Etiket: Suudi Arabistan

  • Riyad Mahrez, Suudi Arabistan’a gitti!

    Riyad Mahrez, Suudi Arabistan’a gitti!


    Suudi Arabistan temsilcilerinden Al-Ahli, 5 sezondur Manchester City forması giyen Cezayirli kanat oyuncusu Riyad Mahrez’i renklerine bağladığını duyurdu.

    Arabistan ekibinin resmi sosyal medya hesabından konuyla ilgili yapılan paylaşımda, Mahrez ile 4 yıllık sözleşme imzalandığını açıklandı.

    47 MAÇTA 15 GOL ATTI

    32 yaşındaki yıldız futbolcu, geride kalan sezonda Manchester City formasıyla 47 maçta 15 gol, 13 asistlik performans sergiledi. İngiliz ekibi ile 5 sezonda toplam 236 maça çıkan Cezayirli oyuncu, 78 gol ve 59 asist ile oynadı.

    Mahrez’in, City kariyerinde 4 İngiltere Premier Lig, 1 UEFA Şampiyonlar Ligi, 2 İngiltere Kupası, 3 İngiltere Lig Kupası ve 2 İngiltere Süper Kupası şampiyonluğu bulunuyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Henderson, Suudi ekibi Al Ittifak’a imza attı

    Henderson, Suudi ekibi Al Ittifak’a imza attı


    Suudi Arabistan Birinci Futbol Ligi takımlarından Al Ittifak, İngiliz orta saha oyuncusu Jordan Henderson’ı transfer etti.

    Kulüpten yapılan açıklamada, Liverpool forması giyen 33 yaşındaki futbolcuyla üç yıllık sözleşme imzalandığı kaydedildi.

    Kariyeri boyunca Liverpool formasıyla 492 maça çıkan Henderson, 33 gol attı.

    İngiliz futbolcu Liverpool ile birer kez Premier Lig, UEFA Şampiyonlar Ligi, UEFA Süper Kupa, FIFA Kulüpler Dünya Kupası, Federasyon Kupası, iki kez de Lig Kupası şampiyonluğu yaşadı.

    Al Ittifak, teknik direktörlük görevine Steven Gerrard’ı getirmişti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’dan uçakta dikkat çeken açıklamalar: Emekliye ek zam olacak mı?

    Erdoğan’dan uçakta dikkat çeken açıklamalar: Emekliye ek zam olacak mı?



    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ziyareti dönüşünde gazetecilerle söyleşi gerçekleştirdi.

    Erdoğan, artan kriz sonrası bütçe açığı ve dış borcun ardından, Türkiye’nin taşınmazlarını Körfez ülkelerine satacağının gündeme geldiği ziyaretleri değerlendirdi. Erdoğan, “Kazan kazan anlayışı içerisinde önemli ve kapsamlı işbirliği projeleri üzerinde durduk Bu ülkelerle işbirliğimiz, önümüzdeki dönemde somut projelerle güçlenerek gelişecektir. Bunun ekonomimiz üzerindeki müspet etkilerini de inşallah en kısa zamanda göreceğiz. Özellikle savunma sanayii, enerji, turizm, müteahhitlik gibi alanlarda kararlaştırdığımız hususları hızla hayata geçireceğiz” dedi.

    “Suudi Arabistan ile ikili ilişkilerimizde yeni bir döneme girdiğimizi söylemiştim” diyen Erdoğan, “İmzaladığımız beş anlaşmayla işbirliğimizi daha da ileriye taşıdık. Cidde’deki temaslarımızın ardından malumunuz Doha’ya geçtik. Katar ile ilişkilerimizin bu sene 50’nci yıl dönümünü kutluyoruz. Stratejik ortağımız da olan bu ülkeyle işbirliğimiz mükemmel düzeyde seyrediyor. Katar Emiri Şeyh Temim ile yaptığımız görüşmede mevcut işbirliğimizi farklı alanlarda ilerletme kararı aldık” diye belirtti.

    Erdoğan ayrıca, yüzde 25’lik emekli zammının düşük bulunması üzerine de açıklamalarda bulundu. Emekliye ek zammın kapılarını kapayan Erdoğan, “Emekliler noktasında da yıl sonu itibarıyla yeniden bir değerlendirme yapmamız söz konusu” dedi.

    Erdoğan’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

    -Vilnius ziyareti, Batı ile ilişkilerde bir “restorasyon” olarak algılandı daha çok. Körfez ziyaretiniz de oldukça pozitif bir gündemle gerçekleşti. Üç önemli ülkeye gerçekleştirdiğiniz ziyaret. Bu anlamda hem Vilnius Zirvesi’nde hem bu ziyaretiniz bağlamında Türk dış politikası açısından nasıl değerlendirirsiniz? Yeni dönemin Türkiye Yüzyılının dış politikasını? Aslında üç sene önce siz “Düşmanlarımızı azaltacağız, dostlarımızı artıracağız.” ifadesini kullanmıştınız. Bu aynı zamanda dış politikamızın bir sürekliliği midir?

    Tabii ki düşmanları azaltmak, dostları ise çoğaltmak bizim siyasetimizin bir yol haritası. Bunu devam ettiriyoruz. Vilnius’ta bunu çok açık net gördüm. Orada kimlerle, nasıl görüşmeler yaptığımızı sizler de müşahede ettiniz. Eğer bu olmamış olsaydı bizim bazı ülkelerle hiç görüşme yapmamız gerekirdi. Biz, bu görüşmeleri yaparken bir şeyi ispat ettik. O da neydi? Düşmanı azaltmak, dostu çoğaltmak gayreti içerisindeyiz. Eğer Türkiye, bir güç kazanıyorsa bu gücü bu politikalarıyla kazanıyor. Bundan sonraki süreçte de bu şekilde devam ederek, bölgesel ve küresel güç olmanın adımlarını atmaya devam edeceğiz.

    Türkiye, bölgesel ve küresel arenada önemli bir aktör, oyun kurucu bir ülke. Küresel meselelerde kararsızlığın hâkim olduğu bir atmosferde, ülkemiz istikrarlı yönetimi ve politikalarıyla öne çıkıyor. Her meselede insanı merkeze alan, insan onurunu korumaya çalışan Türkiye, Batı, Ortadoğu, Uzakdoğu, Afrika ve Arap coğrafyasıyla aynı anda dostluk ilişkileri kurabilen yegâne ülkedir. Biz ilk günden itibaren ilkeli ve kararlı bir dış siyaset yürütüyoruz. İhtilaflı konuları çözüme kavuşturarak, ilişkileri güçlendirmeyi iktidara geldiğimiz ilk andan itibaren savunuyoruz. İlişkileri güçlendirme, yeni dostlar kazanma süreçlerini “restorasyon” olarak göremeyiz.

    Türk dış politikası her zaman milli çıkarlarını, menfaatlerini esas alan bir eksendedir.

    Dün böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Bizim dostluğumuzu kazanan ya da kazanacak diğer ülkeler için yeni bir dönemin başlangıcı diyebiliriz.

    – Yeşil ışık yakıldı NATO Zirvesi’nde. Fakat bunun bir de Meclis onay süreci var. İsveç’in kat ettiği yol, attığı adımlar ve AB desteği sözü sizce Meclis’te yeterli olacak mıdır?

    İkinci sorum da Yunanistan’la ilgili. Yeni bir dönem başlıyor dediniz. İlerisi için Atina’dan nasıl bir beklentimiz var? Zaten silahsız olması gereken adalarda, burada bir kat edilecek yol, ivme kazandırır mı?

    Bunu Sayın Başbakan Miçotakis ile çok açık, net konuştuk. Yani bu adaların silahlandırılması meselesini. Nitekim konuyla ilgili Dışişleri Bakanım kendi muhatabıyla da bunları konuştu, konuşuyor ve konuşacak. Tabii bu iş sadece Yunanistan’dan kaynaklanmıyor, malum Beyaz Saray’daki dostları ve lobi, sürekli olarak bunları tahrik ediyor. Bu tahrik neticesinde de zaman zaman arzu edilmeyen durumlar meydana geldi. Dışişleri Bakanımız Hakan Bey kendi muhatabıyla görüşüyor, Danışmanım Çağatay Kılıç’ın Miçotakis’in özel temsilcisiyle olan münasebetleri bu süreci çok daha farklı kılacaktır. Bunu da süratle aşacağımıza inanıyorum.

    İsveç’in NATO üyeliğiyle ilgili düzenleme Meclis’ sevk edildiğinde, süreç TBMM çalışma takvimine göre şekil alacak. Görüşmelerimizde İsveç tarafının verdiği sözlerin, garantilerin takipçisi olacağız. İsveç’in atacağı adımlara göre de biz harekete geçeriz. NATO’un en güçlü ikinci ordusuna sahip, NATO’nun adeta lokomotifi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği de Birliğe canlılık ve güç katacaktır. İsveç’in, ülkemizin üzerinde hassasiyetle durduğu terör örgütleriyle mücadele ve teröristlerin iadeleri konusunda somut adım atması kendi lehine olacaktır. Verilen sözlerin, garantilerin yerine getirilmesini bekliyoruz.

    – Mısır ile ilişkilerin düzelmekte olduğu bir dönemde bu turunuz gerçekleşti. Aktüel ekonomik çerçeve gayet olumlu. Bu çerçevenin dışında nasıl sonuçlar bekleyebiliriz? Mesela Doğu Akdeniz jeopolitiği ve Mavi Vatan’a dair meselelerde Yunanistan, İsrail ve Mısır’ın mevcut pozisyonlarını dikkate aldığımızda Körfez turunun etkileri nasıl olur?

    Bu Körfez ziyaretimde liderlerle yaptığımız özel görüşmede gördüm ki Mısır konusunda attığımız adım onları ciddi manada memnun etmiş. Hepsi de bize teşekkür etti. Yani Mısır ile büyükelçilerin atanmış olması, bizler için bölgede yeni bir gelişmenin olması durumudur. Bundan dolayı memnun olduklarını gördüm. Şimdi gerek bakan arkadaşlarımız gerek iş insanlarımız Mısır ile ilişkilerini geliştiriyorlar. Mısır ile ilişkilerin geliştirilmesi özellikle ekonomik potansiyelimizi de ciddi manada artıracaktır. Bir de Libya ile doğal gaz noktasında attığımız adımlar, aldığımız mesafeler var. Bu da birilerini rahatsız etmişti. Bu gelişmelerle birlikte Türkiye’nin Mısır ile ilişkileri çok daha farklı bir şekilde gelişecektir. Önümüzde Libya’ya inşallah bir ziyaretim olacak. Libya ile birlikte belki Kuzey Afrika’da bazı ülkelere de bir ziyaret turu düzenleme durumumuz olabilir. Bu ziyaretleri yapmadan mesafe almanız mümkün değil.

    – Dış politika boyutuna değiniyoruz ama ekonomik boyutu biraz daha merak ediyoruz efendim. Dubai ile imzalanan 50,7 milyar dolar zaten çok önemli, kamuoyunda konuşuluyor. Suudi Arabistan ve Katar boyutuyla ilgili verebileceğiniz bir rakam söz konusu olabilir mi? Öte yandan biraz daha ayrıntısını rica edebilir miyiz? Çünkü DEİK Başkanı, bu ziyaret öncesinde ön temasların gerçekleştirildiğini aktarırken üçüncü ülkelerin de yatırım hedefi olabileceğini ifade etmişti, özellikle Afrika’yı vurgulayarak. Biraz daha siz bilgilendirebilirseniz seviniriz.

    Suudi Arabistan ve Katar’ın da Birleşik Arap Emirlikleri gibi attığı ve atacağı, iş insanlarımızla yaptıkları görüşmeler var. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ile yaptığım ikili görüşmede oranın da çok ciddi bir potansiyeli bulunduğunu, adımlar atılacağını bizzat kendileri ifade ettiler. O toplantıyı Dışişleri Bakanımız Hakan Bey ile birlikte Veliaht Prens Muhammed Bin Selman ile yaptık. Oradan da doğrusu ciddi manada umutluyuz. Katar ile ilişkilerimiz olumlu seyretmeye devam ediyor. Orada da Katar Emiri Şeyh Temim, adımları atmaya devam edeceklerini söyledi. Malum en önemli adım da deprem döneminde 10 bin konteyner göndermeleri oldu. Dünya Kupası’nda kullandıkları konteynerleri deprem bölgesinde sağlıklı bir şekilde dağıttık, bölgeye yerleştirdik. Bundan sonraki sürece yönelik yine buna benzer adımları atmaya devam edeceklerini söylediler.

    Birleşik Arap Emirlikleri ile enerji, ulaştırma, altyapı, lojistik, e-ticaret, finans, sağlık, gıda, turizm, emlak, inşaat, savunma sanayii, yapay zeka ve ileri teknolojiler gibi alanlarda büyük anlaşmalar imzalandı. 50.7 milyar dolar tutarında devasa ölçekli bir anlaşma yaptık. Öte yandan bu Körfez ziyaretimiz sırasında yine Cumhuriyet tarihimizin en büyük savunma ve havacılık ihracatı sözleşmesine imza atıldı. Tüm bu anlaşmalar maddi karşılıklarının ötesinde Körfez ülkelerinin Türkiye’nin ekonomisine, sanayisine güvenlerinin göstergesidir.

    İmzalanan anlaşmalar çerçevesinde yatırımları Türkiye’de gerçekleştireceğimiz gibi bu ülkelerin yanı sıra üçüncü ülkelerde de ortaklıkları, işbirliklerini geliştirerek, çeşitlendirerek gerçekleştirebileceğiz.

    – Bölgede yapmış olduğunuz görüşmelerin Suriye, sığınmacılar meselesine katkısı ne olacak? İsrail-Filistin arasındaki barışa katkısı ne olacak?

    Suriyeli sığınmacılarla alakalı Suriye’nin kuzeyinde briket evler yapım çalışması devam ediyor. Şu an 100-150 bin briket ev rakamına ulaştık. Bunları yaptıkça da Suriyeli sığınmacı kardeşlerimiz geri dönmeye başladılar. Şu an itibariyle dönüş yapan sığınmacı rakamında 1 milyonu yakalamış olabiliriz. Bundan sonraki süreçte bu daha da artacaktır. Özellikle de Katar, Suriye’nin kuzeyindeki bölgede hazırlanan projeyi destekliyor. Bu proje ilerledikçe sığınmacılardan oraya dönüşlerin daha da artacağına inanıyorum. Zaten sığınmacıların gönüllü olarak dönme arzusu çok açık, net ortada. Onlar da topraklarına dönmenin hasreti içerisinde.

    Filistin konusunda Körfez ülkesi olan kardeşlerimizin bizden farklı bir yanı yok. İsrail ilgili de bizim yaptığımız bazı görüşmeler var. Gelecek hafta 25 Temmuz Salı günü Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı, ardından da 28 Temmuz Cuma günü İsrail Başbakanı Netanyahu’yu ülkemizde misafir edeceğiz. Bu ziyaretlerle de bazı adımları atacağız ve süreç daha da hızlanmış olacak.

    – İsrail medyası son günlerde Netanyahu’nun bu ziyaretine ilişkin değerlendirmeler yapıyor. Masada İsrail’in doğal gazının Akdeniz’den Türkiye üzerinden Avrupa’ya arzı söz konusu. Bu anlamda Türkiye ile bir anlaşma yapacaklarını söylüyorlar. Türkiye’deki doğal gaz sıvılaştırma tesisleri de onların bayağı ilgisini çekiyor çünkü kapasite çok yükse. Türkiye’nin bu gazı Avrupa’ya ulaştırması, aynı zamanda onlar açısından, Avrupa açısından da önemli. Avrupa doğal gaz arzı noktasında Rusya ve İran istikrarsızlığı nedeniyle sıkıntı yaşıyor. Bunun bir avantaj olacağı, Türkiye açısından da bir avantajı olacağı İsrail medyasında gündemde. Buna ilişkin değerlendirmeniz olur mu?

    Burada zaten en sağlıklı proje, Türkiye üzerimizden doğal gazın Avrupa’ya ulaşmasıdır. Yoksa Akdeniz’den Avrupa’ya doğal gaz sevkiyatı maliyetleri itibarıyla çok fazla. Ama Türkiye’den olduğu zaman hem Türkiye olarak bunu kullanma noktasında karlı bir sürece girmiş olacağız hem de Avrupa’ya bu işin naklinde belli bir oran imkânımız olacak.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Berat Bey’in döneminde böyle bir adım atılmıştı. O adım kesintiye uğradı. Şimdi ise bu atacağımız adımla ilk defa Netanyahu ile bir temas kuruyoruz. Temennim odur ki bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinde çok daha sıcak bir dönemin başlangıcı olsun.

    – Rusya’nın gıda koridorunu kapatma meselesi Avrupa basınında şöyle yer aldı. “İsveç’e NATO’da yeşil ışık yakılması, Türkiye’nin arabuluculukta önemini azalttı”  gibi ifade ediliyor. Böyle bir görüşe katılır mısınız?

    Onların bu görüşlerine katılmıyorum. Tam aksine biz, şu anda Rusya ile ilişkilerimizi devam ettiriyoruz. Gerek Dışişleri Bakanım Hakan Bey gerek MİT Başkanım İbrahim Bey görüşmelerini devam ettiriyorlar. Görüşmelerle birlikte çok yakın bir zamanda Sayın Putin ile ama telefon diplomasisi ama aramızda daha önce konuştuğumuz Türkiye ziyareti ile inşallah bu işi belli bir yere bağlayacağız. Rusya’nın da bazı beklentileri var. Bunların aşılması halinde Rusya bu tahıl koridorunun aktif çalışmasından yana.

    Karadeniz Tahıl Girişiminin sonlandırılmasının küresel gıda fiyatlarını artırmasının yanı sıra bazı bölgelerde kıtlık ve ardından yeni göç dalgalarına kadar uzanan bir dizi etkisi olacaktır. Bunun önüne geçmek için inisiyatif almaktan geri durmayız. Sayın Putin ile konuyu etraflıca konuşarak, bu insani hareketin devamını temin edeceğimize inanıyorum. Kendisinin de Batılı ülkelerden bazı beklentileri olduğunu biliyoruz. Bu konuda da Batılı ülkelerin harekete geçmesi gerekmektedir. Karadeniz Tahıl Girişimiyle dünya piyasalarına 33 milyondan fazla tahılın sevkini sağladık. Küresel salgının, ekonomik krizin ardından sonuçları çok daha ağır olacak küresel bir gıda krizinin önüne geçtik.

    Sonuçları itibariyle bu kadar hayati olan bir girişimin devam etmesi insanlığın hayrınadır.

    Diplomasinin tüm enstrümanlarını kullanacak, tüm gayretimizi bu meseleye yoğunlaştıracağız. Savaş ortamında insanlığa hizmet eden bir uzlaşı sağlandı ve bunun devam etmesi için elimizden geleni yapacağız. Türkiye’ye dönüşte Sayın Putin ile görüşmelerimi gerçekleştireceğim. Öncelikle telefon diplomasisini kullanacağız. Sayın Putin’in ağustos ayında planlanan ziyareti de gerçekleşirse bu hususları tüm ayrıntısıyla görüşeceğiz. İnanıyorum ki süreç uzamadan, Karadeniz Tahıl Girişiminin devamını sağlayacağız.

    – Türkiye ekonomisiyle ilgili çok tartışılan bir konuyu sormak istiyorum. Akaryakıtta ÖTV artışıyla ilgili tartışmalar var. Bu konudaki yaklaşımınız nedir? Vatandaşın ekonomik olarak rahatlaması için süre verebilir misiniz? Bir de memurlara yapılan artış tatmin edici bulunmasına rağmen, emeklilere yapılan artış biraz yetersiz bulundu. Emekli maaşları konusunda yeni bir yaklaşımınız olacak mı?

    Akaryakıtta Hazine ve Maliye Bakanlığımız vergi ile alakalı bir düzenleme yaptı. Özellikle ÖTV’nin maktu olmasından dolayı çok uzun zamandır enflasyon güncellemesi yapılmamıştı. Bu nedenle ÖTV’de böyle bir artışa gidildi. Özellikle 6 Şubat depremlerinin getirdiği yoğun mali yük, bu anlamda bütçenin ihtiyaçları kapsamında böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyduk. Tüm bunlara rağmen akaryakıt fiyatlarında Türkiye, Avrupa’nın en ucuz ülkelerinden biri. Akaryakıtta zaten bir otomatik fiyatlandırma mekanizması var. Dünyadaki fiyatlar çerçevesinde belirleniyor. ÖTV artışıyla yapılan da depremin etkileri, depremle mücadele ile alakalı Türkiye’nin ihtiyaçları kapsamında yapılmış bir vergi düzenlemesidir.

    Emekliler noktasında da yıl sonu itibarıyla yeniden bir değerlendirme yapmamız söz konusu.

    Memura, işçiye ve emekliye bütçe şartlarını zorlayarak yapabileceğimiz en iyi zammı yaptık. Kimseyi enflasyona ezdirmeyeceğimize dair söz verdik ve şu ana kadar da ezdirmedik. SSK ve BAĞ-KUR emeklilerimize enflasyon zammına ilave refah payı verilerek zam oranını yüzde 25’e yükselttik. Memur emeklilerine de aynı şekilde yüzde 25 oranında zam yapıldı. Enflasyonun üzerinde artışlar yapıldı. Biz memurumuza, çalışanımıza, emeklimize bu zamları yaparken, bazı fırsatçı, açgözlüler de adeta vatandaşın cebine elini uzatıyor. Bu fırsatçılara izin vermeyeceğiz. Ticaret Bakanlığımız, denetimlerini sıklaştırdı, cezai işlemleri artırıyoruz.

    – Akaryakıt zammının ardından şöyle bir algı ortaya çıktı, Gabar’da keşfedilen petrolle alakalı,’ biz bu petrolü çıkartıyorsak, niye bu zamlarla karşı karşıyayız.’ Gabar’daki petrolle bu akaryakıt zammının bir ilişiği var mı? Gabar’daki petrolün vatandaşın cebine nasıl bir katkısı olacak?

    Gabar’daki petrol henüz halkın cebine girmeye başlamadı. Şu anda çıkarma safhasındayız. Ve inşallah bunu çıkarıp da devletin, hazinenin kasasına, kesesine girmeye başladığı andan itibaren Gabar petrolü de süratle inşallah vatandaşımıza yansıyacak. İnşallah en uygunu, ideali neyse biz onu vatandaşımıza yansıtırız.

    Karadeniz’deki gaz rezervi Ağustos 2020’de keşfedildi. Nisan 2023 itibariyle Faz-1 kapsamında planlanan 10 kuyu devreye alındı. Böylelikle de Karadeniz gazı sisteme dâhil oldu, evlerimizde kullanmaya başlandı. Nisan ayında konutlarda doğalgazı 1 ay bedava, 1 yıl boyunca da 25 metreküpe denk doğalgazı ücretsiz yaptıysak Gabar petrolü de sistemimize entegre edildiğinde vatandaşımıza bir yansıması mutlaka olacaktır. Keşfi yapılan petrolün sisteme girmesi, yakıt olarak kullanılması biraz zaman alacak.

    Öte taraftan Aile ve Gençlik Bankasının kaynağı bu Gabar petrolü ve Karadeniz doğalgazı olacak. Bu konuda Norveç modelini önemsiyorum. Aile ve Gençlik Bankasını bunun için kuruyoruz. Orada belli bir rezervi tutacağız. Bu rezervden aileler, gençler istifade edecekler. Bu da vatandaşlarımıza başka bir yansıması olacaktır.

    – Gabar petrolü için bir süre var mı?

    Gabar petrolünün ekonomiye olumlu yansıması 2024’te başlar. Şu anda günde 12-13 bin varil üretiyoruz. İnşallah 100 bin varile çıkacak ve dolayısıyla Türkiye üretimini ikiye katlamış olacak, 2024’ün sonuna kadar. Esas itibariyle devreye girme tarihi 2024 sonu diyebiliriz. Yaklaşık 100 kuyu açacağız. Şu anda Türkiye ve civar ülkelerdeki bütün sondaj makinalarını oraya yönlendiriyoruz. Dağlarda kilometrelerce yol yapılıyor. Çok hummalı bir çalışma var.

    – Yüksek kiralarla ilgili bir soru sormak istiyorum. Sektör temsilcileri, sadece İstanbul’da 100 bin âtıl konut olduğunu söylüyorlar tamamlanmamış, yarım kalmış. Bunlar sektöre kazandırılabilir mi? Boş duran evler de kira fiyatlarını etkiliyor. Bazı ülkeler boş duran evlerden yüksek vergi alıyor bilgisi var. Böyle bir şey olabilir mi Türkiye’de de?

    Şimdi Bakanlığımızın konuyla ilgili çalışması var. Bu çalışmayla da bunların üzerine üzerine gideceğiz. Yani bunların yanına bu kar kalmayacak. Fahiş kira artışını ve konut fiyatlarını durdurmak için gerekirse ceza uygulamasına da gideceğiz.

    Vatandaşlarımızı açgözlü bir avuç azınlığın kar hırsına kurban edemeyiz. Vatandaşımızın alım gücünü düşürmemek, enflasyona ezdirmemek için yaptığımız zamlara göz diken ev sahipleri bunun bedelini ödemek zorunda kalacak. Hangi konuda olursa olsun fahiş fiyat artışlarına giden, piyasanın dengesini bozan yaptığı davranışın cezasını çekecektir.

    – Genel seçim sonrası siz tamamen icraata odaklı bir politika geliştirdiniz gerek içeride gerek dışarıda. Fakat muhalefete baktığımızda genel seçimler sonrası adeta bir kaos yaşanıyor. Özellikle CHP özelinde. Seçimi kaybetmenin getirdiği stresi yönetemiyorlar. İkincisi CHP tabanının da tepkisi var. Seçimi neden kaybettik sorusunun cevabını bir özeleştiri olarak değerlendiremediler. Muhalefetin bu durumu yerel seçimler için bir zafiyet mi? Sizin yerel seçimler için stratejiniz nedir? Daha genel seçim gecesi yerel seçimleri işaret etmiştiniz.  Sizin için süreç başladı mı?

    Bizim için süreç o akşam zaten başladı. Fakat biliyorsunuz biz büyük kongre ile işareti verdik. Şimdi Ekim başı gibi inşallah büyük bir kongre yapacağız. Bu kongre aslında yerel seçimlerin işaret fişeğidir. Büyük kongremizle birlikte mevcut yönetimimizde bir yenilenmeyi yapacağız. Bazı yerlerde adaylıklar sebebiyle boşalmalar olmuştu. Bu boşalmaların olduğu illerimizin de süratle bütün başkanlarını atadık. Gerek ana kademe gerek kadın kollarında bu atamalarımızı yaptık. Diğer taraftan çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bizim CHP gibi bir derdimiz, sıkıntımız yok. Biz şu anda Cumhur İttifakı olarak hedefe kilitlendik ve nerede, nasıl isimler bulacağız buna çalışıyoruz. Yerel seçimlerde sadece parti iş görmüyor, adaylar büyük önem arz ediyor. 30 büyükşehir, 51 il ve ilçe belediyelerinde gayet güzel bir çalışma ve isabetli isimler bulmak suretiyle inşallah hazırlıklarımızı sürdüreceğiz. Teşkilatımız çalışıyor, bu çalışmalar üzerinden biz çalışmalarımızı zenginleştirerek devam ettiriyoruz. Kongre bu işin en önemli güç kaynağı olacak.

    – (Uyuşturucu bağımlılığı üzerine ABD’den bir görüntü izletiliyor Sayın Cumhurbaşkanına) ABD’nin farklı şehirlerindeki uyuşturucu bağımlısı gençlerin görüntüleri sosyal medyada her geçen gün daha çok yer alıyor. ABD şehirlerinin her köşesi böyle bağımlılarla dolu. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de gençliği korumak için neler yapıyorsunuz?

    Uyuşturucu satıcılarının yakalanmasında eski İçişleri Bakanımız Süleyman Bey dönemi de dahil başarılı adımlar atıldı. Görüldüğü gibi Amerika falan bu işte çok zayıf kaldı. Uyuşturucu büyük bir felaket. Ve bu felaket karşısında insanlık tedbirini almalıdır. Olay zenginlik, fakirlik noktası değil. Şimdi baktığınız zaman Amerika ekonomik olarak zengin bir ülke ama zengin ülke olduğu halde bütün o bağımlıların hali ortada. Türkiye olarak biz, bu konuda çok kararlıyız. Başta İçişleri Bakanlığımız olmak üzere her türlü tedbirlerimizi alıyoruz. Emniyet teşkilatımız, Jandarma ile çalışmalarını sürekli yapıyor ve üzerlerine üzerlerine gidiyoruz. Bu adımlar caydırma, bu suçu işleyenlerin üzerine gitme noktasındaki kararlılığımızı gösterme adımlarıdır. Buna aynen devam edeceğiz.

    Gençlerimizi uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan korumak için devletimizin tüm imkanlarını kullanıyoruz. Uyuşturucuyla mücadele sadece ülkemizin değil bütün ülkelerin ortak mücadele alanı olmalı. Terör ve uyuşturucu küresel mücadele gerektiren konulardır.

    Türk güvenlik güçleri uyuşturucu ticareti yapanlara göz açtırmıyor. Sokak satıcılarından uyuşturucu baronlarına kadar zehir tacirlerine Türkiye’yi dar ediyoruz, edeceğiz.  Diğer taraftan yerli, milli ve insani değerlerle donatılmış bir değerler eğitimini önemsiyoruz.

    Bu konuda atılması gereken adımları da tereddüt etmeden atacağız. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin heba olmaması için eğitime öncelik veriyoruz. Aile ve gençlik bankamızla da gençlerimizin yanında olacağız. Bu konudaki çalışmalarımız da süratle devam ediyor. Ümit ediyorum ki yakın zamanda müjdeli haberleri de vatandaşlarımızla paylaşacağız.

    – Kıbrıs Barış Harekatı’nın 49. Yıldönümü, Ercan Havalimanı’nın yeni terminal binası açılışı dolayısıyla KKTC’desiniz. Geçen ay da Lefkoşa’dan Bakü’ye uçağınız havalanmıştı. Bu Kıbrıs’ın tanınması açısından önemli bir mesaj olarak yorumlanmıştı. Şu zamana geldiğimizde Kıbrıs’ın tanınması noktasında nasıl mesajlarınız olacak?

    Yaptığımız çalışmalarla Türk Devletleri Teşkilatı’nda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti artık bir gözlemci üye olarak yerini aldı. Artık Teşkilatın toplantılarına davet ediliyor, katılıyor. Bunu Türk dünyasından tüm dünyaya yaygınlaştırmak suretiyle neler yapılabilir bunu çalışıyoruz. İkili görüşmelerle, kulis faaliyetleriyle Batı’ya da bunları söylüyoruz. Temennimiz odur ki Türk dünyasından sonra Körfez ülkeleriyle ve bunun yanında Batı’ya da bunu hissettirmek suretiyle bu adımları atalım. Kuzey Kıbrıs, şu anda 300-400 bin nüfusa sahip, bu önemli bir potansiyel. Meclis binamızı yapıyoruz, Cumhurbaşkanlığı binasını yapıyoruz. Ve bunlarla, fiziki imkanlar noktasında Kuzey Kıbrıs çok daha farklı bir konuma geliyor. İnşallah bugün açılışını yapacağımız havalimanı Güney’de yok. Böyle bir havalimanına sahip oluyoruz. Pist itibariyle, her tür uçağın inebileceği bir pist. İnşallah bunlarla beraber bu fiziki altyapıyı tüm dünyaya göstermek suretiyle inşallah Kuzey Kıbrıs’ta yeni adımların atılmasını sağlamış olacağız.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Nereden nereye… İşte AKP trolü hesabın büyük dönüşü

    Nereden nereye… İşte AKP trolü hesabın büyük dönüşü



    Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi sonrası Suudi Arabistan ve Türkiye arasında politik kriz yaşanmış, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yandaş gazeteler Prens Selman’ı katil ilan etmişti.

    Erdoğan ayrıca Suudi Arabistan yönetimi için “Bunlar bizi enayi sanıyor” demişti.

    İki ülke arasındaki kriz Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan’a verilmesiyle son bulmuştu.

    ERDOĞAN TUR DÜZENLEDİ, AKP TROLLERİ U DÖNÜŞÜNDE HIZ KAZANDI 

    İktidar sıcak para arayışı için Körfez turuna çıktı.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, duraklarından biri olan ve daha önce ‘Bizi enayi sanıyorlar’ dediği Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’a Togg hediye etti.

    Yaşanan gelişme tepki çekerken; AKP trolü bir hesabında yaptığı paylaşımlar sosyal medyada gündem oldu. 

    AKP-Suudi Arabistan kavgasının başladığı 2018 yılında “Dünyayı satın alabilecek güçte de olsa bir katile katil diyebilen kişinin adıdır Erdoğan” paylaşımında bulunan hesap, Erdoğan’ın Veliaht Prensi’ne Togg hediye etmesi ise “Bir heykel değil ama 🙂 Başkan Erdoğan ile Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, Suudi Arabistan’a hediye edilen Togg’u kullandı” ifadeleri ile paylaştı. 

    Söz konusu iki paylaşım şöyle: 

    Nereden nereye... İşte AKP trolü hesabın büyük dönüşü - Resim : 1

    Nereden nereye... İşte AKP trolü hesabın büyük dönüşü - Resim : 2

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kayserispor’dan ayrılan Bernard Mensah, Suudi Arabistan’a gitti!

    Kayserispor’dan ayrılan Bernard Mensah, Suudi Arabistan’a gitti!


    2022-2023 sezonunun tamamlanmasının ardından sarı kırmızılı kulüple sözleşmesi sona eren Bernard Mensah, Suudi Arabistan ekiplerinden Al-Tai’ye imza attı.

    Bernard Mensah’ın yeni kulübü Al-Tai ile 2+1 yıllık resmi sözleşme imzaladı ve Ganalı oyuncunun her sezon için yaklaşık 1,7 milyon Euro kazanacağı ifade edildi.

    KAYSERİSPOR’A 2,8 MİLYON EURO’YA GELMİŞTİ

    28 yaşındaki başarılı orta saha oyuncusu 2017 yılında Atletico Madrid’den Kasımpaşa’ya kiralanmış, sonrasında Kayserispor’a önce kiralık sonra da 2,8 milyon Euro bonservis bedeliyle transfer olmuştu. Bernard Mensah, Kayserispor’da gösterdiği performans ile 2020-2021 sezonunda Beşiktaş’ta kiralık olarak forma giymişti.

    SÜPER LİG’DE 143 MAÇA ÇIKTI

    Ganalı orta saha oyuncusu Mensah Süper Lig’de forma giydiği 3 farklı takımda toplam 143 maçta 24 gol, 23 asist ve 9 bin 675 dakika süre alarak katkı sağladı.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suudi Arabistan’da kum fırtınası etkili oldu! Hayat durma noktasına geldi

    Suudi Arabistan’da kum fırtınası etkili oldu! Hayat durma noktasına geldi


    Suudi Arabistan’ın kuzeydoğusunda bulunan Hafar El Batin kentinde kum fırtınası nedeniyle gökyüzü kumla kaplandı.

    Kum fırtınasının etkili olduğu bölgede trafik de durma noktasına geldi. Şehrin Rafha bölgesinde bulunan bir alışveriş merkezi de kum bulutları ile doldu.

    Yoğun kum bulutunun alışveriş merkezinin içine girmesiyle alışveriş yapanlar da kumların girmediği alanlara kaçmaya çalıştı.

    Yaralı sayısının bildirilmediği fırtınada yerel yetkililer halka güvende kalmaları için evlerinden çıkmamaları ve araç sürücülerine yolculuk esnasında dikkatli olmaları uyarısında bulundu.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Savaşın eşiğinden dostluğa’: İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin tarihçesi

    ‘Savaşın eşiğinden dostluğa’: İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin tarihçesi


    İran ve Suudi Arabistan Çin’in arabuluculuğunda yedi yıldan uzun bir süre sonra ilişkileri düzeltme ve diplomatik temsilcilikleri yeniden açma konusunda anlaştı.

    Çin’de bir araya gelen iki ülke temsilcisi, iki ay içinde elçilik ve misyonlarını yeniden açacaklarını ve 20 yıldan uzun bir süre önce imzalanan güvenlik ve ekonomik işbirliği anlaşmalarını uygulayacaklarını duyurdu.

    Pekin’in Tahran ve Riyad arasında aldığı rol, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) on yıllardır güvenlik ve diplomatik girişimlerini geride bırakarak ana arabulucu olduğu Orta Doğu’daki dinamikleri sarstı.

    Peki iki ülke ilişkilerinin yakın tarihinde neler yaşandı? Hangi krizler ilişkilerde kilit rol oynadı? 

    1979 – İran Devrimi

    Suudi Arabistan, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin İslam Devrimi sırasında Şii Müslüman din adamları tarafından devrilmesine tepkili bir tutum takındı.

    1980-1988 – İran-Irak savaşı

    İran yönetimi, Bağdat’ın kimyasal silah kullandığı 1980-88 İran-Irak savaşı sırasında Irak’a verilen destekten dolayı Suudi Arabistan’a tepki gösterdi.

    1987-88 – Mekke

    Suudi Arabistan ve İran arasındaki ilişkiler Temmuz 1987’de Müslümanların kutsal kenti Mekke’de çıkan çatışmalarda 275’i İranlı 402 hacının ölmesiyle kopma noktasına geldi. İran’ın başkenti Tahran’daki protestocular Suudi elçiliğini işgal etti ve Kuveyt elçiliğini ateşe verdi. 

    Bir Suudi diplomat elçilik binasından düşerek ağır yaralandı ve hayatını kaybetti. Riyad da Tahran’ı diplomatın Suudi Arabistan’daki bir hastaneye naklini geciktirmekle suçladı. Bu olayın ardından Suudi Arabistan Kralı Fahd, 1988’de İran ile ilişkileri kesti. 1991’e kadar iki ülke arasında bir görüşme olmadı.

    1997 – Zirve

    Suudi Veliaht Prensi Abdullah, İslam Devrimi’nden bu yana ilk defa aralık ayında İslami bir zirve kapsamında İran’ı ziyaret eden en üst düzey Suudi isim oldu.

    1999 – İlişkilerde iyileşme sinyalleri

    İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi 1997’deki ilk zaferinden sonra Riyad’la yakınlaşmak için girişimlerde bulundu. 2001’de yeniden seçimleri kazanmasının ardından Suudi Kralı Fahd, seçim başarısından dolayı kendisini kutlayarak bunun “reformist politikasının bir onayı” olduğunu söyledi. Bu mesajın ardından Hatemi de 1979’dan bu yana ilk kez Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. İki ülke arasında Nisan 2001’de imzalanan güvenlik anlaşması ile ilişkiler iyileşme yoluna girdi.

    2003-2012 Bölgesel gerilimler yükselişte

    2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin’i deviren Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğündeki işgal, ülkedeki Şii çoğunluğun güçlenmesine ve siyasi çizginin İran’a doğru kaymasına neden oldu.

    Suudi Arabistan’a yakınlığı ile bilinen Lübnanlı Refik el-Hariri’nin 2005’te öldürülmesi, İran ve Suriye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerle ABD müttefiki Sünni Arap ülkelerini karşı karşıya getiren bir iktidar mücadelesine zemin hazırladı. Bu sırada Lübnan’da İran destekli Hizbullah hızla büyümeye ve güçlenmeye başladı. 

    Yaklaşık 15 yıl sonra, Birleşmiş Milletler destekli bir mahkeme Hariri cinayetiyle ilgili olarak üç Hizbullah üyesini gıyabında mahkum etti. Hizbullah ise kararı tanımadı. 

    2006’da İsrail ve Hizbullah arasında yaşanan savaş, iki taraf arasında farklı ittifakların kurulduğu şüphelerinin artmasına neden oldu. İran’ın nükleer enerji programı ve Hatemi yerine sert milliyetçi halefi Mahmud Ahmedinejad yönetiminin Körfez bölgesindeki girişimleri Suudilerde bu bölgeye Tahran’ın hakim olmaya çalışltığı yönündeki endişelerin derinleşmesine neden oldu.

    Wikileaks internet sitesinde yayınlanan ve dünyada büyük yankı uyandıran belgelerin birinde ise Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın 2008 yılında kendi diplomatlarına ABD’nin “yılanın başını kesmesi gerektiğini” söylediği işaret edilmişti. 

    2011 – Arap Baharı

    Suudi Arabistan, demokrasi yanlısı ayaklanmaların Tunus ve Mısır’dan doğuya, Körfez’e doğru ilerlemesini endişe ile karşıladı. Bahreyn’deki protestolar, adadaki Şii çoğunluğun iktidarı ele geçirmesi ve İran’la ittifak kurması korkusu nedeniyle “kırmızı çizgi” olarak görülüyordu.

    Suudi birlikleri bu noktada Bahreyn’in Sünni kraliyet ailesinin talebi üzerine devreye girerek Bahreynli Şiilerin ayaklanmalarını bastırmaya yardımcı oldu. Riyad, polis ve Şiiler arasında çıkan çatışmaların ardından bazı Şiileri yabancı bir devletle (İran) işbirliği yapmakla suçladı.

    ABD, Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisine suikast düzenlemeye yönelik bir İran planını ortaya çıkardığını açıkladı. Riyad kanıtların çok güçlü olduğunu ve Tahran’ın bedel ödeyeceğini söyledi. İran ise Amerikan açıklamasını Tahran ile Riyad’ın arasını açmayı amaçlayan bir uydurma olarak nitelendirerek reddetti.

    2011 – Suriye iç savaşı, ABD-İran ilişkileri, nükleer müzakereler

    Ilımlı politikacıları ile tanınan Hasan Ruhani’nin Haziran 2013’te İran Cumhurbaşkanı seçilmesi İran’ın şimdiye kadarki çatışmacı dış politikasını uzlaşmacı bir yöne çevirdi. İran aynı yılın kasım ayında nükleer faaliyetlerini sınırlandırmak için Batılı ülkelerle geçici bir anlaşma imzaladı. Bu sayede İran’ın Körfez bölgesindeki Arap komşuları ile arasındaki ilişkiler iyileşmeye başladı.

    Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi aralıkta İran ile “içişlerine karışmama” temelinde iyi komşuluk ilişkileri kurulması çağrısında bulundu.

    Ancak İran-Suudi ilişkileri, Suriye’deki iç savaşa da yansıyan bölgesel güç mücadelesi nedeniyle durma noktasında olmayı sürdürdü. Riyad, Tahran’ın yakın müttefiki olan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı savaşan isyancıların önde gelen destekçilerinden biri.

    2015’te ise Yemen kirizi iki ülkenin adeta “düşman” olmasına neden oldu. İran’a bağlı bir grubun başkent Sana’da hükümeti devirmesi sonrasında yılında Suudi Arabistan, Batı destekli bir koalisyonun başında Husi hareketine karşı ülkeye askeri müdahalede bulundu. 

    2016 – Suudi Arabistan’da idamlar, İran’da karşı protestolar

    Suudi Arabistan 2 Ocak 2016 tarihinde aralarında önde gelen Şii din insanı Nimr el-Nimr’in de bulunduğu yaklaşık 50 kişiyi idam etti. Tahran’daki protestocular Suudi elçiliğine saldırdı. İran’ın en üst düzey lideri Ayetullah Ali Hamaney ise Nimr’in idamı için “ilahi intikam” sözü verdi.

    Bu açıklamadan bir gün sonra Suudi Arabistan İran ile ilişkilerini kesti. İran ise 7 Ocak’ta Suudi Arabistan’ı Yemen’deki büyükelçiliğine hava saldırısı düzenlemekle suçladı. Suudi yetkililer bu iddiayı propaganda olarak nitelendirerek reddetti.

    29 Mayıs 2016’da İran, Suudi Arabistan’ı “sabotaj” yapmakla ve hacıların güvenliğini sağlayamamakla suçlayarak hacılarının yıllık hac ziyaretine katılmalarını yasakladı.

    2019’dan bugüne

    14 Eylül 2019’da Suudi Arabistan, petrol tesislerine yapılan ve krallığın arzının yarısını kesen saldırılardan İran’ı sorumlu tuttu. İran olayla ilgisini reddetti; Yemen’deki İran yanlısı Husi grubu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

    Suudi Arabistan Aramco saldırısında İran’ı suçladı, ABD ise ‘saldırı savaş nedeni’ dedi 

    3 Ocak 2020’de İranlı askeri komutan Kasım Süleymani, Bağdat’ta bir ABD insansız hava aracı saldırısında öldürüldü.

    9 Nisan 2021’de İran ve Suudi Arabistan, Bağdat’ın ev sahipliğinde ilk doğrudan görüşmelerini gerçekleştirdi. Nisan 2021 ile Eylül 2022 arasında, çoğunlukla Irak ve Umman’ın arabuluculuğunda dört tur görüşme yapıldı.

    İran 13 Mart 2022’de, planlanan beşinci tur öncesinde, Suudi Arabistan’da aktivistlerin 41 Şii Müslüman’ı da içerdiğini söylediği toplu idamlardan bir gün sonra görüşmelerden çekildi.

    21 Nisan 2022’de ise beşinci tur görüşmeleri gerçekleştirildi.

    19 Ekim 2022’de İran lideri Hamaney’in başdanışmanı Suudi ve İran elçiliklerinin yeniden açılması çağrısında bulundu.

    Çin Devlet Başkanı Şi Cinping 9 Aralık 2022’de Suudi Arabistan’ı ziyaret etti ve Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile görüştü. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Şi ile görüşmek üzere 16 Şubat 2023’te Çin’i ziyaret etti.

    İran ve Suudi Arabistan 11 Mart 2023’te, yıllar süren düşmanlığın ardından Çin’in aracılık ettiği bir anlaşmayla ilişkileri yeniden kurmayı kabul etti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suudi Arabistan, Suriye lideri Esad’ı Arap Birliği zirvesine davet edecek

    Suudi Arabistan, Suriye lideri Esad’ı Arap Birliği zirvesine davet edecek


    Suudi Arabistan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı mayıs ayında Riyad’ın ev sahipliği yapacağı Arap Birliği zirvesine davet etmeyi planlıyor.  

    Reuters’ın üç kaynağa dayandırdığı söz konusu davetin gerçekleşmesi halinde bu, Şam ve Esad yönetimine yönelik uygulanan bölgesel izolasyonun resmen sona erdirileceği anlamına geliyor. 

    Kaynaklardan ikisi, Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın önümüzdeki haftalarda Şam’a giderek Esad’a 19 Mayıs’ta yapılması planlanan zirveye katılması için resmi bir davetiye vereceğini aktardı. 

    Suudi hükümeti iletişim ofisi ve her iki ülkenin dışişleri bakanlıkları yorum yapmadı.

    Örgütün Arap ülkeleri arasındaki ikili düzeydeki her adımdan haberdar olmadığını belirten Arap Birliği Genel Sekreteri Sözcüsü Cemal Ruşdi, “Söz konusu ziyaretle ilgili daha önceden bilgilendirilmemize gerek de yok.” değerlendirmesinde bulundu. 

    Esad’ın bir Arap Birliği zirvesine katılması, Suriye’nin örgütten uzaklaştırıldığı 2011 yılından bu yana Arap dünyasındaki itibarını yeniden kazanması açısından en önemli gelişme olarak görülüyor. 

    Esad, iç savaşa yol açan protestolar ve protestoculara yönelik uygulamaları nedeniyle birçok Batılı ve Arap ülkesi tarafından boykot edilmişti.

    Uzmanlara göre Suriye’nin 22 üyeli örgüte geri dönüşü büyük ölçüde sembolik olacak ancak ülke içindeki savaşa yönelik bölgesel yaklaşımdaki değişikliği yansıtması açısından önem arzediyor. 

    Çok sayıda yabancı gücün dahil olduğu ve ülkeyi parçalanmanın eşiğine getiren savaşta şu ana kadar yüz binlerce insan hayatını kaybetti. 

    Geçtiğimiz ay bazı kaynaklar Riyad ve Şam’ın Ramazan ayından sonra büyükelçiliklerini yeniden açma konusunda anlaşmaya vardığını iddia etmişti. 

    Suudi Dışişleri Bakanlığı, herhangi bir anlaşmaya varıldığını doğrulamasa da konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılması için Suriye Dışişleri Bakanlığı ile temas halinde olduklarını teyit etti.

    Üçüncü kaynak ise, Riyad’ın ilişkileri düzeltmek için Şam’dan istediği sınır güvenliği ve uyuşturucu kaçakçılığı konularındaki yakın işbirliği dahil bir dizi talepler listesi üzerindeki müzakerelerin uzun zamandır devam ettiğini aktardı. 

    Bir başka kaynağa göre de Prens Faysal’ın Şam’ı ya da Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın Riyad’ı ziyaret etmesi için yapılan ilk görüşmeler, Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle ertelendi.

    Mısır Dışişleri Bakanı, Suriye Dışişleri Bakanıyla “ilişkilerin güçlendirilmesini” görüştü

    Öte yandan Arap Birliği’nin önde gelen ülkelerinden Mısır da Esad ile temaslarına yeniden başladı. Cumartesi günü Suriye Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin on yılı aşkın bir süre sonra Kahire’ye gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret sırasında iki taraf “işbirliğini güçlendirme” konusunda anlaştı.

    Şukri ile Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, başkent Kahire’de bir araya geldi.

    Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Şukri ile Mikdad’ın Dışişleri Bakanlığında “basına kapalı ikili görüşme gerçekleştirdiği” belirtilirken görüşmenin detaylarına ilişkin bilgi verilmedi.

    Mısır’da yayın yapan El-Yevm el Sabi gazetesi de Şukri ile Mikdad’ın “iki ülke arasındaki ortak öneme sahip konuları ele almak” üzere bir araya geldiğini yazdı.

    Görüşmede, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi meselesinin ele alındığı ifade edildi.

    Suriye hükümetinin haber ajansı SANA da Mikdad’ın Mısır Dışişleri Bakanı Şukri’nin daveti üzerine “iki kardeş ülke arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesi meselesini görüşmek ve bölgedeki ve dünyadaki gelişmeleri ele almak” üzere Kahire’ye gittiğini duyurmuştu.

    Bu, Arap Birliği’nin 2011’de Suriye’nin üyeliğini askıya almasının ardından Esad yönetiminin, Mısır’a bakan düzeyinde gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliği taşıyor.

    Şukri ile Mikdad, 10 yıl aradan sonra ilk kez Eylül 2021’de ABD’de bir araya gelmişti.

    Mısır Dışişleri Bakanı Şukri de 2011 yılından sonra ilk kez, 6 Şubat 2023’teki depremlerden etkilenen Suriye’yi ziyaret etmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İran Cumhurbaşkanı Reisi, Suudi Arabistan Kralı’nın davetini ‘memnuniyetle’ karşıladı

    İran Cumhurbaşkanı Reisi, Suudi Arabistan Kralı’nın davetini ‘memnuniyetle’ karşıladı


    İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlatılması kararının ardından Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in kendisini Riyad’a davet etmesinden “memnuniyet” duyduğunu bildirdi.

    İran Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kral Selman bin Abdulaziz’in “iki kardeş ülke arasında anlaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirip, ekonomik ve bölgesel güçlü işbirliği için Reisi’yi Riyad’a davet ettiği” bildirildi.

    Açıklamada, Cumhurbaşkanı Reisi, “bu daveti memnuniyetle karşıladı ve İran’ın işbirliğini genişletmek için hazır olduğunu vurguladı” denildi.

    Riyad ve Tahran, 7 yıl aradan sonra Pekin’de Çinli yetkililerin aracılığıyla 10 Mart’ta diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması konusunda anlaşmaya varmıştı.

    Bu arada İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, yakın zamanda Suudi Arabistanlı mevkidaşı Faysal bin Ferhan ile bir araya geleceğini söyledi.

    İran merkezli Tesnim Haber Ajansına göre Abdullahiyan, başkent Tahran’da düzenlediği basın toplantısında, Suudi Arabistan ile varılan anlaşmaya ilişkin bilgi verdi.

    Anlaşmanın bölgede barışı tesis edeceğini vurgulayan Abdullahiyan, yakın zamanda Suudi Arabistanlı mevkidaşı Bin Ferhan ile görüşeceğini aktardı ancak tarih vermedi.

    İranlı Bakan Abdullahiyan, ülkesinin Bahreyn ile ilişkilerinin normalleşmesi amacıyla yürütülen görüşmelerde de ilerleme kaydedildiğini sözlerine ekledi.

    İran-Suudi Arabistan ilişkileri

    Suudi Arabistan’da 2 Ocak 2016’da aralarında Şii din adamı Nimr el-Nimr’in de bulunduğu 47 kişi “terör” suçlamasıyla idam edilmişti.

    İdamlara tepki gösteren İranlı yetkililerin peş peşe yaptığı açıklamaların ardından Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ve Meşhed kentindeki konsolosluk binaları İran’daki göstericiler tarafından ateşe verilmişti.

    Mart 2015’te başlayan Yemen’deki kriz nedeniyle zaten gergin olan iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen kesilmişti.

    İran ve Suudi Arabistanlı yetkililer, Nisan 2021’de Bağdat’ta doğrudan görüşmeler yapmak üzere bir araya gelmiş ve Irak’ın arabuluculuğundaki görüşmeler daha sonra da devam etmişti.

    İran ile Suudi Arabistan, son yıllarda yaşanan gerginliğin ardından 7 yıl sonra diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması ve büyükelçiliklerin karşılıklı olarak açılması konusunda anlaştı.

    Tahran- Riyad ilişkilerini normalleştirmek için 6 Mart’ta Çin’in başkenti Pekin’de Çinli yetkililerin aracılığıyla müzakerelere başlayan İran ve Suudi Arabistanlı üst düzey güvenlik yetkilileri, 10 Mart’ta anlaşmaya vardı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Doctor Strange in the Multiverse of Madness’ filminin eşcinsel karakteri Arap ülkelerinde yasak getirdi

    ‘Doctor Strange in the Multiverse of Madness’ filminin eşcinsel karakteri Arap ülkelerinde yasak getirdi


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***