Depresyon, kaygı bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gibi ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde son yıllarda “devrim” olarak nitelendirilen psikodelik ilaç araştırmalarına büyük bir darbe vuruldu. ABD’deki Berkeley, UCSF ve Stanford Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren beş farklı nörobilim laboratuvarı, sihirli mantarların etken maddesi olan silosibinin fareler üzerindeki etkilerini tam olarak aynı protokollerle eş zamanlı test etti. Saygın bilim dergisi Nature Neuroscience’ta yayımlanan sonuçlar, ilacın kalıcı bir iyileşme sağlamadığını ortaya koydu.
TEK DOZ SONRASINDA KALICI ETKİ TESPİT EDİLEMEDİ
Tekil laboratuvar çalışmalarının aksine, beş dev laboratuvarın verilerini birleştiren konsorsiyum; tek bir doz silosibin uygulamasından 24 saat sonra hayvanların davranışlarında hiçbir kalıcı değişim saptayamadı. İlaç verildikten bir gün sonra farelerin depresyon benzeri davranışlarında, anksiyete seviyelerinde, korku tepkilerinde veya sosyal etkileşimlerinde tekrarlanabilir bir düzelme kaydedilmedi.
Buna karşın, ilacın enjeksiyondan hemen sonraki 10 dakika içinde baş seğirmesi, kaygı artışı ve açık alanlardan kaçınma gibi geçici (akut) etkilerinin tüm laboratuvarlarda ortak olarak görüldüğü belirtildi. Araştırmacılar, bu kısa süreli reaksiyonların beynin prefrontal korteksinde bir hareketlilik yarattığını doğrulasa da bunun uzun vadeli bir tedaviye dönüşmediğini kanıtladı.
BİLİMSEL LİTERATÜRDEKİ “YAYIN YANLILIĞI” MASAYA YATIRILDI
Çalışmanın başyazarlarından Odilia Lu ve Prof. Dr. Stephan Lammel, elde edilen şaşırtıcı sonuçların bilim dünyasındaki derin bir sorunu gözler önüne serdiğini ifade etti. Bireysel ve küçük örneklemli çalışmalarda elde edilen olumlu sonuçların dergilerce kolayca yayımlandığını, ancak olumsuz sonuçların gizlendiğini vurgulayan uzmanlar, bu durumun literatürde ciddi bir “yayın yanlılığı” ve iyimserlik yarattığına dikkat çekti.
Stanford nörobilimcisi Robert Malenka önderliğinde kurulan konsorsiyum, psikodelik ilaçların insan beynindeki gerçek etkilerini anlayabilmek için tekil ve küçük deneyler yerine, çoklu laboratuvar iş birliklerinin şart olduğunu vurguladı.
FARE TESTLERİ KARMAŞIK İNSAN ZİHNİNİ ÖLÇMEKTE YETERSİZ Mİ?
Araştırmada ortaya çıkan bir diğer kritik tartışma ise hayvan modellerinin insan psikolojisini ne kadar yansıtabildiği oldu. Yerli kültürlerde binlerce yıldır uygulanan ritüelist kullanımın Batı tipi klinik ortamlara ve laboratuvar kafeslerine sığdırılamayacağını belirten Prof. Andrea Gomez; “Bir farenin halüsinatif yolculuk esnasında yaşadığı yüksek bilişsel süreçleri veya sosyal etkileşimi standart laboratuvar testleriyle ölçmek son derece zordur” değerlendirmesinde bulundu.
Bilim insanları, silosibinin depresyon tedavisindeki potansiyelinden tamamen vazgeçilmemesi gerektiğini, ancak abartılı iddialar yerine ilacın beyin devrelerindeki gerçek etkilerini bulmak için standartlaştırılmış yeni araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































