İran’daki diktatörlüğe karşı mücadelesiyle bilinen Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi gazetemize konuştu:
- Yöntemler değişebilir. Kararlar, şartlar değişebilir. Öcalan cesaret göstererek durumu anladı ve mücadelesini mürekkep ve kalemiyle yapmaya karar verdi. 21. yüzyılda mücadele yöntemi kalemdir. Ortadoğu siyasetçileri bunu anlamalı. Diyalog ve müzakere ile verimli sonuçlar alınabilir
- Silahların susması, ortadan kalkması yetmez, gerekliliklerin yerine getirilmesi ile yol alınır. Abdullah Öcalan’ın silahların bırakılması yönündeki çağrısı barış açısından önemli bir adımdır. Sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan’ın özgürlüğünün de gündeme alınması gerekiyor
Nezahat Doğan
Barış ve demokratikleşme… Silahların susması elbette önemli, ama barışı sağlamak için yeterli değil. Kürt sorununun çözümünde ve kalıcı barışın sağlanması yolunda demokratikleşme adımlarının atılmaması en önemli engel olarak duruyor. Oysa çözüm uluslararası ilişkiler ve bölge açısından Ortadoğu için de değişişim demek. Bu gerçeklikle birlikte diyalog ve siyaset yoluyla barış sürecinin ilerlemesi, hukuki güvencelerin sağlanması ve demokratikleşme adımlarının atılması için beklentiler her geçen gün artarak devam ediyor.
Geçtiğimiz gün Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda Avrupa Birliği-Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) tarafından 20’nci Kürt konferansı “Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler” başlığıyla gerçekleştirildi.
Konferansta; Türkiye’nin içinden geçtiği barış ve demokratik toplum sürecine, demokratikleşme, temel hak ve özgürlükler, kimlik hakları gibi birçok soruna yönelik çözüm önerileri ve yolları Avrupa Birliği’nin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi ve Kürt sorununun çözümünde yapıcı rol üstlenmesi tartışıldı.
Konferansa Abdullah Öcalan da bir mesaj gönderdi ve mesajında “Avrupa Birliği’nin günümüzde kendi hukukuna uygun davranması gerekmektedir. Hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Kürt sorununun çözümü için yapıcı olması büyük önemdedir. Avrupa’da yükselen aşırı sağ ve otoriterleşme eğilimine karşı mücadelenin temel yolu da demokratik değerlere doğru sahip çıkmaktan geçer. Bu çalışma Avrupa için de Ortadoğu için de tarihi bir adımdır. Önerdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum projesinin başarısı, Ortadoğu’nun barış, istikrar ve demokratikleşmesini mümkün hale getirecektir” sözleri yer aldı…
Konferansın sonunda, “Barış süreci demokratik ve hukuki güvencelere dayalı bir temelde sürdürülmelidir” denilerek, İmralı’daki tecride son verilmesine, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne, kısıtlamasız erişiminin güvence altına alınmasına, AİHM kararlarının uygulanmasına, PKK’nin AB “terör örgütleri listesi”nden çıkarılmasına ve barış sürecinin hukuki temellerinin oluşturulmasına, siyasi tutukluların serbest bırakılmasına dair 20 maddelik bir sonuç bildirisi ile çağrıda bulunuldu.
“Silahlarını bırakıp kalemleri seçen herkese sevgilerimi gönderiyorum” diyerek konferansın açılış konuşmasını yapan Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi ile konferansın amacını, İran’ı hukuksuzlukları, kimlikler mücadelesini ve süreci konuştuk…
- Yıllar evvel Nobel Barış Ödülü’nü aldınız. İran’da yürüttüğünüz hak mücadelesinde “cesur bir insan” olarak tarif edildiniz ve mücadelenize devam ediyorsunuz. Bugün bu konferansta olmanın anlamı ve önem nedir?
Bu konferanstan benim için çıkarılacak en önemli nokta, Sayın Abdullah Öcalan’ın silahı bırakmış olması ve örgütün de silahlarını bırakmalarını istemesidir. Türkiye’nin ve İran’ın son 30 yıllık deneyiminde savaş çözüm olmadı. Savaş yalnızca can kayıpları bırakır ve bedelini halk öder; kimseye hiçbir fayda sağlamadan. Yaşamlar yitip gidiyor, fillerin savaşında olan halklara oluyor.
- Şimdi neler değişti ve değişiyor?
Siyaset değişen bir bilim. Yöntemler değişebilir. Kararlar, şartlar değişebilir. Öcalan silahlı mücadeleye karar verdiği gün Türkiye’de şartlar farklıydı, bugün farklı. Öcalan cesaret göstererek durumu anladı ve mücadelesini mürekkep ve kalemiyle yapmaya karar verdi. 21. yüzyılda mücadele yöntemi kalemdir. Ortadoğu siyasetçileri bunu anlamalı. Uzun yıllar boyunca masum insanların hayatını kaybetti, ancak silahlı mücadele bu kayıplara karşılık kalıcı bir çözüm üretemedi. Diyalog ve müzakere ile verimli sonuçlar alınabilir. Öcalan Suriye’deki Kürtlerin ve bütün parçalardaki Kürtlerin haklarının tanınması için mücadele veriyor. Kürtlerin kimliğinin ve varlığının tanınmasını talep etmek tuhaf bir şey değil, tuhaf olan hakların verilmemesi, yok sayılmasıdır. Öcalan Türkiye’den ayrılmak istemiyor, eşit haklarda yaşamak istiyor. Bunun neresi tuhaf. Kürtlerin mücadelelerini şiddet içermeyen yöntemlerle, siyaset çatısı altında sürdürmelerini istiyor. Bir kurşun bir insanın kalbine isabet eder ve onu öldürür. Oysa kalemle yüzlerce insanın kalbine dokunabilir, onları etkileyebilir ve değiştirebilirsiniz.
- Türkiye’de barış sürecinin gerekleri doğrultusunda şimdi ne tür adımlar atılmalı?
Barışçıl mücadele toplumları dönüştürme gücüne sahip ama gerçek barış olursa ve hukuk sağlanırsa… Silahların susması, ortadan kalkması yetmez, gerekliliklerin yerine getirilmesi ile yol alınır. Abdullah Öcalan’ın silahların bırakılması yönündeki çağrısını barış açısından önemli bir adımdır. Şimdiki adım da Abdullah Öcalan’ın koşulsuz ve şartsız serbest bırakılmasıdır. Türkiye’deki siyasi sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan’ın özgürlüğünün de gündeme alınması gerekir. Kürtlerin mücadelelerini bu siyasi parti çatısı altında sürdürmeleri gerekiyor. Türkiye’de eşit haklar talep etmeli ve faaliyetlerini bu hedef doğrultusunda örgütlemeliler. Ayrıca Kürtlerin demokratik ve siyasi haklarını barışçıl yollarla savunabilmesi, Türkiye ve İran başta olmak üzere farklı ülkelerde yaşayan etnik toplulukların da eşit haklara sahip olması, ayrımcılığın sona ermesi ve demokratik hakların güvence altına alınması hepimizi değiştirir.
- Siz yıllardır İran’da bir hak mücadelesi verdiniz… Bugün İran’daki Kürtler kimlikler nasıl bir tehlike ve sorunla karşı karşıya?
İran’da Kürtler, en temel haklardan, hatta anayasal olarak tanınmış en küçük haklardan bile yararlanamıyorlar. Bu haklardan mahrum bırakılıyorlar. Anayasada, Kürtler gibi etnik azınlıkların yaşadığı bölgelerde insanların kendi dillerini kullanmalarına ve bu dillerde eğitim almalarına izin verildiği yazıyor, bu açıkça belirtiliyor. Ancak İran Kürdistanı’nda insanlar, ilkokullarda bile kendi dillerinde eğitim alamıyorlar. Kendi dillerinde okuyup yazmayı öğrenmelerine izin verilmiyor. Bir diğer sorun da Kürtlerin merkezi hükümet tarafından her zaman şüpheyle karşılanmış olmalarıdır. Oysa bu doğru değildir. Kürtler, kendi meşru hakları için mücadele ediyorlar. Dolayısıyla adaletsizlik ortadan kaldırıldığında ve her bireyin sahip olduğu temel insan haklarına Kürtler de erişebildiğinde, ayrıca dinlerini özgürce yaşama hakkına kavuştuklarında -çünkü Kürtlerin bir kısmı Sünni’dir ve dinlerini özgürce yaşayabilmelidirler- bu sorunun çok büyük bir bölümünün çözüleceğini düşünüyorum.
- Savaşlara, şiddete, ülkelerin çıkarlarına bakılırsa İran’da Kürtler ve diğer kimlikler için demokrasi olabilir mi?
Demokrasi bütün ülkeler için gerekli. Dünya ırkçılık ve otoriterliğe doğru giderken demokrasi ve hak mücadelesi vermek, barışa sahip çıkmak önemli. İran’da yaşananlar demokrasinin yokluğuyla bağlantılı. Çünkü demokrasinin avantajlarından biri, yargı kurumlarının ve mahkemelerin bağımsız olmasıdır. Ancak İran’da mahkemeler ve yargı bağımsız değildir. Bir yürütme görevlisinin söylediği herhangi bir şey mahkemede delil olarak kullanılıyor ve hâkim de kararını buna dayanarak veriyor.
- Tam da burada yargı bağımsızlığı derken, hukuksuzluklar rejimin gücünü tahkim ediyor. Şimdi silahların olmadığı yerde nasıl bir sistem ve mücadele olmalı?
Yargı bağımsızlığı güvence altına alınır ve bağımsız bir hâkim karar verirse, bu koşullarda birçok sorun çözülecektir. Silahlar bırakıldıktan sonra mücadele, şiddet içermeyen çalışmalarla, siyasi yöntemlerle ve bir siyasi parti çatısı altında devam etmelidir. Kürtlerin bütün meşru hakları bu siyasi parti tarafından temsil edilmeli ve partinin seçimlere katılmasına izin verilmelidir. Halktan aldığınız oylar doğrultusunda güce sahip olursunuz. Bu durumda, seçmenlerin oylarına ve temsiline dayanan bir siyasi gücünüz olur. Bu da hedeflerinize ulaşmanız için size güç kazandırır.
- Diğer tarafta da İran’da çok ciddi şiddet, cezaevlerinde insanlık dışı uygulamalar ve idam cezaları var… Buna karşı nasıl bir halk hareketlenmesi söz konusu?
Elbette şu anda güçlü bir halk hareketlerimiz var. Ancak hükümet, göstericileri acımasızca öldürüyor. Ocak 2026’da İslam Cumhuriyeti, sokaklarda olan 30 binden fazla insanı iki gün içinde katletti. Ayrıca 40 binden fazla kişi yetkililer tarafından gözaltına alındı. Bu kişilerin bir kısmı gözaltına alındıktan sonra idam edildi. Hükümetin sergilediği bu denli acımasızlık ve baskı karşısında insanlar evlerine dönmekten başka bir seçenek bulamadılar. Ancak temel sorunları hâlâ varlığını sürdürdüğü için hareket sona ermiş değil. Memnuniyetsizlik ve talepler giderek büyüyor. İran, adeta patlamaya hazır bir yanardağ gibi. Her an patlayıp bütün bölgeleri ateşe verebilecek bir durumda.
- Bu şartlarda Kürtler nasıl bir yol izlenmeli? Öcalan’ın perspektifini nasıl yorumluyorsunuz?
Ben, daha önce izlediği yolu anlayan, bu yolun sonuç vermediğini ve yanlış olduğunu gören bir insan görüyorum. Ardından, bu yolu değiştirme ve başka bir yola yönelme cesaretini gösteriyor. Bugün Abdullah Öcalan’ın mesajı vardı. Uluslararasıcılıktan söz ediyor. Dolayısıyla diasporadaki Kürtlerin bir araya gelmeleri ve enternasyonalistlerle birlikte çalışmaları gerekiyor.
- Peki, Avrupa’nın, uluslararası toplumun yapması gereken, eksik olan şey nedir?
Uluslararası toplum, Türkiye’deki yetkililerle yürütülen müzakerelere dâhil olmalı ve bu meseleyi gündeme getirmelidir. Bu, yapılması gereken en önemli şeylerden biridir. Bu konu, Türk olmayan taraflarla Türkiye’deki yetkililer, yani Türk hükümeti arasında yürütülecek müzakerelerin temel unsurlarından biri olmalıdır.
- Türkiye’deki Barış ve çözüm İran’daki Kürtleri nasıl etkiler?
Türkiye kültürel çeşitliliğiyle zengin bir ülke ve daha yüksek bir demokrasi düzeyi seçmelidir. Ve içinde İran’ında dahil olduğu bölgedeki diğer ülkelere örnek olmalıdır. Maalesef ki İran İslam Cumhuriyeti’nin İran Kürtlerine nasıl kötü davrandığını görebiliyoruz. Öyle ki; İran İslam Cumhuriyeti’nde Kürt olmak hükümet tarafından büyük bir günah olarak görülmektedir. Hükümet onlara her zaman şüpheyle bakmaktadır. Bu anlamda, Türkiye’deki Kürtler olarak, durumunuzdaki iyileşme, İran’daki Kürtlerin koşullarını da olumlu anlamda etkiler. Diliyorum ki; İran hükümeti de İran’da yaşayan tüm bireylere saygı göstermesi gerektiğini öğrenir. Türkiye’nin Kürtleri için demokrasinin gelişmesi ve siyasi partilerin oluşum süreci için başarılar diliyorum.
- Silahtan başka bir yol mümkün ve bugün tam da oradan neler söylersiniz?
Ben Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü içinde tekrar çağrıda bulunuyorum. Hedeflere ulaşmak için silahların bir kenara bırakılıp, başka bir yolun seçilmesinden söz edildiğine göre, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve iki taraf arasındaki doğrudan müzakerelerin başarısı, bu sürecin temel koşullarıdır. Ve biliyorum ki siz bunu başaracaksınız. Yıllar süren mücadelenin ardından şimdi müzakere masasında oturup barış ve uzlaşı konularını tartışıyorsunuz. Elbette zafere ulaşacaksınız. Kürtlerin ve Türklerin eşit haklara sahip olması gerekir. Türk yurttaşının sahip olduğu hakların Kürt yurttaşlar için de geçerli olması gerekir. Türkiye’nin Kürtleri için özgürlük ve zafer, İran’daki Kürtler için daha iyi koşullara sahip olmalarını diliyorum.
- En temel haklardan biri elbette anadilinde eğitim. İran’da anadilin de eğitim konusunda ne tür baskılar yaşanıyor?
Anadilinde eğitim hakkı İran Anayasası’nda da yer alıyor ancak uygulanmıyor. Kürtlerin kendi dillerinde eğitim alma ve okuma yazma öğrenme hakları fiilen engelleniyor. İran’da Kürtler, Beluçlar, Azeriler ve Araplar olmak üzere dört büyük etnik topluluk var. İran İslam Cumhuriyeti bu toplulukların dillerini tanımıyor. Özellikle Kürtler 1979’dan itibaren baskı, şiddet ve mağduriyetlerle karşı karşıya. Farsça ülkede ortak dil. Bunun diğer halkların kendi anadillerinde eğitim almasına engel oluşturmaması gerekli. Kürtlerin ve Beluçların kendi dillerinde okuyup yazabilmesi, yaşadıkları bölgelerde anadillerini öğrenebilmesi lazım. Kürtçe konuşabilen biri yalnızca Farsça okuma yazma öğrendiği için Kürtçe okuyamıyor. Tam olarak öğrenemiyor. Bu durum İran’daki Kürtlerin yaşadığı yaygın bir sorunu yansıtıyor.
- İran’da Kürtlerin karşılaştığı başka ne tür sorunlar var?
Evet sorunlar sadece eğitimle sınırlı değil. Çocuklara Kürtçe isim verilmesi ve iş yerlerinde Kürtçe isimlerin kullanılmasında da kısıtlamalar var. Rojhilat’ta bir çocuğa Kürtçe isim verilmesine izin verilmezken Tahran’da verebiliyor. Restoranların ve dükkânlarda da Kürtçe isim kullanılamıyor. Bu uygulamalar İran’daki bürokratik sistemin işleyişine ilişkin ciddi sorunlar da çıkarıyor.
Mesela Kolberler (sınır ticareti yapanlar) geçimlerini sağlamak için ölüm riskiyle karşı karşıya. Rojhilat bölgesine yatırım yapılmaması iş olanaklarını sınırlıyor. İran’da Kürtlerin yaşadığı ciddi ekonomik sorunlar var. Bölgenin Irak’a yakınlığı ve Saddam Hüseyin dönemindeki saldırıların tekrarlanabileceği gerekçesiyle yatırımlar yetersiz kalıyor. Bu durum Kürt gençlerini geçimlerini sağlamak için kolberlik (sınır ticareti) yapmaya yönelttiğini yöneltiyor. Kolberler ağır yükleri sırtlarında taşıyarak zorlu dağ yollarından geçiyor, sınırın bir tarafından diğer tarafına ürün götürüp satıyor veya karşı taraftan küçük miktarlarda mal getirerek geçimini sağlamaya çalışıyor. Her yıl çok sayıda genç yalnızca geçimini sağlamak amacıyla dağları aşarken vurularak hayatını kaybediyor. İran ile Irak Federe Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki karla kaplı dağlarda ölümler yaşanıyor. Bölgedeki ekonomik koşullar ve güvenlik uygulamaları ağır sonuçlar doğuruyor.
- Diğer yandan Suriye’de gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriyeli Kürtler de entegrasyon yönünde bir tutum benimsedi. Bu tür adımların karşılığında devletlerin de Kürtlerin ve ülkelerinde yaşayan diğer etnik toplulukların haklarının tanıması gerekiyor. Bu hakların başında anadilinde eğitim özgürlüğü, farklı halkların kendi dillerini öğrenmesi ve kullanması barış içinde bir arada yaşamanın temel koşullarından biri.
- Abdullah Öcalan’a doğrudan iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Kendisine mesajım şu: Gerçekten umuyorum ki gelecek yıl, 21. konferansta Öcalan burada bulunur. Ben de buraya gelip kendisiyle sohbet etme fırsatına sahip olmaktan onur duyarım.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































