Bu yıl 63’üncü kez yapılan Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yavaş yavaş sonuna geliniyor. “Ulusal uzun metraj film yarışması”nda dokuz film seyirciyle buluştu. Önceki gün, senaryosunu Selman Kılıçaslan ve Sinan Sertel’in yazdığı, Sertel’in aynı zamanda yönetmenlik koltuğunda oturduğu “Elisa”, senaryosunu Emir Ziyalar ve Doruk Kumkumoğlu’nun yazdığı, Ziyalar’ın yönetmenliğini yaptığı “Kadim Mavi” ve Hasan Öztoprak’ın aynı adlı romanını senaryolaştıran ve beyazperdeye aktaran Hüseyin Karabey’in “Hakikatin Ölümü” filmi gösterildi.
DİSTOPYAYA BAKIŞ
Sertel’in yönettiği “Elisa”, nükleer savaş ve ardından gelen çevre felaketlerinin dünyayı büyük bir yıkıma sürüklemesiyle, Solisvita şirketinin korunaklı “Kalekent”ler kurması, genetik bağışıklık sağlayacak Geneterna tedavisini geliştirmesi ve onu yaymak için gereken nadir cevheri bulmak üzere yedi kişinin Ekin Türkmen, Ulvi Kahyaoğlu, Berfu Öngören, Mehmet Çepiç, Sabahattin Yakut, Cemil Büyükdöğerli ve Serkan Altıntaş -küççük kız rolünde Defne Doğar-) 180 günlük suyla bir mağaraya yerleştirilmesi çerçevesinde gelişen bir hikâye.
Sinemamızdaki birikmiş taşra, yüzleşme, baba-oğul hikâyeleri anlatmanın ötesine geçen Sertel’in distopik bir denemeye girişmesi cesurca. Ancak konu itibarıyla Apple TV’deki “Silo” ile benzerlikler taşıyan film, sinematografik açıdan “distopik bir dünya” etkisi yaratamıyor. Mağara içinde bulunan yedi kişinin derinleşemeyen karakterleri, kimya, biyoloji, genetik gibi pozitif bilimleri doğrudan ilgilendiren bir distopyada, bilimkurgunun pek de beyazperdeye yansımaması filmle bağ kurmayı zorlaştırıyor. Ziyalar’ın yönettiği “Kadim Mavi”, borcu yüzünden teknesine el konan balıkçı Kenan Yelkıran’ın (Umut Aksoy) alabora olduğu fırtınadan iki ay sonra hiçbir şey olmamış gibi kıyıya vurması ve yokluğuna ilişkin hiçbir şey hatırlamamasıyla gizemli bir hikâyeyle başlıyor. Gizem gittikçe artıyor. Antik çağlardan yankılanan lanetli ruhlar, mitolojik ve arkeolojik öğeler ve filmin ikinci yarısı itibarıyla seyir zevkini zorlayan (iyi anlamda) kurgusuyla Türk sinemasının son yıllardaki en cesur denemelerinden bir filme dönüşüyor. Finalde yine bir travma ile bitiriyoruz seansı.
Ziyalar filmin kurgusunu, Gaspar Noe’nun “Boşluk” ve “Lux Æterna” filmlerindeki kurgucu Jérôme Pesnel’le yapmış. İkinci yarıdaki sinematografik sıçrayışın en önemli etkisi bu olsa gerek.
POLİTİK GERİLİM
Günün son filmi, Gitmek: Benim Marlon ve Brandom (2008), Unutma Beni İstanbul (2011), F Tipi Film (2012), Sesime Gel (2014) uzun metrajlarıyla birlikte birçok politik belgesel filme imza atmış Hüseyin Karabey’in “Hakikatin Ölümü” filmi.
Hasan Öztoprak’ın, politik mücadele içinde yer alan ve hapishanedeki zorlu günlerinin ardından yaşama uyum sağlayamayan devrimci Feridun’un işkence travmasını anlatan “Hakikatin Ölümü” (2006) romanından uyarlanan film, Karabey’in küçük müdahaleleri olsa da aynı izlekte ilerliyor.
Karabey, ilk dakikadan itibaren büyük bölümü tek mekânda geçen filmde gerilim dozunu küçük mizah dokunuşlarıyla dengeleyerek seyirciyi içine çekiyor. Feridun rolünde izlediğimiz Mert Fırat ve Timuçin rolünde izlediğimiz Mehmet Günsür, şu ana kadar festivaldeki en iyi iki erkek oyuncu performansını sergiliyor
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































