Etiket: Suudi Arabistan

  • ABD istihbaratı: Riyad, Pekin’in yardımıyla kendi balistik füzesini üretiyor

    ABD istihbaratı: Riyad, Pekin’in yardımıyla kendi balistik füzesini üretiyor


    CNN, ABD istihbarat servisleri ve uydu görüntülerine dayandırdığı haberinde, Suudi Arabistan’ın Çin’in yardımıyla topraklarında aktif bir şekilde balistik füze ürettiğini duyurdu.

    Bu gelişmenin bölgede önemli yansımaları olabileceğini aktaran CNN, İran’ı nükleer silah sahibi olmaktan caydırmak için yoğun çaba gösteren ABD Başkanı Joe Biden’in “işlerini zorlaştırabileceği” yorumunu yaptı.

    Geçmişte Çin’den balistik füze alan Suudi Arabistan şu ana kadar bu silahı kendisi hiç bir zaman üretmek için çalışmadı.

    CNN tarafından ele geçirilen uydu görüntülerinin, Riyad’ın artık bu silahı kendi topraklarında üretmeye başladığını ortaya koyduğu bildirildi.

    ABD’deki gizli servislerin Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Konseyi’ni konuyla ilgili gelişmeler konusunda bilgilendirdiğini belirtilen CNN, konu üzerinde bilgi sahibi kaynaklara dayandırarak verdiği haberinde hassas balistik füze imalatı için gerekli teknolojik bilgilerin Pekin’den Riyad’a aktarıldığını duyurdu.

    Riyad’ın bu silahları üretmesinin bölge dengelerini nasıl değiştireceği ve bu ülkenin ezeli rakibi Tahran’ı Washington’un nükleer silah üretmekten nasıl caydıracağı konusu Biden için önemli sorunlardan birini teşkil ediyor.

    ABD’nin Çin ile yaşadığı sorunlara bir yenisi mi eklendi?

    Middlebury Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Profesörü Jeffrey Lewis CNN’e yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi: “Şu anda dikkatler İran’ın büyük balistik füze programına odaklanmış olsa da Suudi Arabistan’ın balistik füze geliştirmesi ve şimdi üretimi aynı düzeyde inceleme görmedi. Bu gelişme füze yayılmasını kontrol etmeye yönelik diplomatik çabaların, kendi balistik füzelerini üreten Suudi Arabistan ve İsrail gibi diğer bölgesel aktörleri de içermesi gerektiğini gösteriyor.”

    ABD için diğer kafa ağrıtacak konu ile Çin ile ilişkilerde yaşanacak ilave sorunlar.

    Pandemi, küresel ısınma, ticaret gibi konularda Pekin ile sorunlar yaşayan Washington için bu yine ilave bir sıkıntı anlamına geliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Telefonu hacklediler, tutuklanıp işkence gördüm’: Suudi aktivistten ABD’li istihbaratçılara dava

    ‘Telefonu hacklediler, tutuklanıp işkence gördüm’: Suudi aktivistten ABD’li istihbaratçılara dava


    Suudi aktivist Loujain al-Hathloul, Amerika Birleşik Devletleri federal mahkemesinde üç Amerikalı eski istihbarat yetkilisi ve DarkMatter adlı siber güvenlik şirketi aleyhine dava açtı. Hathloul, ABD’li eski istihbaratçıların siber saldırısı nedeniyle tutuklanıp işkence gördüğünü belirtti.

    Kar amacı gütmeyen kuruluş Elektronik Cephe Vakfı’nın Hathloul adına açtığı davada, Marc Baier, Ryan Adams ve Daniel Gericke adlı eski istihbarat görevlileri ile DarkMatter şirketi suçlandı. Davalılar, Suudi Arabistan’ın yakın müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) muhalifleri hedef alarak gözetlemek amacıyla yürüttükleri bir proje sırasında kurbanın iPhone marka cep telefonunun şifresini kırarak yerini belirlemek ve bilgi çalmakla itham edildi.

    Davada DarkMatter’ın aktiviste “mor kılıç” kod adı verdiği belirtiliyor. Aktivist telefonunun “hacklenmesinin” BAE güvenlik güçlerince zorla tutuklanmasına ve Suudi Arabistan’a iade edilerek orada göz altına alınmasına, hapsedilmesine ve işkence görmesine neden olduğunu kaydediyor.

    EFF Sivil Özgürlükler Direktörü David Greene davayla ilgili yaptığı değerlendirmede “Baskıcı yönetimlere gözetleme yazılımı ve hizmetlerini satan şirketler, insan hakları ihlaliyle sonuçlanan hareketlerinden mutlaka sorumlu tutulmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Dava neden önemli?

    Dava gizli servislerin genellikle otoriter hükümetlere aktivistlerin, gazetecilerin, siyasi muhaliflerin ve diğerlerinin cep telefon şifrelerini gizlice kırmak için kullanılan yüksek fiyatlı hackleme hizmeti satan siber gözetleme sektörüne yönelik yasal hareketlerin sonuncusu. Teknoloji devi Apple geçtiğimiz ay dünyanın bilinen hackleme hizmeti kiralayan şirket İsraili NSO Grubu’na karşı Apple ürünlerinin şifrelerini kırma suçlamasıyla dava açmıştı.

    Olayın geçmişi

    Aktivist Loujain al-Hathloul değişim için tahrikte bulunmak, interneti kullanarak kargaşa yaratmak ve yabancıların gündemine hizmet etmek suçlarından 2018’de tutuklandı ve altı yıl hapiste yattı. Hapishanedeki son bir yılını terörle mücadele yasası kapsamında Hathloul mahkeme öncesi gözaltı süresi, tek kişilik hücre cezası da dahil toplam 1001 gün demir parmaklılar arkasında tutuldu.

    Cezaevindeki koşullar dolayısıyla açlık grevine giden Hathloul, işkence gördüğü ve soruşturma sırasında maskeli adamlar tarafından cinsel tacize uğradığına dair diğer kadın aktivistlerle birlikte mahkemede ifade verdi. Kadın aktivistler sopayla dövüldükleri, elektrik ve su işkencesi gördükleri ihbarında bulunmuş, bazıları ise elle tacize uğradıkları ve tecavüzle tehdit edildiklerini belirtmişti. Suudi yetkililer ise iddiaları reddetmişti.

    Hathloul’un davası Suudi Arabistan’ın insan hakları uygulamaları konusunda uluslararası tepki uyandıdı, şubat ayında serbest bırakılması üzerine ABD Başkanı Joe Biden Hathloul için “kadın haklarının güçlü aktivisti” ifadesini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • FBI’in 11 Eylül saldırılarıyla ilgili gizli raporları Suudi Arabistan bağlantısını güçlendirdi

    FBI’in 11 Eylül saldırılarıyla ilgili gizli raporları Suudi Arabistan bağlantısını güçlendirdi


    Amerika Birleşik Devletleri’nde Biden yönetiminin cumartesi günü üzerindeki gizlilik kararını kaldırdığı bir FBI bilgi notu 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren saldırganlarla Suudi Arabistan devleti arasında bağlantı olduğu şüphelerini güçlendirdi. Fakat Suudi Arabistan’ı dava eden kurban yakınlarının umduğu delilleri içermediği görüldü.

    4 Nisan 2016 tarihinde hazırlanan ve şu ana kadar gizli tutulan rapor o sıralarda ABD’de öğrenci olan ama Suudi istihbaratına çalıştığı düşünülen Ömer Beyumi’nin, New York ve Washington’da düşürülen yolcu uçaklarını kaçıran El Kaide militanlarının ikisi ile bağlantılarını gösterdi.

    Kimliği gizli tutulan bir kaynakla 2009 ve 2015 yılında yapılan görüşmelere dayandırılarak Navaf el Hamzi ve Halid el Midhar’ın 2000 yılında Güney Kaliforniya’ya geldikten sonra Beyumi ile irtibat kurduğu vurgulandı.

    Rapor yine daha önce de rapor edilen söz konusu iki kişinin Los Angeles’taki bir cami imamı olan Fahad el Tumayri ve Suudi konsolosluğu arasındaki bağlantı iddialarını destekledi.

    Belgede kaynağa ait bir telefon numaralarının kayıtlarının, Hamzi ve Midhar’a Kaliforniya’da bulundukları süre içerisinde Beyoumi, Tumeyri ve kaynağının kendisinin yardımcı olduğunu gösterdiği belirtiliyor.

    Kaynak ayrıca FBI’a Beyumi’nin öğrenci kimliğinin ötesinde Suudi konsolosluğunda “çok yüksek bir statüsü” olduğunu açıklamış. Raporda Beyumi’nin Hamzi ve Midha’ya ulaşım, seyahat, konaklama ve finansman gibi alanlarda destek olduğu vurgulanıyor.

    Raporda ayrıca Beyumi ve Tumeyri’nin El Kaide’nin üst düzey isimlerinden olan ve 2011 yılında Yemen’de öldürülen ABD doğumlu Anwar al-Awlaki arasında görüşmeler ve telefon konuşmalarına yer veriliyor.

    Hala büyük oranda karartılmış ifadeler bulunan belge Suudi hükümeti ile saldırganlar arasında doğrudan bir bağlantı olduğu sonucuna ulaşmıyor.

    Rapor Suudi Arabistan’ı dava eden kurban yakınlarının ABD Başkanı Joe Biden’a uyguladıkları baskı sonrasında yayınladı. Aileler önümüzdeki 6 ay içerisinde açıklanacak belgelerde daha fazla dedile ulaşılmasını ümit ediyor.

    Daha önceki 3 başkan saldırılarla ilgili gizli belgeleri Suudi Arabistan ve ABD arasındaki ilişkileri bozabileceği endişesiyle açıklamayı reddetmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Taliban örgütü nedir? Nasıl ortaya çıktı? Amacı nedir? Arkasında kimler var?

    Taliban örgütü nedir? Nasıl ortaya çıktı? Amacı nedir? Arkasında kimler var?


    Sovyet işgalinin sona ermesinin ardından iç savaşların ülkeyi kasıp kavurduğu, savaş ağalarının kendi bölgelerinde derebeylik tarzı hüküm sürdüğü, yolsuzlukların, infazların ve rüşvetin ayyuka çıktığı bir dönemde sahnede yerini alan ve Afganistan’ın son 25 yılına damga vuran Taliban örgütü nedir? Nasıl ortaya çıktı? Amacı nedir? Arkasında kimler var?

    Taliban nasıl kuruldu?

    Arapça talib (öğrenci) kelimesinin çoğulu Taliban (öğrenciler) adını benimseyen örgüt, ülkenin güneyinde Molla Ömer Ahund liderliğinde yaklaşık 50 medrese öğrencisiyle birlikte 1994’te kuruldu. Aslen Kandaharlı olan Molla Ömer, bir süre Pakistan’da ardından da Kandahar’ın kuzeyindeki Meyvend ilçesinde medrese eğitimi aldı. Sovyet işgaline karşı savaştı.

    Gelenekçi bir yapıya sahip Afgan toplumu içerisinde hızla taraftar toplayan ve yükselen grup, amacını, Sovyet savaşı ve akabinde patlak veren iç savaşlar sırasında ortaya çıkan savaş ağalarından kurtulmak olarak tanımladı.

    Kuruluş felsefesini de Afganistan’da İslam’a dayalı bir yönetim getirmek olarak tanımladı.

    Kurulduktan birkaç ay sonra çoğunluğu medrese ve şeriat okulu öğrencileri olmak üzere savaşçı sayısı 20 bini buldu. Kısa süre sonra Pakistanlı Peştun etnik kökenden Mevlana Samiul Hak liderliğindeki Darul Ulum Hakkaniye medresesi öğrencilerinin önemli bir kesimi de yine örgüte dahil oldu. Öğrenciler hareketinin mensuplarının çoğu ülkenin güneyindeki Peştun kökenli kişilerden ve Pakistan’daki medreselerde eğitim gören mülteci ailelerin çocuklarından oluştu.

    Analistlere göre, örgütün kuruluşundan itibaren en büyük destekçisi ve yol göstericisi kuşkusuz Pakistan istihbarat teşkilatı (ISI) oldu. Uzmanlar, hem askeri eğitimin hem de maddi desteğin doğrudan ISI tarafından sağlandığını belirtiyor.

    Kandahar ele geçirildi

    Kuruluşundan kısa süre sonra, Afganistan’ın ikinci büyük kenti Kandahar’a saldırdı. Talebeler örgütü 3 Kasım 1994’te ciddi bir direnişle karşılaşmadan Pakistan sınırındaki kentin kontrolünü ele geçirdi. Bu aynı zamanda zayıf durumdaki Kabil merkezi hükümetine de ilk darbe oldu. Taliban, 1995 yılında ülke genelinde 12 kentte kontrolü sağladı. Yolsuzluklara ve rüşvete savaş açan grubun popülaritesi günden güne arttı. Ele geçirdiği şehirlerde kanunsuzluklar ortadan kaldırılmaya ve emniyet tesis edilmeye başlandı.

    Örgüt Kabil’e dayandı

    Ülkenin güneyindeki Peştun nüfusun yoğunlukta yaşadığı kentleri ciddi bir direniş görmeden bünyesine katan Taliban, 1995’te Kabil’e dayandı. Başkentin kontrolünü ele geçirebilmek için Kabil’i 3 ayrı koldan bombaladı. Ancak Sovyetler Birliği’ne karşı verdiği direnişle adını duyuran Ahmet Şah Mesut liderliğindeki güçler Taliban’ı burada ağır bir yenilgiye uğrattı.

    Pakistan’dan ve bazı Körfez ülkelerinden para ve silah desteği aldığı belirtilen Taliban, 1996 yılının eylül ayında Kabil’e saldırmak üzere hazırlık yaptı.

    Kanlı sokak savaşına girmek istemeyen Tacik komutan Ahmet Şah Mesut, kendine bağlı tüm güçleri 26 Eylül 1996’da Kabil’den çekti.

    Afganistan İslam Emirliği kuruldu

    Otorite boşluğundan faydalanan Taliban savaşçıları 27 Eylül 1996’da Kabil’e girdi. İlk olarak BM binasına sığınan eski Devlet Başkanı Muhammed Necibullah Ahmedzay ile kardeşi Şahpur Ahmedzay idam edildi.

    Başkentin ele geçirilmesi zamanına kadar milis bir yapı olan Taliban, bu tarihten itibaren kendi hükümetini kurduğunu açıkladı. Adını Afganistan İslam Emirliği, kurucu lider Molla Ömer’i de Emirel Müminin (Müminlerin emiri) olarak ilan etti. Bayrak değiştirildi. Molla Ömer adına camilerde hutbe okundu.

    Afganistan’ı yakından takip eden uzmanlara göre Taliban, bu tarihten sonra Pakistan’ın bölgedeki çıkarları için vekalet savaşı veren bir örgüt haline dönüştü.

    Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Taliban’ı resmen tanıdı.

    Taliban’ın uygulamalarından bazıları

    Önceleri nispeten yumuşak bir görünüm veren örgüt Kabil’in ele geçirilmesinin ardından çok katı kurallar uygulamaya başladı.

    Şeriata dayalı anayasal sistem yürürlüğe girdi. Hanefi mezhebi ön planda tutuldu.

    Şeriatın gündelik hayatta uygulandığını takip etmek için Emr-i bil Maruf (iyiliği emretme) Bakanlığı oluşturuldu.

    Hayatın her alanından soyutlanan kadınların çalışması, kız çocuklarının okula gitmesi ve eğitim alması tamamen yasaklandı.

    Kadınlara peçe zorunluluğu erkeklere ise takke ve sakal mecburiyeti getirildi.

    Sakalını kesenler için 6 aydan başlamak üzere hapis cezası verildi. Yüzü görülen kadınlar kırbaçlandı.

    Afganistan Televizyonu’nun yayını durduruldu. Fotoğraf dahil her türlü görsel yayın ve müzik yasaklandı.

    Erkeklere, evine en yakın camide 5 vakit namaz kılma mecburiyeti getirildi.

    Emri bil Maruf görevlileri camilerde yoklama aldı.

    Mazeretsiz camiye gitmeyenlere ağır yaptırım uygulandı.

    Namaz surelerini bilmeyenler kırbaçlandı.

    Bütün okullar medreseye dönüştürüldü. Ders kitaplarındaki görseller yok edildi.

    ‘Medreselerde’ 3’üncü sınıftan itibaren tüm öğrencilere en az 3 metre olmak üzere sarık sarma mecburiyeti getirildi.

    Ele geçirilen tüm bilgisayarlar TV kabul edilerek kırıldı.

    ‘İslam devletine karşı gelenler’ hain ilan edilerek doğrudan idam edildi.

    Özellikle farklı mücahit gruplara mensup kişiler, yakalandıklarında şer ve fesat hükmü ile idam edildi.

    Çok sayıda kişinin çeşitli sebeplerle eli kesildi.

    İdamların ve el kesmelerin birçoğu cuma namazlarından sonra gerçekleştirildi ve halka izlettirildi.

    Kesilen eller, şehrin merkezinde sergilendi.

    Resmi kurumlarda Peştu dili mecbur edildi.

    Toplu taşıma araçlarındaki aynalar, kadınlara bakılabileceği gerekçesiyle kaldırıldı.

    Kuzey İttifakı ile savaş ve Mezar-ı Şerif’in ele geçirilmesi

    Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinin ardından diğer gruplar, ülkenin kuzeyindeki Mezarı Şerif’i geçici başkent ilan etti. Burhaneddin Rabbani liderliğinde bir araya gelen ve adını Kuzey İttifakı olarak duyuran gruplar ellerindeki kentleri kaybetmemek için Taliban’a karşı mücadeleye girişti. Taliban, 1997’de Mezarı Şerif’e saldırdı. Halk direnişi ile karşılaşan örgüt, burada yaklaşık 10 bin savaşçısını kaybetti. 7 bin civarında Taliban militanı da Kuzey İttifakı tarafından esir alındı ve daha sonra bu militanların öldürüldüğü ifade edildi.

    Mezarı Şerif’teki bu savaşla ‘beyin takımını’ kaybettiği belirtilen örgüte El Kaide’ye bağlı çok sayıda savaşçı katıldı. Taliban, topladığı güç ve örgüte yeni katılanlarla birlikte Ağustos 1998’de yeniden Mezarı Şerif’e saldırdı.

    Bu defa kenti almayı başaran grup, siviller dahil birçok kişiyi ya öldürdü ya idam etti. Özellikle de azınlık durumdaki etnik gruplara mensup insanlar, topluca kıyımdan geçirildi. Mezhepçi politikalar uygulayan Taliban, İran’ın Mezarı Şerif’teki konsolosluğuna saldırdı, 9 İranlı diplomat ile bir gazeteci öldürüldü.

    Analistlere göre Taliban, Mezarı Şerif’i ele geçirdikten sonra bir önceki yılın intikamını aldı.

    Çok sayıda kişinin evi ve araçları ya gasp edildi ya da yakıldı.

    Örgüt 1998’de Afganistan’ın yüzde 90’ını kontrol altına aldı. Muhaliflerin elinde sadece Şah Mesud’un kontrolündeki Pencşir bölgesi kaldı.

    Taliban görevden uzaklaştırıldı

    Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan 11 Eylül saldırılarının ardından ABD yönetimi, Taliban’dan El Kaide lideri Üsame bin Ladin’i teslim etmesini istedi. Taliban, Ladin’i ‘misafir’ olduğu gerekçesiyle iade etmeyeceğini bildirdi.

    Bunun üzerine ABD, 7 Ekim 2001’de Kuzey İttifakı’nın da desteğiyle Taliban’a yönelik operasyon başlattı. Kısa sürede başkent Kabil dahil elindeki tüm şehirleri kaybeden Taliban, kalesi konumundaki Kandahar’a çekildi. Ardından burayı da kaybetti ve dağlara çekilmek zorunda kaldı.

    Örgüt 2002’den sonra gerilla taktiği ile ABD ve Batı destekli Kabil hükümetine karşı savaş vermeye başladı.

    Örgüt hala bitirilemedi

    Amerikan işgalinin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hala adından söz ettiren Taliban, ABD varlığının sona ermesini ve tüm yabancı güçlerin ülkeden çekilmesini istiyor.

    Batılı uzmanlara göre, görevden uzaklaştırılmasının ardından gücünü yeniden toparlayan örgüt, potansiyel bir tehlike olarak duruyor. Özellikle de ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi sonrası Afgan ordusunu mağlup edebileceği belirtiliyor.

    Afgan analistler de Pakistan’ın sağladığı destek nedeniyle Taliban’ın neredeyse eski gücüne yeniden ulaştığını ve yabancı güçlerin çekilmesinin ardından kısa sürede Kabil’e dayanabileceğini öne sürüyor.

    Son 40 yıldır işgaller ve iç savaşlardan yorulan halkın yeni bir kanlı savaşı kaldıramayacağı göz önünde bulundurulursa, hem Afgan halkı hem de merkezi hükümet, Taliban’ın barış masasına oturmasını istiyor.

    Yine Afganlar örgütten siyasi partiye dönüşerek seçimlere girmesini talep ediyor. Böylece Taliban örgütünün halk nezdinde tabanının bulunup bulunmadığı da netleşmiş olacak.

    Ancak Taliban tüm bunları reddediyor.

    Bu arada ABD operasyonlarının başlamasının ardından Taliban lideri Molla Ömer, düzenlenen bir saldırıda öldürüldü. Örgütün bir sonraki lideri de düzenlenen operasyonda öldü. Örgüt halen ülke topraklarının yüzde 40’ına yakınını kontrol ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Aramco, Covid-19 salgını öncesi gelirine ulaştı

    Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Aramco, Covid-19 salgını öncesi gelirine ulaştı


    Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Aramco, yılın ilk altı ayı için net 47 milyar dolar net gelir elde ettiğini açıkladı. Bu son veriler, şirketin, geçen yıl aynı döneme oranla gelirini iki misli artırdığını ve salgın öncesi sağladığı gelire yeniden ulaştığını ortaya koyuyor.

    Aramco’nun, 2020 yılının ilk altı ayı içinde salgın yüzünden net geliri 23,3 milyar dolara düşmüştü.

    Şirketin CEO’su Amin Nasser basına yaptığı açıklamada, şirketin ikinci çeyrek rakamlarının “dünya çapında enerji talebindeki güçlü bir toparlanmayı yansıttığını” söyledi. Nasser, “Covid-19 varyantlarının yarattığı zorluklar konusunda hala bazı belirsizlikler olsa da, değişen piyasa koşullarına hızlı ve etkili bir şekilde uyum sağlayabileceğimizi gösterdik.” dedi.

    Aramco tarafından yapılan açıklamada, şirketin bu yılın ikinci çeyreğindeki performansının esas olarak yüksek ham petrol fiyatlarından kaynaklandığı kaydedildi.

    Geçen yıl bu vakit varil başına 45 dolara satılan Brent ham petrol, cuma günü 70 dolardan işlem gördü.

    Şirket geçen yılın ikinci çeyreğinde salgın yüzünden 6,6 milyar dolar gelir elde ederken, bu yılın ikinci çeyreğinde 25,46 milyar dolar gelir sağladı. Şirket, bu yılın ilk çeyreğinde ise 21,7 milyar dolar gelir sağladı.

    Son OPEC anlaşmasına göre, Suudi Arabistan, geçen yıl mayıs ayından bu yana günde 8 ila 9 milyon varil petrol üretiyor. Aramco’nun mali istikrarı, Suudi Arabistan’ın istikrarı içinde büyük önem taşıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suudi Arabistan, umre ziyaretleri için aylık 2 milyon kişiyi kabul edecek

    Suudi Arabistan, umre ziyaretleri için aylık 2 milyon kişiyi kabul edecek


    Suudi Arabistan, pazartesi gününden itibaren yurt dışından umre ziyaretleri için başvuruların alınacağını ve aylık 2 milyon umrecinin kabul edileceğini bildirdi.

    Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’da yer alan habere göre, Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakan Yardımcısı Abdulfettah Bin Süleyman, Kabe’nin de içinde bulunduğu Mescid-i Haram’ın yabancı ülkelerden umreciler ve ibadet amaçlı ziyaretçileri karşılamaya hazır olduğunu belirtti.

    Başvuruların “Eatmarna” (İtemerna) uygulaması üzerinden yapılacağını ifade eden Bin Süleyman, Covid-19 tedbirlerine riayet edilerek günlük 60 bin, aylık ise yaklaşık 2 milyon umrecinin kabul edileceğini kaydetti.

    Bin Süleyman, bakanlığın, umrecilerin hangi ülkelerden kabul edileceği ve sayılarının belirlenmesi konusunda yetkili makamlarla koordinasyon içinde çalıştığını bildirdi.

    Suudi Arabistan’da onaylı Covid-19 aşılarını yaptırmış olmanın, umre yapmak, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’de ibadet etmek için ön koşul olduğuna işaret eden Bin Süleyman, yurt dışından gelen umrecilerin aşı olduklarına dair belgelerinin yanlarında bulunması gerektiğini kaydetti.

    Suudi Arabistan, hac ziyaretlerinin sona ermesinin ardından 25 Temmuz itibarıyla yurt içinde umre sezonunun başladığını, günlük 20 bin kişinin kabul edileceğini açıklamıştı.

    Kendi vatandaşları, diplomatlar ve sağlık görevlileri dışında, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 24 ülkeden yapılan seferleri askıya alan Suudi Arabistan’ın, vaka sayılarına göre ülkelerin uçuş kısıtlaması durumunu yeniden değerlendireceği ifade edilmişti.

    Suudi Arabistan’da hac dönemi 23 Temmuz Cuma günü itibarıyla sona ermişti.

    Covid-19 salgını nedeniyle geçen yıl olduğu gibi bu yıl da hac ibadeti, sadece Suudi Arabistan’da yaşayanlarla sınırlı tutulmuş, yurt dışından hacı adayı kabul edilmemişti.

    Geçen yıl da umre ziyaretleri Covid-19 tedbirleriyle yapıldı

    Suudi Arabistan makamları, geçen yıl mart ayı başlarında Covid-19 salgını nedeniyle umre ziyaretlerini askıya almış, 7 ay aradan sonra 4 Ekim 2020’de ülkede yaşayanlar için yeniden başlatmıştı.

    Bu tarihten bir ay sonra da yurt dışından umre ve ibadet amacıyla gelenlerin kabul edilmeye başlandığı ülkede, ilk yabancı umre kafilesi, 3 günlük karantinadan sonra 4 Kasım 2020’de Kabe’de tavaf yapmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suudi Arabistan: Türkiye’nin de olduğu ‘kırmızı listedeki’ ülkelere gidenlere 3 yıl seyahat yasağı

    Suudi Arabistan: Türkiye’nin de olduğu ‘kırmızı listedeki’ ülkelere gidenlere 3 yıl seyahat yasağı


    Suudi Arabistan, krallığın Türkiye’nin de yer aldığı ‘kırmızı listesinde’ bulunan ülkelere seyahat eden vatandaşlara üç yıllık seyahat yasağı uygulayacak.

    Devlet haber ajansı SPA, yasak kararının, koronavirüsün yayılmasını ve yeni varyantlarını engelleme çabaları kapsamında alındığını duyurdu.

    İçişleri Bakanlığından bir yetkili de Mart 2020’den bu yana ilk kez mayıs ayında resmi izin olmadan yurtdışına seyahat eden bazı Suudi vatandaşlarının seyahat düzenlemelerini ihlal ettiğini söyledi.

    Yetkili, “Buna karıştığı kanıtlanan herkes, yasal olarak sorumlu olacak ve geri döndüklerinde ağır cezalara tabi tutularak, üç yıl boyunca seyahatten men edilecek” dedi.

    Türkiye de Suudi Arabistan’ın ‘kırmızı seyahat listesinde’

    Suudi Arabistan, Afganistan, Arjantin, Brezilya, Mısır, Etiyopya, Hindistan, Endonezya, Lübnan, Pakistan, Güney Afrika, Türkiye, Vietnam ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere bir dizi ülkeye seyahati veya transit geçişi yasakladı.

    Ayrıca hükümet, “doğrudan veya başka bir rota üzerinden bu ülkelere veya henüz pandemiyi kontrol altına alamamış, yeni varyantların görüldüğü diğer ülkelere de seyahat etmelerinin hala yasak olduğunu” belirtti.

    Yaklaşık 30 milyon nüfusa sahip Suudi Arabistan’da salı günü bin 379 yeni vaka kaydedildi. Böylece toplam vaka sayısı 520 bin 774’e çıkmış oldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Taliban örgütü nedir? Nasıl ortaya çıktı? Amacı nedir? Arkasında kimler var?

    Taliban örgütü nedir? Nasıl ortaya çıktı? Amacı nedir? Arkasında kimler var?


    Sovyet işgalinin sona ermesinin ardından iç savaşların ülkeyi kasıp kavurduğu, savaş ağalarının kendi bölgelerinde derebeylik tarzı hüküm sürdüğü, yolsuzlukların, infazların ve rüşvetin ayyuka çıktığı bir dönemde sahnede yerini alan ve Afganistan’ın son 25 yılına damga vuran Taliban örgütü nedir? Nasıl ortaya çıktı? Amacı nedir? Arkasında kimler var?

    Taliban nasıl kuruldu?

    Arapça talib (öğrenci) kelimesinin çoğulu Taliban (öğrenciler) adını benimseyen örgüt, ülkenin güneyinde Molla Ömer Ahund liderliğinde yaklaşık 50 medrese öğrencisiyle birlikte 1994’te kuruldu. Aslen Kandaharlı olan Molla Ömer, bir süre Pakistan’da ardından da Kandahar’ın kuzeyindeki Meyvend ilçesinde medrese eğitimi aldı. Sovyet işgaline karşı savaştı.

    Gelenekçi bir yapıya sahip Afgan toplumu içerisinde hızla taraftar toplayan ve yükselen grup, amacını, Sovyet savaşı ve akabinde patlak veren iç savaşlar sırasında ortaya çıkan savaş ağalarından kurtulmak olarak tanımladı.

    Kuruluş felsefesini de Afganistan’da İslam’a dayalı bir yönetim getirmek olarak tanımladı.

    Kurulduktan birkaç ay sonra çoğunluğu medrese ve şeriat okulu öğrencileri olmak üzere savaşçı sayısı 20 bini buldu. Kısa süre sonra Pakistanlı Peştun etnik kökenden Mevlana Samiul Hak liderliğindeki Darul Ulum Hakkaniye medresesi öğrencilerinin önemli bir kesimi de yine örgüte dahil oldu. Öğrenciler hareketinin mensuplarının çoğu ülkenin güneyindeki Peştun kökenli kişilerden ve Pakistan’daki medreselerde eğitim gören mülteci ailelerin çocuklarından oluştu.

    Analistlere göre, örgütün kuruluşundan itibaren en büyük destekçisi ve yol göstericisi kuşkusuz Pakistan istihbarat teşkilatı (ISI) oldu. Uzmanlar, hem askeri eğitimin hem de maddi desteğin doğrudan ISI tarafından sağlandığını belirtiyor.

    Kandahar ele geçirildi

    Kuruluşundan kısa süre sonra, Afganistan’ın ikinci büyük kenti Kandahar’a saldırdı. Talebeler örgütü 3 Kasım 1994’te ciddi bir direnişle karşılaşmadan Pakistan sınırındaki kentin kontrolünü ele geçirdi. Bu aynı zamanda zayıf durumdaki Kabil merkezi hükümetine de ilk darbe oldu. Taliban, 1995 yılında ülke genelinde 12 kentte kontrolü sağladı. Yolsuzluklara ve rüşvete savaş açan grubun popülaritesi günden güne arttı. Ele geçirdiği şehirlerde kanunsuzluklar ortadan kaldırılmaya ve emniyet tesis edilmeye başlandı.

    Örgüt Kabil’e dayandı

    Ülkenin güneyindeki Peştun nüfusun yoğunlukta yaşadığı kentleri ciddi bir direniş görmeden bünyesine katan Taliban, 1995’te Kabil’e dayandı. Başkentin kontrolünü ele geçirebilmek için Kabil’i 3 ayrı koldan bombaladı. Ancak Sovyetler Birliği’ne karşı verdiği direnişle adını duyuran Ahmet Şah Mesut liderliğindeki güçler Taliban’ı burada ağır bir yenilgiye uğrattı.

    Pakistan’dan ve bazı Körfez ülkelerinden para ve silah desteği aldığı belirtilen Taliban, 1996 yılının eylül ayında Kabil’e saldırmak üzere hazırlık yaptı.

    Kanlı sokak savaşına girmek istemeyen Tacik komutan Ahmet Şah Mesut, kendine bağlı tüm güçleri 26 Eylül 1996’da Kabil’den çekti.

    Afganistan İslam Emirliği kuruldu

    Otorite boşluğundan faydalanan Taliban savaşçıları 27 Eylül 1996’da Kabil’e girdi. İlk olarak BM binasına sığınan eski Devlet Başkanı Muhammed Necibullah Ahmedzay ile kardeşi Şahpur Ahmedzay idam edildi.

    Başkentin ele geçirilmesi zamanına kadar milis bir yapı olan Taliban, bu tarihten itibaren kendi hükümetini kurduğunu açıkladı. Adını Afganistan İslam Emirliği, kurucu lider Molla Ömer’i de Emirel Müminin (Müminlerin emiri) olarak ilan etti. Bayrak değiştirildi. Molla Ömer adına camilerde hutbe okundu.

    Afganistan’ı yakından takip eden uzmanlara göre Taliban, bu tarihten sonra Pakistan’ın bölgedeki çıkarları için vekalet savaşı veren bir örgüt haline dönüştü.

    Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Taliban’ı resmen tanıdı.

    Taliban’ın uygulamalarından bazıları

    Önceleri nispeten yumuşak bir görünüm veren örgüt Kabil’in ele geçirilmesinin ardından çok katı kurallar uygulamaya başladı.

    Şeriata dayalı anayasal sistem yürürlüğe girdi. Hanefi mezhebi ön planda tutuldu.

    Şeriatın gündelik hayatta uygulandığını takip etmek için Emr-i bil Maruf (iyiliği emretme) Bakanlığı oluşturuldu.

    Hayatın her alanından soyutlanan kadınların çalışması, kız çocuklarının okula gitmesi ve eğitim alması tamamen yasaklandı.

    Kadınlara peçe zorunluluğu erkeklere ise takke ve sakal mecburiyeti getirildi.

    Sakalını kesenler için 6 aydan başlamak üzere hapis cezası verildi. Yüzü görülen kadınlar kırbaçlandı.

    Afganistan Televizyonu’nun yayını durduruldu. Fotoğraf dahil her türlü görsel yayın ve müzik yasaklandı.

    Erkeklere, evine en yakın camide 5 vakit namaz kılma mecburiyeti getirildi.

    Emri bil Maruf görevlileri camilerde yoklama aldı.

    Mazeretsiz camiye gitmeyenlere ağır yaptırım uygulandı.

    Namaz surelerini bilmeyenler kırbaçlandı.

    Bütün okullar medreseye dönüştürüldü. Ders kitaplarındaki görseller yok edildi.

    ‘Medreselerde’ 3’üncü sınıftan itibaren tüm öğrencilere en az 3 metre olmak üzere sarık sarma mecburiyeti getirildi.

    Ele geçirilen tüm bilgisayarlar TV kabul edilerek kırıldı.

    ‘İslam devletine karşı gelenler’ hain ilan edilerek doğrudan idam edildi.

    Özellikle farklı mücahit gruplara mensup kişiler, yakalandıklarında şer ve fesat hükmü ile idam edildi.

    Çok sayıda kişinin çeşitli sebeplerle eli kesildi.

    İdamların ve el kesmelerin birçoğu cuma namazlarından sonra gerçekleştirildi ve halka izlettirildi.

    Kesilen eller, şehrin merkezinde sergilendi.

    Resmi kurumlarda Peştu dili mecbur edildi.

    Toplu taşıma araçlarındaki aynalar, kadınlara bakılabileceği gerekçesiyle kaldırıldı.

    Kuzey İttifakı ile savaş ve Mezar-ı Şerif’in ele geçirilmesi

    Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinin ardından diğer gruplar, ülkenin kuzeyindeki Mezarı Şerif’i geçici başkent ilan etti. Burhaneddin Rabbani liderliğinde bir araya gelen ve adını Kuzey İttifakı olarak duyuran gruplar ellerindeki kentleri kaybetmemek için Taliban’a karşı mücadeleye girişti. Taliban, 1997’de Mezarı Şerif’e saldırdı. Halk direnişi ile karşılaşan örgüt, burada yaklaşık 10 bin savaşçısını kaybetti. 7 bin civarında Taliban militanı da Kuzey İttifakı tarafından esir alındı ve daha sonra bu militanların öldürüldüğü ifade edildi.

    Mezarı Şerif’teki bu savaşla ‘beyin takımını’ kaybettiği belirtilen örgüte El Kaide’ye bağlı çok sayıda savaşçı katıldı. Taliban, topladığı güç ve örgüte yeni katılanlarla birlikte Ağustos 1998’de yeniden Mezarı Şerif’e saldırdı.

    Bu defa kenti almayı başaran grup, siviller dahil birçok kişiyi ya öldürdü ya idam etti. Özellikle de azınlık durumdaki etnik gruplara mensup insanlar, topluca kıyımdan geçirildi. Mezhepçi politikalar uygulayan Taliban, İran’ın Mezarı Şerif’teki konsolosluğuna saldırdı, 9 İranlı diplomat ile bir gazeteci öldürüldü.

    Analistlere göre Taliban, Mezarı Şerif’i ele geçirdikten sonra bir önceki yılın intikamını aldı.

    Çok sayıda kişinin evi ve araçları ya gasp edildi ya da yakıldı.

    Örgüt 1998’de Afganistan’ın yüzde 90’ını kontrol altına aldı. Muhaliflerin elinde sadece Şah Mesud’un kontrolündeki Pencşir bölgesi kaldı.

    Taliban görevden uzaklaştırıldı

    Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan 11 Eylül saldırılarının ardından ABD yönetimi, Taliban’dan El Kaide lideri Üsame bin Ladin’i teslim etmesini istedi. Taliban, Ladin’i ‘misafir’ olduğu gerekçesiyle iade etmeyeceğini bildirdi.

    Bunun üzerine ABD, 7 Ekim 2001’de Kuzey İttifakı’nın da desteğiyle Taliban’a yönelik operasyon başlattı. Kısa sürede başkent Kabil dahil elindeki tüm şehirleri kaybeden Taliban, kalesi konumundaki Kandahar’a çekildi. Ardından burayı da kaybetti ve dağlara çekilmek zorunda kaldı.

    Örgüt 2002’den sonra gerilla taktiği ile ABD ve Batı destekli Kabil hükümetine karşı savaş vermeye başladı.

    Örgüt hala bitirilemedi

    Amerikan işgalinin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hala adından söz ettiren Taliban, ABD varlığının sona ermesini ve tüm yabancı güçlerin ülkeden çekilmesini istiyor.

    Batılı uzmanlara göre, görevden uzaklaştırılmasının ardından gücünü yeniden toparlayan örgüt, potansiyel bir tehlike olarak duruyor. Özellikle de ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi sonrası Afgan ordusunu mağlup edebileceği belirtiliyor.

    Afgan analistler de Pakistan’ın sağladığı destek nedeniyle Taliban’ın neredeyse eski gücüne yeniden ulaştığını ve yabancı güçlerin çekilmesinin ardından kısa sürede Kabil’e dayanabileceğini öne sürüyor.

    Son 40 yıldır işgaller ve iç savaşlardan yorulan halkın yeni bir kanlı savaşı kaldıramayacağı göz önünde bulundurulursa, hem Afgan halkı hem de merkezi hükümet, Taliban’ın barış masasına oturmasını istiyor.

    Yine Afganlar örgütten siyasi partiye dönüşerek seçimlere girmesini talep ediyor. Böylece Taliban örgütünün halk nezdinde tabanının bulunup bulunmadığı da netleşmiş olacak.

    Ancak Taliban tüm bunları reddediyor.

    Bu arada ABD operasyonlarının başlamasının ardından Taliban lideri Molla Ömer, düzenlenen bir saldırıda öldürüldü. Örgütün bir sonraki lideri de düzenlenen operasyonda öldü. Örgüt halen ülke topraklarının yüzde 40’ına yakınını kontrol ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • NYT: Cemal Kaşıkçı’yı öldüren ekipten 4 kişi ABD’de Dışişleri onaylı paramiliter eğitim aldı

    NYT: Cemal Kaşıkçı’yı öldüren ekipten 4 kişi ABD’de Dışişleri onaylı paramiliter eğitim aldı


    Muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı Türkiye’de öldüren ekipten 4 kişinin daha önce ABD’de bir paramiliter eğitimden geçtiği ortaya çıktı.

    New York Times gazetesinin haberine göre, 2018’de Cemal Kaşıkçı’yı öldüren Suudi ekipten 4 kişi, daha önce ABD’de Dışişleri Bakanlığı tarafından onaylanan bir paramiliter eğitim aldı.

    Haberde, bu kişilerin bir Amerikan güvenlik şirketi olan Tier 1 Group’tan eğitim aldığı, bu eğitimin de ilk olarak 2014 yılında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi tarafından onaylandığı bilgisine yer verildi. Gazete, söz konusu eğitimin, Donald Trump’ın başkanlığının başlangıcına kadar devam ettiğini savundu.

    Eğitimin Suudi liderlerini koruma amacıyla verildiğini yazan NYT, eğitim kapsamında “karşı saldırı” alıştırmaları yapıldığını belirtti. Eğitimle ilgili bilgi sahibi bir kişi de, eğitimin gözetim ve yakın muharebe çalışmalarını da içerdiğini söyledi.

    Raporda, Pentagon’da kıdemli bir görev için başvuran özel sermaye şirketi Cerberus Capital Management olan Tier 1 Group’un ana şirketinden üst düzey bir yetkili tarafından Trump yönetimine sağlanan bir belgeye atıfta bulunuldu.

    Şirketin üst düzey yöneticilerinden Louis Bremer , yazılı ifadesinde Tier 1 Group’un Suudi ajanlara eğitim verdiğini doğruladı, ancak eğitimin “koruyucu nitelikte” ve “sonraki iğrenç eylemleriyle alakasız” olduğu ifade etti.

    ABD Dışişleri Bakanlığı iddiaları doğrulamak istemedi

    İddialarla ilgili konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Ned Price ise, Suudi grubun eğitimi için Tier 1 Group’a lisans verip vermediğini doğrulamayı reddederek, “Bu yönetim, müttefiklerimiz ve ortaklarımız tarafından ABD menşeli savunma teçhizatının sorumlu kullanımı ve eğitimi konusunda ihlaller meydana geldiği takdirde verilecek uygun tepkileri değerlendiriyor. Suudi Arabistan, topraklarına yönelik önemli tehditlerle karşı karşıya ve Riyad’ın savunmasını güçlendirmesine yardımcı olmak için birlikte çalışmaya kararlıyız” ifadelerini kullandı.

    Kaşıkçı cinayeti

    Gazeteci Cemal Kaşıkçı, evlilik işlemleri için 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna girmiş, buradan bir daha çıkamamıştı.

    Suudi hükümeti, Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında kaybolmasını önce inkar etmiş, uluslararası tepkilerin artması karşısında ise daha sonra bunu itiraf ederek üst yönetimin bilgisi dışında gerçekleşmiş “serseri bir operasyon” olduğunu savunmuştu.

    BM tarafından Haziran 2019’da yayımlanan raporda ise “Kaşıkçı’nın öldürülmesi, Suudi Arabistan devletinin sorumlu olduğu yargısız bir infazdır” değerlendirmesinde bulunulmuştu.

    ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün Şubat 2021’de yayımlanan raporunda da “Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Türkiye’nin İstanbul kentinde yakalanması ya da öldürülmesine yönelik operasyonu onayladığı sonucuna ulaştık.” ifadesine yer verilmişti.

  • Çavuşoğlu: Suudi Arabistan ile anlaşmazlıkların giderilmesi için diyaloğu devam ettirme kararı aldık

    Çavuşoğlu: Suudi Arabistan ile anlaşmazlıkların giderilmesi için diyaloğu devam ettirme kararı aldık


    Suudi Arabistan’a resmi ziyarette bulunan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, anlaşmazlıkların giderilmesi için iki ülke arasındaki diyaloğu devam ettirme kararı aldıklarını açıkladı.

    Çavuşoğlu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud’la ikili ve heyetler arası görüşmelerden sonra değerlendirmelerde bulundu.

    Çavuşoğlu yaptığı basın açıklamasında, “Kardeşim Prens Faysal’a daveti ve misafirperverliği için teşekkür etmek istiyorum. Bugüne kadarki ilişkilerimizde sorunlu alanlar var ve bundan sonra bunları nasıl çözebiliriz, iki ülke arasındaki iş birliğini geliştirirken bölgesel konularda da yine işbirliğimizi nasıl geliştirebiliriz bunları açık, samimi bir şekilde görüştük ve bu diyaloğumuzu devam ettirme kararı aldık” ifadelerini kullandı.

    Çavuşoğlu, gelecek süreçte mevkidaşı Bin Ferhan’ı Türkiye’ye davet ettiğini ve görüşmeleri sürdüreceklerini dile getirerek, böylelikle Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha güçlü bir şekilde tesis edilmesi konusunda gerekli çalışmaların yapılacağının altını çizdi.

    ‘İsrail’i hep kınıyoruz ama ümmet adım atmamızı bekliyor’

    Türkiye’nin, İsrail’in Gazze ve Mescid-i Aksa’ya saldırıları karşısında sessiz kalmadığını aktaran Çavuşoğlu, üst düzeyde yürütülen diplomasi trafiğine dikkati çekti.

    Daha önce, Türkiye’deki zirvelerden sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu acil toplantıya çağırdıklarını hatırlatan Çavuşoğlu, “Hep böyle kınıyoruz ama ümmet adım atmamızı bekliyor. Artık bu tür saldırıların durması gerekiyor. Elbette uluslararası hukuk çerçevesinde Filistinlilerin haklarını korumamız lazım. İki devletli çözüm vizyonundan hiçbir zaman vazgeçmemek lazım” dedi.

    Kaşıkçı cinayeti ile iki ülke arasında gerilime neden oldu

    Ekim 2018’de Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesinin ardından Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki diplomatik gerilim en üst seviyeye çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kaşıkçı cinayetinin arkasında Riyad yönetiminin olduğunu ileri sürerek bu konuda bir soruşturma yürütülmesi talebinde bulundu.

    Buna karşı da Riyad yönetimi, özellikle ticari alanda Türkiye ile ilişkilerini en düşük seviye düşürmüştü.

    Suudi Arabistan İstatistik Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı verilere göre, Türkiye’den yapılan ithalat, bir önceki ayki 14,1 milyon riyalden şubat ayında 24,5 milyon riyale (6,53 milyon dolar) yükseldi, ancak yine de yıllık bazda yüzde 98 düştü.