‘Çerçeve yasa’ taslağından sonraki süreçte kadınların rolüne değinen TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan, ‘Sürecin yalnızca devlet kurumları tarafından yürütülmesi yeterli değildir. Bu açıdan tüm kadın örgütlerinin de bu süreçte kendi yerini alması, sorumluluk üstlenmesi ve sürece aktif biçimde dahil olması gerektiğine inanıyoruz’ dedi
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen çerçeve yasa taslağı, Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Taslak Adalet Komisyonu’ndan geçti. Yasa taslağına dönük tartışmalar birçok kesim tarafından büyük bir ilgiyle takip ediliyor.
Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) Sözcüsü Ayten Kaplan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin diyalog ve müzakere yönüne, yürütülen çalışmalarda kadınların üstlendiği misyona ve çerçeve yasa taslağına dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Atılan adımı önemli buluyoruz’
Kürt meselesindeki çözümsüzlüğün yarattığı ağır hak ihlallerine değinen Ayten Kaplan, sürecin karşılıklı hesaplaşma anlayışıyla değil, diyalog ve müzakere temelinde ilerlemesi gerektiğini belirtti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çabasıyla gelişen Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında gerçekleşmesi beklenen müzakere aşamasının önemine dikkat çeken Ayten Kaplan, “Bu Sayın Öcalan’ın ifade ettiği gibi ‘Bin kilometrelik yolun ilk adımıdır.’ Meclis’e sunulan çerçeve yasa da sürecin önemli aşamalarından biridir. Teklif parlamentoda ayrıntılı biçimde tartışılacak, her maddesi tek tek değerlendirilecek ve getirileri ile eksiklikleri üzerinde durulacaktır. Bu da demokratik sürecin doğal bir parçasıdır. Bizim beklentimiz, sürecin karşılıklı hesaplaşma anlayışıyla değil, diyalog ve müzakere temelinde ilerlemesidir. Geçmişte her iki tarafın da ağır deneyimler yaşadığı biliniyor. Bundan sonra önemli olan, yaşananları konuşarak çözüm yollarını birlikte geliştirebilmektir. Sürecin başından itibaren dile getirilen temel ihtiyaçlardan biri de siyasi kurumların sürece aktif biçimde dahil olması ve hukuki zeminin oluşturulmasıydı. Bu nedenle atılan bu adımı önemli buluyoruz” diye kaydetti.
‘Demokratik bir cumhuriyet anlayışıyla ilerlenebilir’
Çerçeve yasa taslağının yeterli olup olmadığının zaman içinde görüleceğini aktaran Ayten Kaplan, “Öncelikle ele alınması gereken konuların başında Sayın Öcalan’ın özgürlüğü yani ‘umut hakkı’ndan yararlanması geliyor. Yıllardır cezaevinde bulunan birçok insanın da beklentileri var. Bu insanların özgürlüklerine kavuşması önemli bir başlık olarak duruyor. Bunun yanında bu mücadelenin temel meselelerinden biri de Kürt halkının varlığının, kimliğinin, dilinin ve kültürünün özgürce yaşanabilmesidir. Kürt halkının kendi kimliğiyle var olmasının bir suç unsuru olarak görülmemesi gerekiyor. Bunun için de hukuki düzenlemelerin yapılması şarttır. Biz farklılıklarıyla zengin olan bir ülkede yaşıyoruz. Kürtler, Lazlar, Çerkezler ve farklı etnik ve dini topluluklar bu coğrafyanın bir parçasıdır. Herkesin kendi kültürünü ve dilini özgürce yaşayabilmesi, kendisini ifade edebilmesi ve örgütlenebilmesi gerekir. İnsanların kendi tarihleriyle, kültürleriyle ve kimlikleriyle var olabilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Bunun için anayasal değişiklikler dahil olmak üzere kapsamlı hukuki düzenlemelere ihtiyaç vardır. Ortak bir devlet çatısı altında, demokratik bir cumhuriyet anlayışıyla ilerlenebilir” dedi.
Türkiye’de düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü önünde birçok engelin bulunduğunu belirten Ayten “Bugün başlayan diyalog süreci, aynı zamanda toplumun farklı kesimleri açısından da yeni bir umut alanı açmıştır. Bu nedenle kadın örgütleri, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, barolar ve demokratik kitle örgütleri kendi taleplerini daha güçlü biçimde ifade edebilecekleri bir mücadele alanı oluşturmalıdır. Her kurum kendi örgütsel yapısını yeniden değerlendirmeli, bu sürece nasıl katkı sunabileceği konusunda tartışmalı ve yeni yol ve yöntemler geliştirmelidir. Değişim ve dönüşüm ancak ortak bir mücadeleyle mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.
‘Farklı mücadele alanlarını bir araya getiren bir süreçtir’
Demokratikleşme süreçlerinde kadın haklarının da temel bir başlık olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Ayten Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de ve dünyada kadınlara yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin ulaştığı boyut ortadadır. Bu nedenle demokratikleşme sürecinde kadın haklarının da temel bir başlık olarak ele alınması gerekiyor. Kadının eşitliğini güvence altına alan, kadının özgür alanlarını koruyan ve toplum içinde kendisini güçlü biçimde ifade etmesini sağlayan yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu da bizim açımızdan yeni bir mücadele alanı yaratmaktadır. Çünkü yalnızca hukuki düzenlemeler yapmak yeterli değildir. Aynı zamanda kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddeti toplumun ortak sorunu olarak gören bir toplumsal anlayışın da geliştirilmesi gerekiyor. Bu süreç, farklı mücadele alanlarını bir araya getiren bir süreçtir.
‘Kadınların bu süreçte önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz’
Birlikte bu ülkeyi değiştirebilir ve birlikte demokratik bir yaşam anlayışını oluşturabiliriz. Kadınların bu süreçte önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz. Sürecin başından bu yana iki yıldır ne olması gerektiği, nasıl ilerlemesi gerektiği konusunda birçok tartışma yürüttük. Bu tartışmaların sonucunda ortaya çıkan en önemli noktalardan biri örgütlü olmaktır. Kendi kimliğine sahip çıkmak, geçmişten bugüne yaratılan değerlerin etrafında birleşmek ve kadın mücadelesinin rolünü görerek daha güçlü bir mücadele yürütmek gerekiyor. Bu nedenle hepimize büyük sorumluluklar düşüyor. Biz Kürtler ve kadınlar olarak bu sorumluluğun farkındayız. Türkiye halklarının da özgür ve demokratik bir yaşam talebi var. Bu taleplerin güçlü bir mücadeleye dönüşmesiyle birlikte toplumun değişim ve dönüşüm sürecine aktif biçimde katılacağına inanıyoruz. Bu süreç, Türkiye’de ve bölgede birçok değişimin önünü açabilecek önemli bir fırsat yaratmıştır.”
Sivil toplum örgütleri ve kadın örgütlerinin süreçte üçüncü bir göz olarak yer almasının önemine dikkat çeken Ayten Kaplan “Sürecin yalnızca devlet kurumları tarafından yürütülmesi yeterli değildir. Sivil toplumun, süreci izleyen, değerlendiren ve katkı sunan üçüncü bir göz olarak yer alması önemlidir. Bu açıdan tüm kadın örgütlerinin de bu süreçte kendi yerini alması, sorumluluk üstlenmesi ve sürece aktif biçimde dahil olması gerektiğine inanıyoruz. Kadınların yalnızca süreci takip eden değil, aynı zamanda barışın ve demokratik dönüşümün inşasında söz sahibi olan bir konumda olması gerekiyor. Kadın hareketi olarak biz de kadın öncülüğünde gelişen demokratik toplum anlayışının ve toplumsal değişim dönüşümün önemli bir gücü olduğumuza inanıyoruz. Kadının bu sürecin hem toplumsal hem de siyasal boyutunda aktif bir özne olarak görülmesi gerekir. Özellikle Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu paradigma çerçevesinde kadınların toplumsal değişim ve dönüşümde önemli bir rolü var. Biz de bu sorumluluğu sahipleniyoruz” şeklinde konuştu.
‘Herkesin sorumluluk alması gerekiyor’
Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi ve her kesimin görüşebilmesinin önünün açılması gerektiğini belirten Ayten Kaplan, “Bugün Sayın Öcalan’ın içinde bulunduğu koşulların ağır olduğunu biliyoruz. Bu nedenle sürecin demokratik ve barışçıl biçimde ilerleyebilmesi için gerekli adımların atılması gerekiyor. Bu konuda yalnızca bizim değil, bu sürecin desteklenmesini isteyen herkesin sorumluluk alması gerektiğine inanıyoruz. Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün ve süreci sağlıklı biçimde yürütebilmesinin artık önemli bir gereklilik olduğunu düşünüyoruz” dedi.
Haber: Helin Özgün\MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































