Çerçeve yasa taslağının kendilerine verilmesini beklediklerini belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, ‘Taslağı gördükten sonra tutumumuzu açık ve net ortaya koyarız’ dedi
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber’de yayınlanan özel bir programda gazeteci Erdal Er’in sorularını yanıtladı. Mustafa Karasu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile gerçekleşen son görüşmeye, kamuoyunda tartışılan çerçeve yasaya ve Alevi meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yüzyıllık bir sorunun çözülmesi için Türkiye’de siyasi partilerin yanı sıra demokratik kurumları ve sivil toplum örgütleriyle de görüşülmesi gerektiğini belirten Mustafa Karasu, dünyada demokratik gelişmelerin her zaman toplumun mücadelesiyle gerçekleştiğini belirtti. Demokratikleşme sürecinin gerilimsiz bir süreç olmadığını söyleyen Mustafa Karasu, halkın ve demokrasi güçlerinin de sürece müdahil olması gerektiğini dile getirdi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte Abdullah Öcalan’ın durumunun eskisi gibi olamayacağının altını çizen Mustafa Karasu, “Eskisi gibi olursa bu ilerleme süreci yürütülemez. Bugüne kadarki durum sürerse tabii ki bu süreç gereğince ilerlemez. Bunu devletin de bilmesi gerekiyor. Artık bu konuda bir adım atılması gerekiyor. Biz zaten Önder Apo’nun özgürlüğünü hedefliyoruz. İlk önce özgür ve serbest çalışır olması, ardından da çok uzamadan Önder Apo’nun özgür olması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Meclise sunulması beklenen çerçeve yasaya dair konuşan Mustafa Karasu, Kürt sorununun ‘güvenlik sorunu’ olarak ele alınamayacağını, yeni yasanın da bu çerçevede olması gerektiğini kaydetti. Sürecin ilerlemesiyle silahların devre dışı kalacağını, fakat sorunu sadece silahsızlanmaya indirgemenin de doğru bir yaklaşım olmadığına dikkat çeken Mustafa Karasu, bu konuda mantıklı ve makul bir yaklaşım sergilediklerini, benzer yaklaşımı devlet ve iktidarın da göstermesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin Alevilere yönelik baskı politikalarına da değinen Mustafa Karasu, “Demokrasi mücadelesinde Alevilerin de en önde olması lazım. İktidarın şu sözüyle, bu sözüyle inanç özgürlüğü kazanılamaz. İnanç özgürlüğünü sağlayacak tek şey demokrasi mücadelesidir. Demokrasi Aleviler için bir ibadet konusudur. Demokrasi sağlanırsa, Türkiye demokratikleşirse inanç özgürlüğüne kavuşurlar” dedi.
Önderlikle iki ay sonra bir görüşme yapıldı
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili tartışmaların devam ettiği zaman aralığında Abdullah Öcalan ile yapılan son görüşmeyi önemli gördüklerini belirten Mustafa Karasu, “İki aydır Önder Apo ile görüşme olmuyordu. Bu aslında sürecin karakterine ters bir şey. Bu kadar önemli bir konu ve kendileri de çok önemli olduğunu değerlendiriyorlardı. Yüzyıllık bir sorunun biteceğini, Türkiye’ye yeni ufuklar açacağını belirtiyorlardı. Ama böyle bir konuda Kürt Halk Önderi ve baş müzakereci Önder Apo’yu iki ay görüştürmeme ister istemez bizde de, çeşitli çevrelerde de ‘Acaba ne oluyor’ biçiminde bir soruyu akla getirdi. Biz bunu eleştirdik, tutumumuzu ortaya koyduk. Devletin nasıl yaklaşması gerektiği üzerinde durduk. Bu değerlendirmelerimizden sonra Önderlikle iki ay sonra bir görüşme yapıldı. Tabii ki bu görüşmenin yapılması şunu gösteriyordu; bazı sorunlar var ama bu sorunların aşılması için yapılan tartışmalar var. Bu görüşmeyle bunların aşılmak istendiği biçiminde bir yaklaşımımız, değerlendirmemiz oldu.
Nitekim görüşme oldu. DEM Parti Heyeti gitmişti, yaptıkları açıklamalar oldu. Önder Apo’nun yaklaşımı oldu. Özellikle devlete yönelik dar, basit yaklaşılmaması üzerinde vurguları vardı. Türk-Kürt kardeşliğinin yeniden gerçekleşmesi, bu konuda bizim, Kürt halkının buna hazır olduğunu, bu kardeşleşmeye hazır olduğunu ifade etti. Tabii ki bu kardeşleşmenin de haklar temelinde, Kürt halkının temel hakları temelinde olması gerektiği açıktır. Bunu zaten biz de söylüyoruz, muhataplarımız da bunu biliyor. Bu yönüyle bize basın üzerinden aktarılanlar dışında kısa bir bilgi geldi. Yakında bize de bu beş saatlik görüşme konusunda bilgilendirme yapılacağı, bizim de görüşümüzün alınacağı belirtildi. Önder Apo şöyle bir yaklaşım göstermiş; bir taslak Önder Apo’ya götürülmüş, üzerinde durulmuş. Önder Apo bu taslak için, “Eksikleri, yetersizlikleri olabilir ama bir adım, bir kapı açma açısından bir başlangıçtır” biçiminde yaklaşılması gerektiğini belirtmiş” diye konuştu.
Süreci doğru buluyoruz, destekliyoruz
Mustafa Karasu, kendilerinin yasa taslağını beklediklerini ve taslağı değerlendirdikten sonra tutumlarını net ortaya koyacaklarını kaydetti. Mustafa Karasu, “Açıkça böyle bir yasa olabilir, bir başlangıç olabilir ama sonrasının da olması gerektiği biçiminde bir değerlendirme yapmış Önder Apo. Biz de tabii taslağı bekliyoruz. Bir ara bir taslak dolaşıma sokuldu, basın üzerinden bize de geldi. Tabii o taslağın kabul edilecek yanı yoktu. Anlaşılıyor ki o taslak üzerinde çalışılarak böyle bir uzlaşma gerçekleşmiş görünüyor. Özellikle mesela ‘terör örgütü’ gibi bir kavramın kullanılması, böyle bir süreç açısından… Partiyi feshettik, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdık. Demokratik siyasal mücadele statüsü temelinde koşullar oluştuğunda, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün tam olduğu, örgütlenirken, düşünce belirtirken, Kürt sorununun çözümüyle demokratikleşmeye ilişkin değerlendirmeler ve örgütlenmeler yapılırken herhangi bir engelle karşılaşılmadığı takdirde biz zaten demokratik siyasal mücadele içine girebileceğimizi belirtmiştik. Bizim zaten yaklaşımımız o. Süreci zaten doğru buluyoruz, destekliyoruz.
Taslağı gördükten sonra tutumumuzu ortaya koyarız
Kuşkusuz iktidarın yaklaşımından dolayı halkın, dostların kaygıları oluyor. Biz kaygıdan çok, sürecin nasıl ilerlemesi gerektiği konusunda tutum koyuyoruz, düşünce belirtiyoruz. Öte yandan şunu da her zaman biliyoruz: Sorun sadece devletin ne adım atıp atmayacağı üzerine durmak, beklenti içerisinde olmak değildir. Demokrasi güçlerinin, Kürt halkının örgütlü gücüyle sağlam durması, tutumunu ortaya koyması sürecin ilerlemesi açısından gereklidir. Bunu her zaman söyledik. Olması gereken budur. Biz zaten önümüze gelirse bunu değerlendireceğiz. Önder Apo’nun dediği gibi bu bir başlangıçsa, bir kapı açılıyorsa, en azından önümüzdeki dönemde yeni gelişmelerin, yeni adımların ön adımı olacaksa tabii ki biz de süreci teşvik eden bir yaklaşım içinde oluruz. Ama tabii taslağı bekliyoruz. Gördükten sonra tutumumuzu da açık ve net ortaya koyarız” ifadelerini kullandı.
Taslak bize gelecek
Taslağın kendilerine kimler tarafından ulaştırılacağını aktaran Mustafa Karasu, “Şimdi DEM Heyeti dışında zaman zaman işleyen bir kanal var. Sanıyoruz o kanal üzerinden bize o bilgiler gelecek. Taslak bize gelecek. Biz değerlendireceğiz. Yol haritası konusunda şu anda bizde net bir bilgi yok. Bilgiler geldiğinde, o beş saatlik tartışma bize aktarıldığında, orada herhalde yol haritası konusunda da bazı şeyler öğreneceğiz. Ama işte Meclis’e geleceği, yakında geleceği, Ağustos’un ilk haftasında da çıkabileceği biçiminde değerlendirmeler var. Bunu Numan Kurtulmuş da teyit ediyor. Daha önce de çeşitli defalar söylendi çıkarılacağı. Biz de bekliyoruz. Tabii şimdi bizim açımızdan da önemli. İşte Cumhuriyet Halk Partisi ile, Yeni Yol ile, çeşitli partilerle görüşülmesi önemli. Hatta isteriz ki Türkiye’deki demokratik kurumlar var, sivil toplum örgütleri var; onların da görüşünün alınması önemli.
Biz olumlu gelişmeler olmasını ümit ediyoruz
Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu oluşturulmuştu, oraya ifadeler verildi ama taslak konusunda da tabii en geniş kamuoyunun bilmesi iyi olurdu. Bu tür sorunları böyle çözmek lazım. Tabii ilk hazırlanmasında, ilk görüşmelerde hemen kamuoyunun bilgilendirilmesi sonuç alınmadığı için, hâlâ yeterince olgunlaşmadığı için yapılmayabilir. Ama belli bir olgunlaştıktan sonra demokratik kurumlarla görüşmek de iyi olabilirdi. Partilerle görüşülüyor. Partiler zaten diyordu, bize bir şey gelmedi. Herhalde şimdi taslakla partilere gidiliyor. Partiler de bu konuda görüş belirteceklerdir. Meclis’e gelince de zaten bütün partiler kendi görüşlerini, düşüncelerini ortaya koyacaklardır. Yine beklentilerini ortaya koyacaklardır. Bu yasa çıktı ama arkasından nelerin gelmesi gerektiğini belirteceklerdir. Bu yönüyle herhalde kamuoyu bu süreçte daha fazla bilgi sahibi olacaktır. Sürecin giderek ilerleme durumu ortaya çıktığında doğal olarak kamuoyu da bu bilgiler doğrultusunda süreci izleyecektir. Biz olumlu gelişmeler olmasını ümit ediyoruz” dedi.
Adımların da atılması gerekiyor
Demokratik siyasal sürece katılımın nasıl olması gerektiğine ilişkin de Mustafa Karasu, “Şimdi bu konuda aslında Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bir rapor sunmuştu. O raporda aslında birkaç yerde güvenlik politikalarıyla sonuç alınmadığını ifade ediyordu. Öte yandan altıncı ve yedinci madde başlıkları vardı. O yönlü adımların da atılması gerekiyordu. Onların anayasa, yasa ya da herhangi bir düzenleme gerekmeksizin yapılması gerekiyordu. İşte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıdır, Anayasa Mahkemesi kararlarıdır; bunlar uygulanmadı. Evet, komisyon da söylüyor, bu sadece güvenlik sorunu olamaz. Geçmişte güvenlik sorunu oldu ama sonuç alınmadı gibi değerlendirmeler vardı. O zaman yeni yasanın da o yaklaşımla olması gerekiyor.
Sorunu sadece silahsızlanmaya indirgemek doğru değil
Tamam, silahsızlanma olacak. Zaten biz Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdığımızı söyledik. Bu konuda sorun yok. Zaten eğer bir süreç gelişecekse tabii ki silahlar devre dışı kalacak. Bu konuda bizim herhangi bir itirazımız yok. Ama bu sorunu sadece silahsızlanmaya indirgemek de doğru bir yaklaşım değil. O zaten çözümsüzlük demektir. Eğer sadece silahların bırakılması süreci olacaksa bunu bir çocuk bile bilir ki bu çözüm üretmez. Yeni sorunlarla karşı karşıya getirir. Bu bakımdan tabii ki mantıklı ve makul bir yaklaşım gerekiyor. Biz bu yaklaşımı gösteriyoruz. Benzer bir yaklaşımı da tabii devlet ve iktidarın göstermesi gerekir.
Önder Apo’nun özgürlüğünü hedefliyoruz
Abdullah Öcalan’ın yasal statüsü ve iktidarın yasayı kategorize etmesine yönelik gelişmeleri de değerlendiren Mustafa Karasu, “Şimdi yeni İmralı’da tartışılan taslakta bu konulardaki tartışmalar vardı. Farklı görüşler vardı. Bunlar nasıl ortaklaştırıldı, hangi ortak noktada buluşuldu bunları tam bilmiyoruz. Ama şu açık, Önder Apo’nun durumu eskisi gibi olamaz. Mümkün değil. Eskisi gibi olursa bu ilerleme süreci yürütülemezdi. Hem kamuoyuyla ilişkisi olmayacak, basınla topluma seslenmeyecek, bizimle ilişkisi olmayacak. Bugüne kadarki durum sürerse tabii ki bu süreç gereğince ilerlemez. Bunu devletin de bilmesi gerekiyor. Artık bu konuda bir adım atılması gerekiyor. Biz zaten Önder Apo’nun özgürlüğünü hedefliyoruz. Bu hedefimizdir. İlk önce özgür ve serbest çalışır olması, ardından da çok uzamadan Önder Apo’nun özgür olması gerekiyor. Önder Apo’nun özgürleşmediği bir ortamda kim sorunun çözümünden bahsedebilir? Önder Apo’nun özgürleşmesinin gerçekleşeceğinin bilinmediği bir ortamda kim nasıl herhangi bir adım atabilir, gerekleri yerine getirebilir? Bu yönüyle gerilla da bu konuda hassas, biz de hassasız, halkımız da hassas.
Önder Apo’nun özgürleşmesiyle gerçekleşmesi gerekiyor
Bu bakımdan Önder Apo’nun özgürlüğünü sağlayacak, bu yolu açacak bir çözüm bulunması gerekiyor. Şu andaki durum kabul edilemez zaten. Onu aşan bir yaklaşımın olması lazım ve bunun da uzun sürmeyecek bir biçimde Önder Apo’nun özgürleşmesiyle gerçekleşmesi gerekiyor. Çünkü süreç öyle ilerler. Bunu belirtebiliriz. Diğer belirttiklerimiz ise, eğer demokratik siyaset alanı açılacaksa, bu konuda ilerleme olacaksa, en başta demokratik siyaset alanında çalışmış da yasa dışı durumuna düşmüş, çıkmak zorunda kalmış olanların hızlıca dönmesi gerekiyor. Çünkü onların sorunu herhangi bir yasayla da ilgili değil. Böyle düzenlemelerle hemen geri dönebilirler. Zindandaki birçok arkadaşın çıkma durumu olabilir. Eskiden belirttiğimiz istekler, halkın talepleri, herhalde bu konularda bir ilerleme sağlanacaktır. Böyle bir yasa çıkacaksa bunları içermesi gerekiyor. Bu yönlü bir ilerleme sağlaması gerekiyor. Olacağını da düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Nasıl negatif yasalardan pozitif yasalara geçebiliriz?
Demokratik kamuoyunun, Kürt halkının ve kendilerinin, iktidarın politikalarına eleştirileri olduğunu, fakat sürece ilerlemesi için desteğin de olması gerektiğini belirten Mustafa Karasu, “Şimdi biz de tabii AKP’nin belli uygulamalarını, politikalarını eleştiriyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde olmaması gereken uygulamalar var. Muhalefete karşı var, çeşitli kurumlara karşı var. Bunlar zaten eleştirilen konular. Fakat biz şöyle yaklaşıyoruz; sürece kaygıyla yaklaşmak, ne olacak diye hep kaygıyla yaklaşmak, hep negatif yönden bakmak doğru değil. Bu sürecin gelişmesine, ilerlemesine, gerçekleşmesine destek olmaz. Bu bir seyircilik olur. Sadece eleştirmek olur. Böyle bir süreç var. Bu süreci nasıl ilerletebiliriz? Nasıl negatif yasalardan pozitif yasalara geçebiliriz? Bu konuda demokratik kamuoyunun irade ortaya koyması lazım. Halkımızın irade ortaya koyması lazım. Türkiye halklarının irade ortaya koyması lazım.
Demokrasi güçlerinin harekete geçmesi lazım
Bu süreçte demokrasi güçlerinin harekete geçmesi lazım. Bu Barış ve Demokratik Toplum Süreci aslında böyle bir imkân veriyor. Herkese bu Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde bu yasa nasıl çıkmalı, hangi yasalar olmalı, demokratikleşme nasıl olmalı biçiminde sözlerini söyleme zemini sunuyor. Bizim beklentimiz budur. Böyle olmalı. Sadece ‘Devlet adım atacak mı, atmayacak mı’ yaklaşımı demokratik mücadele anlayışına terstir. Demokratik gelişmeler hep mücadeleyle olmuştur. Beklentiyle olmamıştır, toplum mücadelesiyle olmuştur. En hafif deyimle devletle belli bir gerilim içinde gelişmeler oluyor. Demokratikleşme böyle gerilimsiz, sadece devletin akşam yatıp sabah adım attığı bir süreç değildir.
Demokrasi güçlerinin müdahil olması lazım
Demokrasi böyle değildir. Böyle gelmemiştir. Bu sürece de böyle bakmak lazım. Halkın bu işe müdahil olması lazım. Demokrasi güçlerinin müdahil olması lazım. Sorun, AKP sordu mu, sormadı mı, nasıl yaklaşıyor demeden kendi tutumlarını, örgütlü tutumlarını açıkça ortaya koymaları gerekiyor. Bunu bekliyoruz. Bu konuda gerçekten yetersizlik var. Kürt halkı çaba gösteriyor. Ama Türkiye’deki demokrasi güçlerinde hep böyle şikâyet eden, negatif yaklaşan bir tutum var. Hâlbuki mücadele ederek bu sürece, Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni güçlendirmek açısından, Önder Apo’nun bu süreci daha etkili yürütmesi açısından tabii ki demokrasi güçlerinin desteğini bekliyoruz” diye kaydetti.
Savaşanlar artık bu savaşın sonuç vermediğini görecek
Mustafa Karasu konuşmasına şöyle devam etti; “Savaşanlar bir noktada artık bu savaşın sonuç vermediğini görecek, uzlaşacaklar ya da sonuna kadar savaşacak. Birisi yenilecek, birisi zafer kazanacak. Ya öyle çözülecek ya da öyle çözülemiyorsa ki bizim gerçeğimiz de öyle. Türk devleti bu kadar saldırıya rağmen amacına ulaşamadı. Hareketimiz ise büyük mücadele verdi, önemli toplumsal değişimler yarattı. Türk devleti toplumdaki özgürlük ve demokrasi mücadelesini bitiremedi, yok edemedi. Bu ortamda ortak bir nokta, bir uzlaşma arayışı ortaya çıktı. Önderlik zaten 1993’ten beri bunu arıyor. Turgut Özal ile birlikte arıyor. Özal aslında Kürt sorununun çözümünde çok radikal bir şey ortaya koymuyordu. Ama Özal ne yaptı? Altmış, yetmiş yıllık Kürt politikasında belli bir farklılık ortaya koydu. Ne oldu? Öldürüldü. Bu ciddi bir durumdur. Türkiye’de Kürt sorununun böyle bir gerçeği var.
Büyük bir zulüm, büyük diktatörlük vardı
Şimdi Önder Apo 1993’ten beri bu yönde adımlar atmak istiyor. Yeni değil bu. Biz bu sürece de hemen gelmedik. 1993 oldu, 1999 oldu, 2005 oldu, 2012 oldu. Çatışmasız süreçler oldu, görüşmeler oldu. Bunların hepsinin birikimi hem bizim açımızdan hem de Türk devleti açısından böyle bir noktaya getirdi. Bu bakımdan evet, zaten bu süreç başlayana kadar çok şiddetli bir savaş vardı. Şimdi çok şiddetli bir savaş vardı. Devlet Bahçeli o çağrıyı yapmadan bir ay önce bizi yok etmek için her yol ve yöntemi deniyorlardı. Gerçek buydu. Orada demokrasiyi bırakın, büyük bir zulüm vardı, büyük bir baskı vardı, diktatörlük vardı. Böyle bir ortamda iç koşullar ve dış koşullar öyle bir çağrı yapmayı gerektirdi ve böyle bir durum ortaya çıktı. Bu yönüyle ‘AKP ortada, nasıl olacak?’ biçimindeki söz çok genel geçer bir sözdür.
Niye AKP ile çözüm aranıyor diyorlar?
Dünyadaki bütün çatışma çözümü örneklerini araştırın. Güney Afrika’da da çözüm sürecinden önce sağcı bir iktidar vardı. Onlar da otoriterdi. Genelde böyle olur. Ama bir müzakere olacaksa, karşılıklı bir çözüm yolu olacaksa durum değişecektir. Niye AKP ile çözüm aranıyor diyorlar? İktidar da o, devlet de o. Çıkmaza giren de o, uzlaşma arayan da o. Biz de zaten demokratik siyasal yollarla uzlaşmayla çözüm olur, biz buna hazırız dedik ve süreç yürüyor. Tabii ki Lozan Antlaşması ilginç bir antlaşmadır. Şimdi biliyorsunuz Sivas’ta Misak-ı Millî ilan edildi. Misak-ı Millî neyi içeriyordu? Güney Kürdistan’ı da içeriyordu, Rojava’yı da içeriyordu. Ama anlaşmazlık olunca şöyle bir durum ortaya çıktı. İngiltere dedi ki, ‘Sen buraları bırak, güneyi bize bırak, Rojava’yı Fransa’ya bırak, Bakur’da Kürtlere ne yaparsan yap.’
Kürtler üzerinde bir soykırım politikası yürütüldü
Mustafa Kemal iktidarı ve hükümeti de bugünkü Türkiye sınırları içerisinde iktidarını sağlamlaştırmak ve Kürtler üzerindeki yok etme politikasını izlemek için Musul ve Kerkûk’ü bıraktı. Bu böyle kirli bir anlaşmadır. İngiltere ile o dönemin koşulları öyleydi. Bir de zaten 20. yüzyılın başında İtalya’da da, Almanya’da da her yerde otoriter rejimler vardı. Böyle bir iklim vardı ve böyle bir Lozan Antlaşması ortaya çıktı. Lozan Antlaşması temelinde Kürtler üzerinde bir soykırım politikası yürütüldü. İşte Şêx Saîd’in idamı, Dersim’de yetmiş binden fazla insanın katledilmesi, bunların hepsi Lozan Antlaşması’nın Türkiye Cumhuriyeti hükümetine verdiği serbestliğin sonucudur, ‘Yapabilirsiniz’ dediler. Ama yüz yılı geçti. Kürtler hep itiraz etti. Türkiye’nin bu politikasını kabul etmediler. Türkiye ile Kürtler Osmanlı döneminde bu kadar kopmamıştı. Kurtuluş Savaşı’nda da kopmamışlardı. Birinci Meclis’te de vardılar, destek de verdiler.
Lozan’ın yıl dönümü
Hatta şunu söyleyebiliriz. Misak-ı Millî kabul edildiğinde Musul ve Kerkûk de bunun içindeydi. Lozan Antlaşması olunca ilk karşı çıkanlar Kürt milletvekilleri oldu, ‘Niye Musul’u bırakıyorsunuz, niye Kürdistan’ı bırakıyorsunuz’ diye itiraz ettiler. Şimdi Kürtlerin yüz yıldır itirazı var. Artık bu politika yürütülemez. O dönemde koşullar böyle bir politika ortaya çıkardı ama Kürtler de bunu kabul etmedi. İtirazları bugüne kadar geldi. Artık gelinen aşamada Türkiye ile Kürtlerin barışması açısından yeni bir yaklaşım gerekiyor. Çünkü bir kopuş oldu. İşte onun için Önderlik demokratik entegrasyon diyor. Demokratik yaklaşımlarla, Kürtlerin varlığını ve temel haklarını tanıma temelinde Türkiye ile Kürtler arasında demokratik entegrasyon olsun diyor. Biz de Lozan’ın yıl dönümünde bu çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.
Alevilik bir inanç olarak kabul edilmedi
Şimdi tabii bu Cumhuriyet Kürtler üzerinde bir soykırım politikası izlediği gibi Aleviler üzerinde de bir inanç soykırımı politikası izledi. Türkiye, Türk devleti oldu, inanç olarak da Sünni İslam oldu. Ve diğer inançları yok etme politikası izlendi. Alevilik bir inanç olarak kabul edilmedi. Türkiye’nin neredeyse üçte biri bu inançta ama bu inanç yok sayıldı. Yok sayıldı. Hâlâ da yok sayılmaya devam ediyor. Sadece yok sayılmıyor. Kendine göre bir Alevilik yaratılmaya çalışılıyor. Bu açık. Bunu Aleviler her gün söylüyorlar. Gerçeği bu. Biz çocukluğumuzu biliyoruz. Cemevleri, cemler gizli yapılırdı. 200 metre ileride nöbetçiler beklerdi. Birileri gelecek mi? Asker gelecek mi? Polis gelecek mi? Böyle yapılırdı. Bu tabii bir inanç üzerinde büyük baskıydı. Şimdi bu nasıl ortadan kaldırılabilir? Bunun tek yolu, Kürtler nasıl ki itiraz ediyor, mücadele ediyorsa Alevilerin de bunu yapması gerekiyor. Aleviler bunu yapıyor.
Aslında Aleviler de bu politikaya itiraz ediyorlar. Eğer Aleviler sürekli demokrasiden söz eden partilere yöneliyorsa, evet demokrasiden söz ediyor, özgürlükten söz ediyor, gereğini yapmıyor ama bunu söyleyenlere yönelik bir yaklaşım gösteriyor. Alevi gençler Kürt Özgürlük Hareketi’ne de büyük katılım gösterdiler. Türkiye’deki sol harekete de büyük katılım gösterdiler. 1960’ların sonundaki Türkiye’deki devrimci gençlik hareketinde Alevi gençler çok fazla yer aldı. Zaten biz tarih sahnesine çıkınca Alevi Kürt gençleri mücadelemiz içinde de çok aktif yer aldılar. Kuruluşundan gerillanın geliştirilmesine kadar yer aldılar. Bu yönüyle aslında toplumun o itirazı, o sisteme karşı tepkileri bu biçimde hep yansıdı. Şimdi Alevilerin buna karşı tabii bir yaklaşım içinde olmaları gerekiyor. Ama şu kesin, iktidarın şu sözüyle, bu sözüyle inanç özgürlüğü kazanılamaz.
Demokrasi Aleviler için bir ibadet konusudur
Şu partinin, bu partinin sözleriyle inanç özgürlüğü kazanılamaz. İnanç özgürlüğü ancak Kürtler nasıl ki varlık, kimlik, özgürlük mücadelesi için demokrasi mücadelesi veriyorlar, demokrasi mücadelesinde en öndeler. Alevilerin de demokrasi mücadelesinde en önde olması lazım. İnanç özgürlüğünü sağlayacak tek şey demokrasi mücadelesidir. Onun için ben defalarca daha önceki programlarda, yazılarımda söyledim. Demokrasi Aleviler için bir ibadet konusudur. Bir ibadet konusu, ibadet kadar önemlidir. Ancak demokrasi sağlanırsa, Türkiye demokratikleşirse inanç özgürlüğüne kavuşurlar. Bugünkü sorunları çözülür. Yoksa demokratikleşmediği müddetçe, Türkiye demokratik hâle gelmediği müddetçe Alevilerin hiçbir sorunu çözülmez. Bir kere bunun net bilinmesi, buna göre bir yaklaşım ortaya konulması gerekir.
Kürtlerle ilişki çok çok önemli
Tabii ki Kürt Özgürlük Hareketi ile Alevi Hareketi’nin, Demokratik Alevi Hareketi’nin bir araya gelmesi lazım. Alevi örgütlenmeleri çok. İki tanesi, üç tanesi dışında diğerlerinin genelde aslında demokratikleşme paydasında buluştuğunu görüyoruz. Birçok konuda ortaklaştığını görüyoruz. Evet, farklılıklar var. Var. Bu, şu veya bu nedenle oluşmuş, bunları tartışmanın yeri değil. Tabii ki birlik olsa, hepsi doğru anlayış içinde olsa iyidir. Ama şu anda onu yaratmak mümkün değil. Öyle gözüküyor. Şimdi Kürtlerle ilişki çok çok önemli. Türk devleti için ise demokratikleşme kavramı tehlikelidir. Kürtler yararlanır diye demokratikleşmeyi yapmıyor, demokratikleşmeyi geliştirmiyor. Demokratikleşme bilinci, kültürü, söylemi gelişirse bundan Kürtler yararlanır diyor. Onun için demokratikleşme söylemi geliştiren kesimlere, demokratikleşme düşüncesini ortaya koyanlara, bireyse bireye müdahale ediyor, topluluksa topluluğa müdahale ediyor. Aleviler bunu da görmeli. Gerçekten Kürt Özgürlük Hareketi’yle demokrasi mücadelesinde ortaklaşırlarsa bundan Kürtler kadar Aleviler de yararlanır. İşte bir Demokratik Toplum Süreci var. Buna destek olmaları gerekiyor. Bu sadece Kürtlerin özgürleşme sorunu, Kürt sorununu çözme sorunu değil.”
İran’da her gün idam var
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, İran meselesi, Kürtlerin pozisyonu ve tüm bu gelişmelerin sürece etkilerine de değinen Mustafa Karasu şöyle devam etti; “Önder Apo zaten Ortadoğu’da her zaman üçüncü güçten bahsetti. Rojava’da biz bu politikayı izledik, bu yaklaşımı ortaya koyduk. İran için de bu yaklaşımımız böyledir. Zaten ABD’nin, İsrail’in hegemonik yaklaşımları var. Ama İran da bir diktatörlüktür. Halk üzerinde baskı ve zulüm yapan bir rejimdir. Bu ikisini de görmek, ikisine karşı da tutum almak gerekiyor. Şimdi şöyle olamaz, her gün idam var, idamlar oluyor. Serhildan oluyor, binlercesini katlediyor. Böyle bir İran antiemperyalist olamaz. Zaten günümüzde artık topluma dayanmayan, demokratik olmayan ülkeler antiemperyalist mücadele veremez. O sadece egemen güçler mücadelesidir. Biri uluslararası egemen güçtür, birisi bölgesel egemen güçtür. Birisi dünya üzerinde egemenlik kurmak isteyen bir güç, diğeri kendi toplumu üzerinde egemenlik kurmak isteyen bir güçtür.
Rejimin desteği yüzde 20 bile değil
Bu konuda bizim yaklaşımımız, iki güce karşı da tutum almaktır. İran toplumu gerçekten demokratik dinamikleri olan bir toplumdur. İran toplumu küçümsenmemeli. Onlarca yıldır sürekli ayaktadır. Bütün idamlara rağmen, katliamlara rağmen bu toplum ayaktadır. Her ayaklanma, her ayağa kalkış İran toplumunu değiştiriyor. İşte “Jin Jiyan Azadî” ayaklanması oldu, toplumu değiştirdi, öncekiler de değiştirdi. İran toplumu öyle Tom Barrack’ın dediği bir toplum değil. Ortadoğu toplumu öyle değil. Ortadoğu toplumu sadece monarşiye layık, monarşiyle yönetilebilir, orada başka bir rejim olmaz yaklaşımı oryantalist yaklaşımdır. O, Batı’nın Ortadoğu toplumlarını beğenmeyen yaklaşımıdır. Şu anda İran toplumu gerçekten demokratik devrimci bir toplumdur. Şu andaki rejimin desteği yüzde 20 bile değil. Bu bakımdan biz tabii ki bu savaşın halklara bir çıkarı olmadığını düşünüyoruz. Hiç kimseye çıkarı yok, yararı yok. Ama İran politikasını da antiemperyalist göremeyiz.
İran artık bu yaklaşımla devam edemez
Bu kadar idam olacak, bu kadar kendi toplumunu katledecek. Buna nasıl pozitif yaklaşacağız? İran’ın bu yaklaşımı ABD savaşıyla başlamadı ki, önceden de vardı. Önceden de İran halkı ayaklandığında baskıyla, zorla yaklaştı. Jin, Jiyan, Azadî Hareketi de zorla bastırıldı. Bu yönüyle gerçekten bundan halklar zarar görüyor. Tabii ki İran toplumu, Kürt halkı da dikkatli davranıyor. Aslında rejimden memnun değil. Kesinlikle memnun değil, çok rahatsızlık içinde. Ama böyle bir Ortadoğu’da hegemonya kurmak isteyen, kendi etkisini artırmak isteyen bir güçten yana görünmemek için de şu anda tutumunu, İran rejimini kabul etmeyen tutumunu sadece düşünce ve duygu olarak gösteriyor. Ama şunu söyleyelim, İran bu biçimde götüremez. Değişecek! Bu saldırı altında sistem içi bir değişiklik olacak. Zaten ABD onu arıyor, sistem içi bir değişiklik arıyor. Rejim içinde bir değişiklik arıyor. Ya da halklar İran toplumunu harekete geçirerek İran’ı değiştirecektir. İran artık bu yaklaşımla devam edemez. Yine Kürtlere saldırılar yapıyor. Topluma saldırı yapıyor.
İran politikasını değiştirecektir
PJAK’lılar Mahabad-Seqiz tarafında. 6 PJAK’lı katledildi. Yine İran, KDP’liler sınırı geçerken vuruldular, sürekli vuruluyorlar. Bu aslında İran’ın Kürt politikasındaki o klasik yanlış politikasının devam ettiğini gösteriyor. Onunla bir yere varılamaz. Onunla bir sonuç alınamaz. Onunla Kürtlerin de iradesi kırılamaz. Bu yönüyle ya İran politikasını değiştirecektir. İran toplumunun isteği de Ortadoğu’daki gelişmeler de İran’ı şu veya bu biçimde değiştirecektir.
NATO toplantısı
Türkiye, Rojava’ya müdahale ettiği gibi İran’a müdahale edemez. Bir hamasettir. Kürtler zaten oradaki halklarla birlikte İran’ı değiştirme mücadelesi içine girerler. Öyle bir şey olursa sadece Kürtler değil, İran halkıyla birlikte böyle bir durum, gelişme ortaya çıkabilir. Evet, Türkiye şimdiye kadar zaten NATO üyesiydi, ABD’nin İran politikasına karşı değildi. Destek veriyordu. Zayıflamasını istiyordu ama yıkılmasını kendisi için uygun görmüyordu. Öyle denilebilir. Ama zayıflamasını istiyordu. ABD’nin politikalarına da engel olmadı. Hatta Trump ‘bize yardımcı oldular’ dedi. Bu kesindir. Başka türlü zaten davransaydı NATO toplantısı Ankara’da olmazdı. Fakat Ankara’da Türkiye tamamen değişti. Önceki İran politikası da değil. Artık tümüyle ABD’nin politikasına endekslenen bir Türkiye var. Bundan sonra güya İran’da bir değişim olacaksa ben ABD ile birlikte hareket edeyim, hatta İsrail’le birlikte hareket edeyim, İran’da bir şey olursa bizim aleyhimize bir şey gelişmesin, diyor. Şu anda Türkiye’nin İran politikası budur. ABD’nin politikasına endekslenmiştir. İran’daki herhangi bir değişimin kendi aleyhine dönmemesi yönünde bir yaklaşım içindedir.”
Türkiye’nin Suriye’de olduğu gibi Rojhilat ve İran’da vekil güçler kullanmak istediğine dair iddialara da değinen Mustafa Karasu, “Türkiye’nin Batı Azerbaycan denen bölgede Kürtler ve Türkler iç içe yaşıyor. Azeriler iç içe yaşıyor. Kürtlerin yoğunluğu ise tabii Batı Azerbaycan’ın güneyindeki Kürdistan bölgesinde var. Batı Azerbaycan’ın güneyinde Kürt yoğunluğu, işte Mahabad var. Böyle bir durumda Azerileri Kürtlerle karşı karşıya getirebilir. Öyle duyumlar alıyoruz. Ama Kürtler duyarlı. Kürtler Azerilerle karşı karşıya gelmek istemiyor. Birlikte yaşıyorlar. Kürtlerin zaten hiçbir halkla düşmanlığı yok. Ama Türk devleti yapabilir. Mümkündür. Kendi Kürt sorununu çözmediği müddetçe Türk devleti Başûr’un başına da beladır, Rojava’nın da, Rojhilat’ın da. Kendi Kürt sorununu çözerse o zaman Kürdistan’ın diğer parçalarına yaklaşımı da o negatif durumdan çıkabilir” dedi.
Kürt medyası
Demokratik Toplum Süreci ile birlikte Kürt medyasının daha fazla yaratıcı olması ve toplumu etkilemesi gerektiğine dikkat çeken Mustafa Karasu,” Kürt medyası evet, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni anlatmaya, işlemeye çalışıyor. Fakat daha yaratıcı olmalı, topluma seslenmeli, toplumun sesini duyabilmeli, toplumun içine girmeli. Yayınları biraz daha toplumda işlevli olmalı. Toplumu etkileyecek biçimde olmalı. Şu anda böyle uzaktan seslenme gibi oluyor. Toplumu bu işin içine katmıyor, katması gerekiyor. Yine Türkiye halklarına da seslenmesi gerekiyor. Türkiye’deki demokrasi güçlerine de seslenmesi gerekiyor. Son zamanlarda Kürt medyası, bizim özgün medya dediğimizde çok değil ama Kürt medyasında da böyle bir daralma, kendisini Kürtlerle sınırlı tutma, diğer halklara açılma, demokrasi güçlerine açılma, onları da bu işin içine katma konusunda belli yetersizlikler var. Eskiden demokrasi güçlerine, Türkiye toplumuna, diğer halklara seslenmesi daha fazlaydı. Bu konuda eksikler var, yetersizlikler var. Bu yönüyle önemli bir medya var ama ortaya çıkardığı ürün nedir dersek yetersizdir. Bu yönüyle tamam, bir emek veriyorlar, bunu görüyoruz. Ama emeklerinin karşılığını tam almaları için de yaratıcı olmaları gerekiyor.
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































