Uzmanı Dr. İbrahim Uslu konuyla ilgili euronews’in sorularını yanıtladı.

    Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanı ve Anayasa Hukuku Profesörü Dr. Serap Yazıcı, olası bir seçimde cumhurbaşkanlığı makamı ve Meclis çoğunluğunun farklı ittifaklarda olmasının bir yönetim krizi yaratmayacağı görüşünde. Olası bir erken seçimin hangi koşullarda gerçekleşebileceğinin ayrıntılarını şöyle aktarıyor:

    Erken seçim hangi şekilde gerçekleşebilir?

    ”Anayasamızın 2017’de değişen 116. maddesi ilk üç fıkrasında şu hükme yer vermektedir: “Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Görüldüğü gibi bu hüküm, erken seçim kararını verme yetkisini TBMM’ye ve Cumhurbaşkanına tanımıştır. Anayasa koyucu, erken seçim yerine seçimlerin yenilenmesi kavramını tercih etmiştir. Yukarıda aktardığımız hükümden de anlaşılacağı gibi TBMM Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanı ise TBMM’nin seçimlerinin yenilenmesine karar verebilecektir. Ancak bu kararı hangi aktör verirse versin, kendi seçimlerinin yenilenmesine de katlanacaktır.”

    ”En can alıcı nokta, maddenin 3. fıkrasında yer almaktadır. Bu fıkra gereğince TBMM, Cumhurbaşkanının seçimlerinin yenilenmesine, onun ikinci döneminde karar verirse görevdeki Cumhurbaşkanı, bir kez daha aday olma şansını kazanacaktır. Oysa Cumhurbaşkanı, Meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verdiğinde kendisi için üçüncü kez aday olma şansı doğmayacaktır. Çünkü Anayasa 101. maddesinin 2. fıkrasında şüpheye yer bırakmayan bir hükme yer vermiştir. Bu hükme göre, Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Bütün bu açıklamalar, seçimlerin yenilenmesine hangi organın karar verdiğinin önemini göstermektedir. Eğer Sayın Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Haziran 2023’ten önce TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verirse kendisi için üçüncü kez aday olma şansı doğmayacaktır. Ancak eğer TBMM, üye tam sayısının beşte üçüyle Haziran 2023’ten önce Cumhurbaşkanının seçimlerinin yenilenmesine karar verirse R. T. Erdoğan, bir kez daha aday olabilecektir.”

    Olası bir erken seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimi kazanır, Cumhur İttifakı Meclis’te çoğunluğu kaybederse yönetim krizi çıkar mı?

    ”Sorunuzdaki olasılığın gerçekleşmesi halinde Cumhurbaşkanlığı makamında üçüncü döneminde olan R. T. Erdoğan, kendisine muhalif bir Meclis çoğunluğu ile karşı karşıya kalırsa çok kötümser bir sonucun doğmayabileceğini düşünüyorum. Çünkü böyle bir durumda Cumhurbaşkanı, ülkeyi 104. maddenin 17. fıkrasının kendisine tanıdığı Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yoluyla dilediği gibi yönetemeyecektir. Bunun nedeni, 104. maddenin 17. fıkrasının kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin üzerinde bir statü tanımış olmasıdır. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Anayasaya aykırı keyfî düzenlemeler içerdiğinde Meclis’te beliren muhalif çoğunluk, kabul edeceği kanunlarla Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini manipüle edebilecektir. Ancak burada önemli bir ayrıntıya dikkat çekmek isterim. Anayasanın 2017’de değişen 89. maddesi, Meclisin kabul ettiği kanunlar üzerinde Cumhurbaşkanına güçleştirici bir veto yetkisi tanımıştır. Bu yetki neticesinde Cumhurbaşkanı, kendisine sunulan bir kanunu gerekçeleriyle birlikte tekrar görüşülmek üzere Meclise iade ettiğinde Meclis, ancak üye tamsayısının salt çoğunluğu ile bu veto yetkisini aşabilecektir. Bu ise 301 sandalyeye tekabül etmektedir. ”

    ”Sözün kısası, eğer Cumhur Bloku Meclisteki çoğunluğunu kaybederse bundan çıkan sonuç, Meclis sandalyelerinin çoğunluğunun demokratik muhalefete ait olacağı yönündedir. Bu ise demokratik muhalefetin en az 301 sandalyesinin olacağı anlamına gelmektedir. Böylece demokratik muhalefet, Cumhurbaşkanının veto yetkisini kolayca aşabilecek; Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini etkisiz kılacak kanunları çıkarabilecektir. Elbette Cumhurbaşkanıyla yasama organı arasında sürekli bir çatışma hali ortaya çıkarsa bu çatışmada son sözü söyleyecek makam, Anayasa Mahkemesi olacaktır. Çünkü Anayasamız, 150. maddesinde kanunlar ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri aleyhine Anayasa Mahkemesi’nde dava açma yetkisini “Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere” tanımıştır.”

    Peki Cumhurbaşkanıyla ona muhalif Meclis çoğunluğu arasında sürekli bir çatışma halinin ortaya çıktığını düşünürsek?

    ”Bu çatışma sürecinde her iki organ da son adım olarak seçimlerin yenilenmesi kararını verebilecektir. Yukarıda değindiğim 116. maddenin ilk fıkrası gereğince Meclisteki demokratik muhalefet, üye tamsayısının beşte üçüne sahip olduğu takdirde Cumhurbaşkanının seçimlerinin yenilenmesine karar verebilir. Bu karar sonucunda üçüncü ve son döneminde olan Sayın R. T. Erdoğan’ın bir kez daha aday olma şansı olmayacaktır. Bu olasılık karşısında fevkalade pragmatik düşünen Sayın Erdoğan’ın kendisine muhalif bir Meclis çoğunluğuyla çatışma içine girmeyeceğini tahmin ediyorum. Ancak bir kez daha altını çizeyim. Bu tahminimin gerçekleşmesi için demokratik muhalefetin Mecliste en az 360 sandalyesinin olması gerekir.”

    ”Aynı muhakeme tarzını sürdürecek olursak üçüncü ve son döneminde olan R. T. Erdoğan’ın demokratik muhalefetin çoğunluk oluşturduğu TBMM seçimlerini yenileme kararını vermesi de teorik olarak mümkündür. Ne var ki R. T. Erdoğan, bu yetkiyi kullandığı ve TBMM seçimlerini yenilediği takdirde Cumhurbaşkanlığı seçimleri de yenilenecektir. Üçüncü dönemindeki Cumhurbaşkanının bu makam için bir kez daha yarışma imkânı mevcut değildir. Böylece seçimleri yenileme kararını veren R. T. Erdoğan, kendi siyasi kariyerini de sona erdirmiş olacaktır. _Nihayet şu anda nispeten zayıf görünen bir olasılığı da vurgulamak gerekir. Üçüncü ve son döneminde olan Sayın R. T. Erdoğan’la demokratik muhalefetin çoğunluk oluşturduğu TBMM, pek çoğumuzu şaşırtacak biçimde müzakere, diyalog ve uzlaşma kapılarını zorlayarak Türkiye’yi mümkün olduğu ölçüde problemsiz bir biçimde yönetmeyi tercih edebilir. Yani bu iki organ, Fransız kamu hukukunda gördüğümüz şekilde birbirlerinin varlıklarına boyun eğerek bir cohabitation (birlikte yaşam) dönemi yaşayabilir. Bu deyim birlikte yaşama anlamına gelmektedir.”_

    Ya da tam tersi Cumhurbaşkanlığı Millet ittifakından, Cumhur İttifakı da Meclis’te çoğunluk olursa ne gibi yönetim sorunları yaşanır?

    ”Bu olasılığın gerçekleşmesi halinde karşımıza çıkabilecek en iyimser ihtimal, birlikte yaşama, birbirinin varlığına katlanma seçeneği olacaktır. Yani, Millet İttifakı’nın desteğiyle seçilen bir Cumhurbaşkanıyla Cumhur Blokunun çoğunluk oluşturduğu bir TBMM, birbirine meydan okumadan diyalog ve uzlaşma yolunu tercih edebilecektir. İçinde bulunduğumuz şartlarda bu tablonun gerçekleşmesine ihtimal vermeyebiliriz. Ancak şunu unutmamak gerekir: Yeni bir seçim sürecine girmek, her iki organ açısından da tercih edecekleri bir seçenek olmayabilir. Bu senaryoda gerçekleşecek ikinci ihtimal, Cumhurbaşkanı ve TBMM çoğunluğunun çatışma içine girmesidir. Bu çatışmada Cumhurbaşkanı, 104. maddenin ve Anayasanın diğer maddelerinin kendisine tanıdığı yetkileri kullanarak TBMM çoğunluğuna meydan okuyabilir. Ancak TBMM’nin elinde, yukarıda değindiğim gibi, kabul edeceği kanunlar yoluyla Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini etkisiz kılma silahı olacaktır.

    Her iki organ arasındaki çatışmanın süreklilik göstermesi halinde,

    a.Millet İttifakı’nın desteğiyle seçilen Cumhurbaşkanı, seçmen kitlesinin yüzde elliden fazlasının kendisine verdiği destekten kazandığı güçle Cumhur Blokunu halka şikâyet edebilir. Bu şikâyetlerin halk nezdinde etkili olduğundan emin hissettiği bir anda TBMM seçimlerini yenileyebilir. Bu yenileme kararı, kendi makamının seçimlerini de kapsayacaktır. Ancak ilk kez bu makama seçilen bir Cumhurbaşkanı, ikinci bir kez daha aday olabileceğinden bu kararı duraksamadan verebilecektir. Tabii bu noktada bir ayrıntıyı mutlaka hatırda tutmak gerekir: Cumhurbaşkanı bu makama Millet İttifakı’nın bileşenlerinin desteğiyle seçilmiştir. Bu yüzden TBMM seçimlerinin yenilenmesi kararını bu bileşenlerle uzlaşmak suretiyle vermesi gerekecektir. Çünkü kendi seçimleri yenilendiğinde tekrar aynı ittifakın desteğine ihtiyaç duyacaktır. İttifak bileşenleri bunu uygun görmediklerinde veya Cumhurbaşkanının kendisi TBMM seçimlerinin yenilenmesi kararını akılcı bulmadığında beş yıl boyunca bu çatışma devam edecektir.

    b.Sorunuzun akla getirdiği diğer olasılık, TBMM’de Cumhur Blokunun sandalye sayısının ne olduğuna bağlıdır. Cumhur Bloku, üye tamsayısının beşte üçüne, yani 360 sandalyeye sahipse Millet İttifakı’nın desteğiyle seçilen Cumhurbaşkanının seçimlerini yenileme kararı verebilir. Ancak burada da hatırlanması gereken bir ayrıntı mevcuttur: Bu karar, TBMM seçimlerinin yenilenmesini de zorunlu kılacaktır. Dolayısıyla Cumhur Blokunda yer alan milletvekilleri, tekrar aday olma ve seçilme riskini göze almayabilirler. Bu yüzden bu milletvekilleri seçimlerin yenilenmesi kararına sıcak bakmayabilirler. Bu durumda her iki organ, ya bıkmadan ve usanmadan anayasal yetkilerini birbirlerine meydan okuyacak şekilde kullanarak sürekli bir çatışma halini seçeceklerdir ya da yukarıda değindiğim gibi birlikte yaşamayı tercih edeceklerdir. Akılcı bir bakış açısı, birlikte yaşama seçeneğinin hâkim olacağını göstermektedir.”

    ”Erken seçin ihtimali azalıyor, göstergelere baktığımızda iktidar açısından uygun bir zaman yok”

    Kamuoyu Araştırmacısı/Siyasal İletişim Uzmanı Dr. İbrahim Uslu’ya göre ise erken seçim ihtimali günbegün azalıyor. Eylül ya da ekim ayında yapılacak olan bir seçim ise artık erken seçim olamaz.

    Türkiye’de mevcut durumda bir yönetim krizi olduğunu düşünüyor musunuz?

    ”Hayır. Devlet krizi ya da siyasi krizi dediğiniz şey devlet organlarının birbiriyle çatışması ve artık birlikte çalışamaması demek. Türkiye’de öyle bir şey yaşanmıyor. Yürütme diğer iki erki de kontrol ettiği için tek erkmiş gibi çalışıyor. Sorun aslında bu. Bu da güçler ayrılığı ile çözülür. Ama Türkiye’de mevcut sisteme baktığınızda bunun Anayasal zemini olmadığını görüyorsunuz. Esas sorun da buradan kaynaklanıyor. Bu son Anayasa değişikliğinde Cumhurbaşkanının yasama üzerindeki yetkisi çok güçlendirildi. Zaten eskiden beri Türkiye’de HSK üzerinde yürütmenin etkisi yüksekti. Bir de parlamentodaki çoğunluk üzerinden yasama ve yürütmenin iç içe geçmesi sorunu var. Siyasi partiler kanunu da bu sistemi besliyor. Tüm milletvekilleri parti genel başkanları tarafından belirlendiği için Cumhurbaşkanın Meclis grupları üzerindeki yetkisi yüksek. Cumhurbaşkanının fiili Meclis Grup Başkanı olması ve her hafta Meclis grup toplantılarında konuşuyor olması yasama ve yürütmenin iç içe geçmişliğinin bir başka göstergesi. Çok anormal bir durum. O nedenle güçler ayrılığı konusunda yapısal sorunları var Türkiye’nin. Anayasa’da ciddi revizyonlar şart.”

    Bir erken seçim öngörüyor musunuz?

    ”Olasılık git gide azalıyor. Erken seçim tezini savunanlar bunun bir siyasal pragmatizm neticesinde olacağını düşünüyor. Ama ben buna katılmıyorum. Önümüzdeki süreçte göstergelere baktığımızda iktidar açısından uygun bir zaman yok. Öyle olunca da erken seçim için tek gerekçe mecburiyet. Bunun da iki sebebi olur, birincisi iktidar yönetemeyeceğini anlar ve güven oyu tazelemek isteyebilir ikincisi de ortaklar arasında bir anlaşmazlığın çıkması yani ortaklardan birinin erken seçime kanaat getirmesi. Bu iki senaryo dışında erken seçim olasılığı yok. _Bir tarihten sonra seçim kararı alsa bile seçime erken demek bile mümkün değil. Seçimin altı ay öne alınması artık çok önemli olmayacaktır. O nedenle erken seçim olasılığı bitti diyebilirim.”_

    Olası bir erken seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimi kazanır, Cumhur İttifakı Meclis’te çoğunluğu kaybederse yönetim krizi çıkar mı? Ya da tam tersi bir durumda bir tıkanma yaşanır mı?

    ”Türkiye’de böyle bir deneyim yok ama dünyada örnekleri var. Amerika ve Fransa’da biliyoruz. Bu iki ülkenin deneyimlerine bakacak olursak parlamentoda bir uzlaşı çıkıyor ve devlet krizine dönüşmüyor. Çünkü her iki tarafın da sürecin yürümesinden yana faydaları var.

    Ama Türkiye’ye bakacak olursak bu konuda çok deneyimsiz ve Amerika ile Fransa’dan daha fazla bir siyasi gerginlik var. O nedenle sonuçlarını tahmin etmek zor. Fakat bu tür dönemlerde dünyada belki hızlı ilerlemeler kaydedilemedi ama bir devlet krizi de çıkmadı, ülkeler de batmadı. Türkiye’de deneyimsizlik, çok sert muhalefet iktidar ilişkisinin olması gibi dezavantajlarımız var. Bu işlerin yoldan çıkmasına neden olabilir mi? Teorik olarak mümkün. Tam tersi bir durum için de benzer bir durum söz konusu. Burada esas olan faktör yürütmenin bir partide yasamanın bir partide olması durumunda ne olacağı… Belediyelerde bizde bunun örnekleri var. Ve belediyelerin işleri durmuyor. Bir şekilde uzlaşma sağlanıyor. Eğer ‘takoz’ gibi davranırlarsa kendileri açısından da bir siyasal maaliyet üreteceğini bilirler. O yüzden belli seviyelerde uzlaşma sağlanıyor. Sorunlar çıkabilir ama devlet krizine dönüşmez.”

    ”Herkes açısından meşru gerekçeler doğacak ve seçmen bu durumdan mutlu olmaz”

    Çıkacak tabloda yönetim krizi yaşanırsa halktaki karşılığı ne olur?

    ”Seçmen bu durumdan mutlu olmaz. Seçmenin bu dönemden mutsuzluk duyacağı aşikar. Herkes açısından meşru gerekçeler olacak. Mesela Başkan diyecek ki ben ne yapayım Meclis ihtiyacımı karşılamıyor. Meclis biz ne yapalım Başkan bizi çalıştırmıyor diyecek. Hatta Fransa bunu öngördüğü için Başkanlık ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri arasındaki süreyi kısalttı. Biz de aynı anda oluyor zaten. Ama bu bir sorun. Hiç kimse de kendi siyasi kariyerini biterecek adımı da atmak istemez. O nedenle birlikte yaşamanın yolunu bulmak zorundalar.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Akşener’den Erdoğan’a çağrı: Kadın ve genç ölümlerini bitirmek için el ele verelim | Canlı blog

    Akşener’den Erdoğan’a çağrı: Kadın ve genç ölümlerini bitirmek için el ele verelim | Canlı blog


    Akşener’den Erdoğan’a: Kadın ve genç cinayetlerini el ele verip bitirelim

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM Grup toplantısında konuştu.

    Sözlerine haftaya çok kötü haberlerle başladık diyen Akşener, “Daha hayatlarının başındayken Enes oğlumuzu, Dilara ve Raziye kızlarımızı kaybettik. Enes’i hapsedildiği umutsuzluğa kurban verdik. Elinden alınan özgürlüğe, en yakınlarının gösterdiği umursamazlığa ve yaşamaya zorlandığı hayatın sonucunda çıkışı intiharda bulmasına kahrolduk. Raziye ve Dilara’yı ise ülkemizdeki tıpkı diğer genç kadınlar gibi önü bir türlü alınamayan alınmak da istenmeyen bir vahşete, mahkeme kararlarına rağmen yetkililerin ısrarla parmağını oynatmadığı bitmeyen bir şuursuzluğa kurban verdik” dedi.

    Gel iktidar ve muhalefet el ele verelim. Bu ülkenin lügatından kadın ölümlerini, genç ölümlerini silelim.

    “Buradan Sayın Erdoğan’a bir çağrıda bulunmak istiyorum” diyerek konuşmasına devam eden İYİ Parti lideri, “Artık yeter. Bu ölümlerin artık durması gerekiyor. Senin de çocukların, torunların var. Bu ölümlere benim kadar senin de üzüldüğünü biliyorum. Bunun siyasi bir yanı yok. Her hafta çocuklarımız ölüyor. Her hafta gençlerimiz, kadınlarımız ölüyor. ölümlerin ardından ‘tweetler’ atmak yetmiyor. Kaybettiğimiz her gencin ardından üzüntü beyanlarında bulunmak yetmiyor. Katledilen her kadının ardından ağıt yakmak yetmiyor. Gel iktidar ve muhalefet el ele verelim. Bu ülkenin lügatından kadın ölümlerini, genç ölümlerini silelim. Ben ve partim açık yüreklilikle her türlü katkıyı vermeye hazırız. Yeter ki artık çocuklarımız ölmesin. Yazıktır, günahtır. 

    Güven ve istikrarın zerresinin bile olmadığı felakete giden bir yolda milletçe yürüyoruz

    Erdoğan’ın bu çağrıya yanıt vereceğinden “şüpheli” olduğunun da altını çizen Akşener, “Çünkü kabul edelim, Sayın Erdoğan son zamanlarda pek iyi değil. o nedenle de artık her gün kendisinin ruhsal bunalımlarının yeni bir yansımasına şahit oluyoruz. Egosantriksin serzenişlerinin her gün yeni birisini izlemek zorunda kalıyoruz. Öfke nöbetlerine, kutuplaştırıcı tiratlarına maruz kalıyoruz. Nitekim güven ve istikrar diye çıktığı yolda liyakatın yerini beceriksizliğe, bilginin yerini cahilliğe, sağduyunun yerini öfkeye bıraktığını görüyoruz. Bunun sonucunda güven ve istikrarın zerresinin bile olmadığı felakete giden bir yolda milletçe yürüyoruz.

    Akşener’in grup toplantısı konuşmasında yer verdiği diğer başlıklar şöyle: 

    • Gençlerin ve kadınların rahatlıkla iş bulduğu zengin bir Türkiye inşaa edeceğiz.
    • Kura yapılan müdahaleler durumu daha da zora sokuyor.
    • Buradan ekonomiyi yönetenlere sesleniyorum lütfen bir an önce aklınızı başınıza alın. Belli ki sizin kapasiteniz kısıtlı o nedenle size ne yapmanız gerektiğini ben söyleyeyim. İşe önce enflasyon sarmalını tersine çevirmekle başlayın.  


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İktidar ve muhalefetiyle Türkiye, Kazakistan’daki olaylara ne tepki verdi?

    İktidar ve muhalefetiyle Türkiye, Kazakistan’daki olaylara ne tepki verdi?


    Kazakistan’da sosyoekonomik durum ve petrol ürünlerine yapılan zamlar nedeniyle 2 Ocak’ta başlayan ve tüm ülkeye yayılan protestolar, Türkiye’de iktidar ve muhalefet partilerinin de gündeminde yer alırken, yapılan açıklamalarda istiktar çağrıları ön plana çıktı.

    İktidar ve muhalefet partilerinin Kazakistan’daki son gelişmelere ilişkin açıklamalarını sizler için derledik.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı Dönem Başkanı olarak, teşkilat üyesi ülkelerin liderleriyle Kazakistan’daki gelişmelere ilişkin telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

    Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile görüşmesinde Erdoğan, Kazakistan’da yaşananları yakından takip ettiklerini, Kazakistan ile dayanışma içinde olduklarını ifade etti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tokayev ile görüşmesinde, Kazakistan’da yeni hükümetin bir an önce kurulması ve gerginliğin kısa sürede sona ermesi temennisini dile getirdi. Erdoğan, Kazakistan halkının karşılıklı güven ve diyalog çerçevesinde sorunları aşacağına inandığını bildirdi.

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise bu ülkedeki olaylara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Kazakistan halkı büyük bir halktır. Bugünleri sağduyulu şekilde atlatacak basirete sahiptir.” ifadesini kullandı.

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Kazakistan’daki olaylara ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Kazakistan’ın barış, istikrar ve huzuru en büyük önceliğimizdir. Türkiye her daim Kazakistan’ın yanında olmaya devam edecektir.” ifadelerine de yer verdi.

    Muhalefet partileri ne dedi?

    CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç Kazakistan’daki protestoların ülke geneline yayılmasıyla ilişkin yaptığı açıklamada, “Dünyanın neresinde olursa olsun işçilerin, memurun, çalışanlarla emekçilerin, emeğinin karşılığını alamayanların her zaman yanındayız.” dedi.

    Sosyal medya hesabından paylaşım yapan İYİ Parti lideri Meral Akşener mesajında; “Kardeş Kazakistan’daki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Sadece bölgenin değil Türk Dünyasının da kurucu iradelerinden Kazakistan’ın büyük emeklerle taçlandırdığı bağımsızlık ve istikrarının korunması temel dileğimiz. Kazak halkının ve devletinin yanındayız.” dedi.

    Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu Türkiye’nin Kazakistan’a gerekli katkıyı yapmasının tarihi bir görev olduğunu belirterek, şu ana kadar bu yönde yeterli adımların atılmadığını söyledi.

    Davutoğlu, Kazakistan’daki olaylara ilişkin yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin ve Türk Devletleri Teşkilatının Kazakistan’a gerekli katkıyı yapması tarihi bir görevdir. Şu ana kadar bu yönde yeterli adımlar atılmamış olması da Türk dünyasının iç dayanışması açısından zaaf oluşturmuştur.”

    İYİ Partili Ağıralioğlu, Kazakistan’daki olaylara ilişkin değerlendirme: “Türk Devletleri Teşkilatının sadece temenniler düzeyinde kalmayan, iktisadi, akademik, üretim, ticari ve askeri gücünü sahada huzura dönüştürebilme kabiliyetine, kapasitesine ihtiyaç vardır.” dedi.

    Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin, “’Kazakistan’da ülke çapında baş gösteren olayları ve buna bağlı gelişmeleri Türkiye açısından çok iyi okumak gerekir düşüncesindeyiz.” dedi.

    Bekin, Kazakistan’daki olaylara ilişkin, “Rusya’nın tıpkı eski Sovyet dönemindeki gibi yeniden bölgeyi kontrol altına alma ve Türkiye ve Kazakistan’ın öncülüğü ile kurulan Türk Devletleri Teşkilatı’nın önünü kesmek için yaptığı örtülü bir operasyondur. Bu açıdan gelişmeleri Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya açılımı özelinde iyi okumalıyız” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bahçeli: Suç sabit görülürse İBB Başkanı görevde kalamaz | Canlı Blog

    Bahçeli: Suç sabit görülürse İBB Başkanı görevde kalamaz | Canlı Blog


    Bahçeli: Suç sabit görülürse İBB Başkanı bir saniye bile makamını işgal edemez

    Partisinin Grup Toplantısı’nda konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli, İBB’ye yönelik açılan teftişle ilgili “Suç sabit görülürse, İBB Başkanı bir saniye bile makamını işgal edemez” dedi.

    Bahçeli’nin konuşmalarından satır başları şöyle:

    “Belediyeye DAEŞ, FETÖcüleri almanın neresinde adalet neresinde millet ve vatan sevgisi vardır? Çok ciddi iddialar tahkik edilmesin mi? İBB’nin başındaki imtiyaz mı kazanmıştır, lafı ortaya atan, ‘isteyen istediğini alsın diyen’ senin dilinin altındaki nedir?”

    “Bu sürecinin İmamoğlu’nun tabi adaylığını güçlendireceği söylenen, sulu gözlü siyasetçi sana söylüyorum, siyasete devam etmek için CHP’de yer mi etmek istiyorsun? Kaybettiğin itibarını Halk TV’de mi arıyorsu?

    “Bunun İBB başkanıyla ilgili bir mesele olmadığını söyleyenler siz nası bir kafaya sahipsiniz, bu kişilerin alımında en alttan en üste kadar herkes sorumlu değil midir? Teftişten rahatsızlık duyanlar Türk milletinin kripto hasımlarıdır. Belediyeye terörist doldurmanın neresi adalettir?

    İBB Başkanı her durumda sorumludur, suç sabit görülürse İBB Başkanı bir saniye bile makamını işgal edemez. Sorumlu bal gibi buz gibi belediye başkanı olan zattır. Herkes teftiş sonucunu beklemelidir. Suç sabit görülürse bundan sonraki etap mahkemelerdir. Suçu sabit görülürse görevinden alınması şarttır. Sorumluluk belediye meclisine aittir.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • MetroPOLL anketi: Erdoğan’ın ‘görev onayı’ yüzde 38.6 oldu

    MetroPOLL anketi: Erdoğan’ın ‘görev onayı’ yüzde 38.6 oldu


    MetroPOLL Araştırma anketinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “görev yapış tarzını onaylamayanların” oranı yüzde 57,2’ye çıktı.

    Aralık ayında yapılan ankette halka “Genel olarak düşündüğünüzde Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz” sorusu yöneltildi.

    Bu soruya ‘Evet, onaylıyorum’ diyenlerin oranı yüzde 38,6 oldu.

    ‘Hayır, onaylamıyorum’ diyenlerin oranı bir önceki aya göre yüzde 2.7 artarak yüzde 57,2’ye yükseldi. Kasım ayında bu rakam yüzde 54,5 olarak gerçekleşmişti.

    MetroPOLL Araştırma’nın sosyal medya hesabından paylaştığı anket sonuçlarında ‘Fikrim Yok/Cevap yok diyenler yüzde 4.3 oldu.

    Anket 11-15 aralık tarihleri arasında 28 ilde 1514 kişi ile yapıldı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AK Parti’nin 2023 hedeflerinde hangi vaatler vardı? Gelinen noktada son durum ne?

    AK Parti’nin 2023 hedeflerinde hangi vaatler vardı? Gelinen noktada son durum ne?


    AK Parti hükümeti, 2012 sonunda Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 için ekonomik, siyasi ve altyapı hedeflerinin olduğu 100’e yakın madde açıklamıştı.

    Bu hedeflerin en iddialı olanları arasında yıllık gayrisafi yurtiçi hasılayı (GSYH) 2 trilyon dolara çıkararak dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasına girmek, kişi başına düşen milli geliri 20 bin doların üzerine çıkarmak ve 500 milyar dolarlık ihracat yapmak vardı.

    Peki, AK Parti neyi hedefledi, neye ulaştı?

    Euronews Türkçe’ye konuşan iktisat uzmanı Prof. Dr. Aziz Konukman, yayınlanmış olan son orta vadeli program (OVP) ile 10. ve 11. kalkınma planlarındaki 2023 hedefleri karşılaştırıldığında iktidarın “kurduğu tüm hayallerin açık ara gerisine düştüğünü” ifade ederek şunları söyledi:

    “Veriler gösteriyor ki 10. Kalkınma Planı’nda GSYH 2023 hedefi 2 trilyon dolardı. 11. Kalkınma Planı’nda ise 2023 hedefi 1.1 trilyon dolar. Yani 2023 hedefinde yarı yarıya bir düşüş mevcut. Aynı şekilde kişi başına milli gelir hedefi 25 bin dolardı ancak 11. Kalkınma Planı’nda 12 bin 484 dolara düşürüldü. Son OVP ile de 2023’te kişi başına milli gelir hedefi 10 bin 703 dolara kadar indirildi.”

    Konukman bununla birlikte 10. Kalkınma Planı’nın 500 milyar dolar hedeflenen ihracatın da 11. Kalkınma Planı’nda 226.6 milyar dolar göründüğünü ve onun da yine son OVP’de 242 milyar dolara düşürüldüğüne dikkat çekiyor. Yani burada da yarı yarıya bir düşüş söz konusu.

    Konukman şöyle devam etti:

    “Benzer durum 10. Kalkınma Planı’ndaki 2023 işsizlik hedefi için de geçerli. Yüzde 5 olan bu hedef. 11. Kalkınma Planı’nda önce yüzde 9.9’a son OVP’de de yüzde 11.4’e çıkarıldı. Enflasyona baktığımızda 10. Kalkınma Planı’nda ‘tek hane’ denildi. OVP’de yüzde 8’e yükseltildi.”

    “Bu hedeflerin tutma şansı yok”

    Konukmak, enflasyon konusunda hükümetin 16,2 olarak belirlediği enflasyon verisinin de gerçekci olmadığını belirtiyor:

    “Niye olmaz bu biliyor musunuz? Üretici fiyatları yüzde 40’lar civarında. Tüketici fiyatları da 19 küsur. Basit bir iktisat kuramı; tüketici fiyatları nasıl belirleniyor? Üreticiler, perakendeciler hemen etiket değiştiremiyorlar. Bunun belli bir gecikme ile yansıtıyorlar. Bu gecikme nedeniyle tüketici fiyatları daha da yükselecek. İkincisi yıl sonuna doğru büyük bir ihtimalle hükümet enflasyon düşüyor diyerek politika faizini düşürmeye kalkabilir.”

    “Oysa FED tahvil alımlarını yani fonlamayı azaltacak. FED fonlamayı azalttığında faizler ne oluyor ABD’de? Yükseliyor. Sıcak para da oraya yönelecek. Dolayısıyla sıcak parayı çekebilmek için sizin daha da çok faiz vermeniz lazım. Ama sen burada hala düşürme kavgası veriyorsun. 16,2 diyorsun, 2022’de 9,8 diyorsun 2023’te de yüzde 8 olacak diyorsun. Oysa kur ve enflasyon artmaya devam edecek. Kısaca bu hedeflerin tutma şansı yok.”

    Hedefler arasında ‘cari açık vermek’ olduğunu hatırlatan Konukman, son OVP’de ‘Cari İşlemler Dengesi’ satırına dikkat çekerek 2023’e kadar her yıl için yapılan öngörülerin eksi rakamlar olduğunu vurguluyor.

    “Aktif-pasif dengesi bozuldu”

    Sosyal güvenlik açıklarının da kapatılmasının mümkün olmadığını belirten Konukman, ülkedeki aktif-pasif dengesinin bozulduğunu emeklisi fazla ama iş piyasasına yeni katılımcısı az bir ülke haline gelindiğini söyledi.

    İstihdam yaratmayan bir büyüme yaşanmış olduğuna değinen Konukman, kişi başına düşen mili gelirin de adil şekilde dağılmıyor olmasının bir başka çok önemli sorun olduğunu kaydetti.

    Ne yapılması gerek?

    ‘AK Parti’nin koyduğu hedeflere ulaşılabilmesi için ne yapılması gerek?’ sorusuna ise Konukman şu yanıtı veriyor:

    “Dış yatırıma dayalı değil iç tasarrufa dayalı bir sisteme geçilmeli öncelikle. Ülke kendi kaynakları ile kendi yatırımlarını finanse eden bir konuma gelmeli. Bölgesel dinamikleri ve dengeleri gözeten planlı bir program dahilinde ilerlenmeli. Çevre dostu, fosil yakıta dayalı olmayan, kadın dostu olan yani AK Parti yüzde 38 kadın istihdamı diye hedef koymuş bunun çok daha yüksek olması lazım. Ancak tüm bunların uygulanması için daha ilk önce kurumsal değişikliklerin yaşanması lazım. Kamu idaresi diye bir şey kalmadı. Kamuda yeninden yapılanma çok zaman alacak bir şey olduğu için, iktidar değişse dahi tüm bunların hemen hayata geçirilmesi de kolay olmayacaktır.”

    “Ciddi hedef ve programların dayanakları olur, neye göre hazırlandığı bilinir”

    Ekonomi Profesörü Korkut Boratav da konuyu Euronews Türkçe’ye değerlendirerek 2023 hedeflerine ilişkin fikirlerini şu cümlelerle aktardı:

    “Bir programı ciddiye alıyorsanız yaptığınız varsayımların dayanaklarını ortaya koymanız lazım. Bu hedeflerin ana problemi şu; bazı varsayımlar yapıyor ve hiçbir açıklama yok. Program metninde ayrıntılı açıklama yapmak gerekmeyebilir ama bir şekilde işin mutfağı bilinir, nasıl neye göre hazırlandığı bilinir.

    Üç yıllık dönem için yüzde 5 ve 5,5 şeklinde büyüme hedefleri var diyelim ama Türkiye’de yüzde 5’i aşmayan bir büyüme temposu işsizlik oranını aşağı çekmeye müsait değildir mesela. İşsizlik oranı sabit kalsa bile çift hanede olur ve işsiz sayısı artmaya devam eder.

    Ayrıca büyüme patikasının belli bir noktasından sonra iddialı bir dolar düzeyi ile tanımlanmış bir büyüme hedefi vardır. Orta gelir tuzağının kişi başına 10 bin dolar ile aşılacağı hep öngörüldü ama zaten 2007-2008’de aşılmıştı bu. Son yıllarda aşılmamasının ana sebebi doların artış temposunun hızlı olmasından kaynaklanıyor. Yani milli gelir dolar cinsinden hep düşmüştür. TL cinsinden büyüdüğü yıllarda dahi düşmüştür.

    Bunu tersine çevirmek için program genel fiyat hareketlerinde doların ucuzlayacağını varsaymıştır. OVP’deki ek 1.1 tablosuna baktığımızda oradaki deflatör rakamlarına bakarsanız yüzde 12,9, yüzde 8,8 ve yüzde 7,9’dur 2022 ve sonraki sayılar.

    Ancak bu rakamlar doların hareketi altında seyretmektedir. Dolar fiyatındaki artışa dikkat ederseniz 9,30, 9,8 ve 10,3’tür. Dolar hareketi ucuzladığı için TL yapay olarak değerlenecek dolar cinsinden milli gelirin büyüme hızı TL cinsinden büyüme hızını aşacağı öngörülmektedir. Bu sayede Türkiye’nin kişi başına milli geliri de 10 bin dolarlık eşiği 2024’te aşacak ve 10 bin 703 seviyesine gelecektir.”

    “Yapay öngörüleri program diye hedef diye sunuyorlar”

    Bu ne anlama geliyor? TL’nin değer kazanması Türkiye’ye bol miktarda yabancı döviz gireceğini varsaymış oluyor örtülü olarak. Bunun tahmini sayı olarak verilmiyor ama bu iki varsayım dolarla büyüme temposunu TL ile büyüme temposunun üzerinde tutuyor. Bu sayede de yapay sonuçlar elde ediliyor.

    Mesela IMF ülke istatistiklerinde orta dönem büyüme tahminlerini bir potansiyel büyüme hızı üzerine oturtan bir model kullanarak yapar. İstihdam, sermaye birikim oranı ve sermaye kullanım biçimi bir arada değerlendirilir. IMF’nin bu şekilde Türkiye için 2026’ye kadar öngördüğü büyüme hızı yüzde 3,3’tür. Yani OVP’yi bir kenara bırakalım, Türkiye’de çalışan kesimin yoksullaşma oranı bir bunalım tablosu çizmektedir. Gelir dağılımı bu nedenle ücretlilerin aleyhine dönmüştür. Ücretlilerin milli gelirdeki oranına dair rakamlar da bunu gösteriyor zaten.

    Yani OVP’nin yazarları karamsarlığı önlemek için yapay öngörüler yapıyorlar ve program diye hedef diye sunuyorlar.”

    AK Parti’nin 2023 hedefleri nelerdi?

    İşte kategorilere göre 2012’de konulan başlıca hedefler:

    Ekonomik hedefler

    • İhracatta ileri ve yüksek teknolojili ürünlerin payını yüzde 20’ye çıkarmak.
    • İnşaat malzemeleri ihracatında 100 milyar dolarla dünyada ilk üç arasına girmek.
    • Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olmak.
    • 46 milyon turist ağırlamak ve 50 milyar dolar gelir elde etmek.
    • Büyüme oranlarını sürdürülebilir olarak ortalama yüzde 7’ler seviyesine yükseltmek.
    • Cari açığı kapatarak cari fazla vermek.
    • İşsizliğin yüzde 5’e indirilmesi.
    • Kayıtdışı istihdamın yüzde 15’e düşürülmesi.
    • Sosyal Güvenlik açığının GSYİH’nin yüzde 1’e düşürülmesi.
    • Yoksulluk sınırının altındaki nüfusu azaltmak.
    • Çok yüksek insani gelişme kategorisine çıkmak.
    • İstanbul’u dünyanın önemli finans şehirlerinden biri yapmak.
    • Denizcilik ekonomisinde Ar-Ge’nin payını, ulusal hedefe paralel yüzde 2 seviyesine çıkarmak.
    • Otomotiv sektörünün 5 milyon araç üretmesini ve 125 milyar dolarlık ihracat yapmasını sağlamak.
    • Yaklaşık 10 milyar dolarlık yaş sebze ve meyve ihracatı yapmak.
    • Hazır giyim sektöründe 60 milyar dolarlık ihracat yapmak.
    • İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem gören şirket sayısını 1.000’e ulaştırmak, nüfusun yüzde 10’una yakın yatırımcı olmasını sağlamak.
    • Bölgelerarası gelişmişlik farkının kabul edilebilir düzeylere indirilmesi.
    • Kadınların işgücüne katılımının yüzde 38’e çıkarılması.
    • İş ve Meslek Danışmanı sayısının kısa vadede 4 bine çıkarılması.

    Siyasi hedefler

    • Demokrasi ve hukuk ilkelerini tam işler hale getirmek.
    • Partilerin kapatılmasını tamamen kaldırılmak.
    • Parti kurulmasında kısıtlayıcı ve yasaklayıcı hükümleri kaldırmak.
    • Partilerde tek tipleştirici hükümleri kaldırmak.
    • Siyasete katılmanın önündeki tüm engelleri kaldırmak.
    • Temsilde adaleti sağlamak.
    • YSK’yı yeniden yapılandırılmak.
    • Başkanlık, yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanı meselelerini tartışmak.
    • Şartlar ne olursa olsun mutlaka yeni bir Anayasa’yı ülkeye kazandırmak.
    • Dokunulmazlık meselesini yeni anayasa çerçevesinde evrensel kriterlere göre yeniden düzenlemek.
    • Anadilde kamu hizmetlerine erişim.
    • Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik komisyonunun kurulması.
    • İsmi darbelerle anılan şahısların isimlerinin kamu alanlarından kaldırılması.
    • Askeri okullardaki müfredatın yenilenmesi.
    • Kürtçe tercümanlık (kamu hizmetlerinde).
    • Kamu hizmetlerinden yararlanmada her türlü etnik ayrımcılığa son verilmesi.
    • Güvenlik için özgürlükten taviz verilmemesi.
    • Jandarmanın kolluk hizmeti sunan sivil bir yapıya dönüştürülmesi.
    • Kamuya 15 bin engelli alınması.
    • YÖK’ün koordinasyon kuruluna dönüşmesi.
    • AB hedefinden şaşmamak.

    Yargı ve hukukta hedefler

    • Yargıyı hızlandırılmak.
    • Nefret suçu le ilgili düzenleme yapmak.
    • İhtisas mahkemelerinin sayı ve çeşidini arttırmak
    • Yargılamada etkinlik ve şeffaflığı sağlamak için sesli ve görüntülü bilişim sisteminin hayata geçirilmek.
    • Hafif suçlarda mahpusluğun istisnai hale getirilmesi.
    • Yargıtay ve Danıştay’ın iş yükünü azaltarak bu kurumların içtihat mahkemelerine dönüştürülmesi
    • Anadilde savunmanın sorun olmaktan çıkarılması
    • Bağımsız kolluk denetim merkezinin kurulması.
    • Kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal düzenleme yapılması.
    • Darbelerin dayanağı olan mevzuatın ayıklanması.
    • Yargı birliğinin sağlanması.
    • Mevzuatta etnik ayrımcılık algısı yaratan bütün hükümlerin ayıklanması
    • Hukuk içinde terörle etkin mücadeleye devam edilmeli.
    • Yeni bir kamu personel sistemi
    • Yeni bir köy kanunu.

    Teknolojide hedefler

    • Yerli imalat olarak en az 2 tip uluslararası bilinirliği olan tek-çift motor pervaneli ve çift motorlu hafif jet uçağı üretmek.
    • Kendi uydusunu uzaya yerleştirecek teknolojiye sahip olmak.
    • Bilişimin hacmini 160 milyar dolara çıkarmak.
    • Genişbant internet abone sayısını 30 milyona ulaştırmak.
    • Avrupa’nın çağrı merkezi üssü olmak.
    • Küresel bilişim teknolojileri pazarında söz sahibi en az bir ulusal şirkete, en az bir ulusal markaya, tasarım ve standardıyla bize ait en az bir ulusal ürüne sahip olmak.
    • Türkiye’nin ilk savaş uçağını tamamlamak.
    • Entegre sınır yönetimi sisteminin hayata geçirilmesi.
    • Ar-ge harcamalarında dünyada 1.ligde olunması.
    • Bilgi ve teknoloji ihraç eden ülke.

    Çevre hedefleri

    • Orman varlığını, ülke toplam alanının yüzde 30’una çıkarmak.
    • Türkiye’nin kıyılarını dünyanın en temiz kıyıları arasına taşıyacak etkin bir çevre yönetim sistemi kurmak.
    • Yaşlı, engelli ve çocuk dostu yerleşim birimleri.
    • Tüm nesli tehdit ve tehlike altında olan endemik, gösterge türlerin korunmasını sağlamak.
    • Yenilenebilir enerji kaynaklarını en az yüzde 30 seviyesine çıkarmak.
    • Rüzgar enerjisinde 10 bin MW (megavat) kurulu kapasiteye ulaşmak.
    • Jeotermal kaynakların tamamını kullanmak.
    • 5 bin MW küçük hidroelektrik santrali kurulu kapasitesini sağlamak.

    Altyapısal hedefler

    • 60 milyon kapasiteli 1, 30 milyon kapasiteli 2, 15 milyon kapasiteli 3 havalimanı yapmak.
    • Türkiye’yi havacılık üssü yapmak.
    • Kent içi ulaşım sistemlerini AB standartlarına uyumlu hale getirmek.
    • Engelliler ve fiziksel hareket kısıtlılığı olanlar için ulaşımda planlama ve tasarım standardı oluşturmak.
    • Kentlere özgün otopark yönetim sistemi kurmak.
    • Tüm sulanabilir arazilerin sulanmasını sağlamak.
    • Enerji köprüsü haline gelmek.
    • Petrol ve doğalgaz aramalarını artırıp enerjide dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak.
    • 6 bin 792 kilometre yeni yüksek hızlı tren ağı inşa etmek.
    • Başkentray projesini inşa etmek
    • Egeray projesini tamamlamak, demiryolu araç filosunu yenilemek
    • Demiryolu Araştırma Enstitüsü kurmak.
    • Olimpiyat, Dünya Futbol Şampiyonası ya da Avrupa Futbol Şampiyonası gibi bir büyük organizasyona ev sahipliği yapmak.
    • EXPO fuarına ev sahipliği yapmak.
    • Bölünmüş yolları 32 bin kilometreye çıkarmak.
    • Kuzey-güney karayolu koridorlarını iyileştirmek.
    • Yerleşim merkezlerine çevre yolu yapmak.
    • 24 yeni karayolu yapmak.
    • Karayolu Akademisi kurmak.
    • Tüm liman ve OSB’lerin bölünmüş yollarla bağlantılarını oluşturmak.
    • Türk Otomotiv Kurumu’nu kurmak.
    • İçme, kullanma ve sanayi için 38.5 milyar metreküplük su kapasitesi yaratmak; su sıkıntısını ortadan kaldırmak.

    • Yeni liman projeleriyle transit ülke olmak.

    • Katma değeri yüksek, ileri teknolojili gemiler inşa etmek.

    • Marmara Denizi’nde kuzey-güney, doğu-batı ulaşımları için modern, fonksiyonel ve intermodal taşımacılığa uygun 2 veya 3 katlı araç yükleme boşaltma imkânları olan Ro-Ro terminalleri inşa etmek.

    • 200 adet balıkçı barınağının 55’ini kademeli olarak yat limanına dönüştürmek.

    • Deniz ticaret filosunu modernize edip, dünyanın en büyük 10 limanından en az birini inşa etmek.

    • Meteoroloji alanında bölgesel merkez olmak.

    • Yurtdışında en fazla temsilciliği olan 5. ülke olmak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu, iktidara gelmeleri halinde kadınlara yönelik hayata geçirecekleri vaatleri açıkladı

    Kılıçdaroğlu, iktidara gelmeleri halinde kadınlara yönelik hayata geçirecekleri vaatleri açıkladı


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara gelmeleri halinde kadınlar için hayata geçirecekleri vaatlerini açıkladı.

    Kılıçdaroğlu açıklamasında, İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden hayata geçireceklerini, rahim ağzı kanserini önleyen HPV aşısı dahil kadınlar için önleyici sağlık harcamalarının ücretsiz olacağını söyledi.

    İktidardayken ilk altı ay içinde gençler için yapacakları icraatları daha önce açıkladığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Şimdi sıra kadınlar için atacağımız hızlı adımları duyurmaya geldi. Bunlar reform değil, reformlar zaten programımızda var. Bunlar halkımıza nefes aldıracak kolaylıklar. Bu videoda ilk altı ay içinde kadınlara yönelik hayata geçireceğimiz çözümleri açıklıyorum, milletimizi de şahit olmaya davet ediyorum.” dedi.

    Kılıçdaroğlu, kadınlar için şu vaatlerde bulundu:

    • İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlüğe koyacağız. Kadına şiddet davalarına bakan özel yetkili mahkemeler ve Yargıtay’da ayrı bir ceza dairesi kurulacak. Tüm savcı, hakim ve adli kurumlarda çalışanlar bu konuda özel eğitim alacak.
    • Her polis karakolunda ev içi şiddet konusunda eğitim almış ekipler bulunacak. İçlerinden en az biri kadın olacak. Şiddet bildiriminin aile hekimleri tarafından yapılması için polis ve aile hekimleri arasında bir iletişim kanalı oluşması sağlanacak.
    • Kadınlara şiddet uygulayan şahıslara indirimsiz şekilde, altını özenle çiziyorum, hukuki yaptırımlar uygulanacak.
    • Kadına iş yerinde uygulanan ayrımcılağa yönelik de ilk altı ayda net adımlar atacağız. İş yerinde veya evde her nerede olursa olsun kadına uygulanan fiziki şiddet gibi psikolojik ekonomik şiddet de aynı kapsamda suç sayılacak.
    • 1971 yılından bu yana Türkiye’nin taahhüt ettiği ama yasalaştıramadığı aile destekleri sigortasının yasalaştırılmasını ilk altı ayda sağlayacağım. İlk altı ayda ev kadınlığını kanuni iş tanımına dahil edeceğiz. Çalışmayan kadınların sosyal haklarını güvence altına alacağız.
    • Hane geliri asgari ücretin altında olan haneler için aile destekleri sigortasından mali destek sağlanacak. Önce hanedeki kadın adına bankada bir hesap açılacak. Sonra da para o kadının banka hesabına yatmaya devam edecek.
    • Ev kadınlarını yarı veya tam zamanlı işe alan KOBİ’lerin vereceği maaş, ödeyeceği vergide devlet aile destekleri sigortası kapsamında destek verecek.
    • Devlet memuriyetine ev kadınlarının da alınmasını teşvik edeceğim.
    • Kamuda yönetim kademelerinde en az yüzde 35 kadın kotası uygulanmasını sağlayacağım.
    • Eşinden boşanan kadınlar için ‘Yeni başlangıçlar fonu’ oluşturacağım. Kadın ve erkek arasındaki nafaka gerginliğini kesinlikle bitireceğim.
    • Boşanan kadınlara taşınma ve ev kurma desteği verilecek. Kadın çalışmıyorsa istihdama katılımı için belediyeler tarafından eğitim ve iş bulma desteği verilecek.
    • Doğum iznine ayrılmış ve kanuni süre içinde işine dönememiş ve işinden ayrılmak zorunda kalmış kadınların, ileriki yıllarda yeniden iş hayatına dönmeleri halinde istihdam eden kurum ve kuruluşlara yönelik özel vergi teşvikini getireceğim.
    • Türk kadınları iş hayatına dönmek istediğinde pozitif ayrımcılık uygulamalarından yararlanmış olacak.
    • Güçlü bir kadın sağlığı projesini başlatacağım. Kadınların sağlık, bakım ve hijyen konusundaki en büyük güvencesi devlet olacak.
    • Ergenlik çağına giren kız çocuklarının sağlık harcamaları ücretsiz olacak.
    • Rahim ağzı kanserini önleyen HPV aşısı da dahil olmak üzere tüm önleyici sağlık harcamaları ücretsiz olacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda uçuşlara sis engeli | Canlı blog

    İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda uçuşlara sis engeli | Canlı blog


    İstanbul Maratonu’na yabancı atlet damgası: 42 yarıştan 31’ini yabancılar kazandı

    Bu yıl 43. kez koşulacak İstanbul Maratonu’nda yabancı atletlerin zirvede yer alması dikkati çekiyor. Şimdiye kadar düzenlenen 42 yarıştan 11’ini Türk, 31’ini ise yabancı atletler kazandı.

    İlk kez 1979 yılında koşulan ve Hasan Saylan’ın kazandığı maratonda, erkeklerde birincilikler ilk 4 yıl Türk atletler arasında paylaşıldı. Erkeklerde son yıllarda yabancı atletlerin üstünlüğü göze çarpıyor. Düzenlenen son 28 maratonda da ilk sırayı yabancı sporcular aldı.

    Türk atletlerin dışında erkeklerde maratonda şimdiye kadar 15 kez Kenyalı, 7 kere Etiyopyalı, ikişer kez İngiliz ve Fransız, birer kere de Danimarkalı, Zimbabveli, Litvanyalı, Faslı ve Azerbaycanlı atletler birinci geldi.

    Kadınlarda tek Türk şampiyon

    Organizasyonda kadınlarda maraton koşusu 1991 yılından beri düzenleniyor. Geride kalan 30 yarışın 29’unda yabancı, sadece birinde Türk atlet birinci oldu.

    Türkiye adına kadınlarda tek birinciliği 1994 yılında Serap Aktaş elde ederken, Türk atletler son 26 yarıştır ilk sırayı alamıyor.

    Kadınlarda yabancı atletler arasında 8 kez Etiyopyalı, 6 kere Rus, 5 kez Kenya, dörder kez Rumen ve Ukraynalı, birer kere de İngiliz ve Belaruslu atlet ilk sırayı aldı.

    Geçen yılki maratonda birincilikleri erkeklerde Kenyalı atlet Benard Cheruiyot Sang, kadınlarda da aynı ülkeden Diana Chemtai Kipyogei kazandı.

    En iyi ve en kötü dereceler

    Eski adıyla Kıtalararası Avrasya Maratonu, son 9 yıldaki ismiyle İstanbul Maratonu’nda şimdiye kadar erkeklerde en iyi dereceyi, Kenyalı atlet Daniel Kipkore Kibet gerçekleştirdi.

    Kibet, 2019 yılında 2.09.44’lük derecesiyle vatandaşı Felix Kimutai’nin 2018’de elde ettiği 2.09.57’lik dereceyi geride bırakarak parkur rekorunu ele geçirdi.

    Kadınlarda ise en iyi dereceyi 2018’in kazananı olan Kenyalı sporcu Ruth Chepngetich yaptı. Chepngetich, 2.18.35’lik derecesiyle yarış rekoru kırdı.

    Bu arada, erkeklerde ilk sırayı alanlar arasında en kötü zamanda, 1982 yılında parkuru 2.41.13 ile tamamlayan İsmail Karagöz, kadınlarda ise 1991 yılında 2.49.24 ile bitiren İngiliz Jacki Davis’in imzası bulunuyor.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sağlık Bakanı Koca’dan Covid-19 aşısı hatırlatma dozu açıklaması | Canlı blog

    Sağlık Bakanı Koca’dan Covid-19 aşısı hatırlatma dozu açıklaması | Canlı blog


    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ikinci doz mRNA aşısının üzerinden 6 ay kadar süre geçmiş sağlık çalışanları, 18-60 yaş arasındaki kronik hastalar ve 60 yaş üstü kişilerin yarından itibaren hatırlatma dozu yaptırabileceğini bildirdi.

    Koca, video konferans yöntemiyle düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından yaptığı yazılı açıklamada, yarından itibaren mRNA aşısı olanlara risk gruplarına göre hatırlatma dozu uygulanacağını duyurdu.

    Bakan Koca, şu ifadeleri kullandı:

    “mRNA aşısı olup 2. dozdan itibaren 6 aya kadar süre geçmiş kişilere risk grupları önceliklendirilerek hatırlatma dozu yapılmasının uygun olacağına karar verildi. Bu gruplar, 60 yaş üzerindeki vatandaşlar, 18-60 yaş arasında olup kronik hastalıkları olanlar, başta sağlık çalışanları olmak üzere yüksek riskli mesleklerde çalışanlar.”

    – “2 doz aşılı olanların tüm nüfusa oranı yüzde 59”

    Koca, toplantıda 60 yaş üzerindekiler ile gebelerin tam aşılı olmalarının öneminin bir kez daha vurgulandığını aktararak, “İleri yaştaki vatandaşlarımız ve anne adaylarımızın aşıları eksik kalmamalı.” uyarısında bulundu.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***