Galatasaray’daki dükkanında 6-7 Eylül Pogromu’na tanık olan ve yaşayan son tanıklardan Feridun Dörtler anlattı:
- O günlerde, öğleden sonraki saatlerde çıkan bir gazete vardı. Ekspres gazetesi. Ve 6 Eylül’de çıkan haber şöyleydi: ‘Selanik’teki Atatürk’ün evi bombalandı’ Tabii bu infial nedeni… Anında durdurabilirlerdi. Kaldı ki, hiç başlamadan durdurulurdu. Kimse mani olmadı
- Akşamüstü, bir grup insan, ellerinde son derece güzel kesilmiş tahta coplarla, tabelalara bakarak bizim sokağımızdan yukarıya doğru çıktılar. Balık Pazarı’nda gene en fazla esnaf Rum esnafıydı. Onların hiçbir seçeneği kalmadığı dükkanları harab u turap oldu
Mehmet Ali Çelebi
Adnan Menderes, Celal Bayar yönetimi dönemi. Irkçı-dinbaz bir ulus inşası için Rumların bu coğrafyadan sökülüp atılması için planlanan 6-7 Eylül 1955 Pogromu’nun üzerinden 71 yıl geçti. Yıllar üst üste binse de paslı ırkçılık, dinbazlık ve mezhepçilik sönümlendirilmediği için bu coğrafya, bu tarih hâlâ katmer katmer kanıyor. Önce Nazilerin ilerlemesinden cesaret alanlarca çıkarılan 1942 Varlık Vergisi ile hırpalanıyorlar, sermayelerine çökülüyor. İHD verilerine göre 6-7 Eylül 1955’te öldürülen kişilerin sayısı, kayıtlara geçtiği kadarıyla 37’ydi. Kayıtlara 60 olarak geçen tecavüz vakasının gerçek sayısı ise 400 civarındaydı. Bazı kadınlar tecavüz edildikten sonra öldürüldü. 90 yaşındaki rahip Hrisantos Mantas diri diri yakıldı. En az birkaç rahip bıçakla ve zorla sünnet edildi. Onlarca kişi linç edildi. Yalnızca İstanbul’da değil, İzmir ve Ankara’da da benzer olaylar yaşandı, üstelik Urfa, Mardin, Midyat’ta da Süryanilere saldırıldı. 4 bin 214 ev, 73 kilise, 26 okul, 1 sinagog, işyeri ve dükkan benzeri toplam 5 bin 317 mekan yakıldı, yıkıldı, yağmalandı. (https://www.ihd.org.tr/ 5.09.2025) Irkçı güruhun hedef yaptığı yerler Arnavutköy, Balat, Beyoğlu, Beykoz, Çengelköy, Edirnekapı, Eminönü, Adalar, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Laleli, Fatih, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, İstinye, Kalamış, Bebek, Moda, Kadıköy, Kuzguncuk gibi yerlerdi.
Saldırıya uğrayan ve yağmalanan işyerlerinin yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si ise Yahudilere aittir. (Euronews Türkçe/https://tr.euronews.com/2021/09/06/6-7-eylul-olaylar)
1964’te 8.600 Rum yanlarında yalnızca 200 TL (22,2 dolar) ve 20 kiloluk şahsi eşya bavuluyla sınır dışı ediliyor, 1974 sonrasıyla birlikte sınır dışı edilen Rumlar 30 bini buluyor.
Edebiyatın üstatlarından Yaşar Kemal, “Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım… Kültür, insanlığın ortak mirasıdır ve her millet bu mirasa kendi rengini katar. Tek tipleşmek, dünyayı çölleştirmektir” diyordu. Çöl kültürüne götüren yolda yok edilmeye çalışılan çiçeklerden biri Rumlar.
6-7 Eylül’ün yıldönümünde Beyoğlu Galatasaray’da Balık Pazarı Sokak yani Sahne Sokak ile kesişen Dudu Odaları Sokak’tayız. 6-7 Eylül pogromunda hedef alınan, kırıp dökülen, yağmalanan Rum dükkanların olduğu yerlerden biri. Osmanlı’dan hemen sonra 1926’da, yani bir asır önce açılan çikolata-şekerleme dükkanındayız. 6-7 Eylül’ün tanığı Feridun Dörtler ile görüşeceğiz. Feridun Dörtler, dükkanın hemen karşısında küçük camlı bölmede çalışmaya devam ediyor. Hesabı kalemle yapmayı sürdürüyor. Hemen arkasında bütün politik, ekonomik girdaplara rağmen ayakta kalmayı başaran Rumca çıkmaya devam eden Apoyevmatini Gazetesi ve İho Gazetesi’nin arşiv sayıları var. Asimilasyonla, pogromla, sürgünlerle azalan Rumların kalanlarının uğradığı yerlerden biri olan Üçyıldız adlı dükkanındaki masasında Apoyevmatini Gazetesi var. Nostaljiyi sürdürmek isteyenler geliyor şekerleme paketlerini inceliyor, çocukluklarına aldıkları şekerleri gösteriyorlar. Şekerlemelerini, tatlılarını aldıktan sonra kısa sohbetler yapıp öyle çıkıyorlar. Benimle de sohbet ediyorlar arada. 6-7 Eylül Pogromu öncesi müşterilerinin büyük kısmı Rum’muş. O dönem 15 çalışanı varmış. Şimdi oğlu dahil 4 çalışanı var şekerlemeleri hazırlayan, tezgahta duran. Şimdi market olarak işletilen karşıdaki dükkan, yan dükkanlar ve Balık Pazarı bölgesinin bir zamanlar Rum dükkanları olduğunu söylüyor. Feridun Dörtler bir dönem futbol da oynamış. Rum ve Ermeni takımlarını anlatıyor röportajdan önceki sohbetimizde. Bir kez karakolda tokatlanan Fenerbahçe’nin efsane futbolcusu Lefter Küçükandonyadis’le karşılaşmasını, pogrom günlerinde Büyükada’da Lefter’in evine saldırının üzüntüsünü dile getiriyor. Irkçılığın, ayrımcılığın nelere yol açtığını açan, anlatırken zaman zaman heyecanlandığını söyleyen bir dönemin yaşayan son tanıklarından Feridun Dörtler sorularımızı yanıtladı…

- 6-7 Eylül 1955 Pogromu’nun 71. yıl dönümü. Tanıklardan birisi de sizsiniz. Nasıl başladı? Olayların perde arkasında Menderes hükümeti ne yapmaya çalışıyordu?
Tam hasbelkader. Önce şuradan başlayalım. O günlerde, öğleden sonraki saatlerde çıkan bir gazete vardı. Ekspres gazetesi. Ve 6 Eylül’de çıkan gazetedeki haber şöyleydi: “Selanik’teki Atatürk’ün evi bombalandı” Tabii bu infial nedeni. Aklımız orada. Bu arada saat 3’e doğru, İstiklal Caddesi’nden ve bizim bu sokağımızdan çıktılar.

Dudu Odaları Sokağı. Taksim istikametine, Beyazıt’taki üniversite talebeleri tezahürat yaparak çıktılar. Kimseye sataşmadılar. Ve Taksim’de, anıtın orada da konuşmalar olmuş, bizim haberimiz yok. Ama akşamüstü, daha doğrusu saat 5’ten sonra, bir grup insan, ellerinde son derece güzel kesilmiş tahta coplarla, tabelalara bakarak bizim sokağımızdan yukarıya doğru çıktılar. Tabii, tahribat başlamış oldu. O günlerde, Balık Pazarı’nda gene en fazla esnaf Rum esnafı vardı. Dolayısıyla, onların hiçbir seçeneği kalmadığı dükkanları harab u turap oldu.
- Bugünkü Sahne Sokak değil mi?
Dudu Odaları Sokak ve Sahne Sokak. İstiklal Caddesi’nde Rum dükkanların sahipleri çoğunlukta. Duyduk ki, her taraf ana baba gibi olmuş. Bizim dükkan burada, aynı yer. Aynı iş yapıyoruz. 21 yaşındayım ben. Biz esasında İneboluluyuz, Kastamonu vilayetinden. O günlerde tabii, aşağı yukarı 15 kişi çalışıyor dükkanda. Ben Feridun olarak buradayım. Ben, bu abuk sabuk insanlar geçmeye başladığı zaman, bize de herhangi bir sataşma olmasın diye, arkadaşları dükkanın önüne dizdim. Şu karşıdaki Migros’un yanında kapalı dükkan var. Siyah, karanlık bölümde sütçü Todori Cicelidis vardı. O tereyağı satar, süt ve kaymak satardı. Bütün dükkanlar tahrip olurken, o tabelayı da görüyorlardı. Bir şey yapamıyorlardı. Sebebine gelince, belden bağlı, değişik kepenk tipi dükkan olduğu için, kırıp dökemeyeceklerini anladıklarında bakıp bakıp geçiyorlardı. Bir ara boşluk oldu. Ben buradan iki arkadaşımı oraya gönderdim. Sonra iki arkadaş birbirimizin omuzuna çıktık, ben o tabelayı oradan söktüm. Dolayısıyla, artık o tabelayı görmeyince, orayı da pas geçtiler, gittiler. O akşam saat 10 sularında duyum geldi. Celal Bayar ve Adnan Menderes’in İstiklal Caddesi’ne geldiği söylendi. Anında durdurabilirlerdi. Kaldı ki, hiç başlamadan durdurulurdu. Kimse mani olmadı.
Demek ki, devlet yetkilileri de buradaki Rumlardan rahatsız oluyorlar, anlaşılan o. 6-7 Eylül’den sonraki aylarda, başka bir hakikat ortaya çıktı. O hakikat şu: Atatürk’ün Selanik’teki evini, bahçesini bombalayan, ne yazık ki Rumlar değil. Biri daha sonra, Anadolu illerinde valilik yapan talebe. Ötekinin de Selanik başkonsolosluğunda kavas olduğu ortaya çıktı.
- O zaman Menderes, Bayar yönetimi ödüllendiriyor, yani, saldırganları ödüllendiriyor.

Türkçesi bu. Gördüğüm şu, eskiden sokaklarda kaldırım 20-25 santim yüksekte kalırdı. O akşam saat 9’dan sonra şöyle dışarıya çıkıp baktığımızda sokak kaldırımlardan 20-25 santim yukarıda kaldı. Burası gıda pazarı olduğu için sokakta sabun kokusu, zeytinyağı kokusu, hububat kokusu, aklınıza ne gelirse o kokular vardı. Eşyalar yığılmıştı. Zeytinyağı, unu, ne bileyim, yiyecek maddeleri… Ellerinde şişe şişe rakılarla geçenleri de gördük.
Arabanın arka tamponuna kumaş topunu bağlamışlar. Kumaş topu arabanın arkasına geçti. Onu da gördük bu sokakta.
Bu sokaktaki dükkanların, bakkaliyeye satan dükkanların bütün malzemeleri sokağa yığılmıştı. Aklınıza ne geliyorsa. Rus Konsolosluğu aynı yerdeydi. Hollanda Konsolosluğu aynı yerde, İngiliz Konsolosluğu burada. Yunanistan Konsolosluğu Galatasaray Lisesi’nin arka kapısından aşağı inerken orda. Yakın yerlerdeki dükkanlara olmuş. Bazı yerlerde papazı rahatsız etmişler. Bir Rum ailenin kızını rahatsız etmişler diye duyduk.
Benim bitişiğim Saraylar Mezecisi’ydi. Artin Tabakoğlu. Onun yanında Saray Bakkalı vardı, Rum. Dördüncü dükkan Şütte, sahibi iki Rum. Karşı tarafları da domuz kasabı Kazas, Rum. Sokak eşyalarda 20-25 cm yukardaydı. Bitinceye kadar biz buradaydık, dükkanı bırakmadık.

Cihangir. Ben tam sokak çocuğuyum. Sokaktaki 10 arkadaşımın 5’i Rum’du Cihangir’de.
- Cihangir’e giderken neler gördünüz?
Cihangir’e giderken gene Rum dükkanları vardı… Orada da tahribatlar vardı. Yağma vardı. Olanları gördük. Dükkanlar harap u turap olmuş. Evlerde Türk aileler de otururdu. Orada Türk aileler komşuları Rumları korumuşlardır muhakkak. Ertesi gün herkes süt dökmüş kedi gibi.
- Ne hissettiniz o kadar komşunun dükkanları harap edilmiş, yağmalanmışken…

İnsan olan ne düşünürse onu düşündüm. Neticede üzüntü. Olmamalıydı. Devletin buna mani olması gerekirdi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Venizelos Türkiye’ye gelmiş ve Atatürk’ü ziyaret etmiş. Dostluk oluşmuştur. Ama İsmet İnönü önce 1942’de Varlık Vergisi’ni çıkarıyor. Varlık Vergisi’nde bir adaletsizlik var, kabul etmek lazım. Varlık Vergisi sırasında aşırılığına karşı çıkan Halk Partili ileri gelenlerin de sözünü dinlemiyor. Özellikle Rum, sonra Ermeni sonra da Musevi vatandaşları Tarh edilen vergiyi ödeyemedikleri için Aşkale’ye sürülmüştür. Orada da çoğu telef olmuştur.
- Amaçlarına ulaştı mı ki Menderes ile Bayar?
Ne ulaşacaklar, ne ulaşacaklar? Bunların hepsini bir tarafa bırakalım. Bana göre en büyük din insanlıktır. Hani Müslümanlıkta şöyle bir şeyler var: Eğer komşun açsa sen uyuyamazmışsın. Eğer komşun insansa o insanın üzüntüsünden sen de nasibini alıyorsun. Benim düşünce tarzım bu.
Herkes insan. Beş parmağın beşi bir değil. Kötüsü de var. İyisi de var. Biz zaten her şeyin iyi tarafından bakıyoruz. Ve iyilerle dostluk kuruyoruz. Benim dinimden olup da bana kötülük yapan adamı ben sevgiyle karşılayabilir miyim? Hayır.
- Rum komşularınız Yunanistan’a göç etmek zorunda mı kaldılar?

Çorabın sökülmesi gibi bir şeydi. 42 senesindeki Varlık Vergisi hadisesi, 1955, 64’te nüfus gönderme hadisesi. 74 hadiseleri. Kaybolan kaybolana… İşte zaman içinde… Asimilasyon kelimesi vardır ya, ona benzer. Bugün şu gitti, bugün bu gitti değil. Çorap söküğü gibi. Kenardan kenardan kaybolup gittiler. Bizim dükkanımızın müşterisinin ilk açıldığı zaman yüzde 60-70’i Rum’du. Türk müşterisi çok azmış. Zaten ben de 10-11 yaşından itibaren okul tatillerinden itibaren geliyordum. Dolayısıyla konuşurken kimin Türk, kimin Rum olduğunu kolayca anlayabilirim. Buradaki müşterilerimizin çoğu Rum’du.
Giritli bir Türk ailenin kızıyla evlendim, buradaki Rumlardan daha güzel Rumca konuşuyordu.
Size başka bir şey anlatayım. 80’li yıllarda işimiz bugüne karşın çok çok daha iyi… Biz şekeri kamyonla alıyoruz. Toz şekerini aldığım şeker bayii de Rum.
Bir perşembe günü ona gittim ‘Aleko abi bana bir araba şeker ver. 200 bin liram var. 268 bin lira tutuyor. 68 bin için de seni sıkmam’ dedim. Yani hemen hallederim. Ne dedi bana? ‘Pazartesiyi bekle’ dedi. Ben hiçbir mana veremedim. Oysa perşembeden sonraki cumartesi gecesi saat 12 gibi kamyonu dayıyor evin önüne. Eşyalarını topladığı gibi Yunanistan’a gidiyorlar. Anlamış daha evvel olacakları. İstese benden perşembe günü 200 bin lirayı alırdı…
O zaman herkes birbirini tanıyordu. Bizim çocukluğumuzda hangi apartmanda kim oturuyor, hangisi bizim arkadaşımız. Arkadaşımızın annesi, babası… Hepsini biliyorduk. Şimdi artık kimse de kalmadı. Sokaktaki kaldırım taşları beni tanıyor. Ama sokakta kimse beni tanımıyor.
Şimdi kimse kimseyi tanımıyor, bilmiyor. İstanbul’da Rum çok azaldı. Apoyevmatini Gazetesi var. bir de İho Gazetesi var.
Ben sırf Rum komşularımız, Rum müşterilerimiz, Rum dostlarımızı memnun etmek için devamlı bulunduruyorum. Kimisi ayda bir gelir, kimisi haftada bir gelir, kimisi her gün gelir, bilir ki Feridun’da onların gazetesi var. (Eski gazete tomarını ve masadaki gazeteyi gösteriyor)
Mihail Vasiliadis (Apoyevmatini Gazetesi’nin kurucusu, Genel Yayın Yönetmeni) ile tanışıklığımız var. Allah selamet versin. Eşi rahatsız galiba. O da işi oğluna bırakmış.
Bir de müşterek bir dostum vardı. Zoğrafyon Ortaokul Müdürü Bay Dimitro. (heyecanlanıyor) Dimitro Frangopulos. Onu da kaybettik. Rahmet olsun.
- Futbol içinde de yer almışsınız. Rum Spor Kulüpleri konusunda ne hatırlıyorsunuz?

Rum spor kulüpleri… Beyoğlu Spor Kulübü Rum’du. Taksim Spor da Ermeni takımıydı. Onların senede bir iki sefer maçları olurdu.
Lefter ile bir anımız var. Futbolculuktan sonra adadan gelmiş. Burada, arkada Tanaşoğlu diye doktor vardı. Tahlilci. Ona tahlil yaptırmak için geldi.
Buraya geldi. Müşterek bir dostumuz vardı. ‘Önce tahlil yapalım. Ondan sonra geliriz’ dediler. Geldiler, kahvelerini içtiler.
Fenerbahçe’ye büyük katkısı olan bir futbolcu Lefter tabii.
- Adalardaki Lefter’in evine de saldırı oluyor.
Münasebetsizlik denebilir. Başka ne olabilir? Başka hiçbir şey söylenmez. Gaza geliyorlar. Gaza gelmekle olmuyor bu işler. Herkesin aklını başına alması lazım. Ben bir iş yaparken, önce kendimle hesaplaşmam lazım. Devlet dediğimiz kendi arasındaki hesaplaşmayı nasıl yönetiyorsa o günkü anlayış da bugünkünün başka türlüsü… Türkiye; Kürdü, Rumu, Ermenisi, Lazı, Musevisi, Türkü, Alevisi, Sünnisi pek tabii mozaik. 75’te sakalı bir papaz bana şu cümleyi söyledi: ‘Yavrum seni tebrik ederim. Sen ayrımcılık yapmıyorsun.’ Ben o beyin o söylediğinden itibaren daha da hassaslaştım. Fakirdi, zengindi, kadındı, erkekti, Türk’tü, Hıristiyan’dı, ayrımcılığın çok kötü bir şey olduğunu öğretti. Ben ayrımcılık yapmadan bana teşekkürle öğreten ona Allah rahmet eylesin. Buradan ona tekrar teşekkür ederim, müteşekkirim.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































