Etiket: mahkeme

  • Şoke Eden Olay… Yasada Açık Buldu, Yıllarca Otelde Ücretsiz Yaşadı!

    Şoke Eden Olay… Yasada Açık Buldu, Yıllarca Otelde Ücretsiz Yaşadı!


    ABD’nin New York kentindeki New Yorker Oteli’nde yaşanan bir olay dünya gündemine yerleşti. 2018 yılında tek gece konaklamak için yaptığı 200 dolarlık ödemenin ardından kiralama yasasındaki bir açığı kullanan Mickey Barreto isimli adam, oteldeki odanın “tam zamanlı sakini” olduğunu iddia ederek yaklaşık 5 yıl boyunca ücretsiz yaşadı.

    Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg’in makamından Barreto’ya açılan davaya dair yapılan açıklamada, 49 yaşındaki Barreto’nun akıl sağlığı sorunları ile madde bağımlılığı olduğu ve cezai yargılamaları tam anlamıyla kavrayamadığı belirtildi. Hakim Cori Weston, akıl sağlığının “yerinde” olmaması nedeniyle yargılanmaya elverişsiz bulunan Barreto’ya, uygun bir psikolojik tedavi merkezi bulması için 13 Kasım’a kadar süre tanıdı.

    ‘SUÇLU VE DELİ MUAMELESİ GÖRÜYORUM’

    Uyuşturucu sorunu iddialarını reddeden Barreto, savcıların elinde güçlü bir iddia olmadığı için kendisini hastaneye yatırmaya çalıştıklarını iddia etti. Barreto, verdiği demeçte, “Bunun daha iyi bir şey olup olmadığını sorarsan, bir anlamda öyle. Çünkü suçlu muamelesi görmüyorum, deli muamelesi görüyorum” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    Barreto, 2018’de New Yorker Oteli’nin 2565 numaralı odasında bir gece konaklamak için 200 dolarlık ödeme yaptı. Daha sonra, kira yasasındaki bir açığı kullanarak bu odanın tam zamanlı sakini olduğunu iddia etmişti.

    Belgede sahtecilik yapan Barreto, 2019’da ise otelin tapusunun kendine ait olduğunu öne sürmüştü. Oteldeki lokantanın sahibine, kira ödemelerini kendisinin kaldığı 2565 numaralı otel odasına yapılmasını söylemiş, ayrıca otelin banka hesaplarının da kendi üzerine devredilmesini talep etmişti.

    Şoke Eden Olay... Yasada Açık Buldu, Yıllarca Otelde Ücretsiz Yaşadı! - Resim : 2

    Otelin avukatları, Barreto’nun yaptıkları ve otelden çıkarılması için hukuk ve iskan mahkemelerinde dava açmıştı. Barreto’yla anlaşmaya varmak istemeyen otel yönetimi, Barreto’yu yasal olarak çıkaramıyordu.

    Savcılar, şubatta Barreto’yu dolandırıcılık ve mahkeme emrine uymamak dahil 24 suçlamayla itham etmişti. Barreto, mahkeme duruşmasında, otelin Kuzey Kore’deki bir kiliseye ait olduğunu ve bu para akışının ABD’nin yaptırımlarını ihlal ettiğini öne sürerek yaptıklarını savunmuştu. Barreto, şubatta tutuklanmış, pasaportuna el konulduktan sonra kefaletle serbest bırakılmıştı. Mahkeme, Barreto’nun psikiyatrik muayeneye girmesine karar vermişti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Burdur ve Karabük’e İdare Mahkemesi Kuruluyor

    Burdur ve Karabük’e İdare Mahkemesi Kuruluyor


    Burdur ve Karabük’de idare mahkemesi kurulması kararı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    BAKAN TUNÇ : İDARE MAHKEME SAYISI 214 OLDU

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Burdur ve Karabük’e İdare Mahkemesi kurulması kararıyla ilgili “Böylece ülke genelinde 2002 yılında toplam 60 olan idare mahkemelerinin sayısı, 2024 yılında 33 yeni idare mahkemesinin kurulmasıyla birlikte toplamda 214’e yükseltilmiştir. Yeni kurulan idare mahkemelerinin ülkemize, milletimize ve yargı teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyorum” dedi.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Halay tutuklaması: Türkiye’nin trajikomik gerçekleri

    Halay tutuklaması: Türkiye’nin trajikomik gerçekleri


    Esra ÇİFTÇİ


    Türkiye’nin kadim toprakları, tarihi boyunca pek çok kültürel zenginliği ve renkli mozaikleri barındırdı. Anadolu’nun dört bir yanında yankılanan türküler, oynanan oyunlar, takılan aksesuarlar aslında bir toplumun aynasıdır. Ancak bu aynadaki yansımalar, zaman zaman yasakların ve baskıların gölgesinde kalmıştır. İşte, Kürtçe halay çektikleri için tutuklananların hikayesi de, bu trajikomik tabloda yerini alıyor.

    Halay, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun, Kürt kültürünün vazgeçilmez bir parçasıdır. Sadece bir dans değil, bir dayanışma ve birliktelik sembolüdür. Ellerin kenetlenip bir ritim eşliğinde havada süzülmesi, aslında halkın kalp atışlarının senfonisidir. Ama ne acıdır ki, bu ritmik hareketler, bazıları için bir tehlike unsuru olarak görülmüştür. Kürtçe halay çektikleri için tutuklanan gençlerin hikayesi, Türkiye’nin trajikomik gerçeklerinden sadece biridir.

    HALAYDAN TUTUKLANMAYA: RİTİM BOZUCU BİR DEVLET POLİTİKASI

    Düşünün, bir düğün veya festivalde insanlar coşkuyla halay çekerken bir anda etraflarını polisler sarar. “Durun! Bu halayı çekemezsiniz, yasak!” Bir anda davulun zurnanın sesi kesilir, herkes şaşkınlıkla birbirine bakar. Halayın ortasında kalmış, elleri havada kalakalmış insanlar… Polis memurları, sanki ağır bir suç işlemişler gibi bu insanları tek tek gözaltına almaya başlar. Halayın lideri, yani halaybaşı, bir anda baş suçlu konumuna düşer. Suçları? Ellerini havada tutmak ve Kürtçe bir türküye eşlik etmek!

    Halayın kendisi mi suç? Yoksa davulun sesi mi çok gürültülü? Yoksa zurna, devletin resmi enstrümanı olmadığı için mi bu kadar tehlikeli? Tüm bu soruların cevabı aslında yok. Çünkü halay, sadece bir dans. Ama bazıları için, bu dansın ritmi bile bir tehdit unsuru. Halayın ritmine ayak uydurmak, bir dayanışma sembolü olarak algılandığında, işte o zaman bu ritmik hareketler bir tehdit oluveriyor.

    PUŞİ TAKANLARIN DRAMI: BİR KUMAŞ PARÇASININ TEHLİKELERİ

    Bu hikayeyi daha iyi anlamak için, geçmişte yaşanan benzer olaylara göz atmak gerekir. 2000’li yılların başında, üniversite kampüslerinde puşi takan öğrenciler de benzer şekilde gözaltına alınıyordu. Puşi, bir geleneksel Kürt giysisi, başörtüsü veya boyun atkısıdır. Bu basit kumaş parçası, o dönemde bazı kesimler tarafından tehlikeli bir sembol olarak görülmüştü. Aslında puşi, binlerce yıldır Kürt halkının kültürel ve tarihsel mirasının bir parçasıydı. Ama bu miras, bazıları için bir tehdit olarak algılandı ve gençler sadece puşi taktıkları için polisler tarafından gözaltına alındılar.

    Düşünün, kampüs bahçesinde yürüyorsunuz, üzerinizde rengarenk bir puşi var ve bir anda “Dur! O puşiyle yürüyemezsin, yasak!” Bir anda kendinizi polis karakolunda buluyorsunuz. Yanınızda başka öğrenciler, kimisi puşi takmış, kimisi sadece halay çekmiş. Polis memurları sanki büyük bir suç şebekesini çökertmiş gibi gururla dolanıyor. Bu trajikomik durum, aslında toplumun kültürel zenginliğinin nasıl baskılandığını gösteriyor.

    TRAJİKOMİK BİR GELECEK

    Bir yandan Kürtçe halay çekenlerin gözaltına alınması, diğer yandan puşi takan öğrencilerin tutuklanması, Türkiye’nin trajikomik hikayesinin bir parçasıdır. Bu hikaye, sadece bir halkın değil, tüm toplumun kültürel ifadesinin baskı altında olduğunu gösterir. Ancak bu baskılar ne kadar artarsa artsın, halkın ruhundaki ritim ve melodiler asla susmaz.

    Sonuç olarak, Kürtçe halay çekenlerin ve puşi takanların tutuklanması, Türkiye’nin kültürel zenginliğinin ve renklerinin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu trajikomik olaylar, aslında bir toplumun ne kadar güçlü olduğunu ve kültürel mirasının ne kadar dirençli olduğunu gösterir. Çünkü halay çekmek, puşi takmak, türkü söylemek, bir toplumun ruhunu ve kimliğini yansıtır. Ve bu ruh, hiçbir zaman bastırılamaz.

    Trajikomik bir mizah anlayışıyla, belki bir gün insanlar bu olayları gülerek anlatacak. “Bir zamanlar halay çekmek yasaktı, puşi takmak suçtu!” İşte o gün, kültürel zenginliklerimizin özgürce yaşandığı bir toplumda, bu hikayeler sadece gülümseten birer anı olarak kalacak.

    GERÇEKTEN, HALAYIN RİTMİ BU KADAR MI TEHLİKELİ?

    Biraz düşünelim: Halayın ritmi mi devleti bu kadar tedirgin ediyor? Yoksa halay çekmek, herkesin aynı anda aynı ritme ayak uydurması, birlik ve beraberliğin bir göstergesi mi? İşte belki de sorun tam burada. Birlik ve beraberlik, bazıları için tehlikeli olabilecek bir şey. Ama unutmayalım ki, halayın ritmi ne kadar baskılanırsa baskılansın, halkın ruhundaki ritmi kimse durduramaz. Çünkü halay, sadece bir dans değil, bir yaşam biçimidir.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Milyonlarca İşçi İçin Emsal Olabilir: Performans Düşüklüğü Nedeniyle İşten Çıkaran Yandı

    Milyonlarca İşçi İçin Emsal Olabilir: Performans Düşüklüğü Nedeniyle İşten Çıkaran Yandı


    Kurumsal bir firmada 5 yıldır satış yöneticisi olarak çalışan Burcu K., iş yerinde performans düşüklüğü gerekçesiyle tazminatı ödenmeden işten çıkarıldı. Burcu K., işe iade istemiyle dava açtı. Ankara 6’ncı İş Mahkemesi’nde görülen dava sonucunda hakim işe iade kararı verdi. Mahkeme, işe iade kararı süresinde uygulanmaması halinde de işverenin Burcu K.’ye 8 aylık brüt ücreti ile yıllık izin ücreti, kıdem ve ihbar tazminatlarının tamamı olan 450 bin TL ödemesine karar verdi.

    Kararın gerekçesinde, davalı işverenin davacıdan beklediği performansı ölçecek bir performans değerlendirme sisteminin olmadığı, sadece davacı vekili tarafından dosya içerisine ‘saha kanal hedef tablosu’ sunulduğu ve bunun davacıya daha önceden tebliğ edilmediği belirtildi. Ayrıca davacıya ait 3 aylık ‘saha kanal hedef tablosu’nda davacının toplam hedef ve gerçekleşme oranlarının ortalamasının yüzde 92,2 olduğu, davalının iddia ettiği davacının düşük verimini ve performansını artıracak eğitimler verildiğine dair bir belgenin olmadığı belirtildi. Davacının performansının sadece işverenin hedeflerine göre belirlenmesinin objektif niteliklerden uzak olduğundan davanın kabulüne karar verildiği belirtildi.

    ‘İŞVEREN OBJEKTİF KRİTERLER BERİLMELİ’

    Burcu K.’nin avukatı Senem Yılmazel, verim düşüklüğü nedeniyle bir işçiyi işten çıkarmak için işverenin objektif kriterler belirlemesi, bu kriterleri işçiye tebliğ etmesi ve işçiye eğitimler vermesi gerektiğini söyleyerek, “Eğer performansı düşükse neden düşük, bunlar nasıl artırılabilir gibi önlemler alınması lazım. İş hukukunda öncelikle işçiliğin lehine yorum söz konusudur. Diğer tarafta fesih son çaredir. Yani bir işveren, iş sözleşmesini feshetmeden önce ‘nasıl verimini artırırım, nasıl iş yerinde devamını sağlarım’, bunları düşünmelidir. Ancak burada böyle bir durum söz konusu değildir. Müvekkile eğitimler verilmemiş. Yani feshin son çare kuralına da uyulmamıştı. Dolayısıyla ‘senin performansın kötü, verimliliğin kötü, seni işten çıkarıyorum’ gibi bir durum söz konusu değil. İşveren buna dair objektif kriterler belirlemeli. Bu kriterleri dediğim gibi işçiye tebliğ etmeli, eğitimleri vermeli. Yine olmuyorsa başka bir işte görevlendirerek o işçinin o iş yerinde devamlılığını sağlamalı. Bu koşullar yerine getirilmediği için delillerle de kanıtlayarak biz bu davayı kazandık” dedi.

    İşe iade davalarında süre ve usullere uyulması gerektiğini belirten Yılmazel, “İşe iade davası açmak için fesih tarihinden en geç 1 ay içerisinde dava açmak gerekir. Ancak ara buluculuk zorunlu yoldur. Yani fesih halinden itibaren en geç 1 ay içerisinde arabulucuya başvurmak gerekir. Bu da yeterli değil, ara bulucuya başvurduktan sonra son ara buluculuk tutanağıyla en geç 2 hafta içinde mutlaka davanın açılması gerekiyor. Eğer bu sürelere uyulmazsa süreden dava reddedilir. Dolayısıyla bu süre koşullarının sağlanması gerekli. Davayı kazandıktan sonra da o sürelere uygun ihtar çekilmesi gerekiyor. İşveren eğer işe iade alırsa 4 aylık brüt ücreti öder, işe iade almazsa 8 aylık brüt ücreti öder. İhbar tazminatı, kıdem tazminatı varsa fazla çalışmaları varsa bunları ödemekle yükümlüdür” dedi.

    Kaynak: DHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Antalyaspor’u Yasa Boğan Ölümde Yeni Gelişme: Sanığın Cezası Belli Oldu

    Antalyaspor’u Yasa Boğan Ölümde Yeni Gelişme: Sanığın Cezası Belli Oldu


    Antalyaspor’da forma giyen Brezilyalı futbolcu Naldo Pereira’nın oğlu Davi Pereira (4) ile kayınpederi İtalyan Walter Tilatti’nin (65) ölümüne, C.E. ve Alexandra Nardy’in yaralanmasına neden olan tutuklu sanık Ferhat Karakaş’ın cezası belli oldu.

    Antalya’da 7 Eylül 2023’te Ferhat Karakaş’ın kullandığı araç, Antalyaspor’un Brezilyalı futbolcusu Naldo Pereira’nın kayınpederi İtalyan Walter Tilatti’nin kullandığı 07 ACP 207 plakalı otomobile yandan çarpış ve kazada, Kazada Walter Tilatti ile Naldo Pereira’nın oğlu Davi Pereira ağır, Walter Tilatti’nin eşi Alexandra Nardy ile C.E. hafif yaralanmıştı.

    Yoğun bakımda tedavi altına alınan Davi Pereira kazadan 40 gün sonra, Walter Tilatti ise 66 gün sonra hayatını kaybetmişti.

    KARAR DURUŞMASI GÖRÜLDÜ

    Karar duruşması Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülürken, duruşmaya tutuklu sanık Ferhat Karakaş’ın yanı sıra Naldo Pereira ve eşi Juliana Tilatti ile taraf avukatları katıldı. Beklenen bilirkişi raporu da dosyaya eklenirken, savcının mütalaasında anık Ferhat Karakaş’ın birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olması, alkollü şekilde araç kullanması nedeniyle ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma’ suçundan en üst hadden cezalandırılması talep edildi.

    TAHLİYESİNİ TALEP ETTİ, MAHKEMEDEN HAPİS KARARI ÇIKTI

    Duruşmada son savunmasını yapan sanık Karakaş, “Üzgün olduğumu belirtmek istiyorum. Pişmanım. Sadece okuluma devam etmek istiyorum. Tahliyemi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Mahkeme heyeti, sanık Ferhat Karakaş’a, ‘bilinçli taksirle birden fazla ölüme ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma’ suçundan indirimsiz 10 yıl hapis cezası verdi

    Kaynak: DHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Atilla Taş’ın Cumhurbaşkanına Hakaretten Yargılandığı Dava Ertelendi

    Atilla Taş’ın Cumhurbaşkanına Hakaretten Yargılandığı Dava Ertelendi


    Atilla Taş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada ara karar açıklandı. Duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

    İstanbul 31. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanık Atilla Taş ve avukatı katıldı. Duruşmada savunma yapan sanık Taş, art niyetli kişilerin ideolojik olarak fikirlerinden hoşlanmadığını, “Bu adama nasıl zarar veririz?” diye düşündüklerini ve eski paylaşımlarına baktığını iddia etti.

    Taş, mahkemede yaptığı savunmada, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın, fikirlerini beğenelim veya beğenmeyelim bu ülkenin Cumhurbaşkanı’dır. O bayrak için bile saygıyı hak eder, saygı duymak zorundayım. Kendisine makamından ötürü de saygı duyuyorum. Olay tarihinde faiz indirimi nedeniyle dolarda ani bir yükseliş yaşandı, sonra Merkez Bankasının müdahalesiyle ani bir düşüş yaşandı. Cumhurbaşkanı olaya ilişkin açıklama yapıyordu, ben de bu açıklamalarına karşı ifade özgürlüğü kapsamında durum tespiti yaptım. Söz konusu paylaşımlarda hakaret içerikli bir söz bulunmamaktadır. 21 Aralık 2021 tarihli paylaşım da Cumhurbaşkanı’na yönelik değildir, ekonomi bürokratlarına yöneliktir. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

    Ara kararını açıklayan mahkeme, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.

    Duruşmanın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Taş, “Söyleyecek bir şey yok, ne olursa olsun eleştiririz ama Cumhurbaşkanı’na hakaret etmem. Bu ülkenin cumhurbaşkanıdır, saygı duyacağız” diye konuştu.

    HAPİS CEZASI İSTENİYOR

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Atilla Taş’ın 30 Ağustos ve 21 Aralık 2021’de sosyal medya hesabı X üzerinden şeref onur ve saygınlığını rencide ederek AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakarette bulunduğu kaydedildi.

    Sanığın ifadesinde söz konusu sosyal medya hesabının ve paylaşımlarının kendisine ait olduğunu söylediği aktarılan iddianamede, sanık Taş’ın “Cumhurbaşkanına zincirleme şekilde alenen hakaret” suçunu işlediği belirtildi.

    İddianamede sanık Taş’ın üzerine atılı suçtan, 1 yıl 5 ay 15 günden 8 yıl 2 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Biden’dan mahkemenin ‘Trump’ kararına tepki: “Tehlikeli bir emsal”

    Biden’dan mahkemenin ‘Trump’ kararına tepki: “Tehlikeli bir emsal”


    ABD Başkanı Joe Biden, ABD Yüksek Mahkemesinin, 6 Ocak Kongre baskınındaki rolü ve 2020 Başkanlık seçimlerine müdahale iddiaları için eski Başkan Donald Trump hakkında “bazı konularda dokunulmazlığı” bulunduğuna karar vermesini “tehlikeli bir emsal” olarak niteledi.

    Biden, Beyaz Saray’da mikrofonların karşısına çıkarak Yüksek Mahkeme’nin kararını değerlendirdi.

    Trump’ın “kısmı başkanlık dokunulmazlığı” olduğuna hükmeden kararı “hukukun üstünlüğünü baltalayan tehlikeli bir emsal” olarak nitelendiren Biden, “Mahkemenin kararı kesin olarak başkanın yapabileceklerinin neredeyse hiçbir sınırı olmadığı anlamına geliyor.” diye konuştu.

    Biden, Yüksek Mahkemenin hükmüne karşı artık Amerikan halkının, Trump’ın 6 Ocak’taki rolü konusunda karar vermesi gerektiğine dikkat çekerek, “Amerikan halkının, Trump’ın gücünü korumak için şiddete başvurmasının kabul edilebilir olup olmadığına, başkanlık için Trump’a güvenmek isteyip istemediğine karar vermesi gerekiyor.” dedi.

    ABD Yüksek Mahkemesi, dün, hakkındaki 6 Ocak Kongre baskınındaki rolü ve 2020 Başkanlık seçimlerine müdahale iddiaları için eski Başkan Trump’ın “bazı konularda dokunulmazlığı” bulunduğuna hükmetmişti.

    Mahkeme, 3’e karşı 6 oyla, eski Başkan’ın resmi eylemleri nedeniyle kovuşturmaya karşı dokunulmazlık hakkına sahip olduğuna ancak bu dokunulmazlığın, özel davranışları için geçerli olmadığına karar vermişti.

    Mahkemenin kararı, Trump’ın ilgili suçlamaların hangilerinden muaf olup olmayacağının belirlenmesi için düzenlenmesi gerekecek ek brifing ve duruşmalarla yargılama tarihini uzun süre erteleyeceği yorumlarına neden olmuştu.

    6 Ocak Kongre baskınındaki rolü ve 2020 Başkanlık seçimlerine müdahale suçlamalarıyla hakkında dava açılan Trump, görevdeyken işlediği eylemlerin “Başkanlık dokunulmazlığı” kapsamına girdiğini savunarak davanın iptali için Yüksek Mahkeme’ye başvurmuştu.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Süngerli odada çocukları istismar etmişti: Yüzlerce yıl hapsi istendi

    Süngerli odada çocukları istismar etmişti: Yüzlerce yıl hapsi istendi



    Dehşet veren olay, İstanbul Bağcılar’da, 24 Mayıs 2023’te 11 yaşındaki M.Y.’nin okul çıkışı eve geç kalması ve ailesinin kayıp ihbarında bulunmasıyla ortaya çıktı. İlkokul öğrencisi M.Y. isimli kız çocuğu, olay günü okuldan çıktıktan sonra eve gitmedi. Çocuklarının gidebileceği yerlere bakan aile, polis merkezine giderek kayıp ihbarında bulundu. Polis ekipleri, aileyle birlikte okul çevresindeki güvenlik kameralarını inceledi. Görüntülerde M.Y.’nin okul çıkışında Yenimahalle Mahallesi’nde bulunan Metin Su isimli sucu dükkânının sahibi Metin Şenay’ın minibüsüne bindiği tespit edildi. Polis ekipleri, Metin Şenay’ın işyerine baskın düzenledi. Polisleri gören Metin Şenay kaçmaya çalışırken yakalandı. M.Y. kurtarılarak ailesine teslim edilirken şüpheli Metin Şenay ise 25 Mayıs 2023’te tutuklandı.

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma 25 Ocak’ta tamamlandı. İddianamede 18 yaşından küçük 4 çocuk mağdur, aileleri ise müşteki olarak yer aldı. Metin Şenay ise şüpheli olarak iddianamede yer aldı.

    10 YIL SÜREN KÂBUS

    Cumhuriyet’ten Fahrettin Öztürk’ün haberine göre iddianamede, Metin Şenay’ın, birinci mağdur çocuğa karşı ilk eylemini 2011 yılında mağdur henüz 6 yaşındayken gerçekleştirdiği ve cinsel saldırıyı 2021 yılına kadar devam ettirdiği, biri 2009 diğeri ise 2010 doğumlu olan kardeş mağdurlara yönelik eylemini ise 2019 ile 2023 yılları arasında gerçekleştirdiği ve son olarak da 24-25 Mayıs 2023’te ise 2009 doğumlu M.Y. isimli mağdura karşı cinsel saldırıda bulunduğu belirlendi.

    DUVARLARI SÜNGERLE KAPLI GİZLİ ODA

    İddianamede, Şenay’ın işyerinde yapılan incelemede dükkânın arka tarafında bölmeler olduğu, M.Y.’nin bulunduğu bölmenin duvarlarının süngerle kaplandığı, ses yalıtımlı bu gizli odada duvarlarda kan izleri ve duvara yapıştırılmış şekilde, “Söz dinlemesi kesinlikle yapılacak, kesinlikle bağırma, konuşurken fısıltıyla konuş, sağa sola zarar verme, dükkâna biri gelirse kesinlikle konuşma, ben ne dersem yap, sözümü dinlemezsen çok acı veririm, çok döverim, gerekirse öldürürüm” şeklinde tehdit içerikli talimatların yazılı olduğu anlatıldı.

    O ANLARI KAYDA ALMIŞ

    Şüpheli Şenay’ın işyerinde bulunan ve el konulan dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde sanığın bilgisayarında klasör şeklinde çok sayıda çocukların kullanıldığı müstehcen videoların olduğu, şüphelinin ayrıca mağdur çocuklara karşı cinsel saldırıda bulunduğu anları da video kaydına aldığı ve bunları bilgisayarında sakladığı tespit edildi.

    YAŞADIKLARI KÂBUSU TEK SEFERDE ANLATAMADILAR

    İddianamede mağdur çocukların Çocuk İzlem Merkezi’nde alınan ifadelerine de yer verildi. Mağdur çocuklar, pedagog eşliğinde verdikleri ifadelerinde yaşadıkları dehşet dolu anları bir bir anlattı. Bazı mağdurlar, maruz bırakıldıkları dehşet nediyle ifadelerini tek seferde bitiremeyerek ara vermek zorunda kaldı. Yaşadıkları korkunç istismarı, tehdit edildikleri ve korktukları için ailelerine anlatamadıklarını söyleyen mağdurlar, Metin Şenay’ın 24 Mayıs’ta M.Y.’yi kaçırmasını ve yakalandığını haberlerden öğrendiklerini ifadelerinde anlattılar.

    SUÇUNU İTİRAF ETTİ

    İddianamede şüpheli Metin Şenay’ın son mağdur çocuğa yönelik cinsel saldırı suçunu işlediği ve üzerine atılı suçlamaları kabul ettiği belirtildi. İddianamede ifadesine yer verilen Şenay’ın, işyerinin kapılarını kilitledikten sonra mağduru yalıtımlı odaya götürdüğünü ve kendisine, “Zaten 3-5 sene sonra ilişkiye gireceksin bari şimdiden benimle gir” dediğini ve cinsel saldırıda bulunduğunu itiraf ettiği kaydedildi.

    DAHA ÖNCE DE ÇOCUK İSTİSMARINDAN YARGILANMIŞ

    Metin Şenay hakkında 2009 yılında su sattığı dükkâna gelen bir kız çocuğuna istismarda bulunduğu gerekçesiyle soruşturma yürütüldüğü, bu kapsamda 28 Nisan 2009 – 8 Mart 2011 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve yargılama sonucunda hapis cezasına çarptırıldığı, ancak Yargıtay’ın ‘somut delil bulunmadığı’ gerekçesiyle mahkûmiyet kararının bozularak Şenay’ın beraatına karar verildiği de iddianamede yer aldı.

    SANIK HAKKINDA İSTENEN CEZALAR

    Sanık Metin Şenay’ın 2009-2021 yılları arasında ilk mağdur çocuğa yönelik işlediği “Zincirleme olarak cebir, tehdit veya hile kullanarak çocuğu cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” ve “Müstehcen yayınların üretilmesinde çocukları kullanmak” suçarından toplamda 19 yıl 3 aydan 54 yıl 3 aya kadar, “Zincirleme şekilde 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan da 63 yıldan az olmayacak şekilde ceza talep edildi.

    İKİ MAĞDUR, EŞİNİN YEĞENLERİYDİ

    Metin Şenay’ın, eşinin yeğeni olan iki mağdur çocuğa yönelik 2019-2023 yılları arasında işlediği, “Zincirleme olarak cebir veya hile kullanarak çocuğa cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” ve “Müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçlarından ayrı ayrı toplamda 52 yıl 4 aydan 159 yıl 2 aya kadar, “Zincirleme olarak üçüncü derece kayın hısımlığı bulunan 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan ise 2 kez 63 yıldan az olmamak üzere hapis cezası talep edildi.

    Sanık Şenay’ın son mağdur çocuğa karşı 24-25 Mayıs 2023 tarihinde işlediği “Cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma” ve “Müstehcen yayınların üretminde çocukları kullanmak” suçlarından toplam 11 yıldan 31 yıla kadar, “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan da 27 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istendi.

    Şüphelinin ayrıca kamuya karşı işlediği “Çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri depolamak ve bulundurmak” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi istendi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Pınar Damar cinayeti davasında karar: ‘Adalet yerini buldu’

    Pınar Damar cinayeti davasında karar: ‘Adalet yerini buldu’



    Bakırköy 23. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanık Metin Aydin, taraf avukatları ile maktul Damar’ın ailesi katıldı.

    Son sözü sorulan sanık Aydin, Pınar Damar’a zarar vermek istemediğini, tartışırken kaza sonucu böyle bir olayın gerçekleştiğini iddia ederek, “Çok pişmanım. Pınar’ı çok seviyorum” dedi.

    Mahkeme, sanığı “kadına karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “nitelikli cinsel saldırı” suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanık Aydin’in “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçundan ise beraatine karar verildi.

    Duruşma sonrasında adliye önünde basın mensuplarına açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği ile müşteki avukatı Esin Yeşilırmak, Metin Aydin’in cinsel istismarda bulunduğu Damar’ı öldürdüğünü belirtti.

    Yeşilırmak, “Bugün karar duruşmasında hem kasten öldürmeden ağırlaştırılmış müebbet hem de nitelikli cinsel saldırıdan 15 yıl hapis cezası aldı. Hiçbir indirim uygulanmadı. Bunun diğer kadın davalarına örnek olmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Maktulün babası Mustafa Damar, adalet yerini bulduğunu dile getirerek, verilen kararla rahat ettiklerini kaydetti.

    İDDİANAMEDEN

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Bağcılar’da 19 Temmuz 2022’de ağaçlık alanda öldürülmüş bulunan Pınar Damar’la ilgili ablası müşteki Kezban Bahar Damar tarafından kayıp başvurusunda bulunulduğu, sanık Metin Aydin’in ise gece saatlerinde aracıyla geldiği yere maktulün cesedini bıraktığı kaydedilmişti.

    İddianamede, sanığın savcılıktaki savunmasında, Damar’a karşı cinsel saldırıda bulunmadığını öne sürdüğü ancak Adli Tıp Kurumu raporunda eteğinde bulunan lekede tespit edilenle, Metin Aydin’in DNA’sının eşleştiği aktarıldı.

    Sanığın “nitelikli cinsel saldırı”, “kasten öldürme” ve “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçlarından cezalandırılması istenmişti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobani davasında kritik gün: Son savunmalar alınıyor

    Kobani davasında kritik gün: Son savunmalar alınıyor



    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşılık 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası’nda bugün son gün.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sincan Kampüsü’ndeki mahkeme salonunda görülen duruşmada hüküm öncesi son sözlerini söyleyen siyasetçilerden Alp Altınörs, “Bu davada ilk sözümüz ne ise son sözümüz de odur”; Ali Ürküt, “Bu dosyaya dair ilk sözünü siyaset söyledi”; Ayla Akat Ata “Bedel ödemeye hazır olanlar amacına ulaşacaktır” dedi.

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada siyasetçilerin bazıları duruşma salonunda bazıları ise SEGBİS ile duruşmaya bağlandı. Gazeteci Hüseyin Aykol ile DEM Partililerin de bulunduğu çok kişi duruşmayı izliyor.

    ‘SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

    Duruşmada ilk olarak Ali Ürküt konuştu. “Bu dosyayla ilgili ilk sözünü siyaset söyledi” diye sözlerine başlayan Ürküt, “Bu dosya siyasi saiklerle önce savcılığın önüne, sonra da sizin önünüze konuldu. Dolayısıyla kamuoyunun vicdanına mahkûm edilmiş ilk sözü iktidar söyledi. İnanıyorum ki bu tarihte de böyle anılacak” dedi.

    Gazete Duvar’ın aktardıklarına göre Ürküt, şunları söyledi: “Bunun adı Kobani Kumpas Davasıdır. Savcılık ve mahkeme siyasi iktidarın kendilerine biçtiği role uygun olarak kendilerine düşeni yaptı. Önce tamamen gerçek dışı, gerçeklikle alakası olmayan bir iddianame hazırladı. İddia makamı bir sürü yalan tanıkların beyanları ile iddianame hazırladı ve savcılık da onun devamında mütalaa hazırladı. Tabii ki asıl sıra ve son söz sizdedir. Üç yıldır dilimiz döndüğünce söyledik ve yalan iddialara cevap vermeye çalıştık. Sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Çok fazla uzatmayacağım ama bir tarihi hatırlatma yapacağım. Seyit Rıza’ya son söz sorulmuş ve ‘Ne istiyorsun? denilmiş. Seyit Rıza’da ‘Oğlumu benden sonra idam edin’ demiş ama mahkeme heyeti tam tersini yapmış ve oğlunu kendisinden önce idam etmişler. Yine Adnan Menderes’i idam edenler bugün tarihte nasıl anılıyorlar hepimiz biliyoruz. Deniz Gezmişlerin, üç fidanların kalemini kıranların tarihten nasıl anıldıklarını herkes biliyor. Gezi ve Kobani Kumpas davaları da böyle anılacak tarihte. Dolayısıyla hukukun gereği, adaletin gereği yapılacaksa bu dosya derhal düşürülmeli. Son olarak ve sözün en önemlisi, bizi yalnız bırakmayan başta avukatlarımıza ailemize ve herkese çok teşekkür ediyorum.”

    ‘SİZE DÜŞEN KUMPAS DAVASINI KAPATMAKTIR’

    Ardından söz alan Alp Altınörs, birlikte yargılandığı tüm arkadaşlarına ve salonda bulunan eşine selamlarını ilerek savunmasını yaptı. Altınörs, şunları söyledi: “Sözümüzden dönmeyiz, çağrımızı inkardan gelmeyiz. Sözümüz özgürlük ve sosyalizm içindir. Kalem ile yazılanı balta ile kesemezsiniz. Halkların dayanışmasını yargılayamazsınız. Milyonların yazdığı bir tarihi mahkeme salonlarında yalancı tanıklarla, kumpas davalarıyla yeniden yazamazsınız. Bizim bu davada ilk sözümüz ile son sözümüz aynıdır. Çağrımız meşrudur; bir soykırımı önleme amaçlıdır. Mahkeme heyeti olarak size düşen, bu kumpas davasının kapağını kapatıp, beraatla sonuçlandırmaktır. IŞİD terörüne, IŞİD soykırımına karşı yapılmış bir çağrıyı mahkum ederseniz; isimleriniz IŞİD’in yanına yazdırmış olacaksınız. Demokratik protesto çağrısı yapmak suç değildir. Halkların Demokratik Partisi’ne üye olmak, merkez yürütme kurulunda yer almak da suç değildir. Bunların tümü anayasanın koruması altındaki demokratik haklardır. Dolayısıyla ortada hiçbir suç yoktur. Ama peşinen yatın vardır. Beraatımızı, beraatımızı, beraatımızı talep edelim.”

    ‘BU ÜLKEDE BARIŞI İSTEYENLER AMACINA ULAŞACAKTIR’

    Ayla Akat Ata’da diğer arkadaşları gibi davanın başından bu yana kendilerini yalnız bırakmayan avukatlar başta olmak üzere aile ve dostlarına özel selamlarını ileterek savunmasını sürdürdü. Akat Ata, şunları dile getirdi: “Yargılama süreci içerisinde 2014’te yaşananları ve o günün toplumsal gerçekliğini, şimdiki ana boğma ısrarınız karşısında yaşananların tarihle olan bağını ortaya koyarak diğer dosya arkadaşlarım gibi iddianameye konu olan yalanların, çarpıtılan gerçekliğin ve maskelenen sorumlulukların altını çizmeye çalışmıştım. Yazık ki bizi duymayı tercih etmediniz. Hatta ara kararlarınızla susturmaya bile çalıştınız. Tıpkı, Meloslara seslenen Atinalı elçiler gibi… Güçlü ne isterse onu yapar, zayıf ise kendisinden istediklerini kabul etmek zorundadır dediniz. Varsın olsun. Ne diyordu Nazım? Sen yanmazsan, ben yazmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. Ben, bu yolun sonundaki ışığı görebilecek kadar mesafe kat etmiş biriyim. Hakkımda açılan onlarca soruşturmaya konu olmuş, bugün yargılandığım bu iddianın en büyük savunucusu ve öncekilerde olduğu gibi olası bir çözüm sürecinin de baş müzakerecisi olduğuna inandığım Sayın Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunmuş olduğu savunmasında ifade ettiği birkaç cümleyi kararınızda etkili olacağı düşüncesiyle ifade etmek istiyorum. Kürt ilişkileri kavimsel ve devletsel bağlamda el alınırken Anadolu ve Mezopotamya’nın jeopolitik ve jeostratejik bağları dikkate alınmadan doğru çözümlere varılamayacaktır. İki toplumun yoğunlaştığı coğrafyalar arasında tarih boyunca sıkı jeopolitik ve jeostratejik yaklaşımları da belirleyen şimdiyi de belirleyen bu ilişkiler; ancak bütünsel bir yaklaşım ile doğru çözümlenebilir. Türk Kürt ilişkilerindeki tarihsel gerçeklik ortaklıkların gönüllük temelinde olması günümüzde Kürt sorununun çözümü açısından tüm derinliğiyle anlaşılmak durumundadır. Kürtler tarihte Türklerle karşılaştıklarında hep ortaklığa yakın bir müttefiklik statüsünde yaşamayı tercih ettiler. Bu yaşamı fethettikleri ya da zorla boyun eğdirildikleri için değil, çıkarlarına uygun buldukları için benimsediler. Malazgirt, Çaldıran ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın neredeyse beş yüzyıllık aralıklarla aynı stratejik gerekçeler temelinde ortaklaşa girişilmiş ve kazanılmış savaşlar olması bu gerçekliği doğrular. Türk Kürt ilişkileri tarih boyunca karşılıklı rızaya dayanan ve güçlü stratejik, dinsel, siyasal, ekonomik, kültürel temelleri bulunan ilişkilerdir. Uluslar Kürt sonunda yaşanan demokratik birlikteliği tekrar cumhuriyetin temeli yaparak yürümek Türkiye’ye kazandıracak tek yoludur. Cumhuriyeti cumhuriyet yapan 1919-1922 yılları arasındaki Ulusal Demokratik Savaş İttifakı’dır. Ve er ya da geç bu ülkede barışı isteyenler, savunanlar, örgütleyenler, bunun için bedel ödemeye hazır olanlar amacına ulaşacaktır. Buradan son sözüm; ezilen tüm halkların özgürlük mücadelesine duymuş olduğum saygının gereği olacaktır. Ve onlar için de bu mücadelenin ezilen tüm dünya halkları için verilen bir mücadelenin parçası olduğu hissi ile ifade edeceğim. Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın ezilen halkların özgürlük mücadelesi diyorum. Yaşasın kadınların özgün, özerk, örgütlü mücadelesi diyorum. En son olarak da Jin Jiyan Azadî…”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***