Etiket: Öğrenci

  • Cüneyt Arkın: Saraylar yapıyoruz, niye yurt yapmıyoruz?

    Cüneyt Arkın: Saraylar yapıyoruz, niye yurt yapmıyoruz?


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eğitimin ikinci haftasında 611 sınıf karantinada; okullardaki pandemi önlemleri yetersiz mi?

    Eğitimin ikinci haftasında 611 sınıf karantinada; okullardaki pandemi önlemleri yetersiz mi?


    ”Dünyanın dört bir yanında okul çağındaki çocuklar, COVID-19 salgını ve karantina tedbirleri nedeniyle yüz yüze eğitimin tahmini olarak 1,8 trilyon saatini kaçırdı.

    Bu tespit Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNICEF) ait. UNICEF’e göre küresel çapta 11 ülkede yaklaşık 131 milyon okul çağındaki çocuk, Mart 2020’den Eylül 2021’e kadar yüz yüze eğitim saatlerinin dörtte üçünü kaçırdı. Bunların yüzde 59’u yani yaklaşık 77 milyonu yüz yüze eğitimin neredeyse tamamından mahrum kaldı.

    Ayrıca, UNESCO’nun son verilerine göre bütün sınıf düzeylerinde 870 milyondan fazla öğrencinin şu anda eğitimleri aksıyor.

    Veli-Der: Eğitimin ikinci haftasında en az 611 sınıf karantinaya alındı

    UNICEF, söz konusu ülkelerin yaklaşık yüzde 27’sinde okulları tamamen veya kısmen kapalı tutulmaya devam ettiğini aktarıyor.

    Bu arada Türkiye, salgına karşı bir dizi önlem alarak ülke genelinde yüz yüze eğitime 6 Eylül itibariyle başladı.

    Ancak vaka sayılarının 30 bine dayandığı şu günlerde, Edirne, Tokat, İzmir, Tekirdağ, Samsun ve Ordu gibi pek çok ilde sınıflar karantinaya alındı.

    Hatta Öğrenci Veli Derneği’ne göre (Veli-Der), yüz yüze eğitimin ikinci haftasında karantinaya alınan sınıf sayısı en az 611.

    ”Önlemler yetersiz ancak her şeye rağmen yüz yüze eğitim devam etmeli”

    Euronews’e konuşan ve adının yazılmasını istemeyen iki çocuk sahibi A.Ö, gönül rahatlığı ile çocuklarını okula gönderemediğinden bahsediyor. Ancak çocukların sosyal gelişimlerini sağlayabileceği ve daha verimli eğitim alabileceği tek yerin de okullar olduğunun altını çiziyor.

    İki çocuk velisi A.Ö, okullarda kurallara uyulmadığından ve alınan önlemlerin yetersiz olduğundan da bahsediyor.

    ”İkinci sınıfa giden çocuğumun sınıfında geçen hafta arka arkaya iki pozitif vaka çıktı. O nedenle çocukları eve gönderdiler ve yeniden online eğitime geçti çocuğum. Bu olaydan sonra elimiz böğrümüzde çocukları gönderiyoruz. Korkuyoruz ama bir yandan da çocukların sosyalleşmesi ve daha iyi eğitim alması için okullar şart. Önlem deniliyor ama sınıfta bir dezenfektan var bir de pozitif vaka çıkan sınıflarda ateş ölçümü söz konusu. Maske var ama 26-30 kişilik sınıflarda eğitim yapıyor çocuklar. Ne kadar mesafe kuralına uyuluyor tartışılır.

    Çocuğu liseye giden bir başka öğrenci velisi S.E’ye göre ise her ne kadar önlemler yetersiz olsa da bir şekilde eğitim yüz yüze devam etmeli. Euronews’e konuşan veli, en uygulanabilir adımı sınıf sayılarının azaltılması olarak görüyor.

    ”Benim çocuğum lise ikinci sınıfta. Pandemi döneminde online olarak aldığı eğitimin sıfır olduğunu söylemek istiyorum. Bunun yanı sıra bu dönem çocuğumun sosyal davranışlarını da oldukça etkiledi. Kendi içine kapandı ve insanlarla konuşurken göz teması bile kurmamaya başladı. Maske ve mesafe kurallarına dikkat edilerek çocuklar için eğitim başladı. Bunun dışında alınan pek bir önlem yok. Mesela çocuk derse geç gelince direk sınıfa geçiyor herhangi bir ateş ölçümü yapılmıyor. Bizim okulumuzda ateş ölçümü sadece şüpheli durumlarda yapılıyor. Benim çocuğumun gittiği lisede sınıf sayısı 24 ama daha kalabalık okullarda durum kötü. Okullarda sınıfları kapatmak yerine sınıf sayıları 30’un altına çekilmeli. Ayrıca liselerde aşılanan öğrenci sayısı da fazla olduğundan şimdilik bir sorun yaşamadık ama bu durum küçük çocuklar için zor. Ama ben her şeye rağmen bir veli olarak, eğitimin yüz yüze olmasından yanayım. Çünkü kayıp sanıldığından da büyük. Ve bunu bir kaç yıl sonra daha iyi anlayacağız.”

    Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı Ayfer Koçak ise okulların yeterli önlemler alınmadan açıldığı kanaatinde.

    Ama tıpkı öğrenci ve veliler gibi eğitimcilerin de yüz yüze eğitimi talep ettiğini dile getiren Öğretmen Koçak, acilen sınıf mevcudiyetlerinin düşürülmesi ve yeni derslikler için kadro atamalarının yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

    ”Okullarda sadece ihtiyaç halinde idarecilerin elinin altında bir miktar maske ve dezenfektan var. Uygulanması mümkün olmayan koridorlar ve sınıflardaki sıraların üzerine yapıştırılan mesafe uyarıları dışında herhangi bir önlem yok. Ve maalesef özellikle hijyenin çok önemli olduğu bu dönemde temizlik çalışanları hala işe başlamış değil. Asgari düzeyde temizlik süreçlerinin işlememesi eğitimcileri en çok kaygılandıran konu. Mesafenin olması açısından sınıf mevcutlarının düşürülmesi gerekiyordu ancak bunu sağlayacak ne derslik sayısı sağlandı, ne de öğretmen ve yardımcı personel ataması yapıldı. Dolayısıyla 40 ve üzeri olan sınıflar normale göre de kalabalık. Ayrıca okullara toplu taşımayı kullanarak gelmek zorunda kalan öğrenciler için de bir servis çalışması yapılmadı. Çocukların ücretsiz olarak taşınacağı servisler ayarlanmalı. ”

    Yine Eğitim-Sen İstanbul 2 No’lu Şube Sekreteri Sevgi Yılmaz da yıllardır okullarda hijyen koşullarının sağlanmadığından yakınıyor. Öğretmen Yılmaz’ın aktarımına göre pandemi döneminde bile okul kantinleri, tuvaletler ve okul girişlerinde hijyen konusunda bir önlem yok.

    Pek çok öğretmende maske nedeniyle yüksek sesle konuşmaktan kaynaklı ses kısıklığı, baş ağrısı, öksürük gibi şikayetler yani sağlık problemlerinin başladığına dikkat çeken Yılmaz, ders sürelerinin 30 dakikaya düşürülüp, teneffüs sürelerinin artırılmasını istiyor. Öğretmen Yılmaz, bu zaman aralığında sınıfların da havalandırılabileceğinin altını çiziyor.

    ”Kamu binaları başta olmak üzere okula çevrilebilecek mekanlar hizmete açılmalı”

    İki yıl boyunca yeni dersliklerin yapılmamasına da tepkili Öğretmen Sevgi Yılmaz.

    ”45 kişilik sınıflarda öğrencilerin ikişerli oturduğu sıralarda hangi mesafeye uymaktan bahsedebilirsiniz ki? Okulların çoğu da böyle çünkü yeni derslik yapılmadı. Bırakın yeni derslik yapmayı, İstanbul’da deprem nedeniyle hasarlı binalar var ve bu binaların güçlendirilmesi, yıkılıp yeniden yapılması gibi 2 yıl önce alınmış kararlar var. Fakat 1, 5 yıl uzaktan eğitim sürecinde bu okullara bir çivi bile çakılmamış, yıkılması gerekenlerin ise çivisi sökülmemiş. (İzmir, Elazığ gibi diğer illerde de benzer sorunlar yaşanıyor.) Hasarlı binalar kullanılamıyor, öğrenci sayısı artmış. Peki çözüm ne? İkili eğitime geçmek. Bundan vazgeçilmeli. Kamu binaları başta olmak üzere okula çevrilebilecek bütün mekanlar eğitim- öğretimin hizmetine açılmalı. Bina ihtiyacını karşılamanın bir diğer pratik çözümü çoğu boş kalan İmam Hatip liselerinin akademik liseye ya da ilk ve orta öğretime dönüştürülmesi. Gönüllü olarak çocuğunu İHL’ye göndermek isteyen nüfusa göre İHL’lerin sayısı düzenlenmeli.”

    ”Okula aç gelen öğrenciler var, çocuklara beslenme desteği verilmeli

    Covid-19 ile mücadelede bağışıklık sisteminin önemli olduğundan bahseden Yılmaz’a göre bir başka sorun da çocukların yetersiz beslenmesi hatta bazılarının okula aç gelmesi… Bu dönemde öğrencilere beslenme desteği verilmesi gerektiğini söylüyor Yılmaz.

    Yoksulluğu en açık okullarda gözleyebiliyoruz. Öğrencilerimiz bırakın sağlıklı beslenmeyi okula aç geliyorlar. Covid’le mücadelede bağışıklık sistemi çok önemli oysa değil mi? Öğrencilerimize beslenme desteği istiyoruz.

    Aşı karşıtlığı meselesinde aktif bir bilgilendirme yapılmalı çünkü büyük oranda aşı tereddüttü yaşanıyor bu konuda bilgilendirici çalışmaların tereddütü gidereceği kesin.

    Eğitim-Sen İstanbul 2 No’lu Şube Sekreteri Sevgi Yılmaz pandemiyle mücadelede Türk Tabibleri Birliği gibi meslek odaları ve sendikaların da yer alacağı kurulların oluşturulması ve aşı karşıtlığı konusunda da aktif bir bilgilendirme yapılmasının önemli olduğu görüşünde.

    İstanbul’da bir ilkokulda görev yapan öğretmen R. A’ya göre ise genel aşılamadan sonra toplumun genelinde bu salgının bitmiş olarak algılanması okullarda da rahatlığa neden oluyor.

    ”Görece artık rutine bağlanmış maske takma zorunluluğunun dışında göze çarpan hiç bir önlem yok. Hijyen ve mesafe ise sadece öğrenci ile değil bir plan ve bütçe ile çözülebilecek meseleler. Okulların kalabalık olması, hijyen malzemelerinin tedariği mesafe ve hijyen kurallarına uyulmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Ortalama 35-45 arası mevcudu olan 30 metrekarelik sınıflarda ve tenefüslerde mesafe kurallarına uyulması zor değil imkansız. Olası bir vaka durumunda denilen şu; sınıfta 10 gün içinde 1 den çok vaka tespit edilirse sınıftaki öğrenciler temaslı sayılıp eve gönderilir. Tespitin nasıl yapılacağı ise tamamen veliye bırakılmış. Veli işinde yaşayacağı sıkıntıdan kaynaklı test yaptırmak istemiyor. Sınıfta pozitif öğrenci olmasına rağmen eğitim öğretim devam ediyor, çünkü pcr’ın hangi protokolle yapılacağı belirsiz bırakılmış.”

    ”Havalar soğuduğunda kalabalık ve havalandırılmayan sınıflar mayın etkisi yaratacak”

    Öğretmen R.A kışın gelmesiyle birlikte yeni bir tehlikeye dikkat çekiyor.

    ”Aslında en tedirgin edici durum sınıfların havalandırma sorunu ki daha havalar soğumadı bile. Havalar soğuduğunda kalabalık ve havalandırılmayan sınıflar mayın etkisi yaratacak. Şu anda sınıf ortamları pencere ve kapıların açılmasıyla idare eden önlemler halinde. İçler acısı bir durum. Acilen sınıfların havalandırma sistemlerinin yapılması lazım. Okullar açıldığında gördük ki 1 yılı aşkın sürede okullarda hiçbir altyapı hazırlığı, Covid master planı hazırlanmamış. El yordamıyla başımızın çaresine bakmaya çalışıyoruz.”

    Salgının en başından beri eğitimciler olarak gerekli önlemlerin alınarak eğitime devam edilmesinden yana olduklarını ve bunu defalarca dile getirmiş olmalarına rağmen dikkate alınmadıklarını ifade eden R.A, bu durumda aşının koruyuculuğundan başka hiçbir önlemin kalmadığı kanaatinde.

    Yüz yüze eğitimin devamlılığı için neler yapılmalı?

    Eğitimci R.A eğitimin sorunsuz devam edebilmesi için kısa ve orta vadede yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:

    ”Tüm öğrencilerin aşı olmasını ve bunun takibinin disiplinli bir şekilde yapılması lazım. Tüm okullara okul kurul toplantılarında ve pandemi ve önlem ekiplerince belirlenen sayılarda temizlik görevlisi gönderilmesi lazım. Tüm öğrencilerin günlük C vitamini ihtiyacını karşılayacak bir beslenme planının devlet tarafından olanak sağlanarak verilmesi lazım. Sınıf mevcutlarını 24 kişiyi geçmeyecek şekilde planlanması lazım. Yetersiz durumlar için kentsel dönüşümü okullar için hayata geçirip derslik yapılması ve öğretmen istihdam edilmesi lazım. Bu talepler oldukça gerçekçi ve yakıcı. Aksi durumda okulların kaosa açılması içten bile değil.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Taliban’dan üniversite öğrencisi kızlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı

    Taliban’dan üniversite öğrencisi kızlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı


    Taliban, Afganistan’da bugün başlayan yüksek öğrenim için bir genelge yayımlayarak özel üniversitelerde eğitim alacak kadın öğrencilerin yüzlerinin büyük kısmını örtecek peçe ile siyah bir kıyafet giymeleri talimatı verdi.

    Ayrıca genelgede sınıfların ya cinsiyete göre ya da en azından bir perde ile ayrılması gerektiği bildirildi.

    Örgütün eğitim otoriteleri tarafından yayınlanan talimatta, kız öğrencilere sadece kadın hocaların ders verebileceği, bunun mümkün olmaması halinde ‘yaşı ileri’ ve ‘karakteri sağlam’ erkek hocaların ders verebileceği yer aldı.

    Söz konusu yönetmelik, 2001’de Taliban iktidarının sona ermesinden bu yana sayıları hızla artan özel okul ve üniversiteleri kapsıyor.

    Hafta sonu yayınlanan yeni yönetmelikte kadınların burka giymesi yönünde bir emir bulunmasa da kız öğrencilerden sadece gözleri görünecek şekilde, yüzün tamamını örten peçe takması isteniyor.

    Kararname, özel üniversitelerin imkanlarına göre kadın hoca istihdam etmelerini öngörüyor.

    Genelgede, “Kadın hoca istihdamı mümkün değilse, üniversiteler bu durumda davranışları iyi olan, yaşlı erkek hocaları işe almaya çalışmalı.” denildi.

    Ayrı sınıflarda eğitim almanın yanı sıra kız öğrencilerin derslerinin erkek öğrencilerden 5 dakika önce bitirilmesi gerekiyor.

    Taliban’a bağlı Yüksek Öğretim Bakanlığınca yayınlanan yönetmelikte kadın hoca ve öğrencilerin, erkekler binayı boşaltıncaya kadar beklemesi gerekiyor.

    Adının açıklanmasını istemeyen bir profesör, “Pratikte bu zor. Kızları ayıracak yeterli kadın eğitmenimiz ve sınıfımız yok.” diye konuştu.

    Aynı hoca, “Ancak kızların okula ve üniversiteye gitmesine izin vermeleri büyük ve olumlu bir adım.” değerlendirmesinde bulundu.

    Taliban, 1996 ile 2001 yılları arasında iktidarda bulunduğu dönemde kadınların çalışmasını ve kız öğrencilerin okula ve üniversiteye gidişlerini yasaklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa üniversitelerinden kabul alan Boğaziçili öğrenciler: ‘Yasaklarla hakkımız gasp ediliyor’

    Avrupa üniversitelerinden kabul alan Boğaziçili öğrenciler: ‘Yasaklarla hakkımız gasp ediliyor’


    Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’ya karşı protestolarda gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartı ile serbest bırakılan Ece Erten ve Beril Destan Zaman, haklarındaki adli kontrol şartı nedeniyle yurt dışında kazandıkları üniversitelere gidemiyor.

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Ece Erten, Paris Üniversitesi Dil Bölümü’ne burslu olarak kabul edildi. Ama yurt dışına çıkış yasağı ve her pazartesi karakola imza atma yükümlülüğü olduğundan 1 Eylül’de başlayacak eğitiminden mahrum kalacak.

    Pasaport dahi çıkaramadığını söyleyen Erten, bu duruma ilişkin avukatının ikinci kez yapmış olduğu itiraza da henüz bir cevap verilmediğini ifade ediyor.

    1 Şubat’ta Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eylemlere katılıp, 52 saat gözaltında kaldıktan sonra adli kontrol şartı ile serbest kalan Ece Erten, mayıs ayından beri endişe içinde süreci beklediğini belirtiyor.

    Altı aydır delillerin toplanılmasına devam edilmesi ve iddianamenin hala hazır olmaması nedeniyle ikinci duruşmanın görülmediğine dikkat çeken Erten, mahkemelerin adli tatile girmesiyle sürecin daha da uzayacağını dile getiriyor.

    Paris Üniversitesi, Erten’in bir süre eğitimine çevrimiçi devam edebileceğini belirtmiş ancak kazanmış olduğu bursun okula gidememe halinde kesilmesi söz konusu. Erten, burssuz olarak eğitimine devam edemeyecek durumda olduğunu söylüyor. Maddi imkanları buna elvermiyor.

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Beril Destan Zaman da Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biri olarak bilinen Siena Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Bölümü’nden kabul aldı.

    Fakat o da hakkındaki adli kontrol şartı nedeniyle İtalya’ya gidemiyor. Siena Üniversitesi kaydına onay verdi ama vize başvuru dosyası İstanbul Başkonsolosluğunda bekliyor.

    Ortada bir iddianamenin olmaması nedeniyle özgürlüklerinin kısıtlandığını ifade eden Zaman, yurt dışına çıkış yasağı ve karakola imza yükümlülüğü şartıyla kendisi ile benzer durumda olan bir çok öğrencinin eğitim hakkının gasp edildiğini dile getiriyor.

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Beril Destan Zaman demokratik ve barışçıl gösteri haklarını kullandıkları için gelinen noktayı garipsiyor. Gösteri hakkının bir suç olmadığını ve sırf bu yüzden haklarında tutuklanma istenmesini şaşırtıcı buluyor.

    Ece Erten ve Beril Destan Zaman’ın Türkiye’de herhangi bir üniversiteye başvuruları yok.

    Aynı zamanda bir LGBTİ+ birey olan Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Ece Erten, artan nefret söylemlerinden dolayı da can güvenliği endişesi taşıyor. Bu nedenle eğitiminin geri kalanını yurt dışında sürdürmek istiyor.

    Beril Destan Zaman’ın yurt dışında okumak istemesinin ise iki nedeni var; farklı ülkelere ve kültürlere olan merakı ve “Türkiye’de akademide bilim üretmenin giderek zorlaşması”.

  • Türkiye ile Katar arasında imzalan Askeri Sağlık Alanında Eğitim ve İşbirliği anlaşmasında ne var?

    Türkiye ile Katar arasında imzalan Askeri Sağlık Alanında Eğitim ve İşbirliği anlaşmasında ne var?


    Türkiye ile Katar arasında yapılan Askeri Eğitim ve İş Birliği Protokolü gereğince Türk ve Katar vatandaşları için karşılıklı tıp, diş hekimliği, eczacılık sağlık meslek yüksek okulu, hemşirelik alanlarında ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim alabilme imkanı sunuldu.

    23 Mart 2021’de Katar’ın başkenti Doha’da imzalanan anlaşma Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanarak Resmi Gazete‘de yayımlandı.

    Anlaşmada Katarlı öğrencilerin Türkiye’de ‘sınavsız eğitim alacakları’ yönünde bir ifade yer almıyor. Ancak ‘sınava tabi tutulacaklarına’ dair bir vurgu da yok. Bunun yerine ‘mevzuata göre’ deniliyor.

    Protokolün ayrıntıları:

    Hangi kurumlar ve eğitim dallarını kapsıyor?

    Protokolde eğitim kurumları olarak Türkiye’deki sağlık eğitim kurumları ve hastanelerinin, Katar’da ise askeri sağlık eğitim kurumları ve hastanelerinin olduğu ifade edildi.

    Protokol eğitim dalları olarak tıp, diş hekimliği, eczacılık, veterinerlik ve sağlık alanındaki diğer eğitimlerin muhtelif dalları kapsıyor.

    Eğitim faaliyetlerine katılım nasıl seçilecek?

    Protokole göre eğitim amacıyla gönderilecek misafir personel ve misafir öğrenciler, taraflarca mutabakat çerçevesinde, kabul eden tarafın mevzuatına ve imkanlarına uygun olarak seçilecek.

    Eğitim süresi de kabul eden tarafın mevzuatına göre belirlenecek.

    Eğitim verilecek alanlara ilişkin kontenjanlar her yıl iki ülkenin eğitim kurumlarının eşgüdümü sonucu belirlenecek.

    Eğitim hangi dilde yapılacak?

    Eğitim dili Türkiye’de Türkçe/İngilizce, Katar’da Arapça/İngilizce olacak ve bir yılı aşan eğitim ve öğretimler Türkiye’de Türkçe, Katar’da Arapça verilecek.

    İhtiyaç durumunda taraflar karşılıklı olarak lisan öğrenme imkanı sunulacak .

    Eğitimin mali hususları konusunda ise gönderen taraf misafir öğrencinin gidiş dönüş ulaşım masraflarını karşılayacak.

    Masraflar kim tarafından karşılanacak?

    Faaliyetlerin ücretli, ücretsiz veya cari/indirilmiş ücret karşılığında düzenlenmesine kabul eden taraf karar verecek.

    Gönderen taraf, misafir personel ve yakınları ile misafir öğrencilerin kabul eden tarafa gidiş ve dönüş ulaşım masraflarını karşılayacak.

    Kabul eden tarafin faaliyetlerin ücretsiz düzenlenmesine karar vermesi durumunda:

    – Misafir personelin aylık ücret, eğitim-öğretim masrafları, uzmanlık eğitimi gören doktorlar için nöbet ücreti ve üniforma masrafları ile;

    – Misafir öğrencilerin eğitim süresince iaşe ve ibate, harçlık, Tıp Fakültesi 6’nci sınıf öğrencilerine intörn eğitimi döneminde ödenen ücretler, eğitim-öğretim masrafları ve üniforma giderleri kabul eden taraf tarafından karşılanacak.

    Beş yıl süreyle geçerli olacak.

  • Boğaziçi Üniversite’sinde eylemlere destek veren akademisyenler görevden mi uzaklaştırılıyor?

    Boğaziçi Üniversite’sinde eylemlere destek veren akademisyenler görevden mi uzaklaştırılıyor?


    Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’ya karşı eylemler 150 günü aşkın bir süredir devam ediyor.

    Sadece öğrenciler değil, akademisyenler de ‘Kabul Etmiyoruz’, ‘Vazgeçmiyoruz’ sloganı ile rektörlük binasına sırtını dönüyor.

    Eylemler devam ederken, üniversitede uzun yıllar ders veren bazı akademisyenlerin sözleşmelerinin yenilenmeyerek görevlerine son verilmesi tepki çekiyor.

    O akademisyenlerden biri Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına ilk günlerden beri destek veren Feyzi Erçin.

    8 yıldır yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde sinema ve müzik dersleri veren Erçin yeni dönemde olmayacak.

    Halihazırda derslerine devam eden Erçin, bu uzaklaştırmayı Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına verdiği desteğe bağlıyor.

    ‘’En başından beri temelde yapılmış olan bu atama hukuka aykırı. Ama sadece hukuka değil, liyakata ve teamüle de aykırı. Ve yapılan atama Boğaziçi Üniversitesi’nin taşıdığı akademik özgürlük ve değerlere aykırı. İki tane yeni fakülte açılmasından tutun da seçilmiş dekanların yerine başka dekanların atanmasına kadar… Dolayısıyla demokratik bir geleneğe ve hakka sahip çıkmak için sırtımızı dönüyoruz. Benim vermiş olduğum destek çok barışçıl yapılan bir eyleme. Ayrıca hukukçu kimliğim nedeniyle göz altına alınan öğrencilere hukuki destek de verdim. Bu manevi açıdan herkese vermek zorunda olduğum bir destek. Hepsini birleştirdiğim zaman da sinema ve müzik üzerine olan bir seçmeli dersin dahi cezalandırılmasını çok aydınlatıcı olduğunu düşünüyor ve soru işaretlerini giderici buluyorum. Benim okulumla aramda geri dönüşü olmayan bir bağ var. Ders veremeyecek olsam da kendimi bir Boğaziçili görüyorum. Geri döneceğime de inanıyorum bunun için hukuki adımlar atmayı düşünüyorum.’’

    Feyzi Erçin üniversitede verdiği derslerin öğrenciler tarafından oldukça ilgi gördüğünü şöyle anlatıyor:

    ‘’Hala derslerime devam ediyorum. Biz seçmeli ders veren hocaların statüsü biraz farklı, dönemlik veya senelik olarak derslerimiz teyit ediliyor. Ama hocalar dersleri açtıkları müddetçe dersler genelde devamlı olarak açılıyor. Ben dört farklı ders veriyorum. Öğrencilerin severek aldığı dersler. Nitekim bu seneki sınıflarımdan birinde yüzden diğerinde de iki yüzden fazla öğrenci vardı. Ders için yapılan başvurular da bu rakamın çok çok üstündeydi. Şu anda da derslerimi vermeye devam ediyorum. Ama bana yapılan yaz dönemi için vermek istediğim dersin açılmaması oldu. Buna dair verilen gerekçeye bakınca da sonbahar döneminde de derslerimin açılmayacağı hissini verdi.’’

    ‘’Ortalama notu yüksek bir hocaya ders verdirilmemesi biraz komik oluyor’’

    Erçin’e sunulan gerekçede notlandırmayı adaletli yapmadığı için derslerinin Boğaziçi Üniversitesi standartlarında olmadığı belirtildi.

    ‘’Atanmış olan rektörün atadığı yardımcı kişi bir fizik hocası. Ona göre ben notlandırmayı adaletli bir şekilde yapmadığım için dersim Boğaziçi Üniversitesi standartlarında değil. Bir hocanın yeterliliğini ve adil notlandırma yapıp yapmadığını bölümü takdir eder. O sebeple bölüm dışarısından birisinin bu değerlendirmeyi yapması yanlış. Bugüne kadar yapılan yanlışlar o kadar kasıtlı ki, bu durum çok şaşırtmıyor. Çünkü diğer yanlışlarının bir parçası. Ama üniversitede, tıpkı bu bütün idari makam ve pozisyonlara atanan diğerleri gibi yetersiz ve bilgisiz kişiler tarafından idare edilmeye başlandığı için bilgi eksiklikleri var. Çünkü salgın döneminde getirilen geçme kalma sistemindeki bazı değişiklikler ile öğrenciler düşük not alma olasılığı olan derslerden kurtuldular. Bunlardan sadece geçmek suretiyle ilerlediler ya da bıraktılar. Bu nedenle notlarda daha fazla bir artış oldu. Benim daha öncesinde de vermiş olduğum not ortalamam akademi ile gayet uyumlu. Salgın döneminde not ortalamamın yükselmiş olmasının bu matematiksel açıklamanın yanı sıra insani bir yanı da olduğunu düşünüyorum. Bu zorlukların içinde öğrenci arkadaşlarımızın gösterdiği çaba takdire şayan. Bir de dersi seviyorlar ve iyi yapıyorlar ödevlerini. İyi not almalarında eleştirilecek bir şey yok. Bütün bunları bir yana bırakınca da ortalama notu yüksek bir hocaya ders verdirilmemesi biraz komik oluyor. Eleştirirsiniz, uyarırsınız, niye diye sorabilirsiniz ama bir daha ders vermesin dediğinizde kendinizi ele vermiş oluyorsunuz.’’

    ”Aynı fikirde olmadıkları hocaları derslerden uzaklaştırma bir şekilde başladı”

    Dersi açılmayan bazı akademisyenlerin durumlarının farklı olmakla birlikte genel olarak hocaları denetleme ve aynı fikirde olmadıkları hocaları derslerden uzaklaştırmanın bir şekilde başladığının altını çiziyor Erçin. Son olarak ders vermesi engellenen 21 yıldır Boğaziçi Üniversitesi’nde görevli olan Ecmel Ayral oldu.

    CHP’li Karabıyık: “Akademik özgürlükte 175 ülke arasında 170. sıradayız”

    Konuyla CHP Eğitim Politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık yaptığı açıklamada Gelinen noktada, tek suçu üniversitelerine sahip çıkmak ve bir kayyum rektör istemediğini söylemek olan akademisyenlerin görevine son veriliyor. Yapılan atamalar liyakate göre değil partiye sadakate göre yapılıyor. Yapılan atamalarda bilimsel bir hedef değil siyasi bir hedef gözetiliyor” dedi.

    ‘’Her ne kadar yönetmeliklere uygun görülse de bu süreçte yaşananlar etik değil. Türkiye’nin Dünya’ya örnek nitelikteki başlıca üniversitelerinden olan Boğaziçi Üniversitesi’nin akademisyen ve öğrencileri, üniversitenin iç barışını bozacak dayatmalara karşı mücadelelerini sürdürüyor. Son yıllarda akademik özgürlükleri en fazla azalan 6 ülke arasında ne yazık ki Türkiye de bulunuyor. AKP iktidarında hiçbir dönemde çok yüksek olmayan Türkiye’deki akademik özgürlükler, 2020 yılı itibariyle 1980 darbesi sonrasındaki seviyesi (100 üzerinden 5) ile benzer bir seviyeye düştü. Türkiye maalesef, 2020 yılında en düşük not olan “E” alan ülkeler arasında. Dünyadaki en yüksek akademik özgürlük endeksinin 100 üzerinden 97,2 olduğu sıralamada Türkiye 100 üzerinden 6,4 ile net bir şekilde sınıfta kaldı. Akademik özgürlükte 175 ülke arasında 170. sıradayız.’’

  • Toplu mezar skandalının ardından ‘somut eylem planı’ sözü veren Trudeau: Bunu üstlenmek zorundayız

    Toplu mezar skandalının ardından ‘somut eylem planı’ sözü veren Trudeau: Bunu üstlenmek zorundayız


    Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun, “Kanada tarihinin en karanlık bölümlerinden biri” olarak nitelendirdiği Kamloops’ta 215 çocuğun mezarının bulunmasının ardından “somut eylem sözü verdik ve yerli halkları bu şekilde destekleyeceğiz” dedi.

    Trudeau hayatta kalanları, aileleri ve Yerlileri desteklemek için “somut eylem” sözü verdi, ancak bunun ne olacağını detaylandırmadı.

    Söz konusu skandal hakkında konuşan Trudeau, “Bir baba olarak çocuklarımın benden alınmasının nasıl bir his olduğunu hayal edemiyorum ve bir Başbakan olarak ise, yerli çocuklarını kendi toplumlarından çalan utanç verici politika beni dehşete düşürüyor. Somut eylem sözü verdik ve hayatta kalanları, aileleri ve yerli halkları bu şekilde destekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Trudeau konuşmasının devamında, “Ne yazık ki, bu bir istisna ya da münferit bir olay değil. Bundan saklanmayacağız. Gerçeği kabul etmeliyiz. Yerleşim okulları bir gerçekti, burada, ülkemizde var olan bir trajedi ve bunu üstlenmek zorundayız” dedi.

    Kanadalı yerliler, toplu mezar araştırması istedi

    Kanadalı yerli gruplar, geçen hafta eski bir okulun bahçesinde 215 çocuğun kalıntılarının bulunmasının ardından, ülke çapında yatılı okullarda toplu mezar araması yapılması çağrısında bulundular.

    İlki 1840’ta Katolik Kilisesi tarafından Kanada hükümeti adına açılan ve sonuncusu 1997’de kapatılan toplam 139 yatılı kilise okulu, faaliyette olduğu yıllarda 150 binden fazla yerli çocuğun ailelerinden zorla koparılarak alıkonulduğu yerler oldu.

    Beyaz çoğunluğun hakim olduğu topluluklara entegre edilmek için zorla ailelerinden ve kültürlerinden uzaklaştırılan çocukların büyük kısmı, kötü muameleye maruz kaldı, cinsel ve fiziksel tacize uğradı, açlık ve soğuğa mahkum edildi.

    Dönemin Kanada Başbakanı Stephen Joseph Harper, 2008’de yatılı kilise okullarında yaşananlar için devlet özür dilerken, aynı yıl trajedinin tüm boyutları ile ortaya çıkarılması için Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu kuruldu.

    ‘Kültürel soykırım’

    Hayatta olan mağdurların 6 bininden fazlasını dinleyen Komisyon, çalışmalarını 2015’te tamamladı ve 4 bin sayfalık rapor hazırladı.

    Raporunda yaşananları “kültürel soykırım” olarak tanımlayan Komisyon, hükümete de sorunun çözümüne ilişkin 94 madde halinde tavsiyelerde bulundu.

    Bazı kaynaklarda, kilise okullarında kalırken ölen çocuk sayısı 4 bin 200 olarak verilirken, Komisyon raporunda, ölümlerin kilise yönetimlerince belgelenmemesi nedeniyle bu sayının 5 bin 995 olduğu kaydedildi.

    Kuruldukları bölgelerdeki yerli kabilelerinin çocuklarını, ailelerinden zorla alan kilise yatılı okulu görevlilerinin, cinsel ve fiziksel kötü muamelenin yanı sıra çocuklar üzerinde tıbbi deneyler yaptıkları da belirlendi.

    Yangınlarda, onlarca çocuk yanarak can verdi

    Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu 6 ciltlik raporuna göre, ilki 1840 yılında Batı Kanada’da açılan yatılı kilise okullarında defalarca yangın çıktığı, bu yangınlarda 40 çocuğun yanarak öldü. Raporda, “Eğitilecek diye anne babalarının kollarından zorla alınan çocuklar, oyun bahçeleri yerine isimsiz mezarlara konuldular. Birçoğunun neden öldükleri, ölenlerin çoğununsa isimleri bile bilinmiyor.” ifadesi yer aldı.

    Çocukların çoğu açlıktan veya soğuktan donarak öldü

    Ödenek azlığı gerekçesiyle yeterli beslenemeyen bazı çocukların açlıktan öldüğü kayıtlara yansırken, bazı çocukların da yatakhanelerin ısıtılmaması nedeniyle donarak can verdikleri şahit ifadelerinde yer aldı.

    Hayatta olan ve Komisyona konuşan bazı mağdurların ifadelerine göre, uygulanan kötü muamelelerden kurtulmak isteyen ve yaşları büyük olan bazı çocukların kaçma girişimleri de ya donarak ya da yakalandıktan sonra aç bırakılarak ölümle sonuçlandı.

    28 bin mağdura şu ana kadar 3 milyar dolar tazminat ödendi

    Yatılı kilise okullarının mağdurlarından halen 70 bine yakın kişinin hayatta olduğu belirtilirken, bunlardan bazılarının Kanada mahkemelerine açtığı binlerce taciz ve istismar davaları da devam ediyor.

    Kanada devleti, uygulamanın mağdurlarından 28 binine 11 Mart 2021 itibarıyla toplam 3 milyar dolar civarında tazminat ödemesi yaptı.

  • Kanada’da eski bir yatılı okulun bahçesinde 215 çocuğun cesedine ulaşıldı

    Kanada’da eski bir yatılı okulun bahçesinde 215 çocuğun cesedine ulaşıldı


    Kanada’da İngiliz Kolumbiyası (British Columbia) eyaletindeki Kamloops kasabasında, daha önce kapatılan bir yatılı okulun bahçesinde 215 çocuğun cesetlerinden geriye kalan kalıntılar bulundu.

    1978 yılında kapatılan Kamloops Kızılderili Yatılı Okulu’nun bahçesinde bulunan kalıntıların bir kısmı üç yaşından küçük çocuklara ait. Bu çocukların ölüm nedenleri ve zamanı henüz bilinmiyor.

    Kanada Başbakanı Justin Trudeau yaptığı açıklamada, çocukların ceset kalıntılarının bulunmasını “yürek parçalayıcı” olarak niteledi.

    Kamloops kasabası yakınlarındaki eski okulun etrafında toprağın ileri teknoloji içeren radarla taranması sonucu yapılan kazıda, çocukların ceset kalıntılarına ulaşıldı. Kamloops Kızılderili Yatılı Okulu 1890’da Roma Katolik Kilisesinin girişimiyle kurulmuş ve 1978’de kapatılmıştı.

    Yerli halk kayıp çocukların akıbetini biliyordu

    Bölgedeki K’emlups te Secwepemc halkları temsilcisi şefi Rosanne Casimir, biz kendi toplumumuz arasında bu kayıp çocukların cesetlerinin varlığını kanıtlayabileceğimizi biliyorduk. Şu anda hala yanıtlanması gereken bir çok soru var.” dedi.

    2015 yılında altı yılık bir araştırmanın sonucunda yayımlanan bir raporda, yerli çocukları evlerinden çıkararak ana dillerini konuşmalarını veya kültürel pratikler yapmalarını yasaklayan ve zorla asimile etmek için oluşturulan bu yatılı okul ağı “kültürel soykırım” olarak tanımlanmıştı.

    Raporda, zorla çalıştırma gibi uygulamaların da görüldüğü okullarda fiziksel, duygusal ve cinsel istismar suçlamaları da gündeme getirilmişti.

    Bu okullarda 150 bini aşkın çocuğun eğitim gördüğü tahmin ediliyor. Rapora göre, Katolik Kiliseler tarafından 1840 ila 1990’yı yıllara kadar eğitim veren okullarda 4 bin 100 öğrenci hayatını kaybetti.

    Kanada hükümeti, 2008 yılında bu eğitim kurumlarıyla ilgili resmen kamuoyundan özür dilemişti..

  • YÖK, Sağlık Bakanlığı’ndan eylüle kadar üniversite personeli ve öğrencilerin aşılanmasını istedi

    YÖK, Sağlık Bakanlığı’ndan eylüle kadar üniversite personeli ve öğrencilerin aşılanmasını istedi


    Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Sağlık Bakanlığına gönderdiği yazı ile üniversitelerde yüz yüze eğitimin başlatılabilmesi için yükseköğretim kurumlarındaki akademik ve idari kadrolardaki personel ile örgün öğretimde okuyan öğrencilerin bu yılın eylül ayına kadar aşılanmalarının tamamlanmasını istedi.

    Yükseköğretim Kurulundan, Sağlık Bakanlığına gönderilen yazıda, bütün dünya ülkeleri ile birlikte Türkiye’nin de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) küresel salgını ile bir yılı aşkın süredir mücadele ettiğine dikkat çekildi.

    Sağlık sisteminin güçlü alt yapısı, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgili kurumların ve sağlık çalışanlarının fedakarca gayretleri ve etkin yönetişim sayesinde küresel salgın ile mücadelede ülkenin başarılı olduğunun görüldüğü vurgulanan yazıda, bununla birlikte topyekun normalleşme sürecine geçilmesinin ancak aşılanmanın yaygınlaşmasıyla mümkün olacağı belirtildi.

    YÖK’ün yazısında, şunlar kaydedildi:

    “Bu bağlamda ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşmasında önemli bir yeri olan yükseköğretim sistemimizde, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bütünüyle normalleşmeye geçilerek sürdürülmesi, yükseköğretim kurumlarımızda yüz yüze verilen örgün eğitim ve öğretim faaliyetlerinin 2021-2022 eğitim döneminde başlatılabilmesi ve sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesini temin için yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik ve idari personel ile örgün eğitimde okuyan öğrencilerimizin de öncelikli aşılama programına dahil edilmesi önem taşımaktadır. Aksi takdirde özellikle başta sağlık olmak üzere uygulamalı eğitim alanlarından mezun olacakların meslek icralarında telafisi mümkün olmayan sonuçlar üretmesi kuvvetle muhtemeldir.

    Buna göre, yükseköğretim kurumlarındaki akademik ve idari kadrolardaki personel ile örgün öğretimde okuyan öğrencilerimizin 2021 Eylül ayına kadar aşılanmalarının tamamlanması hususunda gereğini önemle arz ederim”