Kayıp yakınları Musa Koluman, Çetin Abayay, Hayrullah Öztürk ve Naci Şengül için adalet istedi
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından kayıpların akıbetini sormak, faillerinin yargılanmasını talep etmek amacıyla düzenlenen eylemler bu hafta da devam etti.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemlerinin 911’inci haftasında Rezan (Bağlar) ilçesindeki Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eyleme siyasi parti ve sicil toplum örgütü temsilcileri de katıldı. Eylemde kayıp yakınları, kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıyarak, akıbetlerinin açıklanmasını istedi.
Bu haftaki eylemde, 23 Temmuz 1997 tarihinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Musa Koluman akıbeti soruldu.
İHD Amed Şube Eşbaşkanı Suzan Mehmetoğlu Aksoy yıllardır mücadelelerinin sürdüğünü belirterek, “Ne yazık ki bugüne kadar hiçbir hükümet hiçbir yetkili ailelerin sesine cevap olmadı. Ailelerin isteği, yakınlarının kemiklerine ulaşmak ve faillerin yargılanmasıdır. Biz talebimizi bir kez daha yineliyor, mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiyoruz” dedi.
Musa Koluman’ın hikayesi
İHD Amed Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Av. Berfin Elçi tarafından okunan Musa Koluman’ın hikayesi şöyle:
“Evli ve dört çocuk babası olan Musa Koluman 1967 Bismil doğumluydu. Olay günü yani 23 Temmuz 1997’de Musa Koluman’ı en son gören görgü tanıkları; Musa Koluman’ın polisler tarafından Beyaz Toros bir arabaya zorla bindirilerek oradan götürüldüklerine tanık olurlar. O tarihten beri kayıp olan Musa Koluman hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamaz.
Musa Koluman’ın eşi tarafından Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe ile başvuruda bulunulur fakat savcılıktan gelen yazı da ‘eşinin gözaltına alınmadığı’ cevabı verilmiştir. Aile, daha sonra devlet kurumları nezdinde çeşitli girişimlerde bulunur fakat bir sonuç elde edemezler. O dönem Bismil Komando Bölük Komutanı İzzet Cural idi. Onun görev yaptığı dönemde: Üzeyir Kurt, Arap Güven, İsmail Tunç, Şehmus Yüksel, Selahattin Akbulut, Turgut Yenisoy, Mehmet Selim Acar adlı yurttaşların da kimisi gözaltında kaybettirildi, kimisinin de yargısız infaz sonucu yaşamları ellerinden alındı. Ama İzzet Cural işlediği bu suçlardan dolayı hiçbir soruşturmaya tabi tutulmadı, aksine terfi ettirilerek Jandarma Genel Komutanlığı Daire Başkanlığına kadar yükseldi.
Bizler insan Hakları Savunucuları ve Kayıp Yakınları olarak kaç yıl geçerse geçsin Musa Koluman için ve diğer diğer kayıplarımız için adalet mücadelesini vermekten asla vazgeçmeyeceğiz.”
Açıklama oturma eylemi ile son buldu.
Êlih
İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 747’nci haftasında da Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. Gözaltında kaybettirilen ve faili meçhul cinayetlerle katledilen yurttaşların fotoğraflarının açıldığı eylemde, Temmuz 1992’de Êlih’te katledilen Özgür Halk Êlih temsilcisi Çetin Abayay’ın hikayesi okundu.
Abayay’ın hikayesini okuyan İHD yöneticisi Sedat Yıldırım, şunları söyledi: “Çetin Abayay, 1992 yılının Mayıs ayı başlarında Özgür Halk Batman temsilcisi olarak çalışıyordu. Defalarca kez gözaltına alınan Çetin Abayay 29 Temmuz 1992 günü saat 19.30’da evine giderken saldırıya uğradı. İkisi 18-19 yaşlarında, biri 25 yaşlarında olan üç saldırgan daha sonra Çetin Abayay’ın yanındaki arkadaşına da ateş etmek istedi ama silahları tutukluk yapınca kaçtılar. Kurşunlanarak ağır yaralanan Çetin Abayay, Batman Devlet Hastanesi’ndeki ilk müdahalenin ardından kaldırıldığı Diyarbakır Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 30 Temmuz 1992 günü yaşamını yitirdi.
Kardeşi Gülistan Abayay şu satırlarla Çetin Abayay’ı anlatıyor:
“Ağabeyim benden 10 yaş büyüktü, onu bütün Batman severdi. Çok espriliydi ve fedakârdı. Kışın bir seferinde eve yırtık ayakkabılar ve ince bir gömlekle dönmüştü. Ne olduğunu sorunca, kıyafetlerini ve ayakkabılarını ihtiyacı olan birine verdiğini anlatmıştı. Bir seferinde de ağabeyimin bir ay para biriktirip, arkadaşının ailesine bir çuval un aldığını duymuştum, çocukluğundan beri politik mücadele içinde yer aldı. Daha Lise ikinci sınıfta, 16 yaşındayken tutuklandı. Siirt’te Jandarma’da altı ay tutuldu. O dönemde ağabeyimin ellerinde olduğunu kabul etmediler ve kimseyle görüştürmediler. Sonra Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi ve beş ay kaldı. Annem o dönemde cezaevinde ziyarete gittiğinde ağabeyimi tanıyamamıştı.”
Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.
Colemêrg
İHD Colemêrg Şubesi eylemlerinin 237’nci haftasında Gever (Yüksekova) ilçesinde Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartının açıldığı eylemde kaybedilen ve katledilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde 24 Temmuz 1994 tarihinde Colemêrg’in Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde katledilen Hayrullah Öztürk, Naci Şengül ve beraberindeki 12 kişinin faillerini sordu.
Katledilen Öztürk ve Şengül’ün hikayesini İHD Colemêrg Şubesi Eşbaşkanı Sibel Çapraz okudu.
Katledilen Öztürk, Şengül ve beraberindeki 12 kişinin hikayesi şu şekilde:
“24.07.1994 tarihinde Şemzînan’ın Ortaklar Köyü Ormancık Mezrasına Yarbay Ali Çamurcu’nun başında bulunduğu Jandarma ekibi baskın düzenledi. İnsanları evlerinden çıkarıp köy meydanına toplayan askerler erkekleri çırılçıplak soydu, köylülere ağır işkenceler yaptı. Olanları kabul etmeyerek tepki gösteren Emine Çelik ve Zübeyde Uysal ağır şekilde şiddet gördü. Evler yakıldı, hayvanlar telef edildi. Naci Şengül, Yusuf Çelik, Reşit Sevli, Cabbar Sevli, Abdulaziz İnan, Salih Şengül ve Mihraç Çelik köylülerin gözü önünde işkenceye uğradı ve gözaltına alındı. Olayın duyulması ile köye gelen akrabaları Hurşit Taşkın, Sıddık Şengül, Hayrullah Öztürk, Casım Çelik de hemen orada gözaltına alındılar. Gözaltına alınmamak için direnen Kerem İnan ise köy meydanında kurşuna dizildi ve yine Aşur Seçkin köye ait bir mera alanına götürülerek işkence edildi ve bir ağaca asıldı. Olayın yankılanmasının ardından gözaltına alınanların akrabaları ve sivil toplum örgütleri gözaltına alınanların serbest bırakılması için her ne kadar çağrılar yapsa da bu çağrılar karşılık görmedi. Olay dönemin Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sema Pişkinsüt tarafından TBMM’ye taşındı, dosya gündemleştirilmeden kapatılmaya çalışıldı. 14 köylüden ise bir daha haber alınamadı. Kayıpların aileleri tıpkı diğer aileler gibi Cumhuriyet Savcılığına başvuruda bulundu. Olayı inkar eden resmi kurumlar takipsizlik kararı ile ailelerin başvurusunu sümenaltı etmek istedi.2011 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı makamına mektup gönderen bir er, ilgili olayın yaşandığı dönemde karakolda askerlik görevini yerine getirdiğini, köylülerin 5 gün boyunca ağır işkenceler gördüğünü, JİTEM’ci olduklarını söyleyen sakallı kişiler tarafından tabur içinde açılan bir çukura götürülen köylülerin silahlarla tarandığı ile ilgili olarak beyan verdi ve daha sonrasında aynı er bir televizyon kanalında da aynı beyanları verdi.”
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































