Etiket: mahkeme

  • Ormana kaçırdığı kadını darp etmişti: Valiye ceza değil indirim yağdı!

    Ormana kaçırdığı kadını darp etmişti: Valiye ceza değil indirim yağdı!


    Bursa’nın Mudanya ilçesinde kaymakamlık görevini yürüttüğü dönemde birlikte olduğu M.Ö.’yü kaçırıp ormanlık alanda şiddet uyguladığı iddia edilen Vali Orhan Çiftçi hakkındaki davada karar açıklandı.

    Vali Çiftçi’ye, haksız tahrik indirimi ve iyi hal indirimi de uygulanarak 10 ay hapis cezası verildi.

    SAVCILIK 14 YILA KADAR HAPİS İSTEDİ

    Gazete Duvar’dan Can Bursalı’nın haberine göre, 2020 yılının Şubat ayında açılan davada, Vali Orhan Çiftçi ve beraberindeki 3 sanığa, “cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve hakaret” suçlaması yöneltildi. 14 yıla kadar hapis istemiyle açılan davada, savcılığı verdiği mütalaaya göre kamera kayıtları, HTS incelemesi ve bilirkişi raporu doğrultusunda, Çiftçi ve beraberindeki 3 kişinin ortak fikir ve eylem birliği içinde zor kullanarak M.Ö.’yü kaçırdıkları belirtildi.

    İNDİRİMLİ KARAR…

    Mütalaanın ardından İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen duruşmada, sanıklar Orhan Çiftçi, D.A., F.S. ve O.K. hakkında karar çıktı. Mahkeme, tüm sanıklar hakkında, “cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve hakaret” suçundan 2’şer yıl hapis cezası verdi. Cezayı alt sınırdan uzaklaşmadan veren mahkeme heyeti, buna gerekçe olarak suçun işleniş biçimi ve suça iten sebepleri gösterdi.

    Suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi nedeniyle bir kat arttırılan ceza, 3/4 oranında haksız tahrik indirimi uygulanarak 1 yıla düşürüldü. Mahkeme heyeti, sanıklara bir de 1/6 oranında iyi hal indirimi uyguladı ve verilen ceza 10 ay oldu.

    NE OLMUŞTU?

    Kırklareli Valisi olarak görev yaparken hakkındaki suçlamalar nedeniyle merkeze çekilen Vali Orhan Çiftçi, Mudanya Kaymakamı olarak görev yaptığı dönemde mağdur M.Ö. ile sevgiliydi. Çiftçi ve M.Ö. çifti, 2017 yılında ayrıldı. Ayrılığın ardından Çiftçi, M.Ö.’yü yardım aldığı 3 kişiyle birlikte Bursa’daki bir alışveriş merkezinden kaçırmıştı.

    Dava dosyasında yer alan bilgilere göre zorla araca bindirilen M.Ö., ormanlık bir alana götürülmüştü. Burada darp edildiğini ve zorla Çiftçi’nin ayakkabısının altının öptürüldüğünü ileri süren M.Ö., savcılığa giderek 8 Mayıs 2017’de suç duyurusunda bulunmuştu. Basına yansıyan olayla ilgili açıklama yapan Çiftçi ise iddiaları reddetmiş, ortaya çıkan kamera kayıtlarıyla ilgili ise yorum yapmamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hiranur Vakfı davasında skandal: Sanık avukatı, İstanbul Barosu yöneticisine tokat attı!

    Hiranur Vakfı davasında skandal: Sanık avukatı, İstanbul Barosu yöneticisine tokat attı!


    Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’nin 6 yaşında Kadir İstekli’yle evlendirilmesi ve cinsel istismara maruz bırakılmasına ilişkin davanın dünkü duruşmasında da karar çıkmadı.  Sanıkların tutukluluğunun devamına karar verilerek, dava 17 Temmuz gününe ertelendi.

    10Haber’den Masum Gök’ün haberine göre; davadaki gizlilik kararı nedeniyle duruşma salonuna avukatlar ve sanıklar dışında kimse alınmadı. İstanbul Anadolu Adliyesi’nin içindeki 2. Ağır Ceza Mahkemesinin önü bariyerlerle kapatıldı. Bariyeler önünde ise tokat atma olayı yaşandı. Sanıkların avukatı Eyüp Akıncı bariyerlerin önünde tartıştığı İstanbul Barosu Anadolu Adliyesi Sorumlusu Yüksel Köse’ye tokat attı. Özel güvenliğin önünde gerçekleşen olayda, yediği tokatla sarsılan Yüksel Köse’nin gözlüğü yere düştü. Araya güvenliğin girmesiyle olay yatıştırıldı.

    Olay sonrası 10Haber’e konuşan İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç “Bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Böyle bir saldırıyı kabul edemeyiz” dedi.

    Öte yandan  İstanbul Barosu yönetimi davayı tam kadro takip etti.

    EK SÜRE TALEBİ

    Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, baba Yusuf Ziya Gümüşel ve anne Fatıma Gümüşel’in “Zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı” suçundan 22 yıl 6 aya kadar, imam nikahlı evlendirildiği Kadir İstekli’nin ise “Zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı” ve “Cinsel saldırı” suçlarından 67 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis cezası istenmişti.

    Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dün görülen duruşmada 1 tanık dinlendi. Saat 10.00’ da başlayan duruşma yaklaşık 2 saat sürdü. İddia makamı, esas hakkında mütalaa vermek için ek süre talebinde bulundu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Palu ailesi’ davası devam ediyor

    ‘Palu ailesi’ davası devam ediyor


    Sakarya 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, Melike Tahnal’ın eniştesi tutuklu sanık Tuncer Ustael, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Müşteki ve sanık avukatları duruşmada hazır bulundu.

    Gelen belgelerin zapta geçirilmesinin ardından cumhuriyet savcısı, celse arasında esas hakkındaki mütalaasını sunacağını belirterek, sanığın tutukluluk halinin devamını istedi. Söz alan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı, dosyadaki eksikliklerin tamamlanmasını talep etti.

    Sanık avukatları da dosyadaki eksik hususların giderilmesini talep ederek, daha sonra esasa ilişkin savunma yapacaklarını ifade etti. Söz verilen sanık Ustael, önceki savunmalarını tekrar ettiğini ve üzerine atılı suçu kabul etmediğini beyan etti.

    Ustael’in tutukluluk halinin devamını, esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için dosyanın cumhuriyet savcısına gönderilmesini, mütalaa sunulduğunda sanık ve avukatlarına savunma yapmaları için süre verilmesini kararlaştıran heyet, duruşmayı erteledi.

    OLAY

    Kocaeli’nin Körfez ilçesinde yaşayan Meryem Tahnal 2008, kızı Melike Tahnal da 2009’da kaybolmuş, çalışma başlatan polis ekipleri bulguya ulaşamamıştı. Kocaeli ve Sakarya’da yapılan kazılarda da bulguya rastlanılmaması üzerine çalışmalar durdurulmuştu.

    Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Meryem Tahnal’ın öldürülmesine ilişkin başlayan yargılama sonunda sanık Tuncer Ustael, “canavarca hisle veya eziyet çektirerek ve üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı” kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet ile “hürriyeti yoksun kılma” suçundan 4 yıl, “kredi kartının kötüye kullanılması” suçundan 3 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

    Sanık Emine Ustael “kasten öldürmeye yardım etme” suçundan 12 yıl 6 ay, Havva, İsa ve Ayşe Palu ise “kasten öldürmeye yardım etme” ve “hürriyetin kısıtlanması” suçlarından 14 yıl 2’şer ay hapse mahkum edilmişti. Fatih Palu’ya da olay tarihinde yaşı küçük olduğu için 8 yıl 4 ay hapis cezası verilmişti.

    Yargıtay 1. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını 30 Mart’ta bozarak, Ayşe ve İsa Palu ile Emine Ustael’in tahliyesine karar vermişti.

    İDDİANAME

    Melike Tahnal’ın ölümüne ilişkin hazırlanan iddianamede, sanık Tuncer Ustael hakkında “bilinçli taksirle öldürme” suçundan 2 yıl 8 aydan 9 yıla kadar ve “usulsüz ölü gömülmesi” suçundan 6 aya kadar hapis cezası isteniyor. Emine Ustael, Hava ve Ayşe Palu’nun da “usulsüz ölü gömülmesi” suçundan 6 aya kadar hapsi talep ediliyor.

    Sanıklar Tuncer ve Emine Ustael, Hava ve Ayşe ile İsa ve Fatih Palu hakkında Melike Tahnal’ın öldürülmesine ilişkin “çocuğu kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle aynı mahkemede açılan ikinci dava, bu dosyayla birleştirilmişti.

    İkinci davanın iddianamesinde ayrıca sanık Tuncer Ustael hakkında “çocuğun cinsel istismarı” suçundan en az 15 yıl hapis cezası isteniyor.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB Adalet Divanı: Polonya’nın adalet reformu AB hukukunu ihlal etti

    AB Adalet Divanı: Polonya’nın adalet reformu AB hukukunu ihlal etti


    Avrupa Adalet Adalet Divanı, Varşova’nın yargı bağımsızlığına ilişkin AB kurallarına uymayı reddettiğini ve bu nedenle çarptırıldığı yarım milyar eurodan fazla para cezasını teyit etti.

    Avrupa Birliği Adalet Divanı, Polonya’nın 2019 yılında kabul ettiği adalet reformunun AB hukukunu ihlal ettiğine karar verdi. 

    “Hukukun üstünlüğü değerinin, ortak bir hukuk düzeni olarak Avrupa Birliği’nin kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve üye devletler için yasal olarak bağlayıcı yükümlülükler içeren ilkelerde somut bir ifadeye kavuşturulduğunu” belirten Lüksemburg merkezli mahkeme  Polonya’nın bu yükümlülükleri yerine getirmediğine hükmetti.

    Mahkeme, “Polonya yasama organı tarafından bu şekilde kabul edilen tedbirlerin bağımsız ve tarafsız bir mahkemeye erişim güvenceleriyle bağdaşmadığını” söyledi.

    AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun Polonya Anayasa Mahkemesi’nin gerekli bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerinden yoksun olduğunu iddia etmesi üzerine görülen davada mahkeme, komisyonun Polonya’ya karşı verdiği cezayı onayladığını belirtti.

    Polonya, günlük bir milyon euroluk ceza sisteminin başladığı Ekim 2021’de 550 milyon euro para cezasına çarptırılmış, günlük cezalar nisan ayında yarıya indirilmişti.

    Sağcı hükümet ile AB arasında anlaşmazlıklar

    Bloğun en yüksek mahkemesi olan Adalet Divanı’nın Varşova’nın yargı bağımsızlığına ilişkin AB kurallarına uymayı reddettiğini ve bu nedenle çarptırıldığı yarım milyar eurodan fazla para cezasını teyit etmesi üzerine AB’nin üye ülke Polonya ile hukukun üstünlüğü mücadelesi hız kazandı.

    Polonya hükümeti, AB’yi ülkenin bağımsız karar verebilmesi için vazgeçilemez gördüğü haklarını zedelediğini ileri sürüyor. AB ise Polonya’nın popülist Hukuk ve Adalet partisi’nin AB’nin hukukun üstünlüğü ilkesinin riske soktuğunda ısrarcı.

    AB ve Polonya arasında Polonya Anayasa Mahkemesi’nin işleyişi üzerine yaşanan anlaşmazlık, Polonya’daki sağcı hükümetin AB kurumlarıyla yaşadığı anlaşmazlıklardan yalnızca birini oluşturuyor. 

    Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda geçtiğimiz hafta da Rus nüfuzuna karşı hazırlandığı ifade edilen bir yasa tasarısını onaylamış; yeni yasa, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından muhaliflerin tam yasal süreç olmaksızın siyasetten men edilmesine olanak vereceği gerekçesiyle eleştirilmişti.

    Milliyetçi ve muhafazakar hükümeti protesto etmek isteyen yarım milyon Polonyalı pazar günü Varşova sokaklarına indi ve “Otoriter bir Polonya istemiyoruz”  yazılı pankart ve sloganlarla seslerini duyurmaya çalıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hakimler ve savcılar sordu, Kılıçdaroğlu yanıtladı:  ‘Hesap sorulmayacağını düşünmemelidir’

    Hakimler ve savcılar sordu, Kılıçdaroğlu yanıtladı: ‘Hesap sorulmayacağını düşünmemelidir’


    Yargıda, 14 Mayıs seçimleri öncesi kamu görevlisi olarak görev yapan hâkim ve savcıların merak ettiği pek çok konu başlığı bulunuyor. Bu söyleşi de tam olarak o noktada ortaya çıktı.

    Aralarında yüksek yargı mensuplarının da bulunduğu 8 hâkim ve savcı, Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na, Halk TV’den Seyhan Avşar aracılığıyla 8 soru yöneltti. Soruları soran hakim ve savcılardan bazıları isimlerinin açık açık yazılmasını bazısı ise isminin gizli tutulmasını istedi.

    İşte aralarında yüksek yargı üyelerinin de olduğu hakim ve savcıların sorularına Kılıçdaroğlu’nun verdiği yanıtlar:

    ‘HSK TAHRİBATIN YAŞANDIĞI EN ÖNEMLİ KURUMLARDAN’

    – HSK seçim sistemi hususunda ne düşünüyorsunuz? Şimdiki sistemde üyeleri Meclis ve Cumhurbaşkanı seçiyor. Bu durum siyasetin yargıya doğrudan müdahalesi niteliğinde değil mi?

    Mevcut sistem yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını yok etmiş durumda. Hâkimler ve Savcılar Kurulu da bu tahribatın yaşandığı en önemli kurumlardan biri. Kurul, Cumhurbaşkanına tanınan doğrudan ve dolaylı atama yetkisi yoluyla vesayet altına alındı, hâkimlik teminatı ortadan kalktı. En kısa sürede geçeceğimiz Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle birlikte yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını tam anlamıyla sağlayacağız. Bu kapsamda Hâkimler ve Savcılar Kurulu yeniden yapılandırılacak. Yargı sistemi içerisinde farklı görevlere ve konumlara sahip olan hâkimlik mesleği ile savcılık mesleği birbirinden ayrılacak, Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu şeklinde iki farklı kurul oluşturulacaktır. Böylece her bir meslek grubu için görevin gereklerine uygun ayrı düzenlemeler ve güvenceler öngörülecektir. Bu kurullara seçimler de yeniden düzenlenecek. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun da arasında bulunduğu Yüksek Yargı Kurullarına üye seçiminde çoğulculuk, hesap verebilirlik ve demokratik meşruiyet öncelikli kriterler olacak. Bu kapsamda üyelerin yarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üçte iki nitelikli çoğunlukla seçilmesini öngörüyoruz. Üyelerin diğer yarısının da Yargıtay, Danıştay, Türkiye Barolar Birliği, adli ve idari yargı birinci sınıf hâkim ve savcılar tarafından, kendi mensupları arasından doğrudan seçilmesini öngörüyoruz. Bağımsızlık ilkesinin güçlendirilmesi için Adalet Bakanı ve Müsteşarı, Hâkimler Kurulu’nda yer almayacak. Hukuk devleti olmanın gereği olarak Yüksek Yargı Kurullarının disiplin kararları da yargı denetimine açık hale getirilecektir.

    ‘AKP YARGISI YERİNE KENDİ YARGIMIZI KURMAK GİBİ BİR DURUM SÖZ KONUSU OLAMAZ’

    – Muhalefetin sürekli kullandığı bir dil var. “İktidara gelince Demirtaş ve Kavala’yı serbest bırakacağız.” şeklinde. Bu kişileri iktidarınız mı bırakacak, yargı mı bırakacak? Yargı bırakacaksa yargı adına neden konuşuluyor? Buradan mevcut AKP yargısı yerine kendi yargı sisteminizi kuracağınızı düşünebilir miyiz?

    Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’yı serbest bırakacak olan siyaset kurumu değildir. Demirtaş ve Kavala’yla ilgili kararı alacak olan yargının kendisidir. Dolayısıyla yeniden yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusuna geliyoruz. Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmiş olması, hâkimleri anayasaya aykırı kararlar alma noktasına getirdi. Avrupa İhsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir dönem yaşıyoruz. Oysaki bu kararlara uyulması, kararların uygulanması anayasal bir zorunluluk. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Anayasamızın 90. maddesine göre bağlayıcı. Dolayısıyla özgürleşen, siyasi baskılardan kurtulan yargı, hukukun bir gereği olarak hem Demirtaş hem Kavala dosyalarını yeniden ele almak durumunda. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilgili dosyalarla ilgili kararları var. Yoksa yargı makamları yerine geçilerek herhangi bir işlem yapılma iradesi ortaya konulamaz. AKP yargısı yerine kendi yargı sistemimizi kurmak gibi bir durum söz konusu olamaz. Sadece yargının siyasi baskılardan arınması ve yargıçların hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince yargısal değerlendirme yapabileceği bir sistem kurulması, yargının tarafsızlığının ve bağımsızlığının sağlanmasıdır hedefimiz.

    ‘İKTİDARIMIZDA BU KİŞİLERLE İLGİLİ BİR TASARRUFTA BULUNMAYACAĞIZ’

    – Siyasi parti temsilcisi olup hâkim ve savcı yapılanlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Olası bir değişiklik sonrası hâkim ve savcı olarak kalmaya devam edecekler mi?

    Bu sorunuzun yanıtı da yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilişkili. Örneğin, milletvekili adaylığı için görevlerinden istifa eden yargı mensupları, aday gösterilmemeleri halinde görevlerine dönemiyor. Çünkü ilgili kanun, yargı mensuplarının adaylık gerekçesiyle istifalarını yargı bağımsızlığına aykırı görüyor. Hal böyleyken, çok sayıda kişi bir siyasi partinin temsilcisi veya yöneticisiyken hâkim ve savcı yapıldı. Dediğim gibi, buna tenezzül edilmesi yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldıran en net adımlardan biriydi. Ancak iktidarımızda halen savcı ve hâkim olarak görev yapan bu kişilerle ilgili bir tasarrufta bulunmayacağız. Biz ivedilikle yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayacağız. Bunun sağlandığı gün itibariyle hala birileri yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına aykırı tutum ve kararların altına imza atmak isterlerse eğer o zaman yine hukuk içinde gerekli müdahaleler yapılır. Ve bu tavır tüm yargı mensupları için geçerli olacak. Hangi gerekçeyle olursa olsun, kimin tarafından ve kimin döneminde atanmış olursa olsun, kimsenin yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını zedeleyecek adımlar atmasına izin vermem.

    İSİM İSİM SAYDI… İRFAN FİDAN, AKIN GÜRLEK VE HASAN YILMAZ

    – Hükümet, talimatları doğrultusunda hareket eden çok sayıda hakim ve savcıyı koruma altına alma ve ödüllendirme maksadıyla yüksek yargı mensubu yaptı. Bazıları teamüllere aykırı şekilde kritik noktalara getirildi. Bu kişiler hakkında hukuk aracılığı ile gasp, yargı borsası oluşturma iddiaları var. Bir kısmı İstanbul grubu adıyla biliniyor. Yine bazı tarikat ve grupların da yüksek yargıda kadrolaştığı biliniyor. Seçimin kazanılması halinde yüksek yargı üyelikleri gözden geçirilecek mi? Anayasal ve yasal düzenlemeler yapılacak mı? Yüksek yargının bağımsızlığı nasıl sağlanacak ?

    Yakın süreçte siyasi iktidarın talimatlarına uyan, siyasi tasarrufla hareket eden, daha ötesi hukuksuzluk yapan hakim ve savcıları koruma altına aldığı, bunları ödüllendirdiği ve bu kişileri liyakat gözetilmeksizin yüksek yargı mensubu olarak atandığı bilinmektedir. İrfan Fidan, Akın Gürlek ve Hasan Yılmaz örnekleri bilinmektedir. Bu durumun bir daha gerçekleşmemesi anlamında gerekli önlemler elbette alınacaktır. Türkiye de hiçbir yargıç ve hiçbir savcı bu tür hukuksuzluklara araç olarak kendisinden hesap sorulmayacağını düşünmemelidir. Hukukun işlemesi ile yaptırımlar söz konusu olacağından bir daha bu tür yollara yargıçlar ve savcıların başvurmaması elbette sağlanacaktır. Yargı borsası, hukuk aracılığı ile gasp gibi hukuksuzluklara karışan, bilinen avukatlar ve yargı mensupları ile ilgili mutlak bir şekilde yaptırım uygulanması sağlanacaktır. Zira yargının bağımsızlaşıp tarafsızlaşması ile birlikte suç işlemiş olan yargı mensubu ve avukatlar yine yargı tarafından yaptırıma tabi tutulacaktır. Yüksek yargıya seçilmek, orada görev yapmak herhangi bir şekilde bir gruba, oluşuma mensubiyetle ilişkili olmamalıdır. Yüksek yargıda liyakate göre seçilmeyenler, daha ötesi hukuksuzluk yapanlar yargısal düzenlemeler gereğince değerlendirmelere tabi tutulabilecektir. Bu konudaki değerlendirme elbette ileriki süreçte yapılacaktır. Ne var ki amaç her halükarda yüksek yargının bağımsızlığının sağlanması kapsamında olacaktır.

    ‘YENİ BİR YÜKSEKÖĞRENİM PLANLAMASI YAPILACAK’

    – Neredeyse artık 81 ilin tamamında hukuk fakültesi fazlalığı var. Fakültelerin artması kalifiye hukukçuların oranını düşürmüş durumda. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Üniversitelerdeki hukuk fakültelerine ilişkin bir çalışma yapmayı planlıyor musunuz?

    Türkiye’nin her ilde, her üniversitede bir hukuk fakültesine değil, hukukun kendisine ihtiyacı var. Nitelikli hukuk fakültelerine ve her alanda olduğu gibi bu fakültelerde görev alacak nitelikle hukukçulara, bilim insanlarına ihtiyaç var. Bu hedef doğrultusunda gerekli değerlendirmeler elbette yapılacaktır. Yeni bir yükseköğrenim planlaması çerçevesinde hukuk fakülteleri yeniden ele alınacaktır.

    ‘CUMHURİYET SAVCILARI SORUŞTURACAK’

    – Olası bir iktidar değişiminde meslektaşlarımızdan bazı itirafların geleceğini düşünüyorum. Mesela, “Şu kararı X şahıs (siyasetçi) baskı kurduğu için vermek zorunda kaldım” şeklinde. Bu tarz itiraflar gelirse o X şahıslar hakkında herhangi bir soruşturma vs. yapılacak mı?

    Suç işlemiş olanlarla ilgili soruşturma yapılması iradesi Cumhuriyetin savcılarına ait olmalı. Eminiz ki bağımsızlaşan yargı mensupları bu kapsamda gerekli değerlendirmeleri yapacaklardır. Hiç kimse suç ve cezadan bağışık değildir. Dolayısıyla itiraflar ya da başka şekilde suç verileri açığa çıktığında siyasi baskı gereği söz konusu olmaksızın ilgili Cumhuriyet Savcılıkları gerekli soruşturmaları yapıp gerektiğinde ceza davalarının açılmasını sağlayacaktır.

    ‘MESCİTLERİ KAPATMAYACAĞIM, İYİ YERLERE TAŞIYACAĞIM’

    – 30 yıllık Hakimin. Daha önceden adliyelerde mescit yoktu. Namaz kılamıyorduk ya da kılmak için cami arıyorduk. Bu mescitler açık tutulacak mı?

    Elbette açık tutulacak. Sadece yargı mensuplarının değil, tüm vatandaşlarımızın inanç özgürlükleri konusundaki hakları korunacaktır. İbadetlerini özgürce yapmaları hususunda engelleyici tek bir adımın dahi atılmasına izin vermem. Hatta daha da ileri götüreyim. Pek çok kamu kuruluşunda mescitler bodrum katlarında bulunuyor. İbadetlerini yapmak isteyen kamu çalışanları ve vatandaşlarımız sağlıksız koşullara mahkûm ediliyor. Bu mescitlerin, kamu binalarının daha iyi yerlerine taşınması gerekir.

    – Adliye içerisinde pek çok hukuksuz karar verildiğine tanık oluyoruz. Yeniden yargılamaların yolu açılacak mı? Sizin bir planlamanız var mı?

    Yeniden yargılamanın yolu hukuk mevzuatı çerçevesinde ilgili yargıçlar tarafından değerlendirmeye tabi tutulacaktır.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Nuriye Gülmen’in de aralarında olduğu 120 gözaltı, 40 tutuklamaya sebep olmuştu: Delil sayılan dijital boş çıktı!

    Nuriye Gülmen’in de aralarında olduğu 120 gözaltı, 40 tutuklamaya sebep olmuştu: Delil sayılan dijital boş çıktı!


    İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin incelenmesi için bağımsız adli bilişim uzmanına gönderdiği ve birçok davaya delil olarak giren dijitalin içeriğinde, iddianamelerde suçlama konusu yapılan ‘örgütsel yazışmaların’ yer almadığı ortaya çıktı. Bu dijital nedeniyle şimdiye kadar en az 120 kişi gözaltına alındı, 40 kişi tutuklu yargılandı.

    GÜLMEN’İN DAVASINDA İNCELEME TALEBİ KABUL EDİLMEDİ

    Gazete Duvar’dan Can Bursalı’nın haberine göre; DHKP-C örgütünün merkez komitesiyle örgüt üyelerinin yazışmalarının yer aldığı iddia edilen dijital, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildikten sonra “İşimi geri istiyorum” diyerek ölüm orucu eylemi yapan ve tutuklu yargılanan akademisyen Nuriye Gülmen’e İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 10 yıl hapis cezasının da gerekçesiydi. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi, Gülmen’in avukatlarının “Dijital incelensin” talebini kabul etmedi.

    ATK TESPİT EDEMEDİ

    Dijital, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen başka bir DHKP-C davasına da delil olarak girdi. Mahkeme, dijitalin incelenmesi talebini kabul etti ve önce Adli Tıp Kurumu’na (ATK) gönderdi. Adli Tıp Kurumu’nun raporunda herhangi bir örgütsel yazışmanın tespit edilemediği belirtildi.

    BİLİRKİŞİYE GÖNDERİLDİ, ‘BOŞ’ ÇIKTI

    ATK’den gelen raporun ardından mahkeme dijitallerin bağımsız bir adli bilişim uzmanına inceletilmesine karar verdi. Adli bilişim uzmanından mahkemeye gönderilen bilirkişi raporunda, iddianamelerde suçlama konusu yapılan örgütsel yazışmaların yer almadığı şu ifadelerle belirtildi:

    “İddianame içerisinde bulunan yazışma içerikleri ve imajlar üzerinde oynama olup olmadığı tarafımca incelenmiş olup, iddianame içerisinde geçen mesajlaşma içerikleri tespit edilememiştir. Ayrıca imajlar üzerinde yapmış olduğum timeline (zaman çizgisi) ve bütünlük analizlerinde söz konusu veriler üzerinde oynama veya materyale ekleme çıkarma işleminin yapılmadığı tespit edilmiştir.”

    HALA TUTUKLU OLANLAR VAR

    İçeriğinde DHKP-C örgütünün merkez komitesiyle yazışmaların olduğu ileri sürülen ve ‘boş’ çıkan dijital nedeniyle en az 120 kişi gözaltına alındı, 40 kişi tutuklu yargılandı, aralarında akademisyen Nuriye Gülmen’in de olduğu bir kısım sanık hala tutuklu.

    ÖĞRETMENDİ, MEMURİYETTEN UZAKLAŞTIRILDI

    Dijital nedeniyle yargılananlardan biri de Pelin Akbaş Yeşil oldu. Yeşil, hakkında dava açılmadan önce depremin en çok etkilediği kentlerden biri olan Hatay’da öğretmenlik yapıyordu. Yeşil, boş çıkan dijitaldeki ‘örgütsel yazışmaların’ delil gösterildiği davada yargılandığı için memuriyetten uzaklaştırıldı.

    AVUKATLIK RUHSATI İPTAL EDİLDİ

    Aynı dijitalin delil gösterildiği bir davada yargılanan Sinan Bin ise stajını tamamladıktan sonra başvurduğu avukatlık ruhsatını alamadı. Baro, daha sonra Bin’e ruhsatını verdi. Ancak Bin’in ruhsatı, yargılandığı dava gerekçe gösterilerek idare mahkemesi tarafından iptal edildi.

    Ayrıca, ‘örgütsel yazışmaların’ yer aldığı öne sürülen dijitalle ilgili emniyet güçleri tarafından düzenlenen imaj raporunun, ele geçirilme tarihinden bir gün önce düzenlendiği de ortaya çıktı.

    ‘SAHTE DİYORDUK, HİÇ YOKMUŞ’

    Akademisyen Nuriye Gülmen, avukat Sinan Bin ve öğretmen Pelin Akbaş’ın avukatı Oğuzhan Topalkara, dijitalin ATK’nin ardından bağımsız bilirkişi tarafından da ‘boş’ bulunmasını değerlendirdi. “Örnekler ve mağduriyetler saymakla bitecek gibi değil” diyen Topalkara, geçmişte iddianamelerde yer alan ‘örgütsel yazışmaların’ dosyaya sonradan eklendiğini, sahte olduğunu iddia ettiklerini ancak gelen raporlarla söz konusu yazışmaların aslında hiç olmadığının ortaya çıktığını vurguladı.

    ‘DEVLET MAĞDURİYETLERİ GİDERMEK ÜZERE ADIM ATMALI’

    Topalkara ayrıca, “Adli Tıp ve bağımsız bilirkişi raporları ile bu dijitalin ne idüğü belirsiz polis tutanakları dışında bir şey olmadığı ortaya çıkmıştır. Verilen tüm mahkumiyet kararları bozulmalı, süren yargılamalarda beraat kararı çıkmalı, tutuklular serbest bırakılmalı ve devlet mağdur ettiklerinin mağduriyetlerini gidermek üzere adım atmalı” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 80 milyon dolarlık kara para davası: Karar çıktı

    80 milyon dolarlık kara para davası: Karar çıktı


    Çeşitli ülkelerdeki kara paranın Türkiye’ye nasıl getirildiğini de ortaya koyan dava İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Aralarında Abdurrahim Haşimoğlu (41), Serhat Tiryaki (37), Cemal Erhan Saydam (47)) ve Hasan Yıldırım’ın (35) olduğu 4 kişi savcılığa yaptıkları başvurularda, transfer edilmek üzere Volkan Özel’e verdikleri milyonlarda doların kendilerine iade edilmediğini iddia ederek suç duyurusunda bulundu.

    Halk TV’den Dinçer Gökçe’nin haberine göre; yürütülen soruşturma sonrası, Kapalıçarşı ve Laleli’nin en büyük dövizcileri olan Cengizler Döviz ve Aklar Döviz’in sahipleri Alaaddin Ak (58) oğlu Mustafa Ak (32), akrabaları Volkan Özel (41) ile polis memuru Behzat Güzeldere (35) 12 Şubat 2022’de gözaltına alındı. Şüphelilerden Baba-oğul Ak ile Özel tutuklandı.

    “ÜLKEYE KARA PARA GETİRDİK”

    Bugün görülen karar duruşmasında mahkeme sanıkların ve avukatlarının son savunmalarını aldı. Tutuklu sanık Volkan Özel “Kimseyi dolandırmadım. Evet, yurtdışında para getirdim. Yaptığımız işi legal değildi. Ancak, alacaklı olduğunu iddia eden müştekiler benden önce bu işi yapıyordu. Getirdiğim paranın uyuşturucu parasını olduğunu öğrenince emniyete giderek her şeyi itiraf ettim” dedi.

    Alaaddin Ak ise, “Müştekileri ile Volkan Özer arasındaki ticareti para ilişkisini ben bilmiyorum. Benim şirketlerime gelen tek kuruş para yok. Malıma çökmeye çalışıyorlar. Hakkımızda 20 milyon 800 bin Euro’luk icra takibi yapıldı. Bu takip de sahte senetle yapıldı. Yine bu dosyaya 35 milyon lira kefalet yatırarak tahliye oldum. Kimseye bir borcum yok” diye konuştu. Mustafa Ak da babası ile benzer yönde ifade verdi.

    Duruşmaya, müştekilerden Abdurrahim Haşimoğlu’yu korkutarak 1 milyon dolar almaya çalışmakla suçlanan polis memuru Behzat Güzeldere ise katılmadı. Güzeldere’nin avukatı yaptığı savunmada, müvekkilin suçsuz olduğunu taleplerinin yerine getirilmediği söyledi.

    Yapılan yargılama sonrası mahkeme kararını verdi. Mahkeme, Alaaddin Ak ile Mustafa Ak’a 60’ar yıl hapis cezası 3’er milyon da adli para cezası verdi. Mahkeme, baba oğulun yatırdığı 35 milyonluk kefaletinde karar kesinleştikten ve müştekilerin paraları ödendikten sonra iadesine karar verdi.

    4 SANIĞA DA YURTDIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI

    Mahkeme, kara para transferinde kilit rol oynadığını itiraf eden Volkan Özel’e 48 yıl polis memuru Behzat Güzeldere’ye ise 30 yıl hapis cezası verdi. Özel’in tahliyesine karar veren mahkeme tüm sanıklar için de yurtdışına çıkı yasağı verdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD eski Başkanı Donald Trump’a yöneltilen suçlamalar neler?

    ABD eski Başkanı Donald Trump’a yöneltilen suçlamalar neler?


    Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, 2016 Başkanlık seçimleri sırasında bir kadına yasa dışı şekilde “sus payı” ödemek ve bununla ilgili kayıtlarda sahtekarlık yapmaktan çıktığı hakim karşısında, hakkındaki 34 ayrı suç yöneltildi.

    Trump, 16 sayfalık iddianamede yer alan 34 ayrı maddede, porno yıldızı Stormy Daniels’e 130 bin dolarlık “sus payı” ödemesiyle ilgili olarak seçim kampanyası yasası ihlali ve söz konusu ödeme kapsamında işyeri kayıtlarında sahtekarlık yapmakla suçlandı.

    Trump, Manhattan Başsavcılığı tarafından kendisine yöneltilen yasa dışı para ödemeleriyle ilgili 34 ayrı suçlamayı reddetti.

    Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, Trump’ın “iş kayıtlarını tahrif etmekle ilgili 34 ağır suç” işlediğini söyledi.

    Alvin Bragg, eski Başkanın 2016 seçimleri dönemindeki avukatı Michael Cohen’e yaptığı ödemelerle ilgili kritik yanlış beyan içeren 34 belge olduğunun tespit edildiğini ifade etti.

    Salı günkü duruşmada ortaya çıkan ortaya çıkan bazı önemli soruların yanıtlarını sizler için derledik:

    Trump neyle suçlanıyor?

    Donald Trump, avukatı Michael D. Cohen aracılığıyla seçimler öncesi, porno yıldızı Stormy Daniels’e 130 bin dolarlık “sus payı” ödemekle suçlanıyor.

    Seçimi kazanma şansını artırmak için hakkında olumsuz bilgilere sahip olduğunu iddia eden kişilere üç ayrı ödeme yapmakla itham edilen Trump, söz konusu ödemeler için paravan şirketler kurmakla suçlanıyor.

    Manhattan Başsavcısı, ABD başkanlık seçimlerine iki haftadan az bir süre kala Michael Cohen’in Daniels’in avukatlarına yaptığı 130 bin dolar ödemeyle “seçmenlerin bilgisine zarar verildiği suçlamasını yöneltiyor.

    Başkan olarak görev yaparken Trump’ın, Cohen’e geri ödeme yaptığını belirten savcılık makamına göre, suçlamalara temel olan dolandırıcılığın başladığı yer burası olarak gösterildi.

    Resmi kayıtlara göre Trump’ın şirketi, vekalet sözleşmesine atıfta bulunarak, Cohen’e yapılan bu geri ödemeleri yasal gider olarak gösterdi.

    Savcılar, böyle bir masraf olmadığını ve vekalet sözleşmesinin de hayali olduğu suçlamasını yöneltiyor.

    Savcılığa göre mahkemeye sunulan kanıtların temelini, 34 tahrif edilmiş belge oluşturuyor. Bunların içinde 11 çek, Cohen’in sunduğu 11 aylık fatura ile Trump’ın şirketinin muhasebe defterine işlenen 12 resmi kayıt savcılara göre, yolsuzluğun ve sahteciliğin kanıtı olarak görülüyor.

    Bu neden suç?

    Ticari kayıtlarda tahrifat yapmak kabahat suçu olarak değerlendiriliyor. Ancak davaya bakan savcı Bragg’ın bu usulsüzlüğü, ağır suç olarak itham edebilmesi için Trump’ın “dolandırıcılık hedefinin” ikinci bir suçun hizmetinde olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Bu durumda Bragg’ın söz konusu ikinci suçun ayrıntılarını gündeme getirip getirmeyeceği ise şu ana kadar açıklık kazanmadı.

    Bragg, dünkü basın toplantısında Trump hakkındaki iddialarla ilgili, “kapsamlı bir soruşturma” yürüttüklerini ve kayıtlara göre, Federal Seçim Yasası sınırını veya katkı pay limitlerini ihlal ettiğini belirtti.

    Başsavcı, “New York Eyaleti yasalarına göre, dolandırmak ve başka bir suçu gizlemek amacıyla ticari kayıtlarda tahrifat yapmak ağır bir suçtur.” dedi.

    Bragg, Trump’ın, “önceki yıl işlenen gerçek suçları örtbas etmek amacıyla ” 2017’de Cohen’e “hayali hukuk hizmetleri” için ödeme yaptığını ifade etti.

    Trump’ın hakkındaki iddialarla ilgili ek kanıtların bulunduğunu belirten Bragg, “Kim olursan ol. Ciddi suç teşkil eden davranışları normalleştiremeyiz ve normalleştirmeyeceğiz.” sözlerini kullandı.

    Savcıların Trump’ı ikinci bir suçtan itham etmesi gerekiyor mu?

    Hayır. Savcılık makamı Trump’ın ikinci bir suçu “işleme veya gizleme” kastının olduğunu göstermeleri gerekiyor. Savcıların Trump’ı herhangi bir ikincil suçla itham etmesi veya işlediğini kanıtlaması gerekmiyor. Ancak savcılar, suçlamaları ağır bir suç düzeyine çıkarmak için hangi suç veya suçlara dayanacaklarına şu ana kadar açıklık getirmedi.

    Savcılar neden diğer sus parası ödemelerine atıfta bulundu?

    Bragg’ın makamı, Trump’ı ”üç sus payı” anlaşmasına dikkat çekerken, iddianamede sadece porno yıldızı Daniels ile yapılan anlaşmadan bahsedilmesi, savcıların büyük bir olasılıkla Trump’ın ikinci bir suçu gizleme niyetinde olduğunu kanıtlama amacıyla bu diğer anlaşmaları gündeme getirme niyeti olarak yorumlandı.

    İddianameye ek olarak, savcılar diğer şüpheli gördükleri ödemelere atıfta bulunan bir yazılı bildirimi mahkemeye sundu.

    ABD’de bu tür bildirimler, iş dünyasındaki karışık davalarda sıkça yapılırken, bu belge savcıların duruşmalarda ortaya çıkarabilecekleri unsurlar konusunda bir yol haritası sunuyor.

    Bu bildirimde, büyük jüriye sunulan kanıtları da temel alarak, Trump ile uzun süredir ilişkileri bulunan National Enquirer adlı tabloid gazetesinin de dahil olduğu iki sus payı anlaşmasının detaylarına yer veriliyor.

    İlkinde tabloid gazetesi Trump’ın evlilik dışı bir çocuk sahibi olduğunu bildiğini iddia eden eski bir “Trump Tower” kapıcısına 30 bin dolar ödemesiyle ilgili. Gazete, bu iddiaların daha sonra doğru olmadığını duyurdu.

    National Enquirer ayrıca, 2016 seçim kampanyası sırasında Trump’la yaşadığı bir ilişkinin hikayesini satmak isteyen Playboy’un 1998 yılındaki yıldızı Karen McDougal’a da bir ödeme yaptı.

    Karen McDougal,n hikayesinin haklarını satın alan tabloid ile 150 bin dolarlık bir anlaşmaya vardı. Bu ABD’de – “yakala ve öldür” olarak bilinen bir uygulama olarak biliniyor.

    ABD basınına göre bu anlaşmalar, Daniels’a yapılan ödemenin münferit bir olay olmadığını, daha çok seçimi etkilemeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu gösteriyor.

    Trump hüküm giyerse azami ceza nedir?

    Trump’a yöneltilen suçlamaların tümü, New York’taki en düşük ağır suç kategorisi olan ve en fazla dört yıl hapis cezası taşıyan “E Sınıfı” suçlar. Ancak Trump, suçlu bulunursa yargıç onu şartlı tahliyeye mahkum edebilir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsveç mahkemesi Kur’an yakma yasağını kaldırdı: Güvenlik gerekçesiyle protesto hakkı kısıtlanamaz

    İsveç mahkemesi Kur’an yakma yasağını kaldırdı: Güvenlik gerekçesiyle protesto hakkı kısıtlanamaz


    İsveç polisinin güvenlik endişelerini gerekçe göstererek ‘Kur’an-ı Kerim’in yakılmasını yasaklayan’ kararı ülkenin idari mahkemesi tarafından bozuldu. Mahkeme ‘güvenlik riski endişelerinin’ gösteri yapma hakkını sınırlamak için yeterli olmadığına karar verdi.

    Benzer eylemlerin tekrar etmemesi için yakma protestolarının yasaklanması amaçlanmıştı. 

    Aşırı sağcı Stram Kurs partisi lideri Rasmus Paludan’ın 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an yakarak gerçekleştirdiği eylem Türkiye ve İsveç arasında da gerilime neden olmuştu. 

    Türkiye, polisin gösteriye izin vermesinden özellikle rahatsız olmuştu. Ankara daha sonrasında başka gerekçeleri de öne sürerek İsveç’in NATO müzakerelerini engelledi.  

    O dönem İsveçli politikacılar Kuran’ın yakılmasını eleştirdiler ama ifade özgürlüğü hakkını savundular.

    Son olarak İsveç polisi geçtiğimiz ay, ‘Kur’an-ı Kerim yakma’ eylemlerinin yasaklanmasına karar verdi ancak İsveç İdari Mahkemesi bu yasak kararını iptal etti.

    Yargıç Eva-Lotta Hedin, Stockholm’deki Türk ve Irak büyükelçilikleri önünde planlanan protestolara atıfta bulunarak “Polisin kararı için yeterli destekleyici unsur bulunmamıştır” dedi.

    Aynı gün 5 kişi tutuklandı

    Öte yandan İsveç İç Güvenlik Teşkilatı (Sapo) kararın açıklandığı sabah ‘terör eylemi’ planladığından şüphelenilen 5 kişinin tutuklandığını duyurdu. Tutuklanan kişilerin ocak ayında İsveç büyükelçiliği önünde gerçekleştirilen Kur’an-ı Kerim yakma eylemi ile bağlantılı olduğu belirtildi.

    Salı günü erken saatlerde yapılan tutuklamalar Eskilstuna, Linkoping ve Strangnas kasabalarında gerçekleşti. 

    Şüphelilerin uluslararası “İslami aşırıcılık” ile bağlantılı olduğu açıklandı. Ancak Güvenlik Servisi, bir saldırının yakın zaman zarfında beklenmediğini söyledi. Açıklamada, “Güvenlik Teşkilatının bir tehdidi önlemek için genellikle erken harekete geçmesi gerekir. Harekete geçmek için bir suçun işlenmesini bekleyemeyiz” denildi.

    Sapo terörle mücadele birimi başkan yardımcısı Susanna Trehorning, “Mevcut dava, Sapo’nun Kur’an-ı Kerim yakma olayıyla bağlantılı olarak üzerinde çalıştığı birkaç vakadan biriydi” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD siyaset tarihinde bir ilk: Eski Başkan Donald Trump mahkemeye teslim oluyor

    ABD siyaset tarihinde bir ilk: Eski Başkan Donald Trump mahkemeye teslim oluyor


    ABD siyaset tarihinde bugün bir ilk yaşanacak ve 2024 seçimleri için aday olan Donald Trump, kendisine yöneltilen bir suçlama nedeniyle hakim karşısına çıkacak ilk eski başkan olacak.

    2016 yılında porno yıldızı Stormy Daniels’a cinsel ilişki sonrası yaptığı “sus payı” ödemesiyle ilgili soruşturmada, cezai suçlamalarla karşı karşıya kalan Trump, bugün Manhattan mahkemesine gidip teslim olacak.

    Trump, ülke tarihinde eski bir başkanın kendisine yöneltilen suçlamaları dinlemek üzere hakim karşısına çıkmak zorunda kaldığı tarihi bir anın yaşanmasına neden olacak.

    Trump, sabıka fotoğrafı ve parmak izi gibi rutin işlemlerden geçirilecek

    Ayrıca Trump, teslim olduğunda, diğer herkes gibi sabıka fotoğrafı ve parmak izi gibi rutin işlemlerden geçirilecek. Ancak Trump’ın kelepçelenmesi beklenmiyor.

    Cumhuriyetçi eski başkan gizli servis korumasına sahip olacak ve muhtemelen aynı gün serbest bırakılacak.

    Trump’ın avukatları dün yargıçtan müvekkillerinin mahkemeye çıkartılması sırasında fotoğraf ve görüntü yayınına yasak getirilmesini talep etti.

    Yargıç Juan Merchan ise dün akşam geç saatlerde mahkeme başlamadan önce beş foto muhabirinin sadece birkaç dakika için fotoğraf çekmeleri için duruşma salonuna alınmasına karar verirken, kameraların binanın sadece koridorlarına girmesine izin verdi.

    Savcı Alvin Bragg ise duruşmanın ardından bir basın toplantısı düzenleyerek gelişmeleri kamuoyuna aktaracak.

    Trump Florida’da miting düzenleyecek

    Trump’ın aynı gün sürekli ikamet ettiği Florida’ya dönüp burada geniş katılımlı bir gösteri düzenlemesi bekleniyor.

    Eski Başkan kendisismini taşıyan dev iş merkezi Trump Tower’daki konutundan, mahkeme salonuna kadar bugün yoğun güvenlik önlemleri altında uzun bir polis konvoyu eşliğinde götürülecek.

    New York polisi, Trump yanlılarının kentte yapacakları gösterilere karşı son bir kaç gündür alarma geçmiş durumda.

    New York polisi alarmda

    Trump, 18 Mart’ta Manhattan Bölge Savcısının başlattığı soruşturmayla ilgili tutuklanmasını beklediğini duyurmuş ve bu nedenle protesto çağrısında bulunmuştu.

    New York Emniyet Müdürlüğü, kentte rütbesine bakılmaksızın bütün polisler için izinleri kaldırırken, mahkeme binasına giden yolları kapattı ve Trump Tower etrafına metal bariyerler yerleştirdi.

    ABD medyasının gözü kulağı mahkeme salonunda

    Bu arada ABD medyası, Trump’ın dün Florida’dan New York’a özel uçakla gelmesini ve burada karşılanışını canlı yayınla izleyicilerine aktardı.

    ABD basını Trump’ınn mahkeme gidip ifade verilmesini, seçimler öncesi medyatik şova dönüştürüp kendisini için avantaj sağlamaya yoluna gideceği yorumunu yapıyor.

    Trump neyle suçlanıyor?

    Trump, Manhattan’daki büyük jüri tarafından hazırlanan iddianamede, en az biri ağır suç olmak üzere, iş kayıtlarında tahrifat yapmakla suçlanıyor.

    New York’ta bir yargıç, Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg’e, eski Başkan Trump’ın nelerle suçlandığını açıklama yetkisi verdi ancak suçlamaların kamuoyuna ne zaman açıklanacağı henüz belli değil.

    Trump, önceki gün jürinin hakkında verdiği suçlanma kararını “siyasi” olarak nitelemiş ve bunun “seçimlere müdahale” olduğunu savunmuştu.

    İddianamenin hazırlanması öncesi büyük Jüri, 2016 başkanlık kampanyasının son günlerinde Daniels’a yapılan 130 bin dolarlık ödemeyle ilgili kanıtları dinlemişti.

    Daniels, 2006 yılında Trump’la yaşadığı cinsel ilişki hakkında sessiz kalması için kendisine ödeme yapıldığını söyleyerek gündeme gelmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***