Etiket: mahkeme

  • ABD’de seçim sonuçlarını değişirme davası: Trump teslim olmayı planlıyor

    ABD’de seçim sonuçlarını değişirme davası: Trump teslim olmayı planlıyor


    Donald Trump hakkındaki dördüncü dava kapsamında Fulton County hapishanesine teslim olacağını açıkladı

    Eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, 2020 başkanlık seçimleri sırasında Georgia eyaletinde kaybettiği seçim sonuçlarını iptal ettirme teşebbüsüyle ilgili suçlamalar kapsamında açılan davada gönüllü olarak teslim olacağını belirtti.

    REKLAM

    Kendisinin kurduğu sosyal medya platformu Truth Social’dan açıklama yapan Trump “Perşembe günü Georgia, Atlanta’ya TESLİM olmak için gideceğim.” diye yazdı ve davanın siyasi amaçlı olduğunu kaydetti. Trump 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde yeniden ABD başkanı olmak için adaylığını koymuştu.

    Amerikan yayın kuruluşu CNN daha önce Trump’ın perşembe günü Atlanta’daki Fulton County hapishanesine teslim olmayı planladığını bildirmişti. CNN’e göre bu tarih, Trump’ın avukatları ile Fulton County bölge savcılığı arasında Pazartesi günü Trump’ın kefaleti ve serbest bırakılma koşulları üzerine yapılan müzakereler sırasında belirlendi.

    Yerel şerif ofisi, Trump teslim olduğunda hapishane çevresinde güvenliğin artırılacağını bildirdi.

    200 bin dolar kefalet

    Trump’ın avukatları ve Fulton County bölge savcısı tarafından imzalanan kefalet anlaşmasına göre, Georgia’da eski başkan için 200 bin dolarlık kefalet ve duruşma öngörülüyor. Trump  ayrıca anlaşma uyarınca tehdit edici sosyal medya mesajları göndermeme emriyle karşı karşıya kalacak. 

    Geçen hafta açıklanan 98 sayfalık “Georgia iddianamesinde” Trump ve 18 kişi hakkında, 2020 başkanlık seçimlerinde sonuçları değiştirme teşebbüsüyle bağlantılı toplam 41 suçlamada bulunuluyor. 

    Trump’ın Georgia davasında suçlanan eski kişisel avukatı John Eastman’ın da çarşamba günü Fulton County yetkililerine teslim olmayı planladığı belirtiliyor. Eastman, Fulton Bölge Savcısı ile 100 bin dolarlık kefalet anlaşmasına varmıştı.

    Trump’ın dördüncü iddianamesi

    Georgia davası Trump’ın dördüncü iddianamesi oldu. 

    Trump ayrıca, mart ayında New York eyaletinde bir porno yıldızına sus payı ödemesiyle ilgili bir dava ve mayıs ayında Florida’da federal gizli belgeleri usulsüz kullandığı iddiasıyla federal bir dava ile karşı karşıya. 

    Trump, Washington federal mahkemesindeki bir başka iddianamede de yine 2020 seçim yenilgisini yasadışı yollardan tersine çevirmeye çalışmakla suçlanıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 200 yıl gelen ilk aforoz kararı mahkemeye taşındı: Türkiye’nin ünlü elmas ustası kendisini aforoz edenlerin cezalandırılmasını istedi

    200 yıl gelen ilk aforoz kararı mahkemeye taşındı: Türkiye’nin ünlü elmas ustası kendisini aforoz edenlerin cezalandırılmasını istedi



    Türkiye’deki Ermeni Patrikhanesi’nde yaşanan aforoz, yargıya taşındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçede, aforoz işleminin ortaçağda kaldığı belirtildi ve Anayasa hatırlatıldı.

    RUHANİ KURUL AFOROZ ETTİ

    Sözcü’den Hayati Arıgan’ın haberine göre; Ermeni Patrikhanesi, Türkiye’de elmas ve kıymetli taş işlemesi konusunda otorite olan Levon Gagaçyan’ı Patrik Sahak Maşalyan ve din adamları hakkında ortaya attığı iddiaların asılsız olduğunu söyleyip, kendisine tanınan sürede ‘tövbe’ etmeyince, kiliseyle ilişkisinin kesildiğini (Aforoz) duyurmuştu.

    DİLEKÇEDE ANAYASA HATIRLATILDI: AFOROZ KARARI ÇAĞ DIŞI

    Gagaçyan, avukatı Simon Çekem aracılığıyla kararı mahkemeye taşıdı. Çekem, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği dilekçesinde, aforoz kararının çağ dışı engizisyon mahkemelerini anımsattığı belirtildi. Dilekçede, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24.Maddesi ‘Herkes vicdan dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya zorlanamaz dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz’ dendiği hatırlatıldı.

    “DİNİN GÖREV VECİBELERİNİ DE YERİNE GETİRİRKEN ELEŞTİRİYE DE AÇIK OLMAK ZORUNDADIR”

    Din ile din adamının ayrılması gerektiğinin yer aldığı dilekçede, “Bize göre din adamı bir kamu görevlisidir. Görevini layıkıyla yapmak zorunda olup o dine mensup tüm insanların dinle ilgili işlerini yapmak, dinin gereği ibadetleri yerine getirmektir. Yoksa kendi kişisel menfaat ve ilişkilerine dini alet etmesi mümkün değildir. Bu dinin görev vecibelerini de yerine getirirken eleştiriye de açık olmak zorundadır. Kaldı ki hele eleştiri dine değil de kendi şahsına yönelikse bunu asla ve asla dini kullanarak bireyler üstünde baskı kurmaması gerekmektedir” dendi.

    “HAKARET DEĞİL YAPICI ELEŞTİRİLER”

    Savcılığa verilen dilekçede Levon Gagaçyan’ın her zaman inandığı dinine, dinlere ve din adamlarına karşı tüm sorumluluklarını saygıyla, layıkıyla yerine getirdiği belirtildi.

    Levon Gagaçyan’ın yaptığı eleştirilerin anayasa ve yasalar çerçevesinde suç teşkil etmeyen yapıcı eleştiriler olduğunun belirtildiği dilekçede, dine karşı suç teşkil edecek hiçbir eleştiride bulunmadığı, tam tersine dini ritüellere sahip çıktığı, eleştirilerin tamamen kişilere yönelik yasal çerçeve içinde olan suç teşkil etmeyen eleştiriler olduğu anlatıldı.

    ELMAS VE KIYMETLİ TAŞ USTASI

    Elmas ve kıymetli taşlar işleme konusunda otorite olan Levon Gagaçyan’ın bu alanda Türkiye’de bu işi yapacak kişilerin yetişmesi için başta İstanbul Ticaret Üniversitesi, İTÜ, İstanbul Kuyumcular Odasında eğitim ve kurs vererek, ustalığıyla birlikte ülkemizde büyük bir boşluğu doldurduğu dilekçede belirtildi.

    Patrikhane ruhani kurulunca verilen aforoz kararının ortaçağ engizisyon mahkemelerini çağrıştırdığının yer aldığı dilekçede, “Hiçbir yasada ne Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında ne de Kanunlarında ne de Evrensel Hukukta ve tüm Dünyada ortadan kalkmış olan aforoz edilmeyi anlamak mümkün değildir” dendi.

    Avukat Simon Çekem dilekçesinde Levon Gagaçyan’ın kamuoyunda küçük düşürülerek, itibarsızlaştırılması, maddi ve manevi kayıplarının verdiği zararlar göz önüne alınarak Anayasa ve yasalarımızda suç teşkil eden aforoz kararını verenlerin belirlenerek, cezalandırılmasını ve aforoz kararının tüm sonuçlarıyla kaldırılmasını istedi.

    “KENDİSİNE ‘TÖVBE ET’ DEDİK, ETMEDİ”

    Ermeni Patrikhanesi, Patrik Sahak Maşalyan başkanlığında 12 Aralık 2022’de toplanan Ruhani Meclis’in, Patrik ve din adamları hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu söyleyip, Levon Gagaçyan’ı kiliseden aforoz ettiğini şöyle duyurmuştu:

    “Levon Gagaçyan isimli şahsın, sosyal medya varlıkları üzerinden düzenli olarak dile getirdiği asılsız iddialara bir son vermesi, Patrik Hazretleri başta olmak üzere kilisemiz saygın din adamlarına karşı takındığı tavırdan vazgeçmesi ve tövbe etmesi için bir haftalık süre tanınmıştı.

    Yeni bir yıla başlamanın verdiği tazelenme hissi ve Noel sezonunun bereketi, Rab İsa Mesih’in doğumundaki mükemmel derin gizemin yüreğinde yer bularak, doğru yolu seçeceğine dair ümitlerimizi sürdürdüğümüz için verilen sürenin bitmesine rağmen kendisine ek süre tanındı.

    Ama geçen zaman zarfında, tövbe edip esenlik içinde bir tavır sergilemek şöyle dursun, doğru yoldan tamamen saptığı tespit edildi. 14 Ocak itibarıyla Ermeni Resuli Kilisesi ile ilişiğinin kesildiği kamuoyuna duyurulur.”

    “200 YIL SONRA BİR İLK”

    Gagaçyan sosyal medyasında yaptığı açıklamada en son 200 yıl önce (1826) Protestan eğilimli Ermenilerin patrik tarafından Aforoz edilip kiliseden kovulduğunu belirtti.

    Aforoz kararı ile ortaçağ engizisyon mahkemesinin hortlatıldığını ileri süren katolik-protestan-evanjelist ya da ateist Ermeni kardeşleriyle bir sorununun olmadığını söyledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD Adalet Bakanı, Başkan Biden’ın oğlunu soruşturması için özel danışman atadı

    ABD Adalet Bakanı, Başkan Biden’ın oğlunu soruşturması için özel danışman atadı


    Hunter Biden davasını kendi lehine kullanmak isteyen Cumhuriyetçiler ise, Kongre’de oğul Biden’ın işinden fayda sağladığını iddia ettikleri baba Biden hakkında görevden alma (azil) soruşturması başlatılmasını isteyen açıklamalar yaptı.

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet Bakanı Merrick Garland, Başkan Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden soruşturması için özel danışman atadığını duyurdu. 

    REKLAM

    Karar, 2024 ABD başkanlık seçimleri öncesinde tekrar aday olacağını açıklayan Biden’ın oğlu hakkındaki soruşturmanın derinleştirilmesinin önünü açmış oluyor. 

    Garland, Başkan Biden’ın oğlunun mali ve ticari ilişkilerini soruşturan Delaware merkezli federal savcı David Weiss’i özel danışman olarak atadığını bildirdi. 

    “Konuyla ilgili olağanüstü koşulları göz önünde bulundurarak, kendisini özel danışman olarak atamanın kamu yararına olacağı sonucuna vardım.” diyen Bakan Garland, düzenlediği basın toplantısında, “Sayın Weiss’ın atanması, Amerikan halkı için bakanlığın özellikle hassas konularda hem bağımsızlık hem de hesap verebilirlik konusundaki kararlılığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

    Garland, bu sözlerle bakanlığının hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olduğunun altını çizdi. 

    Söz konusu atama, davaya bakan federal savcının yetkilerinin artırılarak özel danışman statüsüne yükseltilmesi anlamına geliyor. 

    Atama, oğul Biden davasındaki savunma anlaşması görüşmelerinin çıkmaza girdiği bir dönemde yapıldı. 

    Özel Danışman Weiss, atanmasının hemen akabinde yaptığı açıklamada, Hunter Biden’ın olası savunma anlaşması görüşmelerinin çıkmaza girmesinin ardından cezai suçlamalarla da yargılanabileceğini söyledi.

    Hunter Biden davasını kendi lehine kullanmak isteyen Cumhuriyetçiler ise, Kongre’de oğul Biden’ın işinden fayda sağladığını iddia ettikleri baba Biden hakkında görevden alma (azil) soruşturması başlatılmasını isteyen açıklamalar yaptı. 

    Cumhuriyetçiler bir yandan da Hunter Biden’ı, Joe Biden, eski Başkan Barack Obama’nın yardımcısıyken (2009-2017) babasının bağlantılarından ve isminden faydalanarak Ukrayna ve Çin’de şüpheli işler yapmakla suçluyor.

    Bir yandan da Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’nde Hunter Biden’ın iş ilişkilerine yönelik kendi soruşturmalarını yürütüyor. 

    Ancak Başkan Biden’ın, oğlunun girişimlerinden ‘kazanım elde ettiğine’ dair herhangi bir kanıt şu ana kadar bulunabilmiş değil. 

    REKLAM

    Weiss, haziran ayında Hunter Biden’a karşı vergi dolandırıcılığı ve yasa dışı silah bulundurma suçları yöneltmiş, federal bir yargıç ise savcılıkça yapılan savunma anlaşması önerisini kabul etmemişti. 

    Hukukçu analistler, atamanın Cumhuriyetçilerden gelen siyasi baskıya bir yanıt mı olduğu yoksa Hunter Biden’ın iş ilişkilerine yönelik daha geniş kapsamlı bir soruşturmaya mı işaret ettiği konusunun net olmadığının altını çiziyor. 

    Keza olası geniş kapsamlı soruşturmanın başka cezai suçlamalara yol açıp açmayacağı da net değil.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 45 gündür tutuklu: Merdan Yanardağ için tahliye talebine yine ret!

    45 gündür tutuklu: Merdan Yanardağ için tahliye talebine yine ret!



    Hedef gösterilip tutuklanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutukluluğuna itiraz bir kez daha reddedildi.

    TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, 4 Soru 4 Yanıt programında AKP’nin Abdullah Öcalan ile yeni bir çözüm süreci hazırlığında olduğu görüşünü anlatmak için kullandığı sözlerinin bağlamından kopartılarak sosyal medyada dolaşıma sokulmasının ardından “terör örgütü propagandası yapma” suçlamasıyla tutuklandı. Silivri Cezaevi’ndeki Yanardağ 45 gündür tutuklu.

    TELE1’in aktardıklarına göre; Yanardağ’ın hukuksuzca tutukluluğuna avukatları tarafından yapılan itiraz ise bir kez daha 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane davasında yeni gelişme: ‘IŞİD sınırdan geçmesin diye nöbet tuttuk’

    Kobane davasında yeni gelişme: ‘IŞİD sınırdan geçmesin diye nöbet tuttuk’



    Kobane kentine dönük, 2014’te gerçekleşen IŞİD saldırılarına karşı Türkiye kentlerinde başlayan eylemler nedeniyle 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılaması devam ediyor.

    Bugün Kobane Davası’nın 28’inci duruşmasının 4’üncü periyodu Sincan Cezaevi Kampüsünde görülmeye devam etti. Duruşmaya tutuklu siyasetçilerin bir kısmı, siyasetçiler ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları katıldı.

    ‘HDP ÜYESİ OLMAM İLE MAIL ARASINDA NASIL BAĞ KURULDU ANLAMADIM’

    Artı Gerçek’in haberine göre; duruşma, tutuksuz yargılanan Can Memiş’in esas hakkındaki savunmasıyla başladı. Memiş, Şengal’den Gazze’ye Dayanışma Koordinasyonuna ait olan ve Kobane olaylarından sonra gelen bir mailin aleyhte delil olarak kabul edildiğini belirterek, “Bu platformun suçlama konusu olması halklar açısından incitici açıkçası. Koordinasyona dair gelen mailin illiyet bağının kurulmamasını lehte delil olarak görüyorum. Savcılık bu mailin bana ulaştığını dahi tespit etmemiş. Herhangi bir postada ismimizin habersiz geçmesi bizi o organizasyonun bir parçası haline getirmez. Genç yaşta HDP ve MYK üyesi olmam ile mail arasında nasıl bir bağ kuruldu anlamadım” dedi.

    ‘IŞİD SINIRDAN GEÇMESİN DİYE NÖBET TUTTUK’

    Kendisine Kobanê olaylarından nerede olduğunun sorulmadığını belirten Memiş, “Bana, ‘Kobane olaylarına katıldın mı?’ sorusu soruldu” dedi. Emniyet aşamasında da nerede olduğuna yönelik soru sorulmadığını belirten Memiş, “6- 8 Ekim’de ne oldu? HDP, kadın örgütleri, sendikalar ve dernekler Suruç’ta nöbet tuttular. Çadır etkinliği denilmiş ama çadır etkinliği yapılmadı ki. Ben de sınırda nöbet tuttum. IŞİD’in sınırdan geçmemesi için yapılan nöbetlerdi bunlar. Bu nöbetlerin Türkiye’nin değil IŞİD’in aleyhine olduğunu görmeliyiz” ifadesini kullandı.

    Memiş, şöyle devam etti:

    “Mütalaada, MYK bir tweet atmış ben de o yüzden Suruç’a gidiyorum gibi gösterilmiş ama öyle bir şey yok. Kobanê eylemlerin yaşanmadığı nadir yerlerden biri Suruç’tur. Suruç’ta bulunmamdan dolayı olayı örgütlediğim belirtiliyor ama bu tamamen savcının suç yaratma çabalarından başka bir şey değil. Savcının eylem dediği şeyler Suruç’a gitmem, telefon görüşmesi yapmam, İstanbul’a dönmem. Bunlar savcı için eylemsellik anlamına geliyor. Mütalaada, ‘gece yarılarına kadar dışarıda olup yer değiştirdiği’ sözleri geçiyor. Bu tamamen hukukun bittiği anlamına geliyor. Gece geç saatlerde dışarıda olmamın nesi suç? Resmen savcılık ebeveynliğe soyunmuş. Bu resmen ceza fıkrasında yeni bir eşik.”

    ‘SİYASET EMEKLİ KAHVESİNE DÖNÜŞTÜ’

    Savcılığın HDP’de yer almasını ‘bir örgüt stratejisi’ olarak ele aldığını belirten Memiş, “20 yaş altında yönetim kademelerinde yer almak partinin tüzüğü ile ilgilidir. Bu diğer partilerde de var. Bu durum bizi suçlu haline getirmez. Gençler bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalacaksa nasıl siyaset yapacak? Siyaset emekli kahvehanesine dönüşmedi mi? Eğer böyle suçlanacaksa hiçbir genç hiçbir siyasi partide yer almasın. 30 yaşında müebbet ile yargılanıyorum, var mı böyle bir şey? O parti yasal mı yasal, denetime giriyor mu giriyor, seçime giriyor mu giriyor. O partide yer almam nasıl suçlama konusu oluyor?” dedi.

    ‘SAVCILIK HDP’NİN POLİTİKALARINA BAKSIN’

    “HDP’nin sıklıkla Çözüm Süreci için atıfta bulunması, HDP’nin sürekli çözümün yanında olduğunu gösterir ve ben de o yüzden HDP üyesiyim” diyen Memiş, “Savcılık neden HDP üyesi olduğumu anlamak istiyorsa HDP’nin politikalarına baksın. Hiçbir zaman ölümün tarafı olmadım. Bu nedenle HDP’de yer aldım. HDP’nin politikaları da bu” açıklamasında bulundu. Memiş, “Katıldığım MYK toplantılarına MYK üyesi olmayan kimse katılamazdı. Katıldığım MYK toplantılarında da gündemde ne varsa kişiler kalkar o konuda fikrini söylerdi” dedi.

    Yargılandığı davadan dolayı çalışma alanı bulamadığını, Amerika’da bir okul kazandığını ama yurt dışı yasağı nedeniyle gidemediğini söyleyen Memiş, yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi.

    14 AĞUSTOS’A ERTELENDİ

    Mahkeme heyeti, Memiş için uygulanan adli kontrol uygulamasının kaldırılması taleplerini reddederek duruşmayı 14 Ağustos’a erteledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eski Pakistan Başbakanı tutuklandı

    Eski Pakistan Başbakanı tutuklandı



    Eski Pakistan Başbakanı İmran Han, başbakanlığı döneminde aldığı hediyelerin ayrıntılarını açıklamadığı gerekçesiyle yargılandığı davada suçlu bulundu.

    Pakistan medyasında yer alan haberlere göre, İslamabad Mahkemesi, hakkında tutuklama kararı verdiği Han’ı 3 yıl hapis cezasına çarptırdı.

    Pakistan Adalet Hareketi Partisi (PTI) Genel Sekreteri Ömer Eyüp Han, eski adı Twitter olan X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda İmran Han’ın tutuklandığını açıkladı.

    Pakistan Adalet ve Hukuk Bakanı Azam Nazir Tarar daha önce yaptığı açıklamada, İmran Han’ın 5 yıllığına siyasetten men edildiğini belirtmişti.

    Pakistan yasalarına göre başbakanlar, bakanlar, bürokratlar ve üst düzey devlet yetkilileri, yabancı devlet adamlarından aldıkları hediyeleri “Toshakhana” adı verilen departmana bildirmekle yükümlü. PTI hükümeti döneminde İmran Han’a sunulan hediyelerin bildirilmediği belirtiliyor.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Barış Pehlivan 5’inci kez hapsedilmek isteniyor: ‘Denetimli serbestlik’ talebine tepki çeken yanıt

    Barış Pehlivan 5’inci kez hapsedilmek isteniyor: ‘Denetimli serbestlik’ talebine tepki çeken yanıt



    15 Ağustos’ta 5. kez cezaevine gireceğini duyuran Cumhuriyet Gazetesi yazarı Barış Pehlivan’ın dosyasında yeni bir gelişme yaşandı.

    Barış Pehlivan’ın avukatı Hüseyin Ersöz, Pehlivan’ın Denetimli Serbestlik düzenlemesinden faydalanması için Bakırköy 5. İnfaz Hakimliği’ne talepte bulunduklarını ifade etti.

    Twitter hesabından açıklamalarda bulunan Ersöz, talebin Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne gönderildiğini ve Pehlivan hakkında denetimli serbestlik şartları oluşmadığı yanıtının verildiğini belirtti.

    Ersöz’ün açıklaması şöyle:

    Gazeteci Barış Pehlivan’ın Denetimli Serbestlik düzenlemesinden faydalanması için Bakırköy 5. İnfaz Hakimliği’nden talepte bulunmuştuk. Hakimlik Dilekçemizi Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne göndermişti. Cezaevi tarafından verilen yanıtta, Barış Pehlivan hakkında denetimli serbestlik şartları oluşmadığı ifade edilerek talebin “yerine getirilemediği” belirtilmiş. Yazı içeriğinde, 15 Temmuz’da yürürlüğe giren 7456 Sayılı Kanunun Geçici 10. Maddesi ile ilgili bir değerlendirme ise hiçbir şekilde yok. Bu ne mi demek?

    Cezaevi Müdürlüğü bu Kanunun uygulanma şartlarını gözardı etmiş; Barış Pehlivan hakkında uygulamayacağız demiş. Kendisini Kanun Koyucunun yerine koymuş. Şöyle anlatalım; 7456 Sayılı Kanunda, bu düzenlemeden kimlerin faydalanamayacağı teker teker sayılmış halde. Kanun Koyucu, Barış ve onun durumunda olanları bir istisna olarak düzenlememiş. Bu durumda, Cezaevi Müdürlüğü’nün yaptığı gibi genel hükümlere atıfla, özel bir düzenlemeyi yok saymak hukuka aykırıdır. Cezaevi Müdürlüğü’nün bu kararına Bakırköy İnfaz Hakimliği’nde itiraz edeceğiz ve Barış Pehlivan hakkında Denetimli Serbestlik Kararı verilmesini bir kez daha talep edeceğiz.

    NE OLMUŞTU?

    Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, bugünkü yazısında daha önce 3 yıl 9 ay ceza aldığı ve cezaevinde 6 ay kaldıktan sonra tahliye edildiği davayla ilgili yeniden cezaevine gireceğini duyurmuştu.

    Pehlivan, ‘denetimli serbestlik’le çıkmasının şartlarından birinin hakkında yeni bir dava açılmaması olduğunu ancak açılan bir dava nedeniyle 8 ay ceza aldığını ve 15 Ağustos’ta teslim olacağını belirtmişti.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Herkes çıkıyor Barış Pehlivan 5. kez hapse giriyor: Avukatı Hüseyin Ersöz: “Hukuken hapse girmemesi gerekiyor ancak…”

    Herkes çıkıyor Barış Pehlivan 5. kez hapse giriyor: Avukatı Hüseyin Ersöz: “Hukuken hapse girmemesi gerekiyor ancak…”



    Gazeteci Barış Pehlivan, 15 Ağustos’ta, hakkında açılan ancak daha karar bile verilmeyen bir dava nedeniyle 5. kez cezaevine girecek.

    Pehlivan, dün Cumhuriyet’te yayımlanan yazısında, daha önce 3 yıl 9 ay ceza aldığı ve cezaevinde 6 ay kaldıktan sonra tahliye edildiği davayla ilgili yeniden cezaevine gireceğini duyurdu.

    Pehlivan, ‘denetimli serbestlik’le çıkmasının şartlarından birinin hakkında yeni bir dava açılmaması olduğunu ancak açılan bir dava nedeniyle 8 ay ceza aldığını ve 15 Ağustos’ta teslim olacağını belirtti. Pehlivan yazısında yeni çıkan infaz düzenlemesinden; hırsız, katil, tecavüzcü gibi yüz kızartıcı suçları işleyenlerin yararlandığını ancak kendisinin tutuklanacağını kaydetti.

    AVUKAT ERSÖZ: CEZAEVİNE GİRMEMESİ GEREKİR

    Avukat Hüseyin Ersöz, hukuken bakıldığında Pehlivan’ın hapse girmemesi gerektiğini söyledi:

    ‘‘Barış Pehlivan, siyasi iktidarı eleştiren yazılar kaleme alan ve daha çok muhalif yönüyle tanınan bir gazeteci. Bu sebeple, geçmişte de bazı yasal düzenlemelerden faydalanmaması için bir çaba içine girildiğini, 2020 yılında yapılan infaz düzenlemesinde, o tarihte yargılandığı bir davada isnat edilen suçun kapsam dışlı bırakıldığına şahit olmuştuk.

    Biz hukukçular olması gereken konusunda bir değerlendirme yapabiliriz. Bu konuda söylenebilecek tek şey ise, 15 Temmuz’da yasalaşan infaz düzenlemesinde Barış Pehlivan’ı kapsam dışı bırakacak bir istisnanın öngörülmediği ve cezaevine girmemesi gerektiği.’’

    “TÜRKİYE’DE OLMASI GEREKEN İLE GERÇEKLEŞEN BİRBİRİNDEN FARKLILIK ARZ EDEBİLİYOR”

    ‘‘Türkiye’de olması gereken ile gerçekleşen birbirinden farklılık arz edebiliyor’’ diyen Ersöz, çıkacak karar ile ilgili tahmin yapmanın çok zor olduğunu vurguladı:

    ‘‘Yaptığımız tüm yasal başvurular da bu doğrultuda. Ancak verdiğim örnekten de anlaşılacağı gibi Türkiye’de olması gereken ile gerçekleşen birbirinden farklılık arz edebiliyor. Bu sebeple, Bakırköy 5. İnfaz Hakimliği’nden çıkabilecek karar konusunda yorum yapmak oldukça güç.’’

    “SİYASİ İKTİDAR İÇİN SADECE MAKBUL SUÇ DEĞİL, MAKBUL OLMAYAN VATANDAŞ KRİTERİ DE VAR”

    Yapılan hukuksuzluklara dikkat çeken Ersöz, siyasi iktidar için sadece makbul suç değil, makbul olmayan vatandaş kriterinin de olduğunu anlattı:
    ‘‘Bir gazetecinin, kaleme aldığı bir makale sebebiyle hakkında iddianame yazılması, sırf iddianame yazıldı diye denetimli serbestlik kararının kaldırılması ve cezaevine girme tehdidi altında bulunması açık şekilde ifade hürriyetinin ihlali sonucunu doğuruyor.

    Bu konuda 2022 senesinde Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız bireysel başvuru da Yüksek Mahkeme önünde beklemede. Ancak bu ve benzeri hukuk garabetleri ne yazık ki ülkemizde fazlasıyla var. Bugün Barış Terkoğlu Cumhuriyet’te yayınlanan makalesinde, Barış Pehlivan’ın bugüne kadar yapılan infaz düzenlemelerinden faydalanmaması için çaba sarfedildiği ifade edilerek, hükümet için makbul suçlar var demiş. Bugüne kadar yaşananlar göz önüne alındığında, siyasi iktidar için sadece makbul suç değil, makbul olmayan vatandaş kriterinin olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü ülkemizde bazı vatandaşlar için Anayasa Mahkemesi ve AİHM Kararları uygulanıyorken bazıları için uygulanmıyor ya da Barış örneğinde olduğu gibi infaz kanunlarında aleyhe düzenlemeler yapılabiliyor.

    Kanun önünde eşitlik ve hukuk güvenliği ilkelerini eğip bükmeye ya da vatandaşların adalete olan inancını örselemeye kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum. Hak; hak sahibine teslim edilerek ve bu da tarafsız hakimler eliyle yapılarak ancak gerçek bir hukuk devleti olabiliriz.”

    TARTIŞILAN İNFAZ DÜZENLEMESİ: GAZETECİ VE SİYASİLER HARİÇ HERKESE TAHLİYE YOLU AÇILDI

    AKP ve MHP’nin ana omurgasını oluşturduğu infaz düzenlemesi, Temmuz ayı başında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan görüşülen torba yasa tasarısına ani bir şekilde eklenmişti. Komisyonda bulunan milletvekilleri bu düzenlemenin görüşülmesi gereken yerin burası olmadığını söylemelerine rağmen, AKP ve MHP’li üyelerin oylarıyla öneri kabul edildi.

    Düzenlemeyle birlikte “devlete karşı işlenen suçlar” hariç hemen bütün suçlardan hapis cezası alanlar kısa bir süre kapalı cezaevinde kaldıktan sonra tahliye olmalarının önü açılıyor.

    Yakın zamanda mafya, cinayet, uyuşturucu, cinsel suçlar, hırsızlık gibi suçlardan ceza alan binlerce kişinin tahliye olması bekleniyor.

    Düzenlemeden gazeteciler, siyasiler yararlanamıyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • A’dan Z’ye SBK ve karanlık ilişkileri: Nasıl kaçtı, kirli ağda kimler yer aldı?

    A’dan Z’ye SBK ve karanlık ilişkileri: Nasıl kaçtı, kirli ağda kimler yer aldı?



    Avusturya’dan ABD’ye iade edilen ve “kara para aklamak ve yargıyı engellemek” suçlamasıyla Utah 3. Bölge Mahkemesi Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz hakkında tahliye kararı verildi.

    Türkiye’de yıllarca “hayırsever iş insanı” olarak tanıtılan, milyonlarca dolarlık serveti bulunan Sezgin Baran Korkmaz, devlet kademelerinde, bürokraside, yargıda ve medyada bağlantıları olan bir isimdi. Öyle ki Korkmaz’ın lüks uçağıyla aralarında eski İçişleri Bakanları Süleyman Soylu ve Mehmet Ağar olmak üzere birçok üst düzey devlet yetkilisi uçuyordu.

    Sigorta şirketi aracılığıyla aldığı Bodrum’da bulunan Paramount Otel’de, Veyis Ateş başta olmak üzere birçok gazeteci, yargı mensubu, bürokrat ücretsiz tatil yapıyordu. Bu isimler arasında, eski Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığından Danıştay’a atanan Esat Toklu, Türkiye gazetesi yazarı Cem Küçük, Soylu’nun eski Koruma Müdürü Ekrem Güler de vardı.

    KİRLİ SERMAYEYE ELİNİ SÜRENLER VE BİR KAÇIŞ HİKAYESİ

    Türkiye’de hakkında soruşturma başlatıldıktan sonra aniden değişen savcılık talepleri ve mahkeme kararları üzerine Korkmaz’ın Avusturya’ya kaçışı ve ardından ortaya çıkanlar ise kirli sermaye etrafında yargının ve bürokrasinin tepe isimlerinin yer aldığını gözler önüne serdi.

    Peki Sezgin Baran Korkmaz’ın dosyasında neler vardı, onu kurtaranlar kimlerdi?

    Birçok siyasetçi ve yargı mensubuyla ilişkisi bulunan Korkmaz hakkında 2020 yılında çeşitli suçlamalar ortaya çıkmaya başladı. Korkmaz hakkında Türkiye’de soruşturma başlatılmasının sebebi ise ABD’nin dolandırıldığının ortaya çıkmasıydı.

    TÜRKİYE’DEKİ SORUŞTURMA NASIL BAŞLADI?

    Korkmaz, ABD’de “Kingston Kardeşler” olarak bilinen Jacop Ortell Kingston, Isaiah Kingston, Rachel Kingston, Sally Kingston’un yargılandığı davayla ilişkilendirildi. Yürütülen soruşturma neticesinde, Korkmaz’ın, ABD hazinesini dolandırarak 500 milyon doları ülke dışına çıkardığı belirlenen “Kingston Kardeşler”in 132 milyon dolarını Türkiye’de akladığı tespit edildi. ABD makamlarının incelemesi sonucunda, Korkmaz’ın yıllar süren faaliyetlerinde, yüzlerce milyon dolar kara parayı Türkiye’de akladığı ortaya çıktı.

    ABD’deki dosya üzerine Türkiye’de de Korkmaz hakkında “Kara para aklama” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturma neticesinde, İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, Sezgin Baran Korkmaz ve 8 sanık hakkında dava açıldı. Suç gelirlerini aklama suçu yöneltilen Korkmaz hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak bu süreçte Korkmaz, sürekli değiştirilen mahkeme kararları sayesinde yurt dışına kaçtı.

    Peki bu nasıl mı oldu?

    Defalarca yapılan uyarılar ve medyada yayımlanan haberlere rağmen, kaçışı engellemek için hiçbir işlem yapılmayan olay şöyle gerçekleşti:

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 30 Eylül 2020’de Korkmaz’ın da aralarında olduğu 14 kişi hakkında, malvarlıklarına el konulmasını talep etti. Talebe İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği baktı ve kabul etti. Ancak hemen sonrasında Korkmaz hakkındaki yurt dışı yasağı kaldırıldı. Ardından, kara para aklama soruşturmasında yeni gelişmelerin ortaya çıkmasıyla Korkmaz’ın mal varlıklarına el konulması ile yurt dışına çıkış yasağının devamına karar verildi.

    6 Kasım 2020’de ise Korkmaz’ın malvarlıklarına el koyma kararı, şüphelilerin ve şirketlerinin banka hesapları üzerindeki tedbirlerin kaldırılması talep edildi. Talebi yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ydı. Talepte imzası bulunan ise şimdiki Adalet Bakan Yardımcısı, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz’dı.

    Hasan Yılmaz’ın talebi aynı gün İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kabul edildi ve Korkmaz hakkındaki tedbir kararı kaldırıldı. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararı, Mali Suçlar Araştırma Kurulu’nun (MASAK) 5 Kasım’da hazırladığı “suç bulunamadı” raporu üzerine aldığını belirtti.

    “YURT DIŞINA ÇIK” BİLGİSİ

    17 Kasım 2020’de ise İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği, Korkmaz hakkındaki yurt dışı yasağını da kaldırdı. Türkiye’yi ve ABD’yi milyonlarca dolar dolandırdığı, kara para akladığı ortaya çıkan Korkmaz, üstündeki tedbirlerin kaldırılmasıyla elini kolunu sallayarak 5 Aralık’ta Avusturya’ya kaçtı. İddiaya göre Korkmaz, kaçmadan bir gün önce lüks uçağını hizmetine sunduğu eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmüş “Hakkında tahkikat yapıldı, yurt dışına çık” bilgisini almıştı.

    Korkmaz’ın yurt dışına kaçtığı 5 Aralık’tan bir yıl sonra, Sedat Peker’in konuyu gündeme getirmesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan dikkat çeken bir açıklama yapıldı. Açıklamada, MASAK’ın 5 Kasım’da herhangi bir rapor hazırlamadığı ifade edildi. MASAK da bu açıklamayı doğruladı. Yani Hasan Yılmaz’ın talebine dayandırılan MASAK raporu aslında yoktu. Korkmaz, olmayan bir MASAK raporu dayanak gösterilerek yurt dışına kaçmıştı.

    ABD’DE HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI: 133 MİLYON DOLARDAN FAZLA…

    Korkmaz, kaçtığı Avusturya’da 19 Haziran 2021’de tutuklandı. Hem Türkiye’nin hem de ABD’nin iade talebi vardı. Fakat, 12 Temmuz 2022’de ise ABD’ye iade edildi. ABD’de 225 yıl hapis istemiyle dava açılan Korkmaz’a 12 suçlama yöneltildi. Korkmaz’ın usulsüz havale ve para transferleri için işlediği 10 suça dair ayrı ayrı 20’şer yıl hapis cezası istendi.

    Korkmaz hakkında ABD’de hazırlanan iddianamede, Kingston kardeşlerin Türkiye ve Lüksemburg’da kontrol ettiği banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolardan fazla yasadışı geliri akladığı ifade edildi. Gelen kara para ile Biofarma, Queen Anne adlı yat ve birçok gayrimenkul satın alındığı öne sürüldü.

    RAPOR ORTAYA ÇIKTI: HASAN YILMAZ VE İRFAN FİDAN NASIL 17 MİLYON DOLARLIK ZARARA YOL AÇTI

    Sezgin Baran Korkmaz’ın, ABD’de yargılandığı günlerde CHP tarafından bir rapor hazırlandı. Raporda, Korkmaz’ın 18 Temmuz günü Utah eyaletinin Salt Lake City kentinde hâkim karşısına çıktığı, savcılığın tutuklama talebinde ABD Hazine Bakanlığı’na ait olan 133 milyon doların Türkiye ve Lüksemburg’a finansal hesaplara yollandığını ve hemen hemen 100 milyon dolarının hala Sezgin Baran Korkmaz’ın kontrolünde olduğunu ifade ettiği belirtildi.

    Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise Queen Anne yatı ve satışıydı. “Bugüne kadar ABD Hazine Bakanlığı’nın 3,5 milyon doları geri aldığı da ifade edilmiş ancak Queen Anne yatının satışındaki gelirden bu talepte bahsedilmemiş gözükmektedir” denilen raporda, 2021 Haziran ayında da Salt Lake Bölge Mahkemesi Korkmaz’ın ortağı olduğu yat için müsadere kararı verildiği, malın ABD mülkiyetinde olduğu ve açık artırma yoluyla satılacağı ifade edildi.

    Queen Anne yatına 23 Nisan 2021 tarihinde ABD’nin talebi üzerine Lübnan İç Güvenlik Gücü tarafından el konuldu ve Temmuz’da ABD’ye devredildi. Yatın ABD hazinesine aktarılmasının gerekçesi ise ABD’nin kara para aklamaktan jüri tarafından suçlu bulunan Lev Aslan Dermen’in Amerikan Vergi Kuruluşu’nu (IRS) dolandırıp elde ettiği parayı burada kullandığını düşünmesiydi. Nitekim Lev Arslan ile SBK Queen Anne yatında ortaklardı.

    ABD KASASINA GİRDİ

    17 milyon dolar değere sahip lüks yatın 10’dan fazla kişi veya şirketin teklifte bulunduğu açık artırma ile satıldığının anlatıldığı raporda, elde edilen gelirin ABD kasasına girdiği belirtildi.

    Türkiye’de kara para akladığı ve milyonlarca dolarlık dolandırıcılık yaptığı ortaya çıkan Sezgin Baran Korkmaz eğer Türk mahkemelerinde yargılansaydı 17 milyon dolarlık yatın geliri Türk hazinesinin kasasına girecekti. Olmayan MASAK raporuyla Korkmaz’ın kaçışına sebep olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başında bulunan Hasan Yılmaz ve İrfan Fidan, 17 milyon dolarlık kaybın da sorumluları arasında bulunuyordu.

    Öte yandan Korkmaz, ABD’de yargılandığı günlerde Türkiye’deki işlerini de yürütmeye devam etti.

    SEZGİN BARAN KORKMAZ’IN İNAN KIRAÇ İLE İLİŞKİSİ NE?

    Sezgin Baran Korkmaz’ın, Türkiye ve Lüksemburg’daki banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolar kara para akladığı öne sürülmüştü. Korkmaz’ın, kara para akladığı iddia edilen şirketlerinin Türkiye’deki mevcut durumu ise dikkat çekiciydi.

    Korkmaz hakkında, Utah Savcılığı tarafından “kara para aklamak ve yargıyı engellemek” suçlamasıyla hazırlanan iddianamede yer alan şirketler, yargılama öncesinde ardı ardına el değiştirdi. Bu şirketlerden biri 1988 yılında kurulan, çoğunluk hissesi, Kıraça Holding’in sahibi İnan Kıraç ve “Yanımda büyüdü” dediği Jan Nahum’un 2006 yılında kurdukları Heksagon Mühendislik tarafından 2019’da alınan Unico Sigorta’ydı. Korkmaz’ın sahibi olduğu SBK Holding, Heksagon’un çoğunluk hissesini Nahum’dan almış, böylelikle SBK, Unico Sigorta’nın çoğunluğuna sahip hale gelmişti.

    ERDOĞAN’IN YANI BAŞINDAYDI

    2019 ve 2020 yıllarında hakkında herhangi bir işlem yapılmayan Unico Sigorta’nın yönetiminde olan isim ise SBK’nın yurt dışına kaçtığı sırada, Çağlar Şendil’di. SBK’nın para kaynağı Mega Varlık’ın da genel müdürlüğü koltuğunda olan Şendil, Kingston Kardeşlerin, Türkiye’deki resmi ortağı bir nevi ABD’den gönderilen milyon dolarları Türk bankasından çeken kişiydi. Hatta Şendil, 2017’de ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk Büyükelçiliği’nde Jacob Kingston’la görüşürken de yanındaydı.

    Korkmaz, Utah’ta hakim karşısına çıkmadan önce, Unico Sigorta’nın yönetiminde değişimler yaşandı. Korkmaz’ın, kara para akladığı iddia edilen şirketlerini kendisine yakın isimlere bırakarak “elden çıkardığı” görüldü. Unico Sigorta, 27 Temmuz 2022 tarihinde resmi bir açıklama yayımladı ve şirketin hakim hissedarı olan Jan Nahum’un, yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna oturduğu açıklandı. Yardımcısı ise daha sonra Çağlar Şendil oldu. Yani SBK’nın hakim hissedar olduğu Unico Sigorta, tekrar Jan Nahum’un kontrolüne geçti.

    “SOYLU ÇAĞIRDI, 45 MİLYON LİRA SİLİNDİ”

    Jan Nahum, birlikte şirketleri olan İnan Kıraç’ın ortağı olduğu Heksagon’un çoğunluk hissesini Korkmaz’a satmış ve ikili arasında tartışmalar yaşanmıştı.

    Bu süreçte Sedat Peker, İnan Kıraç’ın Korkmaz’dan şirket hisselerini alabilmek eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu devreye soktuğunu ileri sürdü. Peker, Soylu’nun ve Erdoğan’ın araya girmesiyle SBK’nın İnan Kıraç’tan 45 milyon lira alacağının silindiğini iddia etti. Kıraç ise bunu yalanladı.

    Ayrıca, Utah Savcılığı’nın hazırladığı iddianamede de geçen Biofarma İlaç Sanayi’nde de yargılama başlamadan yönetim kurulu başkan yardımcısı Çağlar Şendil’in görevi 2024 yılına kadar uzatıldı.

    Aradan aylar geçti, Korkmaz ve üçü yabancı uyruklu 10 kişi ile bunlarla bağlantılı “malen sorumlu” şirketler hakkında, ABD’den haksız kazançla elde edilen “mal varlığı değerini aklama” suçundan açılan davaya devam edildi. Ara kararını açıklayan mahkeme, Jacob Ortell Kıngston ve Levon Termendzhyan’ın hakkındaki yakalama, SBK Holding’in sahibi Korkmaz için ise tutuklamaya yönelik yakalama kararlarının infazının beklenilmesine hükmetti.

    3 ay sonra ise ABD’de yargılanan Korkmaz hakkında tahliye kararı verildi.

    Korkmaz ve çevresindeki kirli ağda neler yaşandığı ise hep puslu kaldı…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane Davası’nda tutuklu yargılanan isim isyan etti: ‘Savcı IŞİD’i terör örgütü görmedi’

    Kobane Davası’nda tutuklu yargılanan isim isyan etti: ‘Savcı IŞİD’i terör örgütü görmedi’



    Kobane Davası’nda tutuklu yargılanan eski HDP MYK üyesi Alp Altınörs, 1 Ağustos’ta görülecek duruşma öncesi 5 bin 267 sayfalık mütalaayı değerlendirdi. Altınörs, “IŞİD’i terör örgütü olarak görmeyen savcılık, demokratik protesto çağrısı yapan HDP MYK üyelerinin TCK’daki en ağır ceza ile ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmalarını istiyor. IŞİD terörüne karşı çağrı yapmak suç değildir, demokratik protesto çağrısı suç değildir. Tweetten müebbet hapis çıkartıp, ömrümüze el koymak isteyen karanlığın dağıtılması, ancak demokratik dayanışma ile mümkün olabilecektir” dedi.

    T24’ten Sibel Yükler’in haberine göre; mahkeme, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’nda, savcının 5 bin 267 sayfalık esas hakkındaki mütalaasına karşı savunma yapılabilmesi için sadece 27 günlük süre vermişti. Oybirliğiyle 1 Ağustos saat 09.30’a bırakılan duruşmada savunmalara başlanacak.

    Davanın tutuklu sanıklarından eski HDP MYK üyesi Alp Altınörs, T24’e gönderdiği mektupta duruşma öncesi mütalaayı değerlendirdi.

    ‘İDDİANAMEDEKİ GİBİ MÜTALAADA DA IŞİD’İN ÜZERİNDEN ATLAMIŞ’

    HDP’nin 2014 yılındaki MYK üyeleri ve eş genel başkanları aleyhinde açılan davada, savcının mahkemeye sunduğu esas hakkındaki mütalaanın “skandal” niteliğinde olduğunu söyleyen Altınörs, “Savcılık, temel iddiasını; yani ‘HDP MYK’nın 6 Ekim 2014 akşamında Twitter’dan yaptığı IŞİD karşıtı çağrının 7-8-9 Ekim’deki tüm şiddet eylemlerinin sebebi olduğu’ iddiasını kanıtlayamadığı için alakasız pek çok konuyu ekleyerek mütalaayı şişirdikçe şişirmiş” dedi.

    “Ama, tıpkı iddianamede olduğu gibi mütalaada da IŞİD’in üzerinden atlamış” diyen Altınörs, şöyle devam etti:

    “IŞİD’i terör örgütü olarak görmeyen savcılık, IŞİD terörüne karşı, IŞİD’in Kobani’de gerçekleştirmek istediği soykırıma karşı demokratik protesto çağrısı yapan HDP MYK üyelerinin TCK’daki en ağır ceza; ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmalarını istemektedir. IŞİD’in Mürşitpınar Sınır Kapısını ele geçirip Kobane’yi dört bir yandan kuşattığı, Şengal’de yaptığı soykırımın aynısını Kobane’de de yapmaya giriştiği 6 Ekim 2014 akşamı yapılan bu protesto çağrısı aradan 9 yıl geçtikten sonra, siyasi amaçlı bir kumpas davası ile o dönem HDP MYK üyelerinin ömür boyu hapsine dayanak yapılmak istenmektedir. Bu tweetten müebbet hapis çıkartıp, ömrümüze el koymak isteyen karanlığın dağıtılması, ancak demokratik dayanışma ile mümkün olabilecektir.

    ‘SAVCILIK, PEK ÇOK AİHM KARARINDAN ALINTI YAPARKEN DEMİRTAŞ KARARINA HİÇ DEĞİNMEDİ’

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesin ve bağlayıcı Büyük Daire kararını aktararak bitireyim:
    ‘Söz konusu üç tweet’te HDP o sırada silahlı terör örgütü IŞİD mensupları tarafından başlatılan askeri saldırıyla karşı karşıya olan Kobane halkıyla dayanışma çağrısında bulunmuştur… Mahkeme söz konusu çağrıların bir şiddet çağrısı olarak yorumlanamayacağı için siyasi söylem sınırları içerisinde kaldığı kanaatindedir. 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında meydana gelen şiddet eylemler, her ne kadar üzücü de olsa, söz konusu tweetlerin doğrudan bir sonucu olarak görülemez ve söz konusu suçlara istinaden başvuranın tutukluluğunu haklı göstermez.’ (Demirtaş no:2 kararı, 24.12.2020, s. 327)

    Kobane-Kumpas davasının mütalaasında, savcılık kendince yorumladığı pek çok AİHM kararından alıntı yaparken, doğrudan bununla ilgili olan yukarıdaki AİHM kararına hiç değinmediğini, bilmem belirtmeye gerek var mı?

    ‘AİHM BÜYÜK DAİRE, HDP ÇAĞRILARININ ŞİDDET İÇERMEDİĞİNİ TESCİLLEDİ’

    AİHM Büyük Dairesi’nin bu kararı, hem HDP çağrılarının şiddet içermediğini ve dolayısıyla herhangi bir şiddet eylemiyle arasında neden-sonuç ilişkisi kurulamayacağını tescillemektedir, hem de çağrının kast unsurunu; yani Kobane’ye saldıran IŞİD terörüne karşı dayanışma amacıyla yapıldığını saptamaktadır. Oysa bizler, bu çağrı gerekçe gösterilerek tam üç yıldır özgürlüğümüzden mahrum edildiğimiz gibi, şimdi de hakkımızda ömür boyu hapis cezası istenmektedir.

    Son söz: IŞİD terörüne karşı çağrı yapmak suç değildir, demokratik protesto çağrısı suç değildir, soykırımı engellemeye çalışmak suç değildir. Kobane-Kumpas tutsakları, AİHM kararları uygulanarak serbest bırakılmalıdır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***