ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Aslında bu yazıda kalabalık bir heyetle BM Genel Kurul toplantıları için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın artık rutine dönen programlarını yazacaktım ama bunu sonraya bırakacağım. Çünkü Başkan Trump ile ABD medyası arasında patlak veren savaş çok ilginç bir hal aldı.
Washington’da sürgün bir gazeteci olarak Amerikan medyasında gördüğüm mesleki dayanışmaya bazen hayranlıkla bakıyorum. Birbirleriyle kıyasıya rekabet eden, aynı olayları bambaşka açılardan yorumlayan kuruluşlar, basın özgürlüğü ile ilgili bir sorun olduğunda hemen aynı safta toplanıyorlar.
Türkiye’de ise çoğu zaman tam tersi oluyor. Önce kapının önünde kimin durduğuna bakıyoruz. Erdoğan’ın Türk medyasındaki başarısı yalnızca gazetelere ve televizyonlara el koyması, sahiplerini değiştirmesi ya da ekranları kendisine yakın isimlerle doldurması değil. Gazetecileri birbirine yabancılaştırması da bu başarının parçası. Fakat bütün sorumluluğu Erdoğan’a yükleyip mesleğin kendi içindeki sorunu görmezden gelemeyiz.
Türk medyasında ideolojik ayrışma öylesine derin ki kimi gazeteciler, bir meslektaşlarının hakkını savunmadan önce onun geçmişini, gazetesini, çevresini ve siyasi konumunu sorguluyor. Erdoğan’ın işini kolaylaştıran da bu.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yeniden açılan soruşturma, bu çifte standardı yeniden görünür kıldı. Gazeteci Selahattin Günday tutuklandığında basın örgütleri ve meslektaşları itiraz etti. Etmeliydiler. Bir gazetecinin yıllar önce yaptığı haber nedeniyle tutuklanıp tutuklanmadığını sormak, suçlamaların dayanağını incelemek ve özgürlüğünü savunmak gazeteciliğin gereğidir.
Cihan Haber Ajansı eski muhabiri Osman Arslan, 15 yıl önce adliye önünde çektiği haber görüntüsü nedeniyle tutuklandı!
Ama aynı tartışmada, 2011’de Kozinoğlu’nun adliyeye gelişini görüntüleyen Cihan Haber Ajansı kameramanı Osman Arslan’ın adı bir cevap, hatta bir hedef gibi ortaya atıldı. “Görüntüyü Günday değil, Arslan çekti” denildi. Ardından Arslan da gözaltına alındı ve 21 Eylül’de tutuklandı.
Şimdi sormak gerekiyor: Günday’ın tutuklanmasına itiraz edenlerin kaçı Osman Arslan için de aynı kuvvetle konuşacak?
Adliye önünde görevini yapan bir kameramanın görüntüsü, 15 yıl sonra hangi somut delille ağır bir suçlamanın parçasına dönüştürülüyor? Soruşturma makamları, Arslan’ın ne yaptığını, bunun neden suç sayıldığını ve gazetecilik faaliyetinin sınırının nerede aşıldığını açıklamak zorunda.
Bu, yeni bir sınav değil…
Hidayet Karaca 2014’ten, Mehmet Baransu 2015’ten beri cezaevinde. İkisi de on yılı aşkın süredir özgürlüklerinden yoksun. Onlar için de açıklama yapan, hukuki süreçleri izleyen gazeteciler ve meslek örgütleri oldu. Fakat bugün kendisini “muhalif medya” diye tanımlayan çevrelerin önemli bir bölümünde, bu iki isim etrafında başka gazeteciler için gösterilen ölçüde sürekli ve görünür bir dayanışma oluşmadı. “Başka mahalleden” olmaları, haklarının savunulmasını kolaylaştırmadı.
Hidayet Karaca ve Mehmet Baransu, yıllardır tutuklu…
Karaca’nın yayın çizgisini ya da Baransu’nun geçmişteki haberlerini beğenmek zorunda değilsiniz. Benim burada savunduğum şey onların her yaptığının onaylanması değil. Bir gazetecinin yıllarca hapiste kalmasına karşı çıkmak için onunla aynı siyasi geçmişi paylaşmak zorunda olmamamız. “Gazetecilik suç değildir” cümlesi, yalnızca sevdiğimiz gazeteciler için geçerliyse bir ilke olmaktan çıkar; mahalle sloganına dönüşür.
Erdoğan’ın medya üzerindeki baskısı tam da bu gedikten güç alıyor. Bir gruba operasyon yapıldığında ötekiler susuyor. Bir gazete kapatıldığında rakipleri rahatlıyor. Bir muhabir tutuklandığında geçmişteki tartışmalar yeniden açılıyor ve tutuklamanın dayanağını sormak ikinci plana düşüyor. Sonra sıra başka bir gruba geliyor. Yıllar boyunca birbirinin kaybına seyirci kalan gazeteciler, sıra kendilerine geldiğinde dayanışacak ortak bir zemin bulmakta zorlanıyor.
Washington’da bu hafta gördüğüm tablo, Türkiye’deki manzarayı bu yüzden daha da çarpıcı kılıyor. Trump yönetimi CNN, MS NOW ve Politico gazetecilerinin Beyaz Saray’a erişimini engelledi. Trump bu kuruluşların haberlerini “yalan” olarak nitelendiriyor. Üç kuruluş ise karara karşı birlikte dava açtı; basın özgürlüğü ve adil usul güvencesinin ihlal edildiğini savunuyor.
Fakat medya kuruluşları mahkeme kararını beklemeden kendi tutumlarını ortaya koydu. Başkanlık etkinliklerini dönüşümlü görüntüleyen televizyon yayın havuzunda CNN’in görevini yapması engellendiğinde ABC, CBS, NBC ve Fox News onun yerini doldurmayı reddetti; ortak havuz yayını askıya alındı. Kararı duyuran isim, Fox News’in Washington büro şefi Bryan Boughton’dı. Fox News muhabiri ve Beyaz Saray Muhabirleri Derneği Başkanı Jacqui Heinrich de yasağın Anayasa’nın Birinci Değişikliği’ni ihlal ettiğini söyledi.
Fox News’in CNN’le siyasi ve editoryal ayrılıkları sır değil. Buna rağmen Fox News, CNN’in çıkarıldığı boşluğu doldurmadı. Çünkü mesele CNN’in yayınlarını beğenmek değil; başkanın hangi gazetecinin kendisini izleyeceğine karar vermesine izin verilip verilmeyeceği.
Üstelik bu dayanışma karşılıksız bir jest değil; geçmişi var. 2009’da Obama yönetimi Fox News’i bir ortak televizyon söyleşisinin dışında bırakmaya çalıştığında diğer kanallar birlikte itiraz etmiş, Beyaz Saray geri adım atmıştı. Dün Fox News için savunulan hak, bugün CNN için savunuluyor.
Amerikan basınının iktidarla mücadelesi daha eskiye uzanıyor. Nixon yönetimi, Vietnam Savaşı’na ilişkin Pentagon Belgeleri’nin yayımlanmasını engellemeye çalıştı; Yüksek Mahkeme 1971’de basın lehine karar verdi. Watergate soruşturmasında gazetecilerin ısrarlı haberleri, yargı ve Kongre süreçleriyle birlikte, başkanın hesap vermesinde rol oynadı. Amerikan demokrasisinin güçlü yanlarından biri, gazetecilerin iktidara soru sormasını sağlayan bu mücadele geleneği. O gelenek, her yeni baskı karşısında yeniden savunulmadıkça yaşayamaz.
Amerikan medyasında da çifte standart, partizanlık ve korku var. Bugünkü dayanışma bunları ortadan kaldırmıyor. Ama önemli bir sınır çiziyor: Bir başkan, hoşlanmadığı gazeteciyi kapıdan çevirince diğerleri onun koltuğuna oturmak için yarışmıyor.
Türk medyasının da yüzleşmesi gereken soru bu. Selahattin Günday için adalet isteyenler Osman Arslan için de isteyebilecek mi? Bugün bir muhalif gazetecinin tutuklanmasına karşı çıkanlar, Hidayet Karaca ve Mehmet Baransu’nun on yılı aşan hapis hayatını da aynı mesleki vicdanla konuşabilecek mi?
Bu sorulara “hangi mahalleden?” diye cevap verdiğimiz sürece yalnızca birbirimizi yalnız bırakmış olmayacağız. Erdoğan’ın basını bölerek yönetmesini de kolaylaştıracağız. Gazetecilikte ortak ilke, en çok sevmediğimiz meslektaşımızın hakkı söz konusu olduğunda sınanır.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/09/AKPden-pes-pese-secim-mesajlari-Erdogan-yeniden-aday-olacak-mi-350x250.jpg)
