Etiket: Polis

  • Almanya’da polis, 8 milyon euro ile ortadan kaybolan 28 yaşındaki Yasemin Gündoğan’ı arıyor

    Almanya’da polis, 8 milyon euro ile ortadan kaybolan 28 yaşındaki Yasemin Gündoğan’ı arıyor


    Almanya’nın Bremen kentinde çalıştığı para taşıma şirketinin bankalara gönderdiği 8 milyon euroyu ‘çaldığı’ iddia edilen Yasemin Gündoğan, Almanya’nın gündeminde. Alman polisi şüphelinin bulunması için halktan yardım istedi. Gündoğan’ın büyükanne ve büyükbabasına göre torunları ya ‘mafya tarafından tehdit edildi’ veya bu ‘suçu işlemeye zorlandı’.

    Bild gazetesine göre Yasemin Gündoğan, geçmişte organize suça karışan bir ailenin işlettiği “Ocean 27” adında bir nargile kafede garsonluk yapıyordu.

    Loomis isimli şirkette çalışan Gündoğan’ın 21 Mayıs’ta kaybolan paranın ardından kayıplara karıştığını belirten polis, geçen bu sürede yakalanamayan şüphelinin yerinin tespit edilebilmesi için halktan yardım istedi.

    Ailesi: Bu işin arkasında mafya olduğunu düşünüyoruz

    Genç kadının Ordu’da yaşayan dedesi Mehmet Gündoğan ile babaannesi Fethiye Gündoğan, torunlarının böyle olaya karıştığına inanamadıklarını söylüyor.

    Torununun ekonomik olarak iyi durumda olduğunu belirten Fethiye Gündoğan, “Benim torunum işinde gücünde olan birisiydi. Ekonomik olarak da durumu iyiydi. Böyle bir şey yaptığına inanmıyorum. Daha geçen yıl kendisine ev aldı. Böyle karakterde bir çocuk değil. Ben torunumun bu işe zorlandığını, tehdit edildiğini düşünüyorum.” dedi.

    Dede Mehmet Gündoğan ise, “Yerini bilsem polise şikayet ederim, en azından polis torunumu bulursa canına bir şey gelmeden kurtarmış oluruz. Bu işin arkasında mafya veya başka birilerinin olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.

    Genç kadının nerede olduğu bilinmiyor. Gündoğan’ın Türkiye’ye kaçtığını yönünde iddialar bulunuyor ancak bu konuda resmi ağızdan bir açıklama yapılmadı.

    Para nasıl çalındı?

    Paketlenmiş banknotları, ATM’lerdeki para kutularına yerleştirmekle görevli şüphelinin bu paraları para kutuları yerine çantalara koyarak siyah bir minibüsle kaçtığı, ardından hasta olduğu gerekçesiyle işe gelmediği öne sürüldü.

    Olayın tatile denk gelmesiyle paraların çalındığının 4. gün fark edildiği, Gündoğan ile iş birliği yaptığı şüphesiyle bir kişinin yakalandığı belirtildi.

    Savcılık tarafından tutuklama kararı çıkarılan Yasemin Gündoğan’ın fotoğrafı temmuz ayı başında polis tarafından yayımlandı. Polis yetkilileri, Gündoğan’ın bulunmasına yardımcı olacak bilgi getirmeleri için halka çağrıda bulundu.

  • Dün zabıta bugün polis: Kürt müziğini her koşulda seslendireceğiz

    Dün zabıta bugün polis: Kürt müziğini her koşulda seslendireceğiz


  • Yunanistan’da bulunan çalıntı Picasso tablosu, polisin basın toplantısında masadan düştü | Video

    Yunanistan’da bulunan çalıntı Picasso tablosu, polisin basın toplantısında masadan düştü | Video


    Yunanistan’da 2012 yılında Ulusal Galeri’den çalınan geçtiğimiz günlerde ise polis tarafından bulunan Picasso tablosu, kameraların önünde yere düştü. Yunan emniyetince düzenlenen basın toplantısı sırasında üzerine yerleştirildiği masanın kenarından kayarak düşen tablonun zarar görmediği açıklandı.

    İspanyol ressam Pablo Picasso’nun 1939’da çizdiği ve Yunan halkına 1949’da Nazi işgaline karşı verdiği mücadele için hediye ettiği “Kadın Başı” ile yine ünlü ressam Piet Mondrian’ın 1905’te çizdiği “Stammer Yeldeğirmeni” eserleri, Atina Resim Galerisi’ne yapılan soygunda 9 Ocak 2012’de çalınmıştı.

    Geçtiğimiz günlerde ise tabloları çaldığını itiraf eden bir kişinin başkent Atina yakınlarındaki ormanlık alanda tabloları gömdüğü yeri göstermesiyle ünlü eserler gün yüzüne çıkarıldı.

    Toprağın altından sağlam çıktı, polisin gözetiminde yere düştü

    Ancak toprağın altından sarılı bir halde çıkarıldıktan sonra zarar görmediği belirlenen tablonun, polislerin gözetiminde yere düşmesi ise tepkiye neden oldu.

    Bazı sosyal medya kullanıcıları tablonun, polisin “Artık emin ellerde” demesinin ardından hemen düşmesini “ironi” olarak yorumladı.

    Sosyal medyada polise tepki

    Polislerin ayrıca toplantı sırasında, eldiven giymeyerek tablolara çıplak elle dokunmaları ve yoğun flaşlara maruz bırakmaları da sosyal medyada oldukça eleştirildi.

    Geçtiğimiz mayıs ayında Picasso’nun Pencere kenarında oturan kadın (Marie-Therese)” adlı tablosu New York’ta Christie’s tarafından düzenlenen bir açık artırmada 103,4 milyon dolara satılmıştı.

    Atina Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamada, Picasso’nun “Kadın Başı” ve Hollandalı sanatçı Piet Mondrian’ın “Stammer Yeldeğirmeni” tablosunu bulmak üzere, Atina yakınlarındaki Keratea bölgesinde bulunan bir vadi yatağına baskın düzenlendiği belirtilmişti.

  • Taksim’deki gösteride polisin müdahalesiyle gözaltına alınan muhabir: ‘Nefes alamıyorum’

    Taksim’deki gösteride polisin müdahalesiyle gözaltına alınan muhabir: ‘Nefes alamıyorum’


    İstanbul’da Taksim’deki “Onur Yürüyüşü”’nü görüntülemek için alanda bulunan AFP muhabiri Bülent Kılıç, polis tarafından ters kelepçe ile gözaltına alındı.

    Olay yerindeki gazetecilerin aktardığına göre polis, gözaltına aldığı Kılıç’ı yere yatırarak, önce boğazına bastı. Covid-19 salgını yüzünden maske takan Kılıç, boğazına basılmasının ardından ABD’deki George Floyd’un dünya gündemine oturan “Nefes alamıyorum!” şeklindeki tepkisiyle karşılık verdi.

    Euronews’in edindiği bilgiye göre, daha sonra serbest bırakılan foto muhabiri darp raporu almak için hastaneye gitti. Kılıç, darp raporunun ardından kendisine kötü muamele eden polisler hakkında şikayet başvurusunda bulunacak.

    AFP foto muhabiri Kılıç, sokağa çıkma kısıtlamaları sırasında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları çalışırken Türkiye’ye gelen turistlerin eğlendiği anların fotoğrafını çekmiş, bu fotoğraflar geniş yankı uyandırmıştı.

    Bu arada gazetecinin uğradığı kötü muamele üzerine Gazeteciler Sendikası, polisin uygulamasına sert tepki gösterdi.

    ABD’de George Floyd isimli siyahinin, gözaltındayken bir polisin dizini boğazıyla bastırması sonucu hayatını kaybetmesi ve bu anı genç bir kızın akıllı telefonla kaydedip, sosyal medya üzerinden dağıtması sonucu başlayan gösteriler ülke geneline yayılmıştı.

    Floyd’un ölümüne yol açan polis daha sonra suçlu bulunarak, mahkum olmuştu.

  • Almanya’nın Würzburg kasabasında bıçaklı saldırı: 3 kişi öldü, 6 yaralı

    Almanya’nın Würzburg kasabasında bıçaklı saldırı: 3 kişi öldü, 6 yaralı


    Almanya’nın Würzburg kasabasındaki bıçaklı saldırıda üç kişi öldü, altı kişi yaralandı. Polis, şüpheli zanlıyı bacağından kurşunla vurarak durdurdu.

    Durumun kontrol altına alındığını açıklayan polis, olayda insanların öldüğünü ve yaralandığını; bir saldırganın da vurulduğunu söyledi.

    ARD kamu televizyonunun bir muhabiri, polis tarafından kendisine, saldırının arkasında bir terör güdüsü olduğuna dair hiçbir belirti bulunmadığının söylendiğini aktardı.

    Aşağı Frankonya polisi Twitter’da “Polis ateşli silah kullandıktan sonra saldırgan etkisiz hale getirildi. İkinci bir şüpheliye dair hiçbir belirti yok. Halk için hiçbir tehlike yok.” paylaşımı yaptı.

    Sosyal medyada, elinde bıçakla görünen genç bir adamın, polis gelene kadar çevredekeler tarafından etkisiz hale getirilmeye çalışıldığını gösteren videolar paylaşıldı.

    Würzburg, Frankfurt’un güneydoğusunda yaklaşık 130 bin nüfuslu bir kasaba.

  • Son dönemde artan polis intiharlarının sebepleri neler? Uzmanlar ne diyor?

    Son dönemde artan polis intiharlarının sebepleri neler? Uzmanlar ne diyor?


    Türkiye’de son aylarda yaşamına son veren polislerin sayısında görülen artış dikkat çekiyor. Bu duruma Emniyet Genel Müdürlüğü raporlarında da yer veriliyor.

    Geçtiğimiz günlerde Gaziantep’te görev yapan Muhammed Arslan isimli polis memuru ailesine yazdığı mektupta meslek yaşamında yaşadığı şiddeti şu sözlerle anlatmıştı:

    “Canım ailem, vefakar anam, asker babam, canım kardeşim… Biliyorsunuz ki Peygamber ocağında darp edildim, küfür, tehdit ve hakarete maruz kaldım. Adalet kapısını yüzüme kapattılar, sürgüne gönderildim. Ama din kültürü öğretmenliğini bırakıp, baba mesleğini seçtiğim gün bana oğlum, ‘gitme’ demesinde ben senin gönlünü edip ikna edip gitmiştim polisliğe. Sen haklıydın ana her şeyimi söküp aldılar. Canım anam sakın hiç üzülmeyesin, ağlamayasın. Senin oğlun vatanına ve milletine asla ihanet etmedi. Alnınız açık, başınız dik olsun. Tarafıma yapılan onca baskı, zulüm, mobbing ve psikolojik işkenceden sonra dayanamayıp hayatıma son veriyorum.”

    Kendisine bir süre ulaşılamayan Arslan’ın bulunduğuna dair açıklama yapan Emniyet Genel Müdürlüğü Arslan’a psikolojik destek sağlandığını duyurdu.

    Polis memuru Muhammed Arslan hayatta. Ama bir hafta önce Antalya’da emniyet binasının 4’üncü katında, başına dayadığı tabancasını ateşleyerek yaşamına son veren 15 yıllık polis memuru Hakan A. değil.

    Emniyet Genel Müdürlüğü 2021 yılında geçmiş yıllara kıyasla intihar oranlarında bir artış olduğunu kabul ediyor.

    Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazılı olarak yaptığı açıklamaya göre 2017’de yüz binde 20 olan intihar oranı 2020’de yüz binde 11’e düştü.

    Emniyet-Sen: 2021 yılının ilk altı ayında 40 polis intihar etti

    Ama Emniyet-Sen verileri 2021’nin ilk altı ayında 40 polisin yaşamına son verdiğini söylüyor.

    Yargıtay kararıyla kapatılan Emniyet-Sen Genel Başkanı Faruk Sezer ise polis intiharlarına dair sağlıklı bir veri paylaşılmadığı gibi, insan canının matematik hesabı yapılarak açıklanmasına tepki gösteriyor.

    Sezer, bu intiharların altında yatan gerekçeleri polislerin çalışma koşullarının zorluğu, mobbing ve ekonomik zorluklar olarak sıralıyor.

    “Uzun mesailer, ekonomik sıkıntılar, mobbing”

    Emniyet mensuplarının mesai saatlerinin uzunluğu, yıllık ve idari izinlerin kullandırılmamasından şikayet ederek başlıyor söze Sezer.

    Emniyet teşkilatı çalışanları yıllık izinlerini aylar öncesinden bildirmiş olmalarına rağmen kullanamazlar. Önünümüzde kurban bayramı var. Polisler dokuz günlük tatilden faydalanmak için ya senelik iznini kullanacak ya da o tatilden faydalanamayacak. Bütün devlet memurları tatil yaparken siz daha fazla çalışacaksınız. O zaman bana bu dokuz günün parasını ver ya da o dokuz günü yıl içinde kullandırttır. Bu bir mobbingdir. Kişinin öz hakkın olan idari ve de yıllık iznini gasp ediyor. Bu izin vermeme hali keyfidir. Mobbing illa fiziksel şiddet değildir. Bu da psikolojik şiddettir. Hakkını isteyen polisler de sürgün tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Ya da il içi tayini polislerin üzerinde sopa olarak kullanılabiliyor. Bu ne demek, sizin kurulu bir düzeninizin bozulması… İşte o zaman soruyorsunuz, hakkımı arayıp yerimden mi olayım yoksa susup yerimde mi kalayım? Yani canından vazgeçme bir anda olmuyor, o bardağın son damlası artık. Çalışma şartları, ekonomik şartları düzeltmek lazım. Evet göreve gideceğiz ama bana bunun parasını vereceksin. Sorun yokmuş gibi davranıyorlar ama sorunlar bitmiyor.”

    ”Polis şikayetlerinin olduğu Kamu Denetçiliği Emniyet Raporu Meclis’te okunmadı”

    Aslında mesai dışında verilen görevlerin yarattığı sıkıntılar ve ağır çalışma saatleri nedeniyle psikolojik olarak yaşanan sorunlara dair 2014 yılında Kamu Denetçiliği Kurumu’na çeşitli polislerin şikayetlerinin sonucu hazırlanan bir rapor var. Adı Kamu Denetçiliği Emniyet Raporu.

    Emniyet mensuplarının şikayetlerinin yer aldığı bu raporun konusu şu sözlerle ifade ediliyor:

    Şikayetçiler, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde polis memuru olarak görev yaptıklarını, kanunla haftalık çalışma sürelerinin 40 saat olarak belirlenmesine rağmen bu zamanın çok üstünde çalıştıklarını, mesai dışında ek görevler verildiğini ve bu çalışmaları karşılığında fazla mesai ücreti almadıklarını, bu ağır çalışma saatleri nedeniyle psikolojilerinin, sosyal ve aile hayatlarının bozulduğunu, bununla birlikte kendileri gibi polis memuru olan ancak büroda çalışan meslektaşlarıyla aynı maaşı ve ek ödemeyi aldıklarını, yaptıkları fazla mesaiye karşılık olarak verilmesi gereken idari izinlerinin verilmediğini belirterek, bu uygulamaların hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle polislerin özlük haklarının düzeltilmesi konusunda tavsiye kararı verilmesini talep etmişlerdir.

    Ancak raporun Meclis’te okunma zorunluluğu olmasına rağmen, okunmadı.

    Polislerin meslek yaşamlarından kaynaklı yaşadığı sorunlara dair Emniyet Genel Müdürlüğü’nün çözüm üretmediğini savunan Sezer, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde rehberlik ve psikolojik danışma ve sağlık birimlerinin de ”fişleme merkezleri” olduğunu öne sürüyor:

    Bir birim kuruldu, destekler verilmeye başlandı. Fakat burada konuştuğunuzda, derdinizi anlattığınızda, anlatılanlar gizli kalmıyor. Hasta doktor gizliliği ihlal ediliyor. Siz odadan çıktığınız an, anlattıklarınızla ilgili rapor hazırlanır. Ve ilgili makama yani polisin bağlı olduğu il emniyet müdürlüğüne sunulur. O nedenle yaşanan intiharlarda kolaylıkla maddi, alevi, psikolojik ve gönül ilişkisi sorunları vardı deniliyor. Bu tespitleri rehberlik ve psikolojik danışma ve sağlık birimlerinde yapılan görüşmelerden biliyorlar. En acı kısmı da bu. Bu merkezlerden destek alan polis arkadaşlarımız, iş yaşamında yaşadıkları şiddeti ve baskıyı anlatıyor ya da görev sırasında insan üstü çalıştırılma sonucunda nasıl yıprandığını anlatıyor hatta bunun aile ilişkilerine nasıl yansıdığından bahsediyor ama sizin isminizin karşısına ailevi sorunları var diye not düşülüyor. Halbuki anlatılan bu değil. İş yaşamında yaşanan o sıkıntılara dair anlatılanlar not düşülmüyor. Madem bu polislerin psikolojik, ekonomik, ailevi ya da başka sorunları olduğunu biliyorsunuz neden bunlara dair bir çözüm bulmuyorsunuz? Neden polisler canına kıymadan önce önlem almıyorsunuz?

    ”POLSAN’ın 465 milyon lirasının kayıp, ihtiyacı olan emniyet mensubuna bu sandıktan kredi verilmiyor”

    Sezer’e göre aslında polis teşkilatının yaşadığı ekonomik sorunlara da çare bulunabilir. Çünkü polisler için emekli sandığı olarak bilinen ve ihtiyaç duyan üyelerine kredi ve sosyal yardımlar sağlamak için kurulan bir yardım sandığı var. Ama Sezer, bu yardım sandığının 465 milyon lirasının kayıp olduğunu, maddi ihtiyacı olan emniyet mensubuna bu sandıktan kredi verilmediğini ifade ediyor:

    Polis yardım sandığında yıllar önce 2013’te yaşanan yolsuzluk 465 milyon civarında. Bunu ben ve ekibim ortaya çıkardık. Normal şartlarda bu yolsuzluk hükümet devirir. 90’lı yıllarda İKSAN yolsuzluğunda hükümet devrildi. Ama meşhur bir laf var; ”Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız.” Ne yazık ki bu işin sorumlusu yok. Sandığı paravan şirketler kurarak polis memurlarının ortağı olduğu parayı iç edeceğinize, kredi kullandırtın. Polisin ne kadar borcu olduğu ya da maddi sıkıntısının ne olduğu çok rahat görülüyor iş verenleri tarafından. Ama polis canına kıydıktan sonra maddi sorunları vardı deniliyor. Sanki bilinmiyormuş gibi…”

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ” Polislik bir maaş mesleği değildir, kim öyle düşünüyorsa bir dakika durmasın” açıklamasına da tepkili Sezer. Mobbing olarak değerlendiriyor:

    Soylu, bu açıklaması ile emniyet teşkilatın tamamına mobbing uygulamıştır. Tehdit etmiştir. Türkçe meali şudur; sesinizi çıkarmayacaksınız, kuzu kuzu çalışacaksınız. Eğer sesiniz çıkarsa babasının köyüne geri gönderirim. Bu üst perdeden bir baskı ve mobbingdir. Bu alttaki birimlerin işini daha da kolaylaştıracak. Yani altta kalanın da canı çıkmış oluyor zaten.”

    Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Psikiyatr Doktor Ayhan Akcan ise polislerin en yüksek oranda intihar eden meslek gruplarından biri olduğunu söylüyor:

    Polis intiharları meslek grupları içerisinde en riskli grup. Nedeni de meslekle beraber ortamda silah bulunması. İkincisi de meslek kendi içinde zaten toplumun en problemli, en yasadışı grupla uğraşıyor. Belli bir noktadan sonra meslek ve kişilik örtüşmesi oluşabiliyor. Ve her şeyde kuşkucu ve şüpheci araştırmacı bir yaklaşım sergileyebiliyorlar. Bu günlük yaşamını etkilediğinde önce evlilikleri bozuluyor. Diğer insanlarla iletişimde kopukluk oluyor. Üçüncüsü sosyal anlamda kendini saklama eğilimi oluyor. Dördüncü öfke problemleri çıkabiliyor, ruhsal problemler çıkıyor. Bunlarla boğuşurken destek alması lazım. Ama bizim ülkemizde yasalarda polislerin psikolojik destek alması yok. Zorunlu değil. Ve kayda geçtiğinizde bu sefer silahlı olarak mesleğini icra edip edemeyeceği sorgulanıyor. O nedenle saklama eğilimi ön planda oluyor ya da özelde takip ediliyor. Sonuç olarak tedavi edilemediği ve destek alamadığı için hem depresyon hem de meslekten kaynaklanan ciddi soruşturmalarda çok çabuk intihar eğilimleri olabiliyor.

    ”Emniyet içinde verilen psikolojik desteklerin tarafsız olduğu anlamı çıkarılamaz ”

    Tarafsız bir merkezden bu sürecin yürütülmesi gerektiğini ifade eden Psikiyatr Doktor Ayhan Akcan, ”Emniyet çalışanlarına her yıl en az bir defa psikolojik destek alma zorunluluğu getirilmeli” diyor.

    ”Türkiye’de polislik mesleği sosyo ekonomik seviyesi düşük grubun tercih ettiği bir durum. Onun için de aile içinde bu durum saklanıyor, yüz kızartıcı olarak görülüyor. Mesleğim elimden mi alınır kaygısı yaşanıyor. Polislerde intihar nedenlerinin başında sosyal nedenler geliyor. Mesainin sonu belli değil, bayram seyran yok. Bu bir sorun. Eğer eşi idare edemezse çok ciddi boşanmalar, sonuçlar oluyor.

    Polis intiharları ile ilgili CHP’den önerge

    CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal polis intiharlarının araştırılması için Meclis Başkanlığı’na önerge sunmuştu.

    Son bir ayda 20 polisin intihar ettiğine dikkat çeken Tanal’ın önerge gerekçesinde amir baskısına, pandeminin polislere getirdiği iş yükü ve strese, özlük hakları ve maaş konusundaki haksızlıklara, kumanyaların yetersiz ve sağlıksız olmasına, tayin, terfi, atama ve görevlendirmelerle ilgili sorunlara vurgu yapıldı.

  • Londra polisiyle ilgili rapor: Faili meçhul cinayetin çözülememesinin nedeni ‘kurumsal yolsuzluk’

    Londra polisiyle ilgili rapor: Faili meçhul cinayetin çözülememesinin nedeni ‘kurumsal yolsuzluk’


    İngiltere’de 1987 yılında özel dedektif Daniel Morgan’ın ölümüyle ilgili bir rapor Londra polis teşkilatıyla ilgili soru işaretleri doğurdu. Cinayetin neden çözülemediğini soruşturan rapor Londra (Metropol) Polis Teşkilatı’ndaki “kurumsal yolsuzluğu” gerekçe gösterdi.

    Teşkilatın cinayeti çözmek yerine kendi itibarını korumayı tercih ettiğini belirten rapor kurumun yapılan hatalarla ilgili dürüst davranmadığına da dikkat çekti.

    37 yaşındaki Daniel Morgan Londra’nın güneyindeki bir pub’ın (Birahane) otoparkında başına balta ile vurularak öldürüldü. Cinayetten bu yana geçen 34 yıl içerisinde masrafı 50 milyon sterlini bulan beş soruşturmaya rağmen faili tespit edilemedi.

    Özel dedektifin öldürüldüğü sırada polis teşkilatındaki yolsuzluğu araştırdığını belirten ve faili meçhul cinayetin peşini bırakmayan Morgan’ın ailesinin talebiyle 2013 yılında dönemin İçişleri Bakanı Theresa May’in talimatıyla bağımsız bir heyet tarafından inceleme başlatıldı.

    Rapor ağır ifadeler içeriyor

    Olayla ilgili incelemelerini tamamlayan heyetin önceki gün yayınlanan rapor cinayetin çözülememesinden Londra Polis Teşkilatını sorumlu tuttu. Teşkilatla ilgili çok ağır bulgular sunan raporda polis memurlarının birbirini kolladığı, cinayetin çözülmesine engel olmak için birçok ciddi tebdirin bilinçli olarak atlandığı sonucuna varıldı.

    Sekiz yılda tamamlanan ve 18,5 milyon sterlin’e mal olan bin 200 sayfalık raporda cinayetle ilgili öne çıkan bulgular arasında:

    • Cinayetin en başından bu yana polis memurlarının failleri koruma ve adalete teslim olmalarına engellemede rol oynadıklarının bilindiği,
    • Olay mahalinde arama yapılmadığı, mahalin tedbirsiz bırakıldığı, tanık aranmadığı,
    • Yapılan hataları rapor etmek isteyen görevdeki ya da emekli bazı memurların dışlandığı, başka birimlere sürüldüğü, istifaya zorlandığı veya disiplin cezasıyla karşı karşıya bırakıldığı,
    • Olayın Londra dışındaki birimlerce incelenmesinde engel çıkarıldığı belirtildi.

    Raporda ayrıca o dönem yardımcı komiser olan Londra Emniyet Müdürü Dame Cressida Dick’in soruşturma için ilk aşamada polis iç bilgi sistemine ve daha hassas bilgilere ulaşma iznini vermediği belirtiyor.

    Bu tür hataların bir daha yaşanmaması için polis memurlarının mason grupları gibi grup üyeliklerini ifşa etme zorunluluğunun getirilmesi ve polis içinde muhbirlerin korunması da raporda önerildi.

    Raporda genel olarak polisin basına hikaye sattığı, yasa dışı kabul edilebilecek kişilerle yakın temas kurduğu, kurumsal bilgisayarı kötüye kullandığı, delillerle oynadığı, sarı zarf içinde “rüşvet” aldığı gibi ifadeler yer aldı.

    Londra Emniyet Müdürü’nün istifası isteniyor

    Rapor İçişleri Bakanı Priti Patel tarafından derinden endişe verici olarak nitelendirildi. Londra polis teşkilatının “hatalar zincirini” açığa çıkardığını belirten bakan bu durumun başarılı bir kovuşturma yürütme şansına tamir edilemez biçimde zarar verdiğinin altını çizdi.

    Londra Polis Teşkilatı raporun ardından yayımladığı bildiride “Daniel’in failinin bulunamamış olmasından dolayı derin üzüntü duyuyoruz. Adalet arayışımızı durdurmadık. 1978’deki soruşturmada yolsuzlukların büyük rol oynadığını kabul ediyoruz” denilerek kurbanın ailesinden özür dilendi. Dick de Morgan’ın ailesinden kişisel olarak özür diledi.

    Ancak açıklamadaki haliyle teşkilatın yaşananları tarihteki bir hata olarak görmeye ve göstermeye çalışması başta Morgan’ın ailesi olmak üzere birçok çevre tarafından tepkiyle karşılandı. Raporda biertilen “kurumsal yolsuzluk” ifadesinin “şimdiki zamanla” yazıldığına dikkat çeken Morgan’ın ağabeyi Alaistar Morgan “Bu hikayede üç eleman var. Biri polis diğeri failler. Ancak bir de hükümet ve basın var” diye konuştu.

    Görev süresi Nisan 2022’de dolacak olan Londra Emniyet Müdürü Dick’in hem İçişleri Bakanı’nın hem de Londra Belediye Başkanı Sadık Khan’ın desteğini aldığı biliniyor. Ancak görev süresinde tepki çeken polis şiddeti ve özellikle genç ve ergen yaş gruplarında artan şiddet olayları teşkilatı zor durumda bıraktı. Teşkilatın bu raporla ilgili atacağı adımların emniyet müdürünün geleceğinde etkili olacağı belirtiliyor.

  • HDP’nin İzmir il binasına düzenlenen silahlı saldırıda bir parti çalışanı hayatını kaybetti

    HDP’nin İzmir il binasına düzenlenen silahlı saldırıda bir parti çalışanı hayatını kaybetti


    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir binasına bugün sabah saatlerinde saldırı düzenlendi. HDP Basın Bürosu, saldırıda Deniz Poyraz isimli bir parti çalışanının hayatını kaybettiğini duyurdu.

    ”Aylardır partimizin iktidar partisi, İçişleri Bakanlığı tarafından hedef gösterilmesi, provokasyon amacıyla bazı ailelerin örgütlendirilerek il binalarımızın önüne yönlendirilmesi sonucu bu sabah saat 10:30 sıralarında İzmir İl binamıza silahlı saldırı gerçekleştirildi. 35-40 yaşlarında olduğu belirtilen silahlı saldırgan, içeride parti çalışanımız Deniz Poyraz’ın da bulunduğu sırada il binamızı bastı. Çevreye ateş açan ve binayı ateşe veren saldırgana uzun süre müdahale edilmedi. Saldırıda parti çalışanımız Deniz Poyraz yoldaşımız katledildi.”

    Açıklamada HDP’lilerin Konak ilçe binası önünde toplanmaya başladığı ifade edilerek “Dün Sincan’da görülen Kobani Kumpas Davasında yapılan provokasyon provası sonucu bugün bu saldırının gerçekleştirilmesinin amacı ve mesajı bellidir. Bu çok tehlikeli provokasyonu gerçekleştirenler, olayın azmettiricileri; partimizi, il örgütlerimizi hedef gösteren iktidardır, provokatörleri yönlendiren İçişleri Bakanlığıdır” denildi.

    İzmir Valiliği’nin açıklaması: Şüpheli şahıs yakalandı

    İzmir Valiliği saldırıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “İlimizde bugün saat 11.05 sularında 32 iş yerinin bulunduğu bir iş hanının 2. katındaki HDP il binasına, sağlık çalışanıyken istifaen ayrılmış olan O.G. isimli şahıs girerek, parti çalışanı olan D.P. isimli şahsı tabanca ile ateş ederek öldürmüştür. Şüpheli şahıs yakalanmış olup olay tüm yönleriyle araştırılmaktadır.”

    HDP’nin İzmir’deki parti binasına silahlı saldırı düzenlendi, bir kişi gözaltına alındı

    DHA’nın haberine göre HDP İl Başkanlığı’nın bulunduğu yedi katlı binaya giren kimliği belirsiz bir kişi, pencereden sokağa doğru ateş açtı. Olay yerine gelen polis ekipleri binanın bulunduğu sokağın çevresini güvenlik şeridiyle çevirdi ve sokak yaya geçişine kapatıldı.

    HDP Genel Merkezi de Twitter hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamada, “İzmir’de parti binamız silahlı bir şahıs tarafından basılarak binamız ateşe verildi. İçeride görevli bir arkadaşımız bulunmakta. Saldırının faili de azmettiricileri de bellidir. Herhangi bir olumsuzluktan iktidar ve kışkırtıcılar sorumlu olacaktır” denildi.

  • ABD Başkanı Biden siyahi George Floyd’un öldürülmesinin birinci yıldönümünde Floyd ailesiyle görüştü

    ABD Başkanı Biden siyahi George Floyd’un öldürülmesinin birinci yıldönümünde Floyd ailesiyle görüştü


    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, 25 Mayıs 2020’de polis şiddeti sonucu yaşamını yitiren siyahi George Floyd’un ailesini Beyaz Saray’da ağırladı.

    George Floyd’un öldürülmesinin birinci yıldönümünde Floyd’un kızı Gianna, annesi Roxie Washington, erkek kardeşleri Philonise, Rodney, Terrence Floyd ve yeğeni Brandon Williams, Beyaz Saray’a geldi.

    Floyd ailesinin, ABD Başkanı Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile bir saat süren görüşmesi basına kapalı gerçekleşti.

    Görüşmenin ardından gazetecilerin karşısına çıkan Floyd ailesinin üyeleri görüşmeden onur duyduklarını belirtti. Philonise Floyd Biden’a ve Harris’e kendilerine bu fırsatı verdikleri için teşekkür etti.

    Beyaz Saray bahçesinde bulunanlar George Floyd’un kızı Gianna’nın “Adını söyleyin (Say his name)” sloganlarına “George Floyd” sloganları ile karşılık verdi.

    Biden: Güvenlik güçleri ve halk arasındaki güven de yeniden tahsis edilmeli

    ABD Başkanı Biden, görüşmenin ardından yaptığı yazılı açıklamada George Floyd’un ölümünün dünyayı değiştirdiğini dile getirerek, “George’u öldüren polis memurunun geçen ay suçlu bulunması adalet yönünde önemli bir adımdı ancak süreç burada bitmemeli” çağrısında bulundu.

    Gerçekten bir değişim yaratmak için görevini kötüye kullanan polis memurlarından hesap sorulması gerektiğini belirten Biden, güvenlik güçleri ve halk arasındaki güvenin de yeniden tahsis edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Floyd ailesinden “George Floyd Polis Yasası” kabul edilsin çağrısı

    Floyd ailesi daha sonra ABD Kongresi’nin bulunduğu Capitol Hill’e doğru hareket etti.

    Burada ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile görüşen aile bireyleri mecliste kabul edilip senatoda tartışılmakta olan ve George Floyd’un adını taşıyan adalet ve polis yasasının standart uygulamalarını hayata geçirebilmek adına Başkan Biden’ın masasına görmek istediklerini dile getirdi.

    Nancy Pelosi de Floyd’un kızı Gianini’nin “babam dünyayı değiştirecek” sözlerine atıfta bulunarak bu tahminin gerçek olmaya başladığını kaydetti.

    George Floyd’un öldürüldüğü Minneapolis kentinde silahlı çatışma

    Öte yandan öldürülmesinin birinci yıldönümü için düzenlenen tören öncesinde, George Floyd Meydanı olarak anılan sokağın 2 blok ötesinde silah seslerinin duyulduğu ve bir kişinin yaralandığı bildirildi.

    Bölgede bulunan Associated Press muhabirinin, 30 civarında silah sesi işittiği ve bölgedeki bir mağaza vitrininin camlarının kırıldığını gördüğü bilgisi paylaşıldı. Polisin ihbar üzerine olay yerine geldiği belirtildi.

    Meydanda bir dakikalık saygı duruşunun ardından “Ayağa kalk ve George’u hatırla” adlı sokak festivali düzenlendi.

    George Floyd ölümünün birinci yıldönümünde ABD’nin New York ve Los Angeles kentlerinin yanı sıra Yunanistan ve İspanya’daki ABD Büyükelçiliklerinde de anıldı.

    Almanya’nın başkenti Berlin’deki eski Tempelhof haavalanında Floyd adına bir gösteri düzenlendi. Katılımcılar ellerinde “Sessizlik eşittir şiddet” ve “Siyahi hayatlar önemlidir” yazılı pankartlar taşıdı.

    George Floyd’un ölümü

    Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde, siyahi Amerikalı 46 yaşındaki George Floyd, 25 Mayıs 2020’de dolandırıcılık şüphesiyle gözaltına alındığı sırada, 44 yaşındaki polis memuru Derek Chauvin’in 9 dakika 29 saniye boyunca diziyle boynuna bastırması nedeniyle dakikalarca “nefes alamıyorum” diye yalvarmış ve bir süre sonra hayatını kaybetmişti.​​​​​​​

    Minneapolis’teki Hennepin Bölge Mahkemesinde 4 hafta süren yargılamada 20 Nisan’da 12 kişilik jüri, Derek Chauvin’i ‘cinayet ve kasıtsız adam öldürmekten’ suçlu buldu. Amerikalı savcılar, George Floyd cinayeti davasında sanık Chauvin’i yargılayan hakimden ağırlaştırıcı faktörleri değerlendirmesini isteyerek daha büyük bir ceza talep etti.

  • İskoçyalılar 2 mültecinin sınır dışı edilmesine aracın önüne yatarak engel oldu

    İskoçyalılar 2 mültecinin sınır dışı edilmesine aracın önüne yatarak engel oldu


    İskoçya’nın Glasgow kentinde Ramazan Bayramı’nda sınır dışı edilmek istenen iki Müslüman mülteci serbest bırakıldı.

    İngiltere İçişleri Bakanlığına bağlı göçmenlik polisleri, yerel saatle sabah 09.30’da Glasgow’da ağırlıklı olarak Müslümanların yaşadığı Pollokshields mahallesinde bir evi basarak iki kişiyi sınır dışı edilmek üzere minibüse bindirdi.

    Olayı gören mahalle sakinleri minibüsün hareket etmesini engelledi. Göstericilerden biri minibüsün altına yatarken, diğerleri de aracın etrafını çevirdi.

    Bunun üzerine olay yerine İskoçya polisi çağrıldı. Önce minibüsü korumaya alan polisler, daha sonra göstericilere müdahale etti.

    İskoç polisi geri adım attı

    Ancak İskoçya Polis Teşkilatından daha sonra yapılan açıklamada, kendilerini İngiltere Göçmenlik Bürosunun çağırdığı belirtilerek, “İskoçya Polisi mültecilerin geri gönderilmesine yardımcı olmuyor. Memurlar, protestoyu denetlemek ve kamu güvenliğini sağlamak için olay yerinde.” denildi.

    İnternette yer alan görüntülerde polislerin daha sonra minibüsün etrafından ayrılıp yol kenarına geçtiği görüldü.

    Gelişmelerin ardından İskoçya Polis Teşkilatı’ndan yapılan açıklamada, Başkomiser Mark Sutherland’ın, 2 mültecinin serbest bırakılmasına karar verdiği belirtilerek, şunlar kaydedildi:

    “Pollokshields mahallesindeki gözaltı ve müteakip protestoya dahil olan tüm insanların güvenliğini, halk sağlığını ve refahını korumak için, Başkomiser Sutherland, uygun risk değerlendirmesinin ardından, İngiltere Göçmenlik Bürosu tarafından gözaltına alınan erkeklerin bulundukları topluma geri dönmesi yönünde operasyonel karar aldı. İskoçya polisi bunu hızlı ve etkili şekilde kolaylaştırmak için halktan en kısa zamanda sokaktan dağılmasını istiyor.”

    “Olaylara İngiltere İçişleri Bakanlığı neden oldu”

    İskoçya Bölgesel Hükümeti Başbakanı Nicola Sturgeon de Twitter’dan yaptığı paylaşımlarda, bugünkü olaylara tamamıyla İngiltere İçişleri Bakanlığının neden olduğunu belirterek, İskoçya polisinin mültecilerin geri gönderilmesine yardımcı olmadığını, kamu güvenliğini korumakla yükümlü olduğunu bildirdi.

    Sturgeon, “Esasen İngiltere İçişleri Bakanlığının göçmenlik politikasına katılmıyorum ama bunu bir kenara bıraksak bile, bu eylem kabul edilemezdi. Ramazan Bayramı’nı kutlayan Müslüman bir topluluğun kalbinde ve Covid-19 salgını yaşanan bir bölgede bu şekilde hareket etmek bir sağlık ve güvenlik riskiydi.” değerlendirmesinde bulundu.

    İngiltere hükümetinden, eylemleriyle bir daha asla böyle tehlikeli bir durum yaratmayacaklarına dair güvence talep edeceğini belirten Sturgeon, daha önce bir bakanla konuşmayı başardığında hiçbir güvence verilmediğini ve empati de gösterilmediğini anımsattı.

    Sturgeon, son olarak, bir seçim bölgesini temsil etmekten, sığınmacılara ve mültecilere kucak açan ve onlara destek veren bir ülkeye liderlik etmekten gurur duyduğunu dile getirdi.