Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13 Temmuz 2026’da başlattığı operasyonla Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası soruşturması yeniden gündeme geldi. 29 kişi gözaltına alındı, aralarında F-4 pilotları ve kaza-kırım görevlileri bulunuyor. Ancak dosyadaki belgelere göre operasyona dayanak yapılan iddiaların büyük bölümü yıllardır dosyada mevcut ve 2016’da verilen takipsizlik kararıyla sonuçlanmıştı. 2020’de hazırlanan iddianamede ise suikast delillerinin “uydurma” olduğu ileri sürüldü. Arama-kurtarmada yaşanan 50 dakikalık gecikme, gazeteci İsmail Güneş’in donarak ölmesi ve radar kayıtlarının saklanması gibi kritik sorular operasyonun dışında bırakıldı. Söz konusu soruşturmayla ilgili resmi belgelere ev mahkeme kararlarına dayanan çok kapsamlı bir rapor hazırlandı. 20 sayfalık raporda şüpheli kaza bütün ayrıntılarıyla soru-cevap şeklinde irdeleniyor.
13 Temmuz 2026’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Muhsin Yazıcıoğlu, gazeteci İsmail Güneş ve üç kişinin daha hayatını kaybettiği 25 Mart 2009 tarihli helikopter kazasına ilişkin yeni bir soruşturma başlattı. Operasyon kapsamında 29 kişi gözaltına alındı, aralarında dönemin F-4 pilotları, kaza-kırım heyeti üyeleri ve bazı askeri personel yer aldı. Gözaltına alınanlardan 19’u tutuklandı. Soruşturma, olayın “suikast” olduğu iddiasıyla yürütülüyor.
Ancak dosyadaki belgeler, operasyona dayanak yapılan delillerin büyük kısmının yeni olmadığını ortaya koyuyor. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/5992 sayılı takipsizlik kararı, Ulaştırma Bakanlığı Kaza Soruşturma Kurulu’nun 522 sayfalık raporu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) 782 sayfalık raporu ve TBMM Araştırma Komisyonu taslak raporu, kazanın teknik nedenlerle meydana geldiğini belirtiyor. Raporlara göre helikopterde kar saptırma donanımı takılı değildi, azami kalkış ağırlığı aşılmıştı ve periyodik bakımlarda usulsüzlükler tespit edilmişti. Üç bağımsız merci, kazaya bir başka hava aracının yol açtığına dair bulguya ulaşamadı.
Hatalı koordinatın sorumlusu kim?
DDK raporunda, arama-kurtarma sürecinde ciddi ihmaller yaşandığı kaydedildi. Olay gecesi helikopterin enkazı, Jandarma İstihbarat Astsubayı Süleyman Akdoğu tarafından baz istasyonu sinyalleriyle yaklaşık 1 kilometrekarelik alana daraltıldı. Buna rağmen, hatalı bir koordinat nedeniyle ekipler enkazın gerçek yerinden yaklaşık 9 kilometre uzaktaki Kurucaova bölgesine yönlendirildi.
Hatalı koordinatın kaynağı, TRAC üyesi bir telsiz amatörünün sisteme girdiği bilgiydi ve bu bilgi, Başbakanlık Kriz Merkezi üzerinden Genelkurmay bünyesindeki Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi’ne (SKKHM) ulaştı. SKKHM, bilginin doğruluğunu araştırmadan Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı’na aktardı. Ayrıca kurtarma helikopterlerine görevin ancak saat 18.00’de verilmesi nedeniyle yaklaşık 50 dakikalık gecikme yaşandı.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 19 Ocak 2011 tarihli raporuna göre, gazeteci İsmail Güneş kazadan yaklaşık 4-6 saat sonra donma sonucu hayatını kaybetti. Güneş, saat 17.23’e kadar telefon görüşmeleri yapmıştı. Beş kişi için gecikme sonucu değiştirmese de, Güneş için zamanında müdahaleyle ölümün önlenebilir olduğu tespit edildi. Ancak bu dört saatlik kritik zaman diliminde ne yapıldığı ve 50 dakikalık gecikmenin etkisi bugüne kadar incelenmedi.
Kayıtlarda tutarsızlık var!
Radar kayıtları konusunda da tutarsızlıklar bulunuyor. DDK, 30 Haziran 2010’da enkaz bölgesi çevresindeki askerî uçuşlara ait radar görüntülerini istedi. Genelkurmay, 11 Ağustos 2010’da görüntüler yerine iz haritaları gönderdi ve herhangi bir arızadan söz etmedi. Ancak 27 Mayıs 2011’de savcılığa gönderilen yazıda, kaza saatine denk gelen 15.03.02-15.07.40 aralığındaki yaklaşık dört buçuk dakikalık kaydın “doğu bölgesindeki tüm radarlarda meydana gelen kısa süreli arıza” nedeniyle gönderilemediği belirtildi. Tepkiler üzerine 30 Ağustos 2011’de, daha önce “yok” denilen kayıtların Erzurum Dumlu Hava Radar Mevzi Komutanlığı’nda mevcut olduğu bildirildi. DDK, 16 Haziran 2011 tarihli ek mütalaasında, kendisine bu arızadan söz edilmediğini ve eksik bilgi verildiğini tespit etti.
20 soruda Yazıcıoğlu soruşturması
Yazıcıoğlu soruşturmasıyla ilgili çok kapsamlı bir rapor yayınlandı. Raporda olay bütün yönleriyle ayrıntılı olarak ele alınıyor. savunmahakki.net‘te yayınlanan 20 sayfalık rapor DDK raporu, takipsizlik kararı, Kaza Soruşturma Kurulu raporu, TBMM raporu, Adli Tıp ve bilirkişi raporları gibi birden fazla kaynağı bir arada kullanarak karşılaştırmalı bir analiz sunuyor. Rapora göre 2026 operasyonu, maddi gerçeği aydınlatmak için değil, önceden kurgulanmış bir suikast anlatısını hukuki görünüme kavuşturmak amacıyla başlatıldı. Operasyona dayanak yapılan tüm deliller (ByLock yazışmaları, parmak izi, itirafçı beyanları) 2016’da verilen takipsizlik kararında reddedilmiş, 2020’de ise Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamede “uydurma” ve “yapay” olarak nitelenmiş.
Suçlu ilan edildi, delil aranıyor!
Yine rapora göre arada hiçbir yeni maddi delil eklenmemiş; soruşturma, altı yıl önce kendi elleriyle çürüttüğü iddiaları yeniden kullanıyor. Dosyadaki beş bağımsız teknik rapor (KSK, DDK, TBMM, İTÜ, ICAO) kazanın pilotaj hatası, hava koşulları ve helikopterdeki teknik eksiklikler nedeniyle meydana geldiğini belgelerle ortaya koyarken, suikast tezini destekleyen en ufak bir maddi veri bulunuyor. Dolayısıyla rapor, operasyonun delilden değil, önceden kurulmuş bir suçlamayı doğrulama ihtiyacından beslendiğini ifade ediyor.
Raporun en dikkat çekici tespiti, dosyadaki ağır ihmallerin tümüyle dışarıda bırakılması. 50 dakikalık kurtarma gecikmesi, radar kayıtlarının DDK’dan saklanması, enkazdan GPS cihazlarının sökülmesi ve gazeteci İsmail Güneş’in donarak öldüğü dört saatlik kritik sürecin hiç incelenmemiş olması gibi belgeye dayalı başlıklar soruşturma kapsamına alınmamıştır. Bunun yerine hakkında somut bulgular bulunan SKKHM komutanı Tümgeneral Şirin Ünal ile sahada etkili olduğu iddia edilen Ercüment Güler operasyon dışı bırakılırken, yalnızca “o gün oradaydı” veya “eşidir” gibi bağlarla ilişkilendirilen kişiler hedef alınmış.
Rapora göre bu tercih, “delilden şüpheliye” değil, “önce şüpheli belirleyip sonra ona malzeme arama” yönteminin açık göstergesi. Amaç, olayın sorumluluğunu iktidarın belirlediği bir gruba (FETÖ ve pilotlar) yıkarak, kurumsal ihmal ve kusurları gündem dışı bırakmak. Sonuçta rapor, 2026 soruşturmasının adaleti değil siyasi bir hesaplaşmayı; gerçeği değil kurguyu hedeflediği sonucuna varıyor.
Raporun tamamını okumak için linke tıklayın…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































