Etiket: Dolar kuru

  • Ekonomistler yeni banknot öneriyor: 200 TL banknot ilk çıktığında 132 dolar iken şimdi 6,5 dolar

    Ekonomistler yeni banknot öneriyor: 200 TL banknot ilk çıktığında 132 dolar iken şimdi 6,5 dolar


    200 TL kullanıma girdiğinde 132 dolar ediyordu. 21 Şubat 2024 kuruna göre ise 200 TL’nin karşılığı 6,49 dolar. 132 doların 21 Şubat’taki Türk lirası karşılığı ise 4 bin 71 liraya kadar yükseldi.

    REKLAM

    Enflasyonun giderek artması ve Türk lirasının dolar karşısında hızla değer kaybetmesiyle birlikte yeni banknotların basılması sık sık gündeme geliyor. Uzmanlar da yeni banknot basılmasını öneriyor.

    Türkiye’de halen kullanımdaki en yüksek banknot olan 200 TL 1 Ocak 2009’da kullanılmaya başlandı. 200 TL kullanıma girdiğinde Merkez Bankası kuruna göre 2 Ocak 2009’da 132 dolar (tam olarak 131,6) yapıyordu. 21 Şubat 2024 kuruna göre ise 200 TL 6,49 dolar ediyor. 132 doların 21 Şubat’taki Türk lirası karşılığı ise 4 bin 71 liraya kadar yükseldi.

    Peki, en büyük banknot olan 200 TL’nin dolar karşılığı zaman içinde nasıl değişti? 2009 başında 132 doların Türk lirası karşılığı nasıl değişti?

    Ekim 2010’da 200 TL 141 dolar ediyordu

    Merkez Bankası aylık kur ortalamasına göre 200 TL Ocak 2009’da 126 dolar ediyordu. Bu miktar Ekim 2010’da 141 dolara kadar yükselerek tüm zamanların rekorunu kırdı. 200 liranın karşılığı ilk kez Eylül 2013’te 100 doların altına düşerek 99 dolar gerçekleşti.

    Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesiyle 200 TL’nin karşılığı da kademeli olarak düştü. Ancak Nisan 2016’da bu miktar hala 70 doların hemen üzerindeydi.

    Çok geçmeden Ağustos 2018’da bu miktar 35 dolara kadar geriledi.

    Rafa kaldırılan “yeni ekonomi dönemi”nde 200 liranın satın alabildiği dolar miktarı iyice geriledi. Bu dönemde 200 liranın karşılığı 10 dolara kadar indi.

    Mayıs 2023 seçimlerinden sonra ilk kez 10 liranın altına düşen bu miktar Şubat ayında 6,5 dolar civarında seyrediyor.

    132 dolar 4 bin lirayı aştı

    132 doların TL karşılığı 2014 sonuna kadar hiç 300 lirayı aşmadı. İlk kez Aralık 2014’te 302 lira olan 132 dolar 2017 sonunda 500 liraya ulaştı.

    Ekim 2020’de bin lira sınırını aşan 132 dolar “yeni ekonomi modeli”nin başladığı Eylül 2021’de bin 124 lira idi. Bu tarihten sonra şaha kalkan dolar kurunun etkisiyle 132 dolar cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Haziran 2023’te ilk kez 3 bin lira bandını aştı. Şubat 2024’te ise 4 bin lira sınırı aşıldı.

    Uzmanlar da öneri: 5 bin liralık banknot basılmalı

    Yeni banknotlar basılacağına dair sık sık haberler çıkarken uzman ve eski yetkililer de bu yönde öneride bulunuyor.

    Ziraat Bankası Eski Genel Müdür Yardımcısı Prof.Dr. Şenol Babuşcu sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “500 ve 1.000 TL.lik banknotlar basılması yetmez, 5.000 TL.lik banknot da basılmalı…” dedi.

    200 TL banknotun basıldığı tarihte değerinin 131 dolar olduğunu belirten Babuşcu “2024 yılı içinde 131 doları karşılığı yaklaşık 5.000 TL olacağına göre 500 ve 1.000 TL.lık banknotların yanı sıra 5.000 TL.lık banknot da basılmalı…” görüşünü savundu.

    Merkez Bankası Eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara da Ekim 2023’te sosyal medyadaki yorumunda “500 TL’lik banknot dediğimiz 18 dolar. Seçimler geçtikten sonra çatır çatır basılır.” ifadesini kullandı.

    Öte yandan, piyasadaki 200 TL banknot oranı da artıyor. Hakan Kara’nın paylaşımına göre 2023 sonuna doğru en büyük banknot olan 200 TL’nin kullanımdaki payı yüzde 68,9’a ulaştı. Kara “Para reformu yapılmadan önce 2004 yılında en büyük kupürün (20 milyonluk banknot) payı yüzde 84,8’e ulaşmıştı” diyerek henüz rekorun görülmediğini kaydetti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası’ndan son 13 yıldaki en yüksek ikinci faiz artışı: Politika faizi ve Dolar kuru nasıl?

    Merkez Bankası’ndan son 13 yıldaki en yüksek ikinci faiz artışı: Politika faizi ve Dolar kuru nasıl?


    10 senede 20 kere faiz değiştiren Merkez Bankası son 3,5 senede ise 19 kez değişiklik yaptı. Eylül 2021’de faiz indirimiyle başlayan Yeni Ekonomi Modeli’nde Dolar kuru büyük artış gösterdi

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) beklenen faiz artırımını 22 Haziran’da açıkladı. TCMB yüzde 8,5 olan politika faizini yüzde 15’e çıkardı. Bu 2010 yılından bu yana görülen en yüksek ikinci faiz artırımı oldu. Merkez Bankası 31 Mayıs 2018’de aldığı kararla politika faizini yüzde 8’den yüzde 16,5’e çıkarmıştı.

    Peki, Merkez Bankası’nın politika faizi 2010 yılından bu yana nasıl değişti? Merkez Bankası kaç defa faiz indirimi yaptı; kaç kez faiz artırımına gitti? En yüksek ve en düşük politika faizi ne oldu? 

    10 senede 20 kere faiz değiştiren TCMB son 3,5 senede 19 kez değişiklik yaptı

    TCMB sitesinde Mayıs 2010’dan bu yana “politika faizi” olarak adlandırılan bir hafta vadeli repo faizi bilgisi yer alıyor. 20 Mayıs’tan 23 Haziran 2023’e kadar Merkez Bankası 39 defa faiz oranında değişikliğe gitti.

    Merkez Bankası’nın son yıllarda ve özellikle “Yeni Ekonomik Model” denilen dönemde sık sık faiz değişikliğine gittiği grafikte açıkça görülüyor. 2010-2018 arasında değişiklik sayısı az iken son yıllarda çizgi sürekli değişiyor.

    10 kere faiz artırımına giden TCMB 29 kez faiz düşürdü

    TCMB 39 değişikliğin 10’nda faiz artırımına gitti; 29 kez ise faizi düşürdü. En yüksek politika faizi yüzde 24 ile 14 Eylül 2018’de görülürken en düşük faiz ise yüzde 4,5 ile 17 Mayıs 2013’te gerçekleşti.

    Merkez Bankası’nın politika faizi ile Dolar kuru aynı grafikte incelendiği zaman şu sonuç ortaya çıkıyor.

    Döviz kurları yükselirken Merkez Bankası Eylül 2021’de faiz indirimine gitmişti. Bu süreç Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Yeni Ekonomi Modeli olarak adlandırılmıştı. Döviz kurları fırlayınca Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin henüz ilk ayında Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına geçilmişti.

    Kritik dönemeç: Eylül 2021’deki faiz indirimi

    Merkez Bankası politika faizini yüzde 19’dan yüzde 18’e düşürdüğü Eylül 2021’de aylık ortalama Dolar kuru 8,53 TL idi.

    Bu tarihten sonra 23 Haziran’daki faiz artırımına kadar faizler hep düşerken Dolar kuru yukarıya doğru seyretti. KKM’den sonra düşse de sonra tırmanışa geçti. 14 Mayıs ve 28 Mayıs cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar 20 lira seviyesini zorlayan Dolar kuru seçimlerden sonra 20 TL’nin üzerine çıktı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tekrar seçildikten sonra ekonominin başına eskiden görev verdiği Mehmet Şimşek’i Hazine ve Maliye Bakanı olarak atadı. Merkez Bankası Başkanı ise Hafize Gaye Erkan oldu. Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetiminin başta faiz olmak üzere radikal değişikliklere gidebileceği yorumları yapılıyor. Ancak 2024 yerel seçimleri ve mevcut AK Parti politikalarının buna ne kadar izin vereceği tartışma konusu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası, politika faizini yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltti

    Merkez Bankası, politika faizini yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltti


    Açıklamada, ” Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir” denilerek gelecek için de faiz artışı sinyali verildi.

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, (TCBM) politika faizini yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltti. Açıklamada, ” Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir” denilerek gelecek için de faiz artışı sinyali verildi.

    Hazine ve Maliye Bakanlığı’na Mehmet Şimşek’in atanması ve Merkez Bankası Başkanlığı’na Hafize Gaye Erkan’ın getirilmesinin ardından yapılan ilk Para Politikası Kurulu toplantısından faiz artışı kararı çıktı. 

    Merkez Bankası son faiz artırımı kararını Mart 2021’de verdikten sonra yaptığı toplantılarda faizi yüzde 8,5’e kadar düşürmüştü.

    Merkez Bankası’nın faiz kararı açıklandığında dolar 23,5, euro ise 25,9 bandındaydı.

    Kurul açıklaması şöyle: 

    “Para Politikası Kurulu (Kurul) politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 8,5’ten yüzde 15 düzeyine yükseltilmesine karar vermiştir.

    Kurul, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için parasal sıkılaştırma sürecinin başlamasına karar vermiştir.

    Küresel ekonomide enflasyon düşerken, halen uzun dönem ortalamalarının çok üzerinde seyretmektedir. Bu nedenle, bütün dünyada merkez bankaları enflasyonu düşürmeye yönelik tedbirler almaktadır.

    Ülkemizde, yakın döneme ilişkin göstergeler enflasyonun ana eğiliminde yükselişe işaret etmektedir. Bu gelişmede yurtiçi talepteki güçlü seyir, maliyet yönlü baskılar ve hizmet enflasyonundaki katılık belirleyici olmuştur. Kurul, bu unsurlara ek olarak fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın enflasyon üzerinde ilave olumsuz etki yapacağını öngörmektedir.

    Kurul politika faizini enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir. Enflasyon ve enflasyon eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir.

    Parasal sıkılaştırma sürecinin başlaması ile para politikasının etkinliği artacaktır. Bununla birlikte, fiyat istikrarının sürekliliğini sağlamak hedefiyle, TCMB cari dengeyi iyileştirecek stratejik yatırımları desteklemeye devam edecektir.

    Kurul, mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçeveyi, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleştirecektir. Sadeleşme süreci, etki analizleri yapılarak kademeli olacaktır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye ekonomisini yerel seçimlere kadar neler bekliyor?

    Türkiye ekonomisini yerel seçimlere kadar neler bekliyor?


    Euronews’e konuşan ekonomistlere göre dövizdeki artış seçim sonrasında bekleniyordu. Dövizin nerde duracağı soru işareti olmaya devam ederken ekonomistler, ilerleyen günlerde Dolar/TL kurunun 25 TL civarında sabitlenmesini öngörüyor. Peki Mehmet Şimşek’in gelişi Türk ekonomisini nereye götürecek?

    14 Mayıs seçimlerinin ardından piyasalarda yaşanan hareketlilik sürüyor. Türk lirasındaki kayıp yüzde 7’nin üzerine çıkarken dolar ve euro hızla yükseliyor. 

    Euronews’e konuşan ekonomistlere göre bu artış seçim sonrasında bekleniyordu. Dövizin nerde duracağı ise soru işareti olmaya devam ederken ekonomistlere göre ilerleyen günlerde Dolar/TL kurunun 25 TL civarında sabitlenmesi olası.

    Ekonomist Barış Soydan, şimdiye kadar Merkez Bankası rezervleriyle kurun baskılandığını ama bu saatten sonra bunun sürdürülemez olduğunu dile getiriyor. 

    Dövize olan arz ve talebin etkisiyle bu yükselişin nereye kadar ilerleyeceğini kestirmek zor.

    Soydan’a göre eğer ekonomi yönetimi bu cari açık problemini çözmek için yükselişe izin vermek gerektiğini düşünüyorsa o zaman dolar 25 seviyelerine kadar çıkabilir.

    ‘’İhracatçılar doların 25 düzeylerinde kalmasının kendilerini kurtaracağını ifade etmişti. Ama bunu istemeleri doların 25 lirada duracağı anlamına gelmiyor. Çünkü böyle sert hareketlerde arz ve talep devreye giriyor. Ve talebin etkisiyle döviz almayacak olanlar da döviz almaya başlıyor, o nedenle nerde duracağını bilmemiz mümkün değil. Fakat dediğim gibi bu eğer ekonomi yönetimi bu cari açık problemini çözmek için yükselişe izin vermek gerektiğini düşünüyorsa o zaman 25 seviyelerine kadar izin verebilir.’’

    Euronews’e konuşan Ekonomist Dr. M. Murat Kubilay halihazırda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kapsamlı bir plan açıklamaması nedeniyle döviz talebinin tetiklendiği görüşünde.

    Yine Merkez Bankası rezervleri ile bu talep karşılanamadığından ve de bazı talepler gayri resmi önlemlerle engellenemediğinden kur artışı yaşandığını sözlerine ekliyor.

    ‘’Seçim öncesi süreçte bankalar arası piyasadaki döviz kuru ile serbest piyasadaki döviz kurunun ayrıştığını hatırlamamız gerekir. Bunun birbiriyle yakınlaşması gerekiyordu ve bugüne kadar da hafif kontrollü bir şekilde gerçekleşiyordu, olumluydu. Ancak bu seçim sonrası olağanlaşma beklentisi düşünüldüğü gibi rahat bir patika içerisinde gerçekleşmeyecek. Şu ana kadar iktidarın da 14 Mayıs’tan itibaren kazanma ihtimalinin yüksek olmasına rağmen çok da hazırlıklı olmadığını anladık. Hala Mehmet Şimşek kapsamlı bir plan açıklamadı, kurumlara kim gelecek duyurulmadı. Bu nedenle piyasadaki döviz talebi tetikleniyor. Merkez Bankası rezervleri ile bu karşılanmadığından ve bazı talepler de gayri resmi önlemlerle engellenemediğinden kur artışı gerçekleşiyor. Şuanda Türkiye’nin bu döviz kuru ile yüksek cari açık verdiğini yani esasında seçim öncesinde ötelenen bir enkazın henüz gerçek sonuçlarıyla karşılaşılmadığını da söylemeliyim.’’

    Halihazırda döviz yükselişinin ne olacağını tahmin etmenin erken olduğunu savunan ekonomist Dr. M. Murat Kubilay, nasıl bir faiz politikasının olacağı, kurumların başına hangi isimlerin geçeceğinin önemli parametreler olduğu kanaatinde:

    ‘’ Ne kadar artacağını tahmin etmek için erken. Hala Merkez Bankası Başkanının kim olduğunu bilmiyoruz. Aynı zamanda 22 Haziran’da nasıl bir faiz politikası olacak, belirli değil. Ama olumsuz bir hava durumunda dolar kuru 30’ları görebilir. Piyasayı ikna edecek şekilde bir faiz artırımı gelirse de maksimum 26’larda istikrar bir süre sağlanır. Ama seçim öncesi Erdoğan faizin artmayacağını net olarak ortaya koydu, ama tam tersini savunan bir ismi bakan olarak atadı. İkisinin ortasının gerçekleşeceğini düşünüyorum. Çok sert ve hızlı bir faiz artırımı yerine bir başlayıp bakalım denilecek. Ara yol izlenebilir.’’

    Ekonomist Barış Soydan, Mehmet Şimşek’in gelişi ve açıklamalarına bakıldığında ekonomi açısından bir çıkış yolunun kalmadığını düşünenlerden.

    ‘’Kim olursa olsun ya rasyonel politikalara dönülecekti, ya da toptan kapanacaktı Türkiye’’ diyor.

    Turizm, ithalat ve ihracatın güçlü olduğu bir ülkede de kapanmanın çok zor olduğunu ve bu nedenle rasyonel politikalara dönülmenin tercih edildiğini özellikle vurguluyor ekonomist Soydan.

    Her ne kadar yoksullaşma derinleşse de Türkiye’yi büyük bir ekonomik krizin beklemediğini söyleyen Soydan, piyasaların Mehmet Şimşek’e bir kredi açtığı fikrinde:

    ‘’Seçimden önceki politikalarla zaten devam edilemezdi. Mehmet Şimşek’e bir kredi açıldı, eğer bunu kullanırsa yerel seçimlere kadar bir miktar piyasalar yeniden işlemeye başlar, kredi kısıtlamaları biraz kalkar ve piyasaların biraz rahatlaması mümkün. Tabi bu Mehmet Şimşek’in ne kadar serbest bırakılacağına bağlı. Naci Ağbal’ın görevden alındığı bir süreç yaşadık. O nedenle Mehmet Şimşek’i ‘üfleyerek’ yemek lazım. Türkiye’yi büyük bir ekonomik kriz beklemiyor. Türkiye geçen sene küçülmedi, büyümeye devam etti. O nedenle yoksullaşma ve kur artışına rağmen ağır bir ekonomik kriz yoktu. Kabul edelim ekonomi kötü yönetildi, yoksullaşma inanılmaz düzeyde ama bu batmak demek değil. Esasında seçimden önce yaptıklarına devam ederlerse sorun büyük, kötü olacaktı. Ama Erdoğan, Mehmet Şimşek’i getirdi. Bu önemli.’’

    ”Merkez Bankası birinci hedef olarak enflasyonu önüne koymak zorunda”

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in rasyonel zemine dönme ifadesini de değerlendiren ekonomist Kubilay’a göre ise ekonomi yönetimi rasyonel zeminden çok önüne kanuni durumları koymalı:

    ‘’ Rasyonel zeminden öte kanuni duruma bakmak gerekiyor. Merkez Bankası birinci hedef olarak enflasyonu önüne koymak zorunda, faiz politikasını kullanması gerekiyor. Kanuna bağlılık sağlanmalı, Mehmet Şimşek de bunu taahhüt ediyor ve ona göre bir isim atanmalı. Ama hala bir atama söz konusu değil, meçhul bir durum var.’’

    Seçimlerden önceki politikaların sürdürülmesi durumunda yaz aylarının çıkarılmasının zor olduğunu belirten ekonomist Kubilay, aynı politikalara devam edilmesi durumunda hızlı bir dış ödemeler dengesi krizine gidileceğine dikkat çekiyor:

    ‘’Seçim öncesi politikalar sürdürülürse yaz aylarını çıkarmak dahi zor olur. Hızlı bir dış ödemeler dengesi krizine gideriz. Ama Mehmet Şimşek atandığına göre buralarda bir revizyon olacak, önümüzdeki üç ay piyasalar kendisine bir kredi açacak. Bu süreçte turizm gelirleri, tarım ürünlerinin piyasaya gelmesiyle biraz gevşeme görebiliriz. Ama asıl yönetimin neler yapacağını sonbahara göreceğiz. İlk üç aylık dönem bittikten sonra dövizi tutmak, enflasyonu kontrol etmek, sermaye kısıtlaması uygulamamak ve yüksek büyüme sağlamak maalesef bu politikalarla mümkün değil.’’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bakan Nebati döneminde ekonomi: Dolar kuru, enflasyon ve dış ticaret dengesi nasıl değişti?

    Bakan Nebati döneminde ekonomi: Dolar kuru, enflasyon ve dış ticaret dengesi nasıl değişti?


    Bakan Nureddin Nebati döneminde Dolar kuru ve enflasyon AK Parti iktidarının en yüksek seviyesini gördü. Ancak Nebati’nin bundaki rolü ayrı bir siyasi tartışma.

    Nureddin Nebati’nin 18 aylık Hazine ve Maliye Bakanlığı görevi Mehmet Şimşek tekrar bu göreve atanmasıyla sona erdi. Bakan Şimşek “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır” diyerek Nebati dönemindeki “Yeni Ekonomi Modelini” özetledi.

    Peki, Bakan Nebati döneminde Türkiye ekonomisi nereden nereye geldi? Nureddin Nebati döneminde Dolar kuru, enflasyon ve dış ticaret dengesi nasıl değişti? Resmi veriler üzerinden Bakan Nebati döneminin ekonomi performansına bakalım. Ancak Nebati’nin ekonomi politikasının belirlenmesini gücü ve ortaya çıkan sonuçtaki rolü siyasi bir tartışma konusu.

    Yeni ekonomi modelinin ilanı

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 24 Eylül 2021’de politika faizini yüzde 19’dan yüzde 18’e düşürdüğünde henüz Türkiye’nin yeni bir ekonomi modeline geçtiği resmen açıklanmamıştı. TCMB 22 Ekim 2021’de bir kez daha indirime giderek faizi yüzde 17’ye düşürdü. Merkez Bankası 19 Kasım 2021’de ise politika faizini yüzde 15’e kadar indirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 30 Kasım 2021’de TRT’deki programda yaptığı açıklamada “Yeni ekonomi modeliyle, yüksek faiz verecek sıcak para çekme politikasını elimizin tersiyle itiyoruz. Düşük faizle, üretimi ve ihracatı destekleyeceğiz.” diyerek yeni bir politika benimsendiğini resmen ilan etti.

    Nebati döneminde Dolar kuru 12,96’dan 20,8’e yükseldi

    2 Aralık 2021’de ise Nureddin Nebati Hazine ve Maliye Bakanı olarak atandı. 1 Aralık 2021’de Dolar kuru 12,96 TL idi. 21 Aralık 2021’de ise Dolar kuru 17,5 liraya kadar yükseldi. Kur Korumalı Mevduat (KKM) sisteminin açıklanmasının ardından kur 28 Aralık 2021’de 11,41 TL’ye kadar indi.

    13-14 lira bandında direnen Dolar kuru Mayıs 2022’de 15 lirayı yeniden aştı. Uzun süre 17-18 lira bandında seyreden Dolar kuru 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanı Seçimi’nde Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar seçilmesinin ardından 30 Mayıs’ta ilk kez 20 lira sınırını aştı.

    Enflasyon Nebati’nin bakanlığında rekor kırdı

    Nebati’nin bakanlığı döneminde enflasyon rekor üstüne rekor kırdı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Nureddin Nebati’nin göreve gelmesinden hemen sonra Kasım 2021 enflasyonu açıkladı ve yıllık TÜFE yüzde 21 idi. Ekim 2022’de enflasyon yüzde 86 ile AK Parti iktidarının zirvesini gördü. Haziran başında açıklanan Mayıs 2023 enflasyonu ise yüzde 40 oldu.

    İhracın ithalatı karşılama oranı yüzde 68: Dış ticarette rekor açık

    Nureddin Nebati döneminde Türkiye’nin dış ticaret dengesi en kötü dönemlerinden birini yaşadı. TÜİK Özel Ticaret Sistemi verilerine göre Aralık 2021-Nisan 2023 arasını kapsayan 17 aylık dönemde Türkiye’nin ihracatı 330,2 milyar Dolar olurken ithalatı ise 486,6 milyar Dolar oldu. Bu dönemdeki açık 156,4 milyar Dolar.

    Mayıs verileri de açıklandığında bu miktarın 160 milyar Doları aşması bekleniyor. Bu 17 aylık dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 68 oldu. Yani, Türkiye 68 liralık ihracat yaparken 100 liralık ithalat yaptı.

    2022 yılının genelinde ise dış ticaret açığı 107 milyar Dolar gerçekleşmişti.

    KKM’nin maliyeti 100 milyar liraya yaklaştı

    Dolar kurunun 20 lirayı aşmaması için verilen mücadele neticesinde Merkez Bankası’nın döviz rezervi azalırken KKM için ödenen faiz de Mart 2022-Nisan 2023 arasında toplam 95,4 milyar TL oldu.

    Merkez Bankası Eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara ise KKM maliyetinin çok daha yüksek olduğunu savunuyor. Kara TCMB “diğer” kalemindeki giderin bu zarara eklenmesi gerektiğini yazdı: “2022’de KKM’nin Hazineye maliyeti 92,5 milyar TL olmuştu. TCMB’ye maliyetini bilmiyorduk, bugünkü Yıllık Rapor ipucu veriyor. TCMB’nin kar/zarar tablosundaki “diğer” kalemi 89 milyar TL’ye işaret ediyor. Yani 2022’de KKM’nin kamuya toplam maliyeti kabaca 181,5 milyar TL olmuş.”

    Şimşek: Rasyonel zemine dönme dışında seçenek kalmadı

    Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirilen Mehmet Şimşek, görev devir teslim töreninde yaptığı açıklamada “şeffaflık, öngörülebilirlik ve rasyonel zemine dönme” mesajları verdi. Şimşek, Nebati’nin yanında “Rasyonel bir zemine dönme dışında seçenek kalmamıştır” ifadesini kullandı.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TCMB 2023 yılının ilk yarısı için mevduatta liralaşma hedefini yüzde 60 olarak belirledi

    TCMB 2023 yılının ilk yarısı için mevduatta liralaşma hedefini yüzde 60 olarak belirledi


    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), gelecek yıl izlenecek politikalara dair bir yol haritası niteliği taşıyan 2023 Yılı Para Politikası ve Liralaşma Stratejisi’ni yayımladı.

    Daha önce “Para ve Kur Politikası Metni” olarak yayımlanan raporun adı, bu yıl TCMB’nin ortaya koyduğu bütünleşik politika çerçevesini yansıtması amacıyla “Para Politikası ve Liralaşma Stratejisi” olarak değiştirildi..

    TCMB 2023 yılının ilk yarısı için mevduatta liralaşma hedefinin yüzde 60 olarak belirlendiğini bildirdi. Metinde TCMB’nin bütünleşik politika çerçevesi olan liralaşma stratejisinin güçlendirilerek uygulanmaya devam edileceği ifade edildi.

    Orta vadeli enflasyon hedefi yüzde 5

    Enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde, hükümet ile birlikte belirlenen orta vadeli enflasyon hedefinin yüzde 5 olarak korunduğu belirtilirken para politikasının enflasyonu orta vadeli hedefine kademeli olarak yaklaştıracak şekilde oluşturulacağı ifade edildi. 

    Türkiye’de yıllık enflasyon oranının ekim ayında 24 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 85’in üzerinde seyrettiği biliniyor. 

    TCMB metninde piyasa faizlerinin politika faizleriyle uyumlu seyretmesi sağlanarak parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyici politikaların sürdürüleceği belirtildi.

    Metinde bankaların fonlama, teminat ve kredi kanallarını kullanım imkânlarının liralaşma hedefleri doğrultusunda kalibre edileceği vurgulandı.

    TL likidite yönetiminde Açık Piyasa İşlemleri (APİ) kanalıyla yapılan fonlamanın payının kademeli bir şekilde artırılacağı ve APİ’nin fonlamanın temel unsuru haline getirileceği ifade edildi.

    Menkul kıymet tesisi uygulaması sürecek

    TCMB’nin metninde TL cinsinden sabit getirili menkul kıymet tesisi uygulamasının 2023 yılında da devam edeceği ifade edildi.

    TCMB hedefli kredi politikasının makroihtiyati tedbirlerle sürdürüleceğini, zorunlu karşılıklar ile menkul kıymet tesisi uygulamasının parametrelerinde kalibrasyona gidilebileceğini söyledi.

    Kredi büyümesinin finansal istikrarla uyumlu seyretmesi ve kredilerin iktisadi faaliyetle buluşması hedefi doğrultusunda politika araçlarının, fiyat istikrarı ile finansal istikrarı destekleyecek şekilde kullanılacağı ve üretim potansiyelini artıran ve istihdam ile cari dengeye katkı sağlayan hedefli alanlardaki finansal koşulların destekleneceği belirtildi.

    “Dalgalı döviz kuru rejimi sürdürülecek”

    TCMB’nin 2023 politika çerçevesini ortaya koyan metinde dalgalı Döviz kuru rejiminin sürdürüleceği ve döviz kurlarının serbest piyasa koşullarında, arz ve talep dengesine göre oluşacağı vurgulandı.

    TCMB rezerv kaynaklarının çeşitlendirilmesine ve rezervlerin artırılmasına devam edileceğini de belirtti.

    İlk ödemelerin başarılı bir şekilde gerçekleştirildiği dijital Türk lirası ağı ile ilgili olarak da “Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu, 2023 yılında seçili bankalar ve finansal teknoloji firmalarının katılımları ile genişletilecek ve geniş katılımlı pilot testlerin gerçekleştirileceği ileri fazlara geçilecektir” ifadeleri yer aldı.

    Swap görüşmeleri vurgusu

    TCMB’nin metninde devam eden swap anlaşmalarına ilaveten, diğer ülke merkez bankaları ile swap anlaşmalarının imzalanmasına yönelik görüşmelere devam edileceği ifade edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de hiperenflasyon dönemine mi girildi?

    Türkiye’de hiperenflasyon dönemine mi girildi?


    Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre enflasyon martta yüzde 5,46 arttı, yıllık bazda yüzde 61,14 olarak gerçekleşti.

    TÜİK’in resmi enflasyon verilerine alternatif olarak çıkan bağımsız araştırma grubu ENAG ise tüketici fiyat endeksinin mart ayında %11,93’ ulaştığını, yıllık enflasyonun da %142,63 olarak gerçekleştiğini duyurdu.

    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, “Kur stabil olduysa faiz de gündemden çıktıysa, enflasyonu da er ya da geç birlikte alaşağı edeceğiz.” dedi.

    Fakat muhalefet partileri hiperenflasyon uyarıları yaptı.

    Peki hiperenflasyon riski ne kadar yakın, gelinen aşamada Merkez Bankası’nın elinde enflasyonu düşürmek için hangi reel seçenekler var?

    Türkiye’deki durumun nedenleri, küresel çapta enflasyon artışlarından farklı mı?

    Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Merkez Bankası eski başekonomisti Hakan Kara ve Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof.Dr. Şenol Babuşçu ile Ekonomist Barış Soydan euronews’e değerlendirdi.

    Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Merkez Bankası eski başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara’ya göre Türkiye uzun yıllar çok yüksek enflasyonla yaşayıp hiperenflasyona gitmemiş tek ülke.

    Dolayısıyla tarihsel perspektiften bakınca hiperenflasyon riski düşük. Fakat mevcut politikalarda ısrar edilirse enflasyon sorunu giderek ciddileşebilir.

    Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Merkez Bankası’nın enflasyonu düşürebilmek için faiz ve iletişim aracını etkin bir şekilde kullanması gerektiğini düşünüyor.

    “Merkez Bankası faiz ve iletişim aracını etkin bir şekilde kullanabilirse enflasyon dinamiklerindeki bozulmayı sınırlayabilir. Ancak gerçek anlamda fiyat istikrarına ulaşmak için artık merkez bankasının dışında tamamlayıcı tedbirlere de ihtiyaç var. Güven veren ve riskleri azaltan güçlü bir makroekonomik program uygulanmadan enflasyonu kalıcı olarak düşürmek mümkün olmaz.’’

    Türkiye’deki enflasyon artışını para politikasının devrede olmamasına bağlayan Merkez Bankası eski başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara Türk parasının ‘sahipsiz kaldığını’ düşünüyor.

    “Türkiye’de enflasyon yüzde 61, bize benzeyen akran ülkelere ortalama enflasyon 7-8. Aradaki fark tamamen bizim kendi yarattığımız enflasyon. Bizde enflasyondaki ilave bozulmanın temel sebebi para politikasının devrede olmaması. Merkez Bankası elindeki aracını kullanamadığı için paramız sahipsiz kalıyor. Sahipsiz kalan para satın alma gücünü kaybeder. Olay bu kadar basit.’’

    Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof.Dr. Şenol Babuşçu’ya ise her ne kadar resmi rakamlara yansımasa da hiperenflasyon var. Ve TÜİK bu şekilde mücadele etmeyi bırakırsa gerçek anlamda enflasyon yüzde 100’ü bulabilir.

    “Mücadele edilmezse enflasyonda üç haneli rakamları göreceğiz. Bununla birlikte enflasyondaki bozulmanın temel nedeni Eylül 2021’den itibaren atılan politika faiz kararındaki adımlar. Enflasyon, 23 Eylül’deki para politikası kararına kadar yüzde 19’du. Buradan yüzde 61’e çıktı. Yani tek nedeni faizlerin indirilmesidir.’’

    Prof.Dr. Şenol Babuşçu, enflasyonla mücadele etmesi gereken Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı’nın sessiz kaldığını ifade ediyor.

    “Merkez Bankası’nın beş altı aydır sesi çıkmıyor yani enflasyonla mücadelede politika uygulamıyor. Merkez Bankası’nın para politikası uygulaması gerekiyor. Hazine ve Maliye Bakanı ise sadece konuşuyor, maliye politikasını uygulamıyor. Bunun nedeni de hükümet tarafından dışlanmışlık ve kararlarını bağımsız alamaması. Örneğin Merkez Bankası’nın en önemli silahı faiz ama bunu kullanamıyor. Burada enflasyonla mücadele eden tek kurum TÜİK. TÜİK hiperenflasyon olmasın diye elinden gelen her çabayı gösteriyor. Olmaması da yine TÜİK’in başarısına bağlı. TÜİK’in açıkladığı rakamlara da güvenmiyorum çünkü enflasyon yüzde 100’ün üzerinde. ENAG verileri ve ÜFE ile market fiyatları bunu gösteriyor.’’

    ”Türkiye’nin yaşadığı enflasyon artışı küresel çapta enflasyon artışlarından farklı”

    Kısa vadede bir toparlanmadan bahsedilemeyeceğini düşünen Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof.Dr. Şenol Babuşçu, uzun vadede faiz oranlarının arttırılmasıyla bir çıkış bulunacağı görüşünde.

    “Türkiye’nin yaşadığı enflasyon artışı küresel çapta enflasyon artışlarından tamamen farklı. Politika faizini indirmesinden kaynaklı, uluslararası piyasaların etkisi kısıtlı. Kısa vadede bir adım atılacağını sanmıyorum ama uzun vadede faiz oranları arttırılırsa bir çıkış var. Bunu da çok büyük bir kur artışında kullanacaklar. Başka kullanmayacaklar.’’

    Ekonomist Barış Soydan da hiperenflasyon riskine karşılık resmi enflasyon rakamlarının ne kadar gerçek olduğunu sormanın önemli olduğunu düşünüyor.

    “İktidarın seçime kadar bu şekilde gideceklerini düşünüyorum. O nedenle enflasyonun daha da sert yükseliş riski var. Hiperenflasyon tanımı tartışmalı. Bana göre yüzde 100 oranı Türkiye için hiperenflasyondur. Ama iktisada baktığımızda yüzde 200 kabul ediliyor. Eğer yüzde 200’ü baz alacaksak Türkiye hiperenflasyona uzak hatta yıl sonunda daha da uzaklaşacak.’’

    Başkanlık Sisteminin Merkez Bankası’nın tersine politika izlemesini engellediğini düşünen Ekonomist Barış Soydan, acilen atılması gereken adımları şöyle sıralıyor:

    “Bir ülkenin Merkez Bankası enflasyon altında bir politika faizi verirse bunun anlamı ben enflasyonla mücadele etmek istemiyorum demektir. Ne yapmalı? Merkez Bankası para politika faizinde arttırıma gitmeli. İkincisi yapısal sorunlar çözülmeli. Mesela en başta tarım geliyor. Ekili alanlar azalıyor, çiftçiler bırakıyor. Bu kolay bir iş değil ama önüne geçilmeli. Sonra maliye politikaları geliyor. Devletin kemer sıkması gerekiyor, daha az borçlanmalı ve daha az harcamalı. Mesela gösterişli projelerden vazgeçilmeli. Kanal İstanbul hala gündemde. En zoru ise enflasyon bekleyişlerini kırmak. Ki bunu kırmaya yönelik politikalar geliştirilmeli.’’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • FT: Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı en büyük korkulara nasıl meydan okudu?

    FT: Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı en büyük korkulara nasıl meydan okudu?


    Dubai merkezli FIM Partnetrs yatırım şirketinde küresel gelişmekte olan pazarlar borç fonu yöneticisi olarak görev yapan Francecs Balcells, Türkiye gibi dolar borcu yüksek olan ekonomilerin bu kadar döviz kuru dalgalanmasında uzun zaman önce çökeceğini ancak Türkiye ekonomisinin hala ayakta durduğunu belirtti.

    Gazetede ‘Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı en büyük korkulara nasıl meydan okudu?’ başlığı ile kaleme alınan analizde yaşanan çalkantılı süreç incelendi.

    2011-2013 döneminde Türk lirasının dolar karşısında 2 lirayı bulması halinde ekonominin çökeceğine dair karamsar uyarıları hatırlatan Balcells, İngiltere merkezli Financial Times gazetesinde yazdığı makalede bu sınırın 3, 5 ve en son 13 liraya kadar çıkmasına rağmen ekonominin çökmediğine vurgu yaparak Türkiye ekonomisinin direncine dair sebepleri sıraladı.

    Türk ekonomisinin direncinin sebepleri

    Balcells’e göre birinci sebep bu yılın başlarına kadar Türk yetkililerin geçmişte olduğu gibi sermaye kaçışı ve para biriminde zayıflıkla karşı karşıya kalındığında yine faizleri gecikerek ve örtülü bir biçimde yükseltmesi. Ekonominin bu şekilde ani iniş ve çıkışla yönetilmesi sistemi bir süreliğine idare ediyor ve ekonomik aktörlere dengesiz bir ekonomi karşısında tampon oluşturma zamanı tanıyor. Dolar mevduatının birikmesi ve düşük düzeyli döviz borçları bankalara dolar fazlalığı sağlıyor ve böylece ucuz lira fonu alarak dolar ödünç vermeye ve kendileri için başka bir güvenlik mekanizması oluşturma süreci yaratıyor.

    Balcells’e göre bu direnci zaman içinde oluşturan yalnızca bankalar değil. Dolarizasyon ilerledikçe hanehalkları döviz yükümlülükleri olmadan dolar değerleri biriktirmeye devam etti. Bu bankaların hanehalklarına döviz cinsinden kredi vermeyi yasaklamasından kaynaklanıyor ve bu şekilde döviz risklerine karşı daha dirençli hale geliyor. Bu durum Balcells’e göre belki de düzenleyicilerin en büyük basireti.

    Bir diğer sebep ise ülkedeki kredi kaynak profilinin zaman içinde değişmesi. Değişken portföy akışı büyük ölçüde azaltıldı. Yabancılar yerel borç piyasasının yaklaşık yüzde 30’una sahipken bu rakam yüzde 5’e (mutlak değerlerle 3 milyar dolara) geriledi. Bu arada yerel halk ülkenin Euro devlet tahvillerinin neredeyse yüzde 50’sine sahip oldu.

    Bu Türkiye’yi sendikasyon kredi piyasası, ticaret finansı, iç kurumsal krediler gibi farklı dış kredi kaynaklarına bağımlı hale getirdi. Bu kaynaklar dış portföy yatırımcılara göre daha sabırlı ve daha uzun vadeye odaklı.

    Geçen zaman içinde ülkenin dış bilanço zincirinin en zayıf halkası olan Türk şirketlerin de borç düzeylerini bir şekilde azaltarak kısa vadeli döviz pozisyonu açısından pozitif bir ağ kurdu.

    Varolan sorunlar:

    Ancak yatırım uzmanına göre bazı sorunlar varlığını sürdürüyor. Bunların başında koordinasyon geliyor. Her ne kadar her sektör kağıt üzerinde yeterince likidite tamponuna sahip görünse de hepsi de birbirine göbekten bağlı. Bir sektörün kendi döviz değerlerini çekmesi bütün sistemde dalgalanma etkisi yaratabilir, çünkü o değerler bir başkasının bilançosunda bulunuyor.

    Buna karşın, Balcells’e göre ülke ağır adımlarla süregelen mevcut cari açığını, liranın çok büyük değer kaybı sayesinde ihracatı arttırıp ithalatı azaltarak fazla vermeye yöneldi. Ancak bunun başka bir ani iniş ve çıkış dönemi mi yoksa ekonominin dengelenmesi için politikaya dayalı olduğunu gösteren yapısal bir süreç mi olduğu henüz belirsiz. Üstelik bütün bu dirence rağmen şimdi de yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ile dolarla satın alma gücünün kısıtlanması söz konusu.

    Yeni ekonomi modeli

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mart 2021’de geleneksel yaklaşımlı Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı görevden almasının ve ekonomi aklına ters düşen faiz indirimlerinin öncesi ve sonrasının Türkiye ekonomisi açısından açık sonuçları olduğunun altını çizen Balcells’e göre geciktirilmiş faiz artışı içeren eski politika defteri şimdilik tamamen kapanmış görünüyor.

    Sistemdeki döviz dengesinin hala hükümetin kazalardan kurtulmak için kendini güvende hissetmeyeceği kadar zayıf durumda olduğunu belirten Balcells, yeni ekonomik modele ilişkin uyarıda bulunuyor. Balcells’e göre Ankara’nın övgüyle sunduğu yüksek tasarruf oranları ve ucuz para birimine dayalı “yeni ekonomik modeli” yüksek ve inatçı enflasyona karşı değerlendirilmeli ve hükümet talepte ortaya çıkan sancılı daralmayı kabul etmeli.

    Türkiye’nin bir dönem yabancı kredi kaynakları için çok cazip bir ülke olduğunu ancak durumun kötü yönde değiştiğini hatırlatan Balcells, yeni kredi kaynaklarının yerel halkla birlikte mevcut ekonomik düzene güvenip güvenemeyeceğinin soru işareti taşıdığını belirtiyor ve politikada yön değişmediği sürece hükümetin sınırları test ettiği yorumunu yapıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Reuters: Türk Lirası 4 gündür değer kaybediyor; yeni plan enflasyonu canlandırabilir

    Reuters: Türk Lirası 4 gündür değer kaybediyor; yeni plan enflasyonu canlandırabilir


    Türk Lirası geçtiğimiz hafta güçlü şekilde değer kazanmasının ardından son dört gündür düşüşünü sürdürüyor. TL’nin günlük değer kaybı yüzde 6’ya kadar çıktı.

    Merkez Bankası’nın net döviz varlıkları da neredeyse yirmi yılın en düşük seviyesine geriledi. Perşembe günü TL/Dolar kuru 13.4 olurken günlük değer kaybı da yüzde 4.7 olarak gerçekleşti.

    Geçen hafta TL mevduat hesaplarına kur garantisi verilmesi sonrası, Dolar 18.4’lük rekor seviyeden 10,27’ye kadar gerilemişti.

    İsveçli yatırım kuruluşu SEB AB’in gelişen piyasalar baş stratejisti Per Hammarlund, perşembe günkü verilerin, geçen hafta liranın değer kazanmasının Merkez Bankası müdahalesinden kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Hammarlund, “Halk, dolar birikimlerini liraya çevirmek için acele etmiyor” dedi.

    Reuters’in haberinde, hızla ilerleyen kur krizinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ihracat ve kredi odaklı “yeni ekonomik programı” kapsamında istediği bir dizi agresif faiz indirimiyle başladığı kaydedildi.

    “Yeni plan enflasyonu canlandırabilir”

    Ekonomistler ve siyasi analistler, liranın değer kaybetmeye devam etmesi durumunda, planın enflasyonu canlandırabileceği ve devletin mali yükünü artırabileceği konusunda uyarıyor.

    New York Eyaleti’ndeki St. Lawrence Üniversitesi’nde Orta Doğu tarihi doçenti Howard Eissenstat, “Uygulanan acil durum önlemleri yalnızca kısa vadeli rahatlama sağlayacak; uzun vadede krizi daha da kötüleştirecek gibi görünüyor” diye konuştu.

    Societe Generale’den Marek Drimal, planın para birimi için bir miktar destek sağladığını, ancak “piyasa katılımcılarının ekonomideki temel sorunları ele almak için somut adımlar görmeleri gerektiğinin” altını çizdi.

    “Erken seçimin önü açılabilir”

    Bazı analistler, planın ve yüzde 50 asgari ücret artışının Erdoğan’ın 2023’te planlanandan önce erken seçim yapmasının önünü açabileceğini söylüyor.

    Liranın önümüzdeki haftalarda daha fazla dalgalanmayla karşı karşıya kalacağını tahmin eden Hammarlund, “Şapkadan birbiri ardına tavşan çıkarıyorlar, bu yüzden bir sonraki önlemin ne olabileceğini söylemek zor.” dedi.

    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, ‘analistlerin beklentilerinden çok daha iyimser bir şekilde’ 2023 yılında tek haneli enflasyon beklediklerini söyledi. Nebati, ayrıca geçen hafta dolar satmak ve lirayı yükseltmek için herhangi bir devlet müdahalesi olmadığını kaydetti.

    Bakan Nebati kur korumalı TL mevduata katılımla ilgili “Bugün 59,8 milyar lira. Bireysellerin döviz mevduatı 169 milyar dolardan 162 milyar dolara düşmüş durumda.” demişti.

    Merkez Bankası rezervleri 110,9 milyar dolar oldu

    Bu arada TCMB, toplam rezervleri 24 Aralık haftasında 5 milyar 948 milyon dolar azalarak 110 milyar 926 milyon dolara geriledi.

    TCMB tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 24 Aralık’ta Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 812 milyon dolar gerileyerek 72 milyar 555 milyon dolara düştü. Brüt döviz rezervleri, 17 Aralık’ta 78 milyar 367 milyon dolar seviyesindeydi.

    Söz konusu dönemde altın rezervleri, 136 milyon dolar azalarak 38 milyar 507 milyon dolardan 38 milyar 371 milyon dolara geriledi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 24 Aralık haftasında bir önceki haftaya kıyasla 5 milyar 948 milyon dolar azalışla 116 milyar 874 milyon dolardan 110 milyar 926 milyon dolara indi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Bu zararı nasıl telafi edeceğimizi kara kara düşünüyoruz’: Kur mağdurları anlatıyor

    ‘Bu zararı nasıl telafi edeceğimizi kara kara düşünüyoruz’: Kur mağdurları anlatıyor


    Türkiye’de 18 seviyesinin üzerini gören Dolar/TL kuru, 20 Aralık’ta Kur Korumalı TL Mevduat uygulamasının duyurulmasıyla birlikte hızla 10.20’ye kadar düştü.

    Türk lirasının son aylarda değer kayıpları sonrası kredi çekerek döviz alan vatandaşlar, ellerindeki küçük yatırımın önemli bir kısmını kaybettiklerini belirtiyor.

    Yürürlüğe giren Kur Korumalı TL Mevduat sisteminin ‘mağduriyet oluşturduğu’ konusu gündemde yer edinmeye devam ediyor.

    Son olarak CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, ‘küçük yatırımcı’ olarak nitelediği mevduat sahibi vatandaşların zarar etmesiyle ilgili “Küçük yatırımcılar çarpıldı. Kılavuzları doğru değildi. Troller, sosyal medya, siyasal partilerin temsilcileri… bunlar sadece ve sadece AK Parti iktidarına ve sayın Cumhurbaşkanımıza zarar vermek için köpürttükçe köpürttüler.” dedi.

    “Son dönemde gördüklerim beni bu yola itti”

    Çevresindeki birçok kişinin eldeki varlığını dövize yatırdığına şahit olduğunu anlatan iktisat mezunu Göktuğ Ünal, yaşadığı ‘kur şokunu’ şu şekilde anlatıyor:

    “Artık normal muhabbetlerin de ekonomikleştiği bir döneme girdik. Ülkesini seven insanlar açısından ülkenin bu duruma gelmesi iyi bir şey değildi. Biz kendimizi koruma adına, olağan durumumuzu, olağan gelir seviyemizi koruma adına böyle bir hamle yaptık”

    Göktuğ Ünal, anlık döviz kuruna yatırım yapan biri olmadığını belirterek “Ancak son dönemde gördüklerinin, adaletsizleşme, gelir adaletsizliği beni bir şekilde bu yola itti.” diyor.

    “Kız arkadaşıma 18.30’dan dolar aldırdım”

    Kız arkadaşının 80 bin Türk lirası kredi çektiğini belirten Şenol Doğan ise, 54 bin lira ile dolar aldığını, 20 bin liralık bir zararının söz konusu olduğunu söylüyor:

    “Hiç beklemediğimiz bir şeydi yani bu planlı yapılan bir şeydi ve insanlar bundan müthiş bir şekilde zarar gördüler” diyen Şenol Doğan, uğradıkları zararı nasıl telafi edebileceklerini düşündüklerini söyledi:

    “Bu böyle bir çırpıda telafi edilebilecek bir şey de değil. Yani o gün çok acayip garip bir gündü, ben de uyuyamadım, kız arkadaşım da uyuyamadı, uykusuz geçen bir geceydi. Ondan sonra insan duruma yavaş yavaş alışıyor. Yapabilecek çok bir şey de yok. Yapabileceğimiz çok bir şey de olmadığını anladık. Şimdi yavaş yavaş normal bir şeye döndük. Artık kabullendik. Ama büyük bir zararla… Bunu kabullendik.”

    Doktora öğrencisi Aran Arslan ise bir anda yükselen kurlar nedeniyle okul masraflarının katlanmasından şikayetçi.

    Dolardaki dalgalanmanın kendisi gibi diğer öğrencileri de olumsuz etkilediğini belirten Arslan, “Yani 10’a düştü, bugün 12 oldu, yarın 14, sonra 18 19 böyle gidecektir bu. Yani bu sadece günü kurtarmak için hayır gelecekle ilgili de bu konuda biraz kaygılıyım.” diyor.

    CHP’den 20 Aralık’taki kur dalgalanmasıyla ilgili adım

    Geçtiğimiz günlerde CHP Grup Başkanvekilleri, dövizde yaşanan dalgalanmaların bütün boyutlarıyla ortaya konulması için Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını içeren önergeyi Meclis Başkanlığına sunmuştu.

    CHP’li yetkililer, dövizdeki düşüş nedeniyle zarar eden vatandaşlara hukuki destek vereceğini açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***