İmralı görüşmelerinde ısrarla ‘Kürtler bütün olarak hukuka girmeli’ diyen Abdullah Öcalan, ‘Yüzeysel yaklaşarak çözülecek bir şey değil. Öyle ‘birkaç terörist gelsin’ demekle sorun çözülmez, bunu belirtmiş olayım. Bu yaklaşım, sorunu halının altına süpürmek olur’ vurgusu yapıyor
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2024 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla PKK’den kongresini toplamasını ve kendisini feshetmesini istedi. PKK, bu çağrı doğrultusunda 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12. Kongre’sin topladı. 12 Mayıs’ta yapılan açıklamayla, silahlı mücadele stratejisine son verildiği ve PKK’nin örgütsel yapısının feshedildiği açıklandı.
Yaklaşık 50 yıllık silahlı mücadele sürecinin sonlanması tüm dünyada büyük bir yankı uyandırırken, gözler Abdullah Öcalan’ın feshedilen örgütün yerine ne koyacağına ve Kürt sorununun çözümüne dair nasıl bir yol izleneceğine çevrildi. Abdullah Öcalan, merak edilen konulara dair perspektifi, kaleme aldığı Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda genişçe yer alıyor.
Abdullah Öcalan, Kürt ve Kürdistan gerçekliği ile yeni dönem örgütlenmesini genişçe anlattığı manifestosunda, PKK’nin çıkışı ve feshedilme gerekçesine dair şunları belirtiyor:
“Kürt ve Kürdistan adına bir realite kalmamıştı. Modern bir hareket olarak PKK’nin en önemli başarısı bu realiteyi yeniden canlandırmak oldu. PKK, Kürt ve Kürdistan gerçekliğinin varlığını hem kanıtladı hem de yenilmez kıldı. Bu büyük tarihi yolculuğu, Kürt ve Kürdistan realitesini kanıtladığı gibi bunu dost düşmana kabul de ettirdi. Bu büyük bir başarıdır. PKK bu başarının adıdır.”
Abdullah Öcalan, Kürt varlığının kanıtlandığını ancak gelinen aşamada “özgürleşme adımında tıkanma yaşandığını” vurguluyor ve ekliyor:
“Bundan sonraki adım özgürlüğü gerçekleştirmedir. Özgür toplum komünalite temelinde etik-politik doğrultuda şekillenecek varlık bulacaktır. Bu adımı PKK ile gerçekleştirmek pek mümkün gözükmüyor.”
‘Direniş ve mücadele içe yönelik olacaktır’
Kürtlerin “yeninin inşası” sürecinde kapitalimzle yol alamayacağını belirten Abdullah Öcalan, “Kürtler kendilerini demokratik ulus, eko-ekonomi ve komünalite üzerinden özgürleştirecek, kalıcı bir yaşamı inşa edip kesinleştireceklerdir. Bu da tabi ki inşa ve kendini var etme mücadelesi ile sağlanacaktır. Dışa yönelik, dış baskıya yönelik direniş de başarıldı. PKK’nin miadını doldurmasının bir nedeni de dışa dönük direnişi başarmış olmasıdır. Bundan sonra direniş ve mücadele içe yönelik olacaktır” vurgusu yapıyor.
‘Demokratik toplum bu dönemin siyasi programıdır’
Demokratik bir toplumun devletle diyalog içinde inşa edilebileceğinin altını çizen Abdullah Öcalan, “Demokratik toplum bu dönemin siyasi programıdır. Devleti hedeflemez. Demokratik toplumun siyaseti demokratik siyasettir. Komünün kendisi de demokratik komündür. Bunların birbirinden ayrılması doğru olmaz. Komün toplumu demokratiktir. Demokratik sosyalizm de demokratik toplumculuk anlamına gelir. Devletin nasıl bir tarihi varsa komünün de bir tarihi vardır” diye belirtiyor.
Manifestonun özü, artık silahlı veya “yasa dışı” bir yapı yerine yasal sınırlarda demokratik siyasetin yürütüleceği; devletle çatışma paradigması yerine anayasal ve hukuki güvenceler altında toplumun demokratik değerler etrafında komünal yöntemlerle kendisini örgütleyeceğini barındırıyor.
Abdullah Öcalan, yeni dönemi kurgularken demokratik toplum örgütlenmesinin yanı sıra Kürt sorununun çözümüne dair de önemli tespitlerde ve önerilerde bulunuyor. Sadece Kürtlerin değil, ülkedeki tüm halkların ve inançların bir arada nasıl eşit ve özgür bir şekilde yaşayabileceğinin perspektifini sunuyor.
‘Kürtlerin hukuku olmalı’
İmralı Cezaevi’nde 2 yıla yakın bir süredir devam eden tartışmalarda da bu konu hep gündemde. Bu noktada bazı görüşler dışarıya da yansıdı. Abdullah Öcalan, Kürt sorununu Kürtlerin vatanlarında inkar edilmesi, siyasi iradelerinin bastırılması, şiddet politikalarıyla boyun eğmeye zorlanmaları, dil ve kültür temelinde özgür gelişimlerinin yasaklanması olarak değerlendiriyor. Ayrıca cumhuriyet tarihi boyunca devam eden tekçi politikalarla Türk-Kürt tarihsel bağlarının zayıflatıldığına işaret ediyor.
Bu bağların güçlendirilmesi ve “köprülerin onarılması” için de sık sık Kürtlerin hukuk içine dahiliyetinin altını çiziyor. Abdullah Öcalan’ın Ağustos 2025 tarihli görüşmedeki sözleri şöyle:
“Hukuk en önemli boyut. Demokratik siyaset de önemli ama hukuk daha geniş yer kaplıyor. Kürtlerin hukuku olmalı, sen Kürdün hakkını vermezsen Kürtler ne yapacak? 60 milyon Kürt var. 4 parçaya bölünmüş.”
‘PKK’nin özü, bu inkara isyandır’
Abdullah Öcalan’ın Şubat 2025’te yapılan görüşmede yaptığı değerlendirmeler ise bir hayli dikkat çekici:
“Bu Cumhuriyet kesinlikle Kürtsüz inşa edilmedi. Şimdi inkar ediyorlar, her gün bıçak saplar gibi her sözü söylüyorlar. Ben de iddia ediyorum ki en az senin kadar bu Cumhuriyetin mayasında, temelinde biz varız. Neden sonrasındaki anayasa Kürtleri dışladı? Bu ayrı bir tartışma, üzerine çok şey söylenebilir. Zaten PKK’nin özü, bu inkara isyandır. 50 yıl böyle geçmiştir. Ondan önce de 30 isyan oldu. En son devletle kurduğumuz diyalogla, bu masa ile sonuçlandı. Bu masa, isyanı sona erdirme, isyanla birlikte varsa ayrılıkçılığa, anti-cumhuriyetçiliğe son verme, çatışma unsurlarına son verme masasıdır. 30 isyanın bilançosu var. Aynı dönemde Kürtlüğün ve Kürtçenin yasaklanma hali de var. Buna da bir son verme zamanı geldi, masada.”
Kürt Halk Önderi, aynı görüşmede Kürtlüğün “kolektif bir varlık” olduğunun altını çiziyor:
“Bu varlığın inkar edilmemesi, mimarinin kurulması anlamına gelmez. Öyle ceza kanunlarındaki bir iki değişiklikle bu yapılamaz. Bu mimarinin temel ipuçları, yani entegrasyonun temel ilkeleri 27 Şubat bildirgesinde var. Bu bir siyasi programdır. Ve yetkililerin zımni onayıyla çıkabilmişti. Bazıları eksik mi anladı, sanki silahlar devreden çıktı, birkaç ceza maddesi değişikliğiyle seçim ortamına göre birkaç reformla bu işi yaparız, diye düşündüler. Yasa ihtiyacını bugünkü Cumhurbaşkanlığı sistemi de yaşıyor. Yasal temeli oturmadı. Bu, Kürtler için de geçerli. Mimari için yasal temel gerek. 1922 10 Şubat’ta olduğu gibi bir Kürt Reform yasasına ihtiyaç var. Mimari, yasasız, ilkesiz olmaz. 27 Şubat ilke bütünlüğüdür aslında. Oradaki amaçları şimdiden açıklayabilirim.”
‘Özgür yurttaş, anayasal vatandaşlıktan da geniştir’
Abdullah Öcalan’ın bu görüşmede değindiği bir başka nokta ise anayasadaki vatandaşlık tanımı. “Vatandaş devlete olunur, millete olunmaz. Vatandaşlık bağı devletle kurulur” diye vurgulayan Abdullah Öcalan, şunları belirtiyor:
“Millete aidiyet olmaz, devletin ulusal kimliğine bağlılığı ifade eder. Millete, mezhebe bakmaz. Yurttaşlık, etnisitesi, dili, mezhebi, hatta düşünce sistemine bakılmaksızın devlete bağlılığı ifade eder. Sosyalist mi kapitalist mi, İslam mı Hristiyan mı, Kürt mü Arap mı fark etmez. Hepsi devlete vatandaş olabilir. Ortaçağ felsefesinde vatandaşlık değil tabiiyet vardır. M. Kemal, yurttaşın kulluktan çıkıp özgür bir vatandaş olacağını söyler. Özgür yurttaş diyorum. Özgür yurttaş, anayasal vatandaşlıktan da geniştir. Dininde özgür olacak, milliyetinde özgür olacak, mezhebinde özgür olacak ve modern düşüncesinde özgür olacak. Türkiye’deki vatandaşlık tanımı bunu karşılıyor mu? Biraz muğlaktır. Dinsel, ideolojik ve milliyetsel, ulusal anlamda varlığımızı özgürce ifade edeceğiz ve örgütleyeceğiz. Zaten örgütlenme, ifade özgürlüğü kapsamındadır. Devlet içinde, devletin bütünlüğünü de esas alan bir şekilde. Buna anayasal vatandaşlık da diyebilirsiniz.”
Abdullah Öcalan, şöyle devam ediyor:
“En sıkıntı duyulan nokta şu, herkesin iyi anlaması gerekir. PKK’nin de bunu iyi anlaması gerekir. Anayasadaki Türklük tanımı bir vatandaşlık tanımı değildir; ulus tanımıdır. Ulusun varlığının da tanınmaya ihtiyacı yoktur. Özgür yurttaş dinini, mezhebini, düşüncesini ifade ederken ne kadar özgürse ulusal aidiyetini ifade ederken de o kadar özgür olmalıdır. Başkasına dinini, dilini empoze edemiyorsan, milliyetini de etmeyeceksin. Herkes kendi milliyetini, kimliğini özgürce ifade eder. Böyle bir anayasa maddesi için niye o kadar kıyamet koparılıyor. Seni zorla Türk yapacağım, seni zorla İslam yapacağım, seni zorla kapitalist yapacağım; bu faşizmdir. Burada ifade özgürlüğüne kesinlikle bağlı kalınması istenecek.”
‘Demokratik toplumun kurumları ve inşasından söz ediyoruz’
Demokratik toplum ve toplumun örgütlenme modelleri üzerinde duran Abdullah Öcalan, şunları kaydediyor:
“Demokratik toplum, özgürce toplumsal hüviyetini inşa eder. Toplumun kendi ekonomik, kültürel unsurları var. Bunları özgürce inşa etmeli. Sağlık örgütleri, eğitim, spor kurumları, okulları olur. Avrupa’da da var. Güçlü devlet bunun esnekliğini gösteren devlettir. Bunlar entegrasyonumuzun ana ilkeleri ve örgütlenme modelidir. Burada üniter devlet de dahil milliyetçilik, dincilik anlamına gelecek bir şey yok. Demokratik toplumun kurumları ve inşasından söz ediyoruz. Tabi ki şiddet de yoktur.”
‘Ayrı devlet, bölge demiyorum’
Yerel demokrasinin öneminin altını çizen Abdullah Öcalan, “Irak’ın, Suriye’nin bütünlüğü adına hadi Kürdü ihmal ettik, Türkmeni nereye koyacaksın? Yerel demokrasi dediğim şu: Bir kent ya da köy olabilir, bunların kendilerini özgürce ifade etme ve kendi kentlerini, köylerini yönetme hakkı olmalıdır. Yerel yönetimin şartları belli. Kaldı ki buralar da Misak-ı Milli. Suriye’de de Irak’ta da uygulanacak ana ilke, buralara kendini yönetme hakkının tanınmasıdır. Demokratik yönetimdir bu. Ayrı devlet, bölge demiyorum ” diyor.
Abdullah Öcalan, Kürt halkının artık bir “fobi” olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, şunları söylüyor:
“Ben, Türkiye’yi Kürt korkusuna dayalı siyasetten kurtarıp, Kürtlere dayalı bir siyasete geçirmeye çalışıyorum. Tarihte Kürtleri bir kenara bırakarak bu yapılmadı. Kürtleri bir fobi, korku halinde görmekten çıkarıyorum.”
‘Aileler çocuklarına kendi dillerini öğretmek istiyorlar’
Kürtçe eğitim de Abdullah Öcalan’ın üzerinde durduğu bir başka başlık:
“Ben yarın kendi sivil toplumumu inşa edeceğim. Hayvanlar bile kendi seslerini çıkarırlar, kimse müdahale etmez. Kürtler tabi ki kendilerini eğitecekler, Kürtçe eğitim olacak. Türkçe eğitim de olsun. Kürtçe zamanla daha çok gelişir, 50 yıl sonra resmi bir zemini de olabilir ama şimdi aileler çocuklarına kendi dillerini öğretmek istiyorlar. Buna karşı kıyamet koparmanın bir alemi yok. Ben zaten devlet Kürt okulları, üniversitesi kursun demiyorum. Devlet engel olmaz. Kürt sivil toplumu gelişir, kendi ilk okulunu açar, biraz daha gelişir ortaokulunu açar. Devlet buna yardımcı olursa ne ala! “
‘Demokratik Cumhuriyet talep ediyoruz’
Abdullah Öcalan, Nisan 2025 tarihli görüşmede “Cumhur İttifakı ile ittifak yaptılar” eleştirilerine çıkışıyor:
“Bizim derdimiz Cumhur İttifakına ya da Türkiye ittifakına kazandırmak değil. Derdimiz Türkiye demokrasisini güçlendirmek. Başarırsak demokrasi güçlenecek, Demokratik Cumhuriyet pratikleşecektir. Anayasadaki demokrasi maddesini işlevsel hale getireceğiz. Kürt meselesi durdukça devlet demokratikleşemez. Varlık yokluk, beka meselesidir. Çözmeye çalışıyoruz, dinlesinler biraz. Demokratik Cumhuriyet talep ediyoruz. Bunun nesine karşı çıkacaksın?”
‘Programımızın stratejisi demokratik siyaset, taktiği hukuktur’
Abdulah Öcalan, Temmuz 2025 tarihli görüşmede, “Şimdiki programımızın stratejisi demokratik siyaset, taktiği hukuktur. İkisini birleştirerek demokratik toplumu hayata geçireceğiz. Yeni programı böyle ifade ediyorum. Savaşla inşa edilecek bir toplum değil, demokratik topluma demokratik siyasetle gidilir. Bir hukuki yasaklama olmayacak. Sonuna kadar ifade özgürlüğü alanı olacak. Belediyeler kapatılmayacak, oraya demokratik yollarla gelen demokratik yollarla gidecek. Aksi isyan sebebidir. Biri suç mu işledi, belediye meclisi toplanır, başkan yeniden seçilir ya da vekaleten belirlenir. Aynı şey milletvekilleri için de geçerlidir. Öyle şu partiye, bu partiye geçmekle olmaz, bırakmışsa yeniden seçimle belirlenmesi gerekir” ifadelerini kullanıyor.
‘Kürtler kendini demokratik bir toplum olarak inşa edecekler’
Görüşmede gündeme gelen bir başka konu anadilde eğitim ve demokratik toplumun inşası oluyor:
“Demokratik toplumculuk benim için on devletten daha değerlidir. Benim kendimi demokratik toplum olarak inşa etme hakkım var mı, yok mu? Buna rıza gösterecek misiniz? Buna onay verecek misiniz? Kürtler kendini demokratik bir toplum olarak inşa edecekler. Elbette bunu yaparken kendilerini kendi dilleriyle eğitecekler. Çocuğunu kendi diliyle eğitemeyen insan hayvandan beterdir. İnsan olup da çocuğuna dilini öğretmeyen var mı? Kendini eğitecek. İster yasa çıkar, ister çıkmaz. ‘Ulus-devletiz, resmi dilimiz var’, tamam bir şey demiyoruz. Ama kendini yönetecek. Bir belediyesi var, el koyarsan, ikinci gün isyan örgütlenir.”
Köklü çözüm için ‘3 yasa’ önerisi
Abdullah Öcalan, çözüm noktasında ise şu önermelerde bulunuyor:
“Demokratik toplum yasası, özgür yurttaş yasası ve genişletilmiş yerel yönetim yasası. Bunlar bütün Türkiye içindir. Bölücülük içinde hiç yok. Demokratik entegrasyon bu üç yasayla sağlanabilir. Demokratik cumhuriyet işte. Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılması bu. Kim buna karşı çıkacak? Bu üç yasa, yüzyıllık demokrasi sorununu da çözer. Yoğunlaşıyorum. İsyanı da ben yürüttüm. Ben bin defa düşünüp bir kez isyan ederim. Bu sürece de çok yoğunlaştım. Vardığım sonuç: Hepsini bu üç yasada buluşturabiliriz. Bunlardan sonra kimse isyan gereğine girmez, köklü çözüm olur. Biz siyasilerin bundan başka ne görevi olabilir? Hukukçuların, anayasacıların? Biz sorunları ağırlaştırmak için mi varız! Çözelim, yeterince isyan oldu, artık çözüme doğru gidelim.”
‘Kürtler bütün olarak hukuka girmeli’
Kürtlerin hukuki haklarına dair tartışmaların yapıldığı bir başka görüşmede Abdullah Öcalan, şunları belirtiyor:
“Burada önemli olan Kürtlerin bir bütün olarak hukukun içerisine alınması. Kürtleri hukukla tanıştıracağız, hukukun kapısından içeri alacağız. Bu noktada bizim barışımız ne olacak? Ama bir sürü şey söyleniyor. İşte 42. madde 66. madde deniliyor. Böyle olmaz, bunlar çözüm değil. Vatandaş tanımı için bağı olan herkes Türktür deniyor. Kürt için de olsa uygun çözüm değil bunlar. Önemli olan Kürtler bütün olarak hukuka girmeli, kabul edilecek mi edilmeyecek mi bu. Siyasi ve hukuki boyutu bu yüzden söyledik. Demokratik toplum olarak varlığını hukukta görecek, sonra da özgürce ifade edebilecek. Gerektiğinde özsavunmasını da yapacak.”
‘Bir devlet iradesi var bu sefer’
Anayasa süreçlerinde “ilke”nin önemli olduğunu belirten Abdullah Öcalan, herkesin din ve mezhebini özgürce ifade etmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bunun hukuki güvencelerle olabileceğine dikkati çeken Öcalan, “Örneğin Kürtçe TV var ama yasası yok, radyo var ama yasası yok. Fiilidir, istediği zaman kaldırır. Anayasa bunun güvencesi olabilir. Bu sefer hukuk olacak, bunu dayatacağız. Geri adım atmayacağız. Kürtler bir halk olarak hukuk dışı bırakılmıştır. Kollektif haklar olmazsa Kürtler ne olacak? Benim barış dediğim şey ne olacak? Seyit Rıza, Şeyh Sait’lerden beri hep inkar edilmiştir. Bazılarının mezarı bile yok. Hep yanlış yazılıyor. Dosyalarında ne için yargılandıkları bile yazmıyor. Kürdün hukuku yok sayılıyor. Bir halkı tutsak eden halk da tutsaktır, hatta daha fazla tutsaktır. Biz şimdi hukuk içinde çözmeye çalışıyoruz. Bunları da bu süreçte çözmeye çalışacağız, inanıyorum. Belli ki bir devlet iradesi de var bu sefer” diye belirtiyor.
‘Devlete üyeliğini ifade eden herkes vatandaştır’
Türkiye’nin uluslararası sözleşmelere bıraktığı çekinceleri kaldırması gerektiğini dile getiren Abdullah Öcalan, “Devlet de bir örgüt gibi düşünülebilir. Örgüttür değil mi. Üyesi olur. Vatandaşlık aslında bağdır. Yurttaşlık bir milleti ifade etmez, inançla olan bağı ifade etmez. Devletle olan bağı ifade eder. Devlete üyeliğini ifade eden herkes vatandaştır. Yurttaş olan, devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” diye vurguluyor.
‘Önce varlık kabul edilecek, sonra özgürlük’
Türkiye’nin “anayasa sorunu” olduğunu kaydeden Abdullah Öcalan:
“Kanun var, yasa var. Ama gerçek bir anayasa yok. Gerçek bir anayasa sözleşmedir. Sayın Erdoğan da belirtti. Kimse hazmedemiyor. Ben bir şeyler söyledim. Bu proje gelişirse barış gelişir, demokratik toplum gelişirse kimse Demokratik Anayasa karşısında duramaz. Bu yüzden 100 yıldır yapamıyorlar. Anayasa yok çünkü Kürt yok. Anayasanın olabilmesi için Kürdün varlık ve özgür olarak katılması lazım. Böyle mümkündür. Mustafa Kemal 1923’te özerklik diyor. Sonra İngilizler vs. devreye girince kontrol edemeyiz deyip bırakıyor. Önce varlık kabul edilecek, şimdi az çok varlık kabul ediliyor. Sonra özgürlük.”
‘Yüzeysel yaklaşarak çözülecek bir şey değil’
Abdullah Öcalan, bir başka görüşmede de hiçbir sorunun “halının altına süpürülerek halledilmeyeceğini” belirterek, şunları söylüyor:
“Yüzeysel yaklaşarak çözülecek bir şey değil. Öyle ‘birkaç terörist gelsin’ demekle sorun çözülmez, bunu belirtmiş olayım. Bu yaklaşım, sorunu halının altına süpürmek olur. Bunun adı da kötülüktür, bu yaklaşım sürece de kötülüktür. Tekrar ediyorum, bu büyük bir hastalık, ben buna kanser diyeyim. Kanser hastalığı aspirinle iyileşmez. Ben bunu Kürtler adına da söylüyorum. Anlamaya çalışıyorlar mı? Kandil sorunun derinliğini yakalayacak mı, göreceğiz. Devlet için de söylüyorum aynı şeyi, belli düzeyde anlıyorlar.”
Haber: Azad Altay\MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































