Etiket: TÜİK

  • Türkiye’de ithalat-ihracat dengesi ne durumda, ithalata bağımlılık ne kadar?

    Türkiye’de ithalat-ihracat dengesi ne durumda, ithalata bağımlılık ne kadar?


    Türkiye’de Türk lirası değer kaybedip enflasyon artarken Covid-19 salgının ardından veriler ekonomik büyüme gösteriyor. Uzmanlar ise büyüme konusunda temkinli çünkü veriler 2020 yılı ile kıyası yansıtıyor. Peki, Türkiye’nin ithalat-ihracat dengesi ne durumda? Türkiye ihracatta ithal girdilere ne kadar bağımlı? Türkiye’de ihracatın ithalatı karşılama oranı son 30 senede nasıl değişti?

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ihracat 2021 yılı Ocak-Kasım döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 33,8 artarak 203 milyar 94 milyon dolar; ithalat ise 23 artarak 242 milyar 443 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı Ocak-Kasım 2020 döneminde yüzde 77,3 iken bu oran Ocak-Kasım 2021 diliminde yüzde 83,8’e yükseldi.

    30 yıldan beri hep ticaret açığı var

    Türkiye’nin son 30 yılına baktığımızda hep ticaret açığı söz konusu. 1990’dan bu yana hep ithalat ihracattan fazla gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100 olduğu zaman ihracat ve ithalat eşit olduğundan ticaret açığı olmuyor. Bu oran düştükçe ticaret açığı da artıyor.

    1990 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 58 idi. 1994’te yüzde 78’e kadar çıkan oran 2000’li yılların başına kadar yüzde 50-60 civarında seyretti. 1990-2002 yıllarının ortalaması ise yüzde 62 oldu.

    İhracatın ithalatı karşılama oranı 2019’da yüzde 86’ya çıktı

    2003-2021 yılları kapsayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarında ise ihracatın ithalatı karşılama oranı ortalama yüzde 68,7 gerçekleşti. 2011’de yüzde 56’ya kadar düşen oran 2019 yılında ise yüzde 86 ile son 30 yılın zirvesine çıktı. Covid-19 salgının başladığı 2020’de yüzde 77,3 olan İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021’in ilk 11 ayında yüzde 83,8 gerçekleşti.

    İhracatta rekor yıl 2021: İlk kez 200 milyar doları aştı

    TÜİK hesaplamada özel ticaret sisteminden genel ticaret sistemine geçtiği için 2013 öncesi dönemle kıyas yapmak zor. Genel ticaret sistemi ile yapılan hesaplamaya göre 2013 ve sonrasında ihracatın en yüksek olduğu yıl 2021 olacak. Henüz aralık ayı verileri yansımamış olsa bile Ocak-Kasım döneminde ihracat 203 milyar 94 milyon Amerikan doları oldu. Böylece ihracat ilk kez 200 milyar doları aşmış oldu. Aralık verilerinin eklenmesiyle bu sayı daha da yükselecek. 2020 yılında ihracat 169,6 milyar dolarda kalmıştı.

    Ancak ithalat, ihracattan çok daha yüksek seviyelerde seyrediyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde ithalat 242 milyar 440 milyon dolar oldu. 2013 sonrasına bakıldığında en yüksek ithalat miktarı 260 milyar 820 milyon dolar ile 2013’te gerçekleşmişti.

    Türkiye’nin ihracatında Almanya, ABD ve İngiltere zirvede

    Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkeler ise Batılı müttefikleri. Ocak-Kasım 2021 döneminde Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke yüzde 8,6 ile Almanya oldu. Bu ülkeyi yüzde 6,5 ile ABD ve yüzde 6,1 ile İngiltere izledi. İhracatın yüzde 5,1’i İtalya’ya gerçekleşirken komşu ülke Irak ise yüzde 4,9 oldu. Diğer bazı ülkelerin yüzdelik payları ise şöyle: İspanya 4,3; Fransa 4; Hollanda 3; İsrail 2,8; Rusya 2,6 ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 2,4.

    İthalatta Çin ve Rusya’ya bağımlılık

    İthalatta ise Çin ve Rusya’ya bağımlılık dikkat çekiyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde ithalatın yüzde 12,5’i Çin’den; yüzde 10,4’ü ise Rusya’dan gerçekleşti. İthalatta Almanya’nın oranı yüzde 8,3; ABD ve İtalya’nın ise yüzde 4,2 oldu.

    Türkiye en çok ne ihraç ediyor?

    İhracatta fasıllara bakıldığında ise Türkiye en çok motorlu kara taşıtları ve parçalarını ihraç ediyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde gerçekleşen ihracatın yüzde 11’i motorlu kara taşıtları faslında oldu. İkinci sırada yüzde 9,3 ile “kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar ve aletler” yer alıyor. Demir ve çelik ise yüzde 7,5 ile üçüncü sırada. “Elektrikli makina ve cihazlar, ses kaydetme-verme, televizyon görüntü-ses kaydetme-verme cihazları ve bunların parçaları” ise yüzde 5,3 paya sahip.

    İthalatta başı mineral yakıt ve yağlar çekiyor

    Türkiye’nin ithalatında zirvede yüzde 21,4 ile “mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler” yer alıyor. “Kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar”ın payı ise yüzde 13,7. Demir ve çelik ise yüzde 12,2 ile üçüncü sırada.

    Hububat da ithalat listesinde

    Türkiye’nin ithalat listesinde eczacılık ürünleri yüzde 3,2 yer kaplarken hububat ürünleri yüzde 1,8 paya sahip. Tarım ülkesi Türkiye’nin ithalatında hububatın listeye girmesi dikkat çekiyor. Çiftçiler için çok önemli olan gübrelerin ithalattaki payı yüzde 0,9.

    İhracat ne kadar ithalata bağımlı?

    Türkiye’nin son yıllarda artarken bunun ithalata bağımlı olduğu yorumları da beraberinde geliyor. Üretim ve ihracat için ithal girdiler hayati role sahip. İhracatta ithalatın payı ise oldukça tartışmalı bir konu. En önemlisi bu oranı ithalat ve ihracat kadar tam olarak tespit etmek kolay değil. Uzmanlar çeşitli yöntemlerle bunu hesaplamaya çalışıyor. Ayrıca en güncel raporlar bile birkaç yıl öncesinin verilerini gösteriyor.

    OECD’ye göre bağımlılık yüzde 17

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) raporları en temel verilerden birisi olarak kabul ediliyor. OECD’nin ihracatta ithalatın payına dair son verileri 2016 yılına ait. Buna göre Türkiye’nin ihracatında ithal girdilerin payı yüzde 16,5. Türkiye bu alanda 37 ülke içinde 28. sırada yer alarak oldukça iyi durumda görünüyor. Zirvede yüzde 67 ile Lüksemburg var. En iyi durumda ise yüzde 9 ile ABD bulunuyor. Diğer bazı ülkelerde bu oran şöyle: İngiltere yüzde 15, Kanada yüzde 20, Almanya yüzde 20, Fransa yüzde 22, Güney Kore yüzde 30.

    Öte yandan OECD’ye göre Türkiye’de bu oran 2014 yılında yüzde 21,8 idi.

    Berat Albayrak: Almanya ve Fransa’dan daha iyi durumdayız

    Dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Mayıs 2020’de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda OECD verilerine işaret ederek Türkiye’nin ihracatının ithalata bağımlı olduğu yaklaşımının temelsiz olduğunu kaydetmişti. Albayrak şu yorumu yaptı: “İhracatımız ithalata bağımlı yaklaşımının temelsiz olduğu ortaya çıktı. OECD’nin ihracatın içindeki ithalat payı araştırmasına göre Türkiye yüzde 16,5 ile en iyi 20’de ve Almanya, Fransa, İtalya’dan iyi durumda. Yerlileştirme ve üretim desteklerimizle bu oranı daha da düşüreceğiz.”

    Merkez Bankası: İhracatta ithal girdilerin oranı yüzde 32 civarında

    Öte yandan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) uzmanlarına göre OECD’nin Türkiye hesaplaması eksik. Merkez Bankası’nın yayımladığı rapora göre hazırladığı rapora göre ihracatta ithal girdilerin oranı 2018 yılında yüzde 32 civarında gerçekleşti.

    TCMB’den Yasemin Erduman, Okan Eren ve Selçuk Gül’ün 2019 yılında bankanın websitesinde yayımladıkları rapor ve aynı kişilerin Central Bank Review (Merkez Bankası İncelemesi) dergisinde 2020 yılında yayımladıkları akademik makale Türkiye’nin üretim ve ihracatında ithal içeriğin rolünü ortaya koyuyor. TCMM raporuna göre 2002-2017 yılları arasında Türkiye’nin ihracatında ithal girdilerin payı ortalama yüzde 32 oldu. İthalatın üretimdeki payı ise aynı dönemde 18 oldu.

    TCMM uzmanları raporda ihracatta ithalatın payının; üretimde ithalatın payından yaklaşık yüzde 10 puan yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre OECD’nin 2016 yılına dair Türkiye için açıkladığı yüzde 16,5’lik oran “üretimde ithalatı” yansıtmaya daha yakın bir açıklama.

    Üretim için Türkiye neleri ithal ediyor?

    TCMM uzmanlarına göre Türkiye’nin üretiminde ithal girdilerin payı ise 2002-2018 yılları arasında yüzde 18 oldu. Bu oran sektörlere göre değişiyor. Merkez Bankası’nın raporuna göre 2017 yılında motorlu taşıt üretiminde yaklaşık yüzde 48 oldu. Bu oran 2002 yılında yüzde 33 civarındaydı.

    Bilgisayar ve elektronik ürünlerinin üretiminde ithal girdilerin payı ise 2017 yılı itibariyle yüzde 55’i aşmış durumda. Temel metallerde ise ithalatın oranı yüzde 50’ye vardı.

    İthal girdilerin yüksek olması olumsuz bir tablo mu?

    Öte yandan, ithal girdilerin yüksek olmasının ne anlama geldiği konusunda da farklı bakış açıları mevcut. Merkez Bankası uzmanlarından Elif Özcan Tok, Orhun Sevinç ve Semih Tümen’in bankanın blog sayfasında yayımladıkları makaleye göre “ithal girdi kullanımının yüksek olması bütünüyle olumsuz bir durum değil”. Bu kişilere göre “bu konuda yapılan akademik çalışmalar ithal girdiye erişimin toplam verimliliği artırabildiğine ilişkin bulgular” da var. Semih Tümen 2021 yılında Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına atanmış; kısa süre görevden alınmıştı.

    Cumhurbaşkanlığı’ndan “ithalatta bağımlığın azaltılması eylem planı”

    Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2018 yılında “İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı Eylem Planı” açıkladığı ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesindeki plana göre ara malı ithalatının GSYH içindeki payı 2000 yılındaki yüzde 13,6 seviyesinden 2011 yılında yüzde 22,4 seviyesine yükseldi. Plana göre “ara malı ithalatındaki bu artış eğilimi, istikrarlı ve sürdürülebilir büyüme için üretim sürecinde yurtiçi kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasının önemine işaret” ediyor.

    Eylem planının önerisi ise “yerli ve milliliğe” dikkat çekiyor: “Yurtiçinde üretilen ürünlerin standart ve kaliteleri ile teknoloji kapasitesinin yükseltilmesinin desteklenmesi; yurtiçinde üretilen özellikle ara mallarında kullanıcılar arasında bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması; kamu alımlarında yurtiçinde üretilen ve yerli girdileri kullanan nihai ürünlerin tercih edilmesi; yerli doğal kaynakların etkin kullanımı; atıkların ekonomiye kazandırılması ve enerji, ulaşım, iş gücü gibi üretim maliyetlerinin düşürülmesi yönünde tedbirler alınması gerekmektedir”

    DİR’e göre ihracatta ithalatın oranı yüzde 44

    Dahilde İşlem Rejimi (DİR) açısından dış ticarete bakıldığında ihracatta ithalatın payı 2018 yılında yüzde 44 idi. Asaf Savaş Akat’ın İktisat ve Toplum dergisindeki makaleye göre 2005-2018 yılları arasında bu oran yüzde 42’nin altına düşmedi; yüzde 49’un da üstüne çıkmadı. Ancak bu veriler fiili ticareti değil; izin belgeleri yansıtıyor.

    Dahilde İşlem Rejimi (DİR) nedir?

    Dahilde İşlem Rejimi (DİR), ithal girdi kullanan ihracatçıların vergi, harç, vs. maliyetlerini düşürmeyi ve işlerini kolaylaştırmayı amaçlayan bir teşvik mekanizması. DİR, Ticaret Bakanlığı’nın tanımıyla “Türkiye’nin ihraç ürünlerine dünya piyasalarında rekabet gücü kazandırmak ve ihraç ürünlerini çeşitlendirmek amacıyla, dünya piyasa fiyatlarından gümrük muafiyetli olarak, ticaret politikası önlemlerine tabi olmaksızın, ihraç ürünün üretimi için gerekli olan ve fiyat ve/veya kalite bakımından yurt içi piyasalardan temin edilemeyen, ham madde, yardımcı madde ve ambalaj malzemeleri ithalatına imkan veren bir gümrük rejimi”. Bu sistemde ihracatçı firma, ihracat ve ithalat miktarlarını belirterek önceden teşvik belgesi (izin) alıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de istihdamdaki 100 kişiden 9’u ücretsiz aile işçisi

    Türkiye’de istihdamdaki 100 kişiden 9’u ücretsiz aile işçisi


    Türkiye’de istihdamda bulunan 26,7 milyon kişiden 2,45 milyonu ücret almadan çalışıyor. İstihdamdaki her bin kişiden 92’si ücretsiz aile işçisi. Türkiye bu oranla Avrupa’da açık ara zirvede yer alıyor.

    Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi (Eurostat) 2020 yılı verilerine göre ücretsiz aile işçilerinin oranında Türkiye açık ara başı çekiyor. Buna göre ücretsiz aile işçisi oranı Türkiye’de binde 92 oldu.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de benzer bir oran ortaya koyuyor. TÜİK verilerine göre 2020’de istihdam edilen kişi sayısı 26 milyon 812 bin iken bunların 2 milyon 473 bini ücretsiz aile işçisi. Ücretsiz aile işçisi oranı 2014’te binde 121’di.

    Eurostat verilerine göre Türkiye’nin ardından gelen ikinci sıradaki Romanya’da ücretsiz aile işçisi binde 72; üçüncü sıradaki Sırbistan’da bu oran binde 45. Bu ülkeleri sırasıyla Kuzey Makedonya (binde 43), Yunanistan (binde 30) ve Karadağ (binde 24) izliyor.

    Bu ülkelerin ardından istihdamdakiler içinde ücretsiz aile işçisi oranı binde 20’lere kadar düşüyor. Bu oran İtalya’da binde 11, Hollanda’da binde 4 ve Almanya ve Fransa’da binde 3. En düşük oran ise binde 2 ile Macaristan’da.

    Ücretsiz aile işçisi, aynı hanede yaşayan başka bir aile ferdinin işlettiği bir işletmede ücretsiz ve sigortasız çalışan işçiye deniliyor.

    Çalışan yoksul kadınların yarısı ücretsiz aile işçisi

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca tarafından hazırlanan, “Derinleşen Kadın Yoksulluğu” raporuna göre; yoksul olduğu kabul edilen 5 milyon kadının 3,5 milyonu çalışabilecek durumda, ancak bunların sadece yüzde 15’i çalışıyor. Çalışan yoksul kadınların yarısı ise ücretsiz aile işçisi.

    Türkiye’de sosyal yardım alan hane sayısı son 1 yılda ikiye katlandı. Cumhurbaşkanlığı’nın açıkladığı verilere göre, 2019 yılında 3,28 milyon kişi sosyal yardımlardan faydalanırken, bu sayı 2020’de 6,63 milyona yükseldi.

    Avrupa’da yoksulluk riski en çok Türkiye’de arttı

    Öte yandan, Türkiye’de sosyal yardım alan hane sayısı son bir yılda ikiye katlandı. Cumhurbaşkanlığının açıkladığı verilere göre, 2019 yılında 3,28 milyon kişi sosyal yardımlardan faydalanırken, bu sayı 2020’de 6,63 milyona yükseldi. 2015-2019 arasını kapsayan 4 yıllık süreçte Avrupa’da yoksulluk ve sosyal dışlanma riskinin en fazla arttığı ülke Türkiye oldu.

    2015’te Türkiye’de halkın yüzde 26,7’si yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşarken, bu oran 2019 yılında yüzde 33,2’ye kadar yükseldi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Geçim derdinden kültürel etkinliğe sıra gelmiyor

    Geçim derdinden kültürel etkinliğe sıra gelmiyor


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TÜİK’e alınmayan CHP lideri Kılıçdaroğlu: Sarayın kurumu TÜİK enflasyon rakamlarını küçültüyor

    TÜİK’e alınmayan CHP lideri Kılıçdaroğlu: Sarayın kurumu TÜİK enflasyon rakamlarını küçültüyor


    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, randevu istediği ancak alamadığı Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) sert tepki gösterdi.

    Kılıçdaroğlu, Twitter hesabından “Randevu vermeyen TÜİK’e gittim. Aylardan Aralık ayı. Milyonlarca emekçinin ücret artışı bu yalan dolan TÜİK rakamları üzerinden yapılacak. Zulmü her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur. Kimse unutmasın, her Firavun’un bir Musa’sı vardır. Akıllarını başlarına toplasınlar.” ifadelerini kullandı.

    TÜİK sabah saatlerinde enflasyon rakamlarını açıkladı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, rakamların açıklanmasının ardından TÜİK genel merkezine ziyarette bulunacağını duyurdu.

    Randevusu olmadığı gerekçesiyle içeri alınmayan Kılıçdaroğlu, TÜİK’in önünde bir basın açıklaması yaptı.

    “Türkiye İstatistik Kurumu, Cumhuriyetin önemli kurumlardan birisidir. Bu kurumun rakamları, 84 milyonu ilgilendirir.” diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu kurumun verdiği rakamlar üzerine siyasal partiler, ekonomik çevreler ve sosyal çevreler politika oluştururlar ve düşüncelerini kamuoyu ile paylaşırlar. Dün, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı’ndan randevu istedik. Gelen milletvekili arkadaşlarımın tamamı geçmişinde teknik olarak ekonomi ve sosyal bilimde çalışan arkadaşlarımız. Maliyede çalışan arkadaşlarımız. Dolayısıyla buraya, sağlıklı ve tutarlı bilgiler almak için geldik. Randevu verilmediğini, kabul edilemeyeceğimizi ifade ettiler. Kendilerine TÜİK’in internet sitesinde yazılı olan metni okuduk. Metin aynen şöyle, “Merkez Teşkilatımıza veya bölge müdürlüklerimize başvurabilirsiniz.Ayrıca bilgi talepleriniz için Ankara’da bulunan merkez teşkilatımıza gelebilir veya 26 il müdürlüğünde bulunan bölge müdürlüklerimizi ziyaret edebilirsiniz’ diyor. Biz de kendi internet sitelerinde yazılı olan davete uyarak geldik ve bilgi almak istedik. Aslında bu tablo Türkiye’nin nereye geldiğini göstermek için çok önemli bir tablodur. Hiçbir gazeteci arkadaşımın, bizi dinleyen vatandaşımın, hiçbir üniversitenin, hiçbir sosyal ve sivil toplum kuruluşunun unutmaması gereken bir gerçekle karşı karşıyayız.

    “Böylesi bir tabloyu Cumhuriyet tarihinde hiç görmedik”

    “Devletin bilgileri, devletin sahip olduğu bilgiler ve bu bilgilerin nasıl toplandığına dair açıklamalar ana muhalefet partisine yapılmak istenmiyor, kapılar kapanıyor.” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

    “Böylesine bir tabloyu Cumhuriyet tarihinde hiç görmedik. Türkiye’nin geldiği nokta açısından önemlidir. Buraya neden geldik? Onu da ifade edeyim. Burası, enflasyon oranlarını açıklıyor. Bakınız bugün sabah açıklanan aylık enflasyon 3.51, yıllık enflasyon 21. Bu rakamlar güven vermiyor. Bütün vatandaşlarıma açık ve net seslenmek istiyorum. Pazara gittiğinizde, elektrik düğmesine bastığınızda, doğalgazı yaktığınızda, enflasyon gerçekten bunların iddia ettiği gibi mi? Yani 3.51 mi?

    Bir grup akademisyen ve sosyal bilimci onlar da enflasyon tahmininde bulundu. Onlar aylık enflasyonu 9.31 diyor, yıllık 58.63 diyorlar. Şunu açıkça ifade edeyim. CHP’nin genel başkanı olarak, milyonlarca işçinin, emeklinin, memurun hakkını korumak benim temel görevimdir. Benim siyaset yapmak anlayışım budur. Ben sosyal demokratım. Devletin sosyal olmasını, fakirden fukaradan yana olmasını isterim. Eğer TÜİK, rakamları küçültüyor ve bu rakamları doğru diye paylaşıyorsa şu şu anlama geliyor; memura, işçiye, emekliye ‘Daha az vereceğim’. Böyle bir tabloya sessiz kalırsam ben siyaseti neden yapıyorum? İşçinin, memurun, emeklinin hakkını savunmayacaksam ben neden siyaset yapıyorum? Buraya gelişimin nedeni o. Memurun, işçinin, emeklinin, milyonların hakkını savunmak için buraya geldim. Siz rakamları küçük gösteriyorsunuz. Soracaktık ‘Bu verileri nereden ve kimlerden aldınız?’ diye. Milyonların hakkını savunmak temel görevimizdir.

    TÜİK, yani Türkiye İstatistik Kurumu, bir devlet kurumu olmaktan çıkmış bir saray kurumu haline dönüşmüştür. Burası artık bir devlet kurumu değildir.

    Burada çalışan arkadaşlar tamamı şunu unutmasınlar, hepinizin tabii olduğu yasa devlet memurları kanunudur. Saray memurları ayrı, devlet memurları ayrı. Ben devlet memurlarına sesleniyorum. Görevinizi hakkıyla yapın. Şu binada oturanlar unutmasınlar, oturduğunuz binalar bu memleketin vatandaşlarının ödedikleri vergi ile yapıldı. Aldığınız aylıklar işçinin, memurun, emeklinin ödediği vergilerle aldığınız aylıklardır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Prof. Dr. Ulusoy: TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor

    Prof. Dr. Ulusoy: TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor


    Türkiye’de milyonlarca emekli, memur, asgari ücretli ve kiracıyı yakından ilgilendiren kasım ayı enflasyon verileri açıklandı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kasım ayında enflasyon 3,51 arttı. Yıllık enflasyon yüzde 21,31 oldu.

    Enflasyonu günlük olarak hesaplayan alternatif platformlardan Enflasyon Araştırma Grubu’na göre ise Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Kasım ayında %9.91 arttı. E-TÜFE’deki son 12 aylık artış oranı ise %58.65 olarak gerçekleşti.

    Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) kurucularından Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor.

    Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Veysel Ulusoy’un ENAG bünyesinde yaptığı çalışmalara bakıldığında Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 60 dolaylarında.

    ”Türkiye ekonomisi son beş yıldır büyümedi, küçüldü ve devamlı aşağı giden bir yönde”

    Son beş yıldan beri Türkiye ekonomisinin ne sanayide ne tarımda ne de gayri safi milli hasılada büyüdüğünü söyleyen Prof. Dr. Veysel Ulusoy, Türkiye ekonomisinin bir tane bile ek olarak istihdam sağlamadığını dile getiriyor.

    Ve bu nedenle de yine son beş yıldan beri ekonomi büyümediği için bir refah payı da maaşlara yansımadı. Yani halk enflasyon kadar bile maaş zammı alamadı.

    Bu yansımalara bakıldığında ise resmi kurumlar tarafından açıklanan veriler sorgulanır hale geldi.

    “Ekonomide sular durgun akarken kimse veriler yanlış bile olsa genelde sorgulamaz. Çünkü bu dönemlerde faiz oranı düşüktür, enflasyon oranı makuldur. Gelir ve refah seviyesi artıyordur. Fakat işler biraz tersine gittiğinde, günlük masraflardaki artış rahatsız hissettirmeye başlayınca sorgulamalar başlar. Bu 2010’dan beri başladı, yakın zamanda olmadı. 2010’da girdilerde inanılmaz bir fiyat artışı oldu. Ama en büyük etkiyi 2018 yılının başında gördük. Şubat ayında sinyallerini aldık, enflasyonun yavaş yavaş kıpırdadığı hatta ipin ucunun kaçtığını gördük. Ve 2018’in Temmuz ayında döviz şoku denilen darbeyi yedik bu da ekonomik krizi ortaya çıkardı. En azından enflasyon olarak iş rayından çıktı. 2018 yılında maaş artış hızıyla enflasyon arasında yada sokakta hissedilen enflasyon ile açıklanan arasında inanılmaz farklar oluştu. Ve devlet, TÜİK ve Merkez Bankası kanalıyla politika uygulamalarında baskılanmış fiyatları bize empoze etti. Ve o baskılanmış fiyatları maaş artışı için kullanmamıza kaynak ayırdı, ön açtı. Firmalar veya devlet TÜİK’in açıkladığı TÜFE enflasyon oranlarına göre maaşlara zam yapar. Büyümenin yarısını bir refah etkisi olarak bizlere verir. Ama bunu kaybettik.’’

    ”Türkiye 2018 yılından bu yana iki ekonomik kriz yaşadı”

    Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre Türkiye 2018 yılından bu yana iki önemli ekonomik kriz yüklendi; “Biri yerli ve milli, diğeri de pandemi ile geld”

    İlk ekonomik krizin her ne kadar Rahip Brunson olayı ile birleştirilse de ‘milli ve yerli’ olduğunu dile getiren Ulusoy, sebeplerini şöyle sıralıyor:

    ‘’İlki yerli ve milli olan kriz; kendi makro dengesizliklerimiz, verimliliğin azalması, verilerde olmasa bile işsizliğin hane halkına ve de firmalara yansıması gibi bir sürü faktörle birlikte bizi haziran-temmuz ayındaki döviz şokuna yöneltti. Ama biz bunu Rahip Brunson olayı ile birleştirdik halbuki tamamen kendi makro dengesizliklerimiz vb. gibi durumlar bizi bu noktaya taşıdı. Üstüne 2020’nin ilk aylarında pandemi geldi. Bu iki yük, parçalayıcı etkiye sebep oldu. Biz de bu kadar yıkıcı olmasının sebebi hazırlıksız yakalanmamız. Gerçi bir ülke her türlü şeye hazırlıklı olmalıdır.’’

    Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre sanki Türkiye 1977-79 döneminde arz şoku ve petrol şoku ile yaşadığı enflasyon ortamına itiliyor. Ve o ortamda üç haneli enflasyona yükselme olasılığı artıyor.

    “Üç haneli enflasyon 2000’lerdeki yapıya göre hiperenflasyon değildir ama finansal açıklık kapsamıyla üç haneli enflasyon bizim gibi ülkelerde hiperenflasyondur. O sarmalı daha da bozacak ve genişletecek mekanizmayı yaratır. Bu olasılık çok arttığı için hükümetin yeni ekonomi adı altında sloganvari yaklaşımları bu yangını söndürmeye yeterli değil. Bunun için yıllardır söylediğimiz ekonomik reformları aynı anda ortaya koymak gerekir. Ama maalesef yok. Enflasyon döviz kurunu, borsayı, faizi de etkileyen en önemli ortak faktördür. Biz ENAG’da günlük veri olarak 255 bin fiyat verisiyle enflasyonu hesaplıyoruz, tahmin etmiyoruz. Yani aylık yedi milyondan fazla veriyle Türkiye’de aylık enflasyonu kamuoyuna sunuyoruz.’’

    Sokakta hissedilen ile resmi kurumlar tarafından açıklanan verilerin uyuşmamasını da eleştiriyor Ekonomist Ulusoy.

    Çünkü Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) kurucularından Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre enflasyon yukarı çıkarken Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesiyle halk gelirinden onbeş yıl kaybetti.

    Bunun ilerde nasıl bir sonuç doğuracağını da; “Verileri siyasi destek ile baskılayıp gerçek hayattan koparırsanız sadece siyasilerin değil halkın da felaketi olur. Maalesef oraya gidiyoruz’’ sözleri ile ifade ediyor.

    “Kurumlarda ve bürokratlarda siyasi bir baskı olmasa bile artık bir self-kontrol var. Kimse ne olduğu belirsiz bir Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde sorumluluk almak istemiyor. Ve esasında da bulundukları yerlerde rahatlar, günlük işlerine gidip maaşlarını alıyorlar. Söz söylememek onları rahatlatıyor. Sorumluluğu üzerlerinden atıyorlar. Sadece imzalar atıp sorumluluğu Beştepe’ye atmanın huzurunu yaşıyorlar. Dolayısıyla sanki bir baskıya ihtiyaç yok, kendilerini self-kontrol haline almışlar. Yani kamuda kurumsal yapı bozuldu, baskı da var elbette ama onlar da memnunlar. Buradan çıkış için yeni bir seçim, parlamenter sistem ve senatonun kurulması şart… Eskiden Meclis ile beraber Senatomuz vardı bizim, ülkeyi yönetirlerdi. Türkiye’ye senato lazım.’’

    “Ak Parti’nin ekonomi planı yok”

    Seçimin her zaman yeni bir aksiyon alınması anlamına geldiğini ve bunun da halka umut aşılayacağını düşünen Ulusoy, ekonomist olarak seçimin zorunlu olduğu kanaatinde.

    Ak Parti’nin ekonomi planından çok bir tavrı olduğunu ifade eden ekonomist Ulusoy, mevcut adımların ekonomide bir adının olmadığını söylüyor ve ekliyor; “Şimdi bir cari fazla politikası denen, ekonomide yer bulmaya çalıştığım fakat hiç bir zaman bir politika aracı olmayan mekanizmayı denemek istiyorlar. Ama tren kaçtı, hikaye bitti. ‘’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de açıklanan istatistikler gerçekleri yansıtıyor mu?

    Türkiye’de açıklanan istatistikler gerçekleri yansıtıyor mu?


    Son yıllarda Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon, işsizlik, kira artışı gibi pek çok başlıkta açıkladığı veri ve istatistik göstergelerinin ne kadar gerçeği yansıttığı tartışma konusu.

    Eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir, TÜİK verileri ya da Covid-19 rakamlarının gerçeği yansıttığına inanmıyor.

    Çünkü Aydemir’e göre kamu yönetiminde şeffaflık kalmadı ve şeffaf olmayan bir yönetimde verilere güvenilemez.

    Şimdilerde DEVA Partisi’nde siyaset yürüten TÜİK’in eski Başkanı, TÜİK, Merkez Bankası, Rekabet Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi bağımsız olarak tanımlanan kurumların da bağımsızlığını yitirdiği kanaatinde.

    Euronews’e açıklamalarda bulunan Birol Aydemir bu kurumların siyasi otoritenin talimatlarıyla hareket ettiğini öne sürüyor.

    ”Daha önceki Hazine ve Maliye Bakanı zamanında bankaların genel müdür yardımcıları ve yönetim kurulu üyeleri telefonla işten çıkarılıyordu. Eğer siz ekonomik gidişatla ilgili inandığınız bir açıklama yaparsanız bir telefonla işten oluyordunuz. O dönem işten çıkarılan 81. Genel müdür yardımcısı Ömer Gencal şimdi partimizin kurucu üyesi. Yani siyaset her yere müdahale ediyor ve her şeyi talimatla çözmeye çalışıyor. Ve piyasa ekonomisine de müdahale ediyor, talimatla ekonomi yöneteceklerini düşünüyorlar. Yani her şey inanılmaz derecede zamlanıyorken, siz TÜFE yüzde 20’lerde derseniz insanlar güler.”

    ”TÜİK verilerine güvenmiyorum…”

    ”Bu açıklanan verilere ve göstergelere baktığımızda tutarsızlıklar görüyoruz. Mesela TÜİK verilerine baktığımızda, enflasyon verileri en çok konuşuluyor ama ben özellikle de tüketici fiyatlarına güvenmiyorum. Birincisi, 30-40 yıllık seriye bakıldığında hiç bir zaman üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makas şimdi olduğu gibi 25-26 puan olmaz. Şu anda üretici fiyatları yüzde 45-46, tüketici fiyatları yüzde 19,5-20 civarında. Bu makas üç, dört aydır böyle devam ediyor. En fazla aradaki fark 10 puan olmuş. Bu şu demek üretici fiyat arttırıyor fakat bunu satan kişi hiç fiyat arttırmadan sürekli zararına satıyor. Sizce bu mantıklı, doğru mu? Bu olamaz yani, hani bir iki ay oldu. Sonrası? İnsan sürekli zararına satış yapar mı? “

    ”İkinci olarak ENAG diye bir araştırma kurumu var, ‘durun bir dakika bu enflasyon rakamları gerçek değil ‘dedi. Ve hesaplamalarına göre enflasyon her ay TÜİK’in açıkladığı rakamlardan 2,5-3 kat daha fazla. Sepet aynı, ürünler aynı ama fiyatları kendileri topluyor. Üçüncü olarak da fiyatları olması gerektiği gibi istatistik ve metodoloji kurallarına uygun şekilde toplamıyorlar. Fiyatların toplanmasında, enflasyonun hesaplanmasında müdahale var. Google’dan ürünün en düşük fiyatını bulup, bu rakamdan gireceksiniz deniliyor. Halbuki her yerden yüzbinlerce işyerinden veri toplanır. İnternetten bir ürünün fiyatını belirleyip, bunu gireceksiniz denilebilir mi? Bunu yapan arkadaşlarımız önce kendilerine, sonra kurumlarına sonra da ülkeye ihanet ediyorlar.”

    Enflasyon rakamlarına göre gelirlerin, emekli maaşları ve asgari ücretin arttırıldığını vurgulayan DEVA Partisi Sektörel Politikalar Başkanı Birol Aydemir, bu yanlış verilerle insanların fakirlik ve yoksulluğa itildiğini ve özellikle bu kış aylarının her zamankinden daha da zorlu geçeceğini düşünüyor.

    Satın alma gücünün her geçen gün daha fazla düşürüldüğünü ve artık market raflarının dolu olmasının bir şey ifade etmediğini dile getiriyor TÜİK’in eski Başkanı Birol Aydemir.

    Aydemir’in değindiği bir başka mesele de işsizlik rakamları. Resmi rakamların bile oldukça yüksek olduğunu ve pandemi döneminde işsizlik artmasına rağmen uygulanan metedolojinin yanlış yapıldığını ifade ediyor. Ayrıca ‘yüksek büyüme’ denilen büyümenin istihdam yaratmadığına dikkat çekiyor.

    ”Yüzde 12-13 oranında olan işsizlik rakamları bile oldukça yüksek. Bu rakamlarda da pandemi döneminde uygulanan metedolojinin yanlış olduğunu söyledim. En sonunda ocak ayında geniş tanımlı işsizlik oranlarını getirdiler. Günümüzde doğru işsizliği gösteren geniş tanımlı işsizlik oranı, yüzde 25-27 bandında. Her dört insandan biri işsiz. Bu giderek de artacak. Çünkü pandemi nedeniyle çokça iş yerleri kapandı ve açılamadı. Yüksek büyüme diyorlar ama bu büyüme istihdam yaratmıyor. Çünkü büyümenin kaynaklarına inildiğinde yoksulluk yarattığı görülüyor. Büyüyoruz ama gelir dağılımı bozuluyor, yoksul sayısı artıyor. Çünkü büyüme tabana yayılmıyor ve büyümeyi çok az sayıda şirketler sağlıyor. Şimdiki büyüme kurdan kaynaklı ihracata dayalı. Kur arttıkça, parasının değeri düşerek zenginleşen bir ülke gördünüz mü? Paranızın değeri düşerken ülke zenginleşmez, fakirleşir. Bizdeki fiyatların artmasına temel sebep kurdaki artıştır. Çünkü bizde eğer TL değer kaybederse iğneden ipliğe her şeye zam gelir. Çünkü bizim üretimimizde kullandığımız ham madde ve girdilerin neredeyse tamamı ithal ediliyor. Sorun bu. Ayrıca pandemi sıkıntıları da eklenince işsizlik düşmeyecek, daha da artacak.”

    ”Resmi verileri çarpıtarak toplumun yüzde 93’ünün inanmadığı bir durum oluşturdular…”

    Kendi başkanlık dönemi ile şimdiki dönem TÜİK’i de kıyaslıyor. Ve eskiden daha rasyonel bir yönetim olduğunu söylüyor.

    ”Eski dönem ile şimdiki dönem arasında şöyle bir fark var. Eskiden bu ucube Cumhurbaşkanlığı Sistemi yoktu. O zaman da yavaş yavaş bozulmalar başladıysa da daha rasyonel bir yönetim vardı. Ekonominin başında da titiz ve kurumlara müdahale ettirmeyen Ali Babacan vardı. Kurumlar bağımsızdı, kendi kurallarına ve görev alanlarına göre çalışıyorlardı. Bu kadar siyasi talimat gelmiyordu, 2015’ten sonra bu ucu açık şekilde devam etti. Ve en önemlisi kurumları liyakatlı insanlar yönetiyordu. Şimdi bu saydıklarım kalmadı. Böyle resmi verileri çarpıtarak ve toplumun yüzde 93’ünün inanmadığı bir durum oluşturdular.”

    “Ölüm istatistikleri, göç istatistikleri ve hayat tabloları yayınlanmadı”

    DEVA Partisi Sektörel Politikalar Başkanı Birol Aydemir, Covid-19 verilerinin de en başından beri güvenilir olmadığını iddia ediyor.

    Aydemir’e göre Covid-19’dan hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunun ölüm nedenlerinde başka gerekçeler yazıldı ve vaka sayıları düşük gösterildi.

    ”Covid-19 ile ilgili açıklanan rakamlar da en başından beri doğru değildi. Gizleme ihtiyacı hissettiler ama bunu sadece bir yıl yapabildiler. Çünkü TÜİK ölüm istatistikleri yayınlıyordu. Ölüm istatistikleri geldiğinde ortaya çıkacaktı zaten ama verileri durdurdular. Türkiye’de bundan dolayı üç istatistik yayınlanamadı. Ölüm istatistikleri, göç istatistikleri ve hayat tabloları yayınlanamadı. Çünkü Sağlık Bakanlığı veri vermeyi durdurdu. Eğer bu veriler doğruysa neden vermezsiniz?. Peki bunu neden yaptılar? Biz güvenli ülkeyiz, bizde Covid o kadar yok diye yaptılar. Ve ekonomi etkilenmesin, turist gelsin dediler. E ne oldu turist geldi mi? Gelmedi.”

    Veri ve istatistiklerin güvenilir olmasının en çok da yabancı ve yerli yatırımcıyı ilgilendirdiğini dile getiriyor Aydemir. Ve ”Bu verilerin güvenilirliğinin zedelenmesi meselesi bu ülkenin itibarı ve onurudur. Biz aslında ülkemizin itibarı ve onuruyla oynuyoruz.” diyor.

    ”2009-2010 yıllarında Yunanistan bütçe açığı ve borç stoğu ile ilgili AB’ye gönderdiği verilerle oynadı. Daha sonra AB bunu anladı ve Yunanistan iflastan döndü. IMF programına girdi de öyle çıkabildi. Ama yıllarca gerçekleri gizledikleri için bu programın sıkıntısını yaşadılar. Siz bir yatırımcı olsanız ve bu verilerin güvenilir olmadığını görseniz milyonlarca, milyarlarca dolarla o ülkeye gider misiniz? Siz bir ülkeye gittiğinizde verilere bakarsınız, enflasyon, ticaret hacmi, arz talep vs her şeye bakmanız gerekir. E şimdi verilerin güvenilir olmadığını düşündüğünüzde neye göre karar vereceksiniz, neye göre hesap yapacaksınız? Bu sadece yabancı yatırımcı için değil, yerli yatırımcı için de geçerli.”

    TÜİK eski Başkanı Birol Aydemir, bir ülkenin veri ve istatistik rakamlarının güvenilir olmamasının siyaseten verilen kararları yani ülkenin geleceğini de etkileyeceği düşüncesinde.

    Veriye dayalı bir politika üretilemezse ülkenin geleceği hakkında doğru kararlar alınamayacağını ve başarılı olunamayacağını ifade ediyor.

    Aydemir’e göre başkanlık sisteminden bu yana Türkiye’de, büyüme verileri Cumhuriyet tarihinin en kötü verileri, işsizlik yüzde 12-13 bandına oturdu, enflasyon neredeyse 2001 seviyesi öncesine geldi, borç stoku tarihi zirveye çıktı, bütçe açığı inanılmaz seviyede artmaya başladı ve Avrupa’nın en yüksek faizi veriliyor…

    ”Peki neden böyle olduk?” sorusuna da TÜİK eski Başkanı Birol Aydemir; ”Veri yanlış, politika yanlış… Sonuç ülkede yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru, yüksek işsizlik, düşük büyüme ve yarından umutsuz, mutsuz bir toplum var artık. Geldiğimiz nokta bu.” sözleriyle yanıt veriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TÜİK: Türkiye’de yılın üçüncü çeyreğinde işsizlik oranı azalarak yüzde 11,7 oldu

    TÜİK: Türkiye’de yılın üçüncü çeyreğinde işsizlik oranı azalarak yüzde 11,7 oldu


    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz-eylül dönemine ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı.

    Mevsim etkisinden arındırılmış hesaplamalarda Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı yılın üçüncü çeyreğinde, ikinci çeyreğe göre 57 bin kişi azalarak 3 milyon 842 bin kişi oldu.

    İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık düşüşle yüzde 11,7 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı üçüncü çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre 1,7 puan azaldı.

    Tarım dışı işsizlik oranı, ikinci çeyreğe kıyasla 0,4 puan düşerek yüzde 13,6 olarak hesaplandı.

    Yılın üçüncü çeyreğinde 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki çeyreğe göre 1,1 puanlık azalışla yüzde 22,1, mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı 0,5 puanlık yükselişle yüzde 32,4 oldu. Bu yaş grubunda iş gücüne katılma oranı ise temmuz-eylül döneminde ikinci çeyreğe göre değişim göstermeyerek yüzde 41,6 seviyesinde gerçekleşti.

    İstihdam edilenlerin sayısı, yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe kıyasla 671 bin kişi artarak 28 milyon 996 bin kişiyi buldu. İstihdam oranı ise 0,8 puanlık artışla yüzde 45,4’e ulaştı.

    İş gücü üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre 615 bin kişi artarak 32 milyon 838 bin kişiye yükseldi. İş gücüne katılma oranı ise 0,7 puanlık artışla yüzde 51,4 oldu.

    Bu dönemde istihdam edilenlerin sayısı bir önceki çeyreğe göre tarım sektöründe 81 bin kişi, sanayi sektöründe 124 bin kişi, inşaat sektöründe 10 bin kişi, hizmet sektöründe 456 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 17,1’i tarım, yüzde 21,4’ü sanayi, yüzde 6,2’si inşaat, yüzde 55,4’ü ise hizmet sektöründe yer aldı.

    Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı, yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 2,8 puan azalarak yüzde 22,4 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4 iken, potansiyel iş gücü ve işsizlerin bütünleşik oranı da yüzde 18,9 olarak gerçekleşti.

    Mevsim etkilerinden arındırılmamış işsizlik ve istihdam verileri

    Mevsim etkisinden arındırılmamış verilere göre ise işsizlik oranı bu dönemde geçen yılın aynı çeyreğine göre 1,6 puan azalarak yüzde 11,7’ye geriledi. İşsiz sayısı geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla 282 bin azalışla 3 milyon 912 bin kişi olarak kaydedildi.

    İstihdam, bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla 2,8 puan artarak yüzde 46,4’e çıktı. İstihdam edilenlerin sayısı 2 milyon 288 bin kişi artarak 29 milyon 652 bin kişiye yükseldi.

    İş gücüne katılma oranı temmuz-eylül döneminde geçen yılın aynı çeyreğine göre 2,3 puan artarak yüzde 52,6 oldu. İş gücüne katılan sayısı 2 milyon 6 bin kişi artarak 33 milyon 564 bin kişiyi buldu.

    Sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların toplam çalışanlar içindeki payını gösteren kayıt dışı çalışanların oranı söz konusu dönemde geçen yılın aynı çeyreğine göre 2,9 puan azalarak yüzde 30,5’e düştü. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı çeyreğine göre 2,5 puan azalarak yüzde 18,3’e geriledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de elektrik ve doğal gaz fiyatları son 3 yılda ne kadar zamlandı? | Grafik

    Türkiye’de elektrik ve doğal gaz fiyatları son 3 yılda ne kadar zamlandı? | Grafik


    Elektrik fiyatlarında 1 Temmuz’dan itibaren geçerli olmak üzere tüm abone gruplarına yüzde 15 zam yapıldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2018’den bu yana mesken abonelerinin elektrik faturaları yüzde 122 civarında zamlandı.

    TÜİK rakamları, 2012-2017’yi kapsayan 5 yıllık dönemde elektrik fiyatının yüzde 21 zamlanarak 1 kilovatsaat başına 33.9 kuruştan 41.3 kuruşa yükseldiğini gösteriyor. 2018’den itibaren ise fiyatlardaki hızlı artış dikkat çekiyor.

    Ocak-Haziran aylarını kapsayan 2018’in ilk döneminde elektriğin birim fiyatı 45 kuruşken, son açıklanan zammın ardından Temmuz-Aralık aylarını kapsayan 2021’in ikinci döneminde bu fiyat 91,56’ya çıktı. Bu kapsamda, 1 Temmuz itibarıyla mesken aboneleri 100 kilovatsaat elektrik enerjisi için vergi ve fonlar dahil olmak üzere 91,56 lira ödeyecek.

    Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, tarifelerde değişikliğe gidilmesinin nedeni olarak elektrik üretiminde oluşan maliyet artışlarını gösterdi.

    Türkiye, Eylül 2020 tarihli verilere göre G20 ülkeleri içinde halihazırda satın alma gücüne göre elektriğin en pahalı olduğu ülkelerden biriydi.

    Doğal gazda konut abonelerine yüzde 12 zam

    Doğal gazda temmuz ayı için konut abonelerinin tarifesine yüzde 12, sanayi grubu tarifesine yüzde 20 ve elektrik üretim santrallerinin tarifesine de yüzde 20,2 zam yapıldı.

    Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ’nin (BOTAŞ) konut tüketicileri için gaz dağıtım şirketlerine uyguladığı satış fiyatı, haziranda geçerli olan tarifeye göre yüzde 12 artışla 1 metreküp doğal gaz için 148,8 kuruş olurken, sanayi aboneleri için bu miktar yüzde 20 artışla 178,3 kuruşa yükseldi.

    Elektrik üretim santrallerinin kullandığı 1000 metreküp doğal gazın fiyatı ise yüzde 20,2 artarak 2060 lira oldu.

    Doğal gazda fiyat tarifeleri aylık olarak hesaplanıyor.

  • Türkiye’de elektrik fiyatları son 3 yılda ne kadar zamlandı? | Grafik

    Türkiye’de elektrik fiyatları son 3 yılda ne kadar zamlandı? | Grafik


    Elektrik fiyatlarında 1 Temmuz’dan itibaren geçerli olmak üzere tüm abone gruplarına yüzde 15 zam yapıldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2018’den bu yana mesken abonelerinin elektrik faturaları yüzde 122 civarında zamlandı.

    TÜİK rakamları, 2012-2017’yi kapsayan 5 yıllık dönemde elektrik fiyatının yüzde 21 zamlanarak 1 kilovatsaat başına 33.9 kuruştan 41.3 kuruşa yükseldiğini gösteriyor. 2018’den itibaren ise fiyatlardaki hızlı artış dikkat çekiyor.

    Ocak-Haziran aylarını kapsayan 2018’in ilk döneminde elektriğin birim fiyatı 45 kuruşken, son açıklanan zammın ardından Temmuz-Aralık aylarını kapsayan 2021’in ikinci döneminde bu fiyat 91,56’ya çıktı. Bu kapsamda, 1 Temmuz itibarıyla mesken aboneleri 100 kilovatsaat elektrik enerjisi için vergi ve fonlar dahil olmak üzere 91,56 lira ödeyecek.

    Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, tarifelerde değişikliğe gidilmesinin nedeni olarak elektrik üretiminde oluşan maliyet artışlarını gösterdi.

    Türkiye, Eylül 2020 tarihli verilere göre G20 ülkeleri içinde halihazırda satın alma gücüne göre elektriğin en pahalı olduğu ülkelerden biriydi.

    Doğal gazda konut abonelerine yüzde 12 zam

    Doğal gazda temmuz ayı için konut abonelerinin tarifesine yüzde 12, sanayi grubu tarifesine yüzde 20 ve elektrik üretim santrallerinin tarifesine de yüzde 20,2 zam yapıldı.

    Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ’nin (BOTAŞ) konut tüketicileri için gaz dağıtım şirketlerine uyguladığı satış fiyatı, haziranda geçerli olan tarifeye göre yüzde 12 artışla 1 metreküp doğal gaz için 148,8 kuruş olurken, sanayi aboneleri için bu miktar yüzde 20 artışla 178,3 kuruşa yükseldi.

    Elektrik üretim santrallerinin kullandığı 1000 metreküp doğal gazın fiyatı ise yüzde 20,2 artarak 2060 lira oldu.

    Doğal gazda fiyat tarifeleri aylık olarak hesaplanıyor.

  • TÜİK: Enflasyonu yüksek gösteren kurum için çalışma sehven yayımlandı

    TÜİK: Enflasyonu yüksek gösteren kurum için çalışma sehven yayımlandı


    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs ayı enflasyon verilerinde kurum içi bir çalışmanın yanlışlıkla yayınlandığını, veri tabanına aylık yüzde 0,89 yerine yüzde 1,44 artış yansıtıldığını duyurdu.

    TÜİK’ten konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Etki analizi sonucunda bulunan ve sehven veri tabanına aktarılan aylık yüzde 1,44 değeri ile haber bülteninde yer alan aylık yüzde 0,89 değeri arasındaki fark, sepette yer alan maddelerin fiyatlarında Haziran ayında hiçbir değişiklik olmaması durumunda takip eden aya aktarılacak katkı tahminini ifade etmektedir.” ifadeleri yer aldı.

    TÜİK, kurum içi yapılan analiz çalışması sonuçlarının MEDAS veri tabanına yanlışlıkla aktarıldığını belirterek, “Yaşanan aksaklığa ilişkin çok kısa bir süre içerisinde harekete geçilerek doğru veri MEDASuygulamasına yüklenmiştir. Konuyla alakalı idari süreç başlatılmıştır.” denildi.

    TÜİK rakamlarına tepki

    TÜİK’in 2021’in ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisinin yüzde 7 oranında büyüdüğünü ve mayıs enflasyonunun da yüzde 0.89 olduğunu açıklaması bazı kesimlerce tepkiyle karşılanıyor.

    Birçok muhalif siyasi ve ekonomist Türkiye’de yıllık enflasyonun yüzde 30’un üzerinde olduğunu ifade ediyor.Türkiye’de geçtiğimiz mayıs ayında özellikle akaryakıta yapılan zamlar halkın büyük tepkisiyle karşılanmıştı.