AKP’nin kurucu isimlerinden ve eski bakanlardan Hüseyin Çelik, 15 Temmuz’a ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. 15 Temmuz’a ilişkin cevaplanması gereken onlarca soru olduğunu hatırlatan Çelik, “Siz Hüseyin Çelik olarak bunca yıl bakanlık yapmış, partinin kurucusu biri olarak 15 Temmuz sizin açınızdan kapanmış, tüm soruları yanıtlanmış bir dönem midir?” sorusu üzerine, “Tabii ki değil. Ben bunu dile getirdim. Dedim ki bu işin iki önemli muhatabı şuydu. Birisi dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Hulusi Akar, biri dönemin MİT Başkanı Sayın Hakan Fidan. Bu insanlar niye gelip ifade vermediler?” ifadelerini kullandı.
15 Temmuz sonrası kamudan 150 binden fazla insanın kararnamelerle işlerinden atıldığını hatırlatan Çelik, “Bu insanların ve çoluk çocuğunun perişan edilmesine de karşı çıkıyorum ben. Barış akademisyenlerinin de perişan edilmesine, atılmasına karşı çıkıyorum ve bunu dile getiriyorum.” diye konuştu.
Ardından şunları söyledi: “15 Temmuz’a ilişkin iki tane değil 50 tane soru sorarım. Mesela sabahın 10’unda bir binbaşı gidiyor MİT’e gidiyor. Bir ihbarda bulunuyor. Sonra MİT Müsteşarı (Hakan Fidan) şeye (Genelkurmay’a) geliyor. Sayın Hulusi Akar’a geliyor. Akşama kadar mesela siz o saate kadar bu darbeyi önleyebilecekken niye önlemediniz? Bugüne kadar darbeler hep gece yarısı olurdu bilirsiniz. Gündüz ortasında köprü başında kim nasıl geldi, nasıl yaptı? Bununla ilgili oturup şöyle bu olup bitenleri, bu kadar insanın katledilmesine sebep olan, bu kadar insanın da mağdur olmasına sebep olan bu olayla ilgili olarak bir değil 100 tane soru var.”
Hüseyin Çelik, YouTube’da gazeteci Şule Aydın’ın ‘Onlar’ programına konuk oldu, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Hüseyin Çelik, NATO zirvesi öncesi yapılan hazırlıkları şöyle yorumladı: “Bu gerçekten tam bir 3. dünya görüntüsüdür. Bunlara gerek yok! Bakın misafirperverlik gösterelim mi? Evet. Bunu abarttığınız zaman her şeyin abartısı usanç verir, nefret uyandırır. Ben NATO ülkelerinin birçoğunda bulundum ve oralarda NATO toplantısının olduğu dönemlerde de bulundum. Bu rezilliklerin, bu maskaralıkların neredeyse hiçbirisi orada yoktu. Şimdi Trump diye bir seri katil gelecek. Trump diye bir soykırımcı gelecek. Yani Gazze’deki soykırımın, Lübnan’daki yıkımın, İran’a yapılan haksız savaşın faili olan, İsrail’i destekleyen, İsrail’i besleyen Trump gelecek. Biz Trump geliyor diye bu görgüsüzlüklere başvurmak zorunda değiliz. Ben şahsen Trump’ın övgüsüne mazhar olmayı bir talihsizlik olarak görürüm. 6 gün boyunca kamu kurumlarını tatil etmek, anlaşılabilir bir şey değil.”
MHP, AK Parti’nin oylarını düşürüyor
AKP’nin MHP’ye yaptığı ortaklıkla ilgili bir soru üzerine Çelik, şöyle konuştu:
MHP kiminle ortak olmuşsa onu bitirmiştir. İdeolojik bir parti. Türkçülük üzerine siyaset yapan bir parti. Şimdi ben o zaman da hep şunu söyledim. AK Parti’nin bütün toplantılarında şunu söyledim. Biz Türkçülük üzerinden siyaset yapanla da ortak olamayız. Kürtçülük üzerinden siyaset yapanla da olamayız. Kürtçü siyasetle yakınlaşırsak Türkleri kaybederiz. Türkçü siyasetle yakınlaşırsa Kürtleri kaybederiz. Bugün Kürt oylarından AK Parti gitmeyen veya daha önce AK Parti’ye oy verip de şimdi vermeyen Kürtlerin önemli bir kısmının oy vermemesinin sebeplerinden birisi bu MHP ile olan ortaklıktır. Ve bu tarafa geliyorum. DSP ile ortaklık yaptı MHP. Bir sonraki seçimde DSP kendileri barajın altı kaldı ama DSP yüzde 1’e düştü. Şimdi AK Parti ile ortaklık yapıyorlar. Sayın Bahçeli’nin hiçbir sorumluluğu yok. Partisinin hiçbir sorumluluğu yok. Ama fazlasıyla yetkisi var. Ve neredeyse Sayın Bahçeli partisi bir şey olmasın dediği zaman olmuyor. Olsun dediği zaman da oluyor.” dedi.
“Peki AKP’nin Erdoğan’ın neden buna ihtiyacı var?” sorusu üzerine ise şöyle konuştu: “Çünkü Meclis aritmetiği bunu gerektiriyor. (…) Geliyorum günümüze. Yani MHP’nin AK Parti ile olan ortaklığı AK Parti’ye yaramayacaktır. AK Parti ile ortak olduğu günden beri her seçimde oyu düşüyor.”
Hüseyin Çelik röportajından soru ve cevaplardan bazıları şöyle:
Sizin de tanıklık ettiğiniz mesela özellikle 15 Temmuz sonrası kendisini muhafazakâr olarak adlandıran insanlar sadece bir bankaya para yatırdıkları için gerçekten zulme uğradılar. Ağaç kökü yersin dendi o insanlara. Bakın diğer mahallelerin yaşadığı adaletsizlikleri hiç söylemiyorum diye söylemiyorum. Yani muhafazakârın muhafazakâra yaptığını söylüyorum. Hiç bunlarda hassasiyet olmuyor ama bir mizah konusunun bu kadar derinlemesine ya da niyet okumalarla, hassasiyetlerle bakılıp hemen bir insanın ters kelepçeyle gözaltına alınmasına kadar giden bir Türkiye sağlıklı bir Türkiye mi?
Tabii ki değil. Bakın bu sizin söylediklerinizin bu adaletsizliklerin bizim mahalleden, bizim mahallenin diğer versiyonlarına yaptığı adaletsizliğe de ben oldum olası karşı çıktım.
Mesela şaşırıyor musunuz Hüseyin Bey? Yahu bu muhafazakârlar bunca adaletsizlik olurken nasıl bu kadar susabiliyor diye siz de düşünüyor musunuz?
Hayır. Sadece şaşırmıyorum. Bunu dillendiriyorum ben. Ve ben hatırlarsanız belki rastladıysanız ben bizim mahallenin anlayacağı dilden Hilfül Fudul’u anlattım. Hilfül Fudul şudur Şule Hanım. Hazreti Peygambere peygamberlik gelmeden, İslamiyet nazil olmadan Mekke müşrikleri gelip diyorlar, “Sen Muhammedül Eminsin. Saygın bir insansın toplumda. Gel bir işbirliği yapalım. Kime haksızlık yapılırsa yapılsın onun hakkını alıp ona iade edelim. Dini, mezhebi, kabilesi ne olursa olsun.”
Hazreti Peygamber gönüllü olarak severek ona katılıyor. Bir fazilet yemini ediliyor. Onun adı Hilfül Fudul’dur. Peygamberlik geldikten sonra, İslamiyet nazil olduktan sonra Sahabiler diyorlar ki, “Ya Resulullah, siz o yeminin hali arkasında mısınız?” Evet diyor.
Şimdi mesele şudur. Bakın Seyid Şerif Cürcani talebelerine soruyor. Diyor ki siz zalim ve Müslüman bir hükümdar mı istersiniz yoksa kafir ve adil bir hükümdar mı istersiniz? Talebeleri diyorlar ki üstat biz Müslüman ve adil olanı tercih ederiz. Ama eğer tercih bu iki şık arasındaysa biz kafir ve adil olanı tercih ederiz. Adalet devletin dinidir. Hazreti Ali bunu da öğretti. Adalet devletin dinidir.
Bu zalimliğe sarılmanın nedeni korku mu sadece?
Hayır. Şunu söylüyorum. Bakın bizim problemimiz şu Şule Hanım. Biz bizim cumhuriyetimiz kurulurken otokratik ve totaliter bir cumhuriyet olarak kuruldu. Yani biz cumhuriyetiz ama biz saltanatı kaldırdık ama ismi cumhurbaşkanı olan padişahlarımız oldu.
Şimdi bunu teker teker tahliline girmeyeceğim. Küba da cumhuriyettir. Efendime söyleyeyim Venezuela’da cumhuriyettir. Kuzey Kore’de, Çin’de, Rusya’da, İran, Irak, Suriye, Sudan cumhuriyet. Biz nasıl bir cumhuriyet olacağız? Biz demokratik, gerçekten anayasada yazıldığı gibi demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti mi olacağız yoksa otokratik, totaliter bir cumhuriyet mi olacağız?
Siz peki Hüseyin Bey bunları konuşur muydunuz? Mesela en son Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ne zaman görüştünüz?
Yıllar oldu. Ben pandemiden önce bir görüşme yaptım. Cumhurbaşkanlığı Sarayında yani Külliye denen yerde o günden beri görüşmedim.
Siz peki zaman zaman eleştiriyorsunuz AKP’yi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da mesela oradan telefonlar gelir mi hiç? Sayın Bakan bunları da söylemeyin.
Elbette, elbette ama ben arkadaşlarıma şunu söylüyorum bana ya bunu da işte iyi olmadı. Keşke bunu da söylemeseydin diyenlere diyorum ki bakın Mevlana’nın güzel bir sözü var. Diyor ki: İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur. Dost yüzünüze ayna tutandır. Aynadaki görüntünüz eğer iyi değilse saçınız başınız dağınıksa aynaya ve aynayı tutana kızmayın. Saçınızı başınızı düzeltin.
Ayna tutan var mı bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a?
E ben kendi çapımda tutmaya çalışıyorum. Yani biz demokrasi platformu olarak tutmaya çalışıyoruz.
Sizin tuttuğunuz aynayı görebiliyor mudur Sayın Erdoğan?
O bizim problemimiz değil. Şimdi sizin yayınınızı da görmüyor olabilir. Yani sizin bireysel yaptığınız yayını da görmüyor olabilir. Onlar TV olarak yaptığınızı da görmüyor olabilir veya görmemezlikten geliyor olabilir. Ama siz mürekkep yalamış bir aydın olarak bu ülkeyi seven, bu ülkeye karşı sorumlulukları olan bir insan olarak siz veya ben biz üzerimize düşeni, düşen doğruyu söylemekle görevliyiz. Doğru mu? Biz doğruları söyleyeceğiz ama biz tek başımıza alemi ıslah edemeyiz. Türkiye’yi de islah edemeyiz.
Bugüne kadar bu anlamda doğruları söylemiş ve haksızlığa uğramış. Doğruları söylemiş, diskalifiye edilmiş, doğruları söylemiş, bunun acısını çekmiş Türkiye’de on binlerce insan yok mu?
Bugün ayna tutmak isteseniz hani daha önce sonuçta yanı başındaydınız hemen. Bugün orada değilsiniz. Hani başka yollarla o aynayı tutmaya çalışıyorsunuz ama yanı başında olsaydınız, sarayda olsaydınız ilk ayna tutacağınız konu ne olurdu? Neyi söylerdiniz?
AK Parti’nin programını hatırlatırdım. AK Parti’nin programı dünyanın en demokratik, en çoğulcu, en ayağı yere basan, memleket meseleleri ile ilgili tespitler yapan ve çözümler üreten bir programdır.
Neden 2015’te Hüseyin Çelik yolunu ayırdı AK Parti’den?
Hayır şöyle gönül bağım koptu. Çünkü ben yapılan yanlışlıkları sineye çekemedim. Bunları söylemem gerekiyordu.
Hangi yanlışlıkları?
Söylediğim yanlışlıkları. Şunu diyorum bir kere tekrar söylüyorum. Eğer gerçek bir hukuk devleti olmadan sapmışsanız, güçler ayrılığı prensibinde sıkıntılar başlamışsa, 3Y meselesinde ciddi arızalar varsa, gelir dağılımındaki adaletsizlik gittikçe bozuluyorsa, hak, hukuk, adalet, ekonomi, hangi başlığı ele alırsanız alın, bugün dünden daha kötüye doğru gidiyoruz. Dolayısıyla bunları bile bile göre göre o yanlışın ortağı olmak istemezdim herhalde.
Bugün duruşmaları takip ediyor musunuz?
Hepsini edemiyorum tabii ama bazılarını ediyorum.
Nasıl görüyorsunuz yargının halini?
Efendim mesele şu. Bakın tekrar söyledim başta. Eğer bir memlekette güçler ayrılığı yoksa yani yargı bağımsız ve tarafsız değilse, medya hür değilse bakın medyayı biz 4. güç kabul ediyoruz. Yasama gücü dandik hale gelmişse!
Nerede koptu bu Hüseyin Bey? Bak bu saydığınız maddeler nerede koptu mesela? Yargı ne zamandan beri bağımsız ve tarafsız değil.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri yargı tarafsız ve bağımsız değil. Ben bir bilim adamıyım. Ben bütüncül olarak bakıyorum. Dünü bilmezsek bugünü şekillendiremeyiz. Yarına gidemeyiz. Mahmut Esad Bozkurt’un şekillendirdiği yargı militan kemalist yargı devleti korumayı esas alan bir yargıdır. Bireyin hakkı yoktur. İstiklal mahkemeleri değil sadece bütün problem. Bizim tarihimizde yargı hiçbir zaman bağımsız ve tarafsız olmadı. Mesela Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığını düşüren onu cezaevine gönderen Vural Savaş’ın zihniyetiyle Sabih Kanadoğlu’nun zihniyetiyle ne bileyim Nuh Mete Yüksel’in Nusret Demiral’ın daha birçok isim bugün hangi zihniyetle diğer siyasetlerine gönderiliyor. Bugün hükümetin yönlendirmesi ve şekillendirmesiyle hareket eden savcı ve hakimlerin zihniyeti aynıdır. Dün bir başka grup adına bunu yapıyorsunuz. Bugün bir başka güç adına bunu yapıyor. İkisi de yanlış. Bakın altını çiziyorum. Eğer yargı bağımsız olmazsa, eğer yargı tarafsız olmazsa yani adalet bozulmuşsa tuz kokmuş demektir.
Bakın tekrar söylüyorum. Diyorum ki ben Ergenekoncu bir adamım. Ergenekon başka bir şey olabilir. Şimdi oradaki en büyük yanlış oydu. Ve ben o günkü basın toplantılarında söylüyorum. Şimdi tutup da herkesi aynı torbanın içine atan, dönemin Genelkurmay Başkanını terörist diye yargılayan, efendim kurunun yanında yaşı yakan o zihniyeti o gün de eleştirdim, bugün de eleştiriyorum. İşte Balyoz’la ilgili “canım bu bir harp oyunuydu” diyorlardı. Bizim aklımızla alay etmeyin dedim o günlerde. Neydi o? İsim vererek hangi gazeteler nasıl olacak, kim başbakan olacak, kimi hangi stadyuma toplayacağız? Bunlar ortadayken Şule Hanım ve siz tarih olarak bir sürü askeri darbe geçirmiş ve askeri vesayet altında kalmışsınız.
Ben Ankara’daki toplantıda dedim ki Demokrasi Platformu toplantısında cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türk tipi başkanlık Türkiye’nin felaketi olmuştur dedim. Bundan daha net nasıl bir ifade kullanılabilir? Bir şey daha meclisle ilgili olarak tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisi hiçbir zaman bu kadar etkisiz ve yetkisiz olmamıştı diyen ben değil miyim? Meclis şu anda etkisiz ve yetkisizdir. Rus Dumasıyla bizim meclis arasında bir fark yoktur diyorum. Şimdi bakın yasamayla ilgili böyle bir eleştiri yapıyorum. Yargının verdiği yanlış, taraflı olduğuna düşündüğüm kararların hepsine karşı çıkıyorum. Peki başka ne yapmam gerekiyor mesela benim?
Mesela sorayım. Şunu bununla alakalı yanıtları vermeniz gerekiyor olabilir. Mesela az önce dediniz ki Türk tipi başkanlık sistemi kimi tek adam olarak da ifade ediyor bu rejimi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi. 15 Temmuz sonrası bu sistem artık yerleşti değil mi? Kararnamelerle önce memleket yönetildi. Ardından da bu sisteme geçildi. Siz Hüseyin Çelik olarak bunca yıl bakanlık yapmış, partinin kurucusu biri olarak 15 Temmuz sizin açınızdan kapanmış, tüm soruları yanıtlanmış bir dönem midir?
Tabii ki değil. Ben bunu dile getirdim. Dedim ki bakın birçok yaptığım konuşmada şunu dile getirdim. Biri tiyatro dedi. Biri güdümlü, işte organize darbeyi dedi. Biri başka bir şey söyledi. Reşat Petek’in başkanlığında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde darbe araştırma komisyonu kuruldu. İnsanlar geldi buraya ifade verdiler ve şunu çok açıklıkla benden başka sonradan rastladınız mı siz? Dedim ki bu işin iki önemli muhatabı şuydu. Birisi dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Hulusi Akar, biri dönemin MİT Başkanı Sayın Hakan Fidan. Bu insanlar niye gelip ifade vermediler?
Ve ardından şunu da söyledim. Teoman Koman, Veli Küçük 28 Şubat’la ilgili mecliste kurulan komisyonlara gelip ifade vermediler diye biz yeri göğü inlettik dedim.
Sizce niye gelmediler?
Şimdi netice itibarıyla bunu ben bilsem zaten burada söylerim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın herhangi bir sebeple bir şeyi istiyorsa onun istediği gibi olmaması mümkün müdür?
Efendim mesele şu; işte ben de zaten onu sorguluyorum. Ben de diyorum ki eğer biz bu işin gerçeğini öğreneceksek gerçekten bunu kim tertip etti, kim bir kısmı belli. 165 tane general atıldı. Bunlar hepsi FETÖ’cü falan değildi herhalde değil mi? Şuraya geliyorum ve diyorum ki bak bundan sonra bu ben iltisak ve irtibatla hakkı yenen ve 150.000 kişi kararnameyle atıldı.
Biliyorsunuz bunların ve çoluk çocuğunun perişan edilmesine de karşı çıkıyorum ben. Barış akademisyenlerinin de perişan edilmesine, atılmasına karşı çıkıyorum ve bunu dile getiriyorum. Şimdi neticede şu.
15 Temmuz’un yıldönümü de geliyor bir taraftan. Yani sizin aklınızda oturmayan ve bugün Çelik neyi sorar mesela? İki soru sorsanız ya gelin bu iki meseleyi ortaya koyalım.
İki tane değil 50 tane soralım. Mesela sabahın 10’unda bir binbaşı gidiyor MİT’e gidiyor. Efendim bir ihbarda bulunuyor. Sonra MİT Müsteşarı şeye (Genelkurmay’a) geliyor. Sayın Hulusi Akar’a geliyor. Akşama kadar mesela siz o saate kadar bu darbeyi önleyebilecekken niye önlemediniz? Bugüne kadar darbeler hep gece yarısı olurdu bilirsiniz. Gündüz ortasında köprü başında kim nasıl geldi nasıl yaptı? Bununla ilgili oturup şöyle bu olup bitenleri, bu kadar insanın katledilmesine sebep olan, bu kadar insanın da mağdur olmasına sebep olan bu olayla ilgili olarak bir değil 100 tane soru var.
Bakın işte Reşat Petek’in hazırladığı o komisyon raporu. Sonra o da biliyorsunuz en son olmuştu. Şimdi ben milletvekili arkadaşlara soruyorum. Diyorum ki (raporu) gördünüz mü? Hayır görmedik diyorlar. Ben de görmedim. Siz de görmediniz.
Ha burada bir şey daha ortaya çıkıyor. O zaman hür basın. Şimdi hür basın tetikçilik yapan basın değil. Tahrikçilik yapan basın değil. Bugün basın ya şakşakçılık yapıyor ya da küfrediyor veya tepeden tırnağa işte her şeye kötüdür diyor.
Başkan Erdoğan’ı tanıyorsunuz. Beraber siyaset yaptınız. Sayın Çelik, Erdoğan kendi sonrası dönemi düşünerek hareket eden biri midir?
Elbette eder.
Hazırlar mı kendi dışındaki koltuğu?
Şöyle; şimdi genellikle karizmatik liderler kendileri dışındaki birini veliaht olarak oraya getirmek istemez. Ben hep şunu söylüyorum. Karizmatik liderlerin partilerinin kendilerinden sonra yaşama şansı zaten yoktur. Yani mesela Demirel gittikten sonra DYP yaşamamıştır. Rahmetli Özal gittikten sonra Anavatan Partisi yaşamamıştır. Tayyip Erdoğan’dan sonra da AK Parti’nin yaşama şansı yoktur. Ha AK Parti bir anda yok olmaz ama kademe kademe. Şu anda mesela Doğru Yol Partisi diye bir parti sanırım kağıt üzerinde var. İşte Demokrat Parti’nin şahsında belki yaşıyor. Anavatan Partisi diye bir parti de var ama bunlar tabela partisidir. Bu şundan dolayı çünkü karizmatik liderler kendileri yerine bir veliaht bırakmazlar. Mesela rahmetli Özal’ı hatırlayın. Partisinde Oltan Sungurlu, Mehmet Keçeciler, Hasan Celal Güzel, Vehbi Dinçerler, efendim Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu, Hüsnü Doğan, ne bileyim Yusuf Bozkurt Özal, Ekrem Pakdemirli ve ve ve ve gibi deve dişi gibi adamlar varken kayıtsız şartsız biat kültürüne dayalı olarak, itaat kültürüne, sadakat kültürüne dayalı olarak merhum Yıldırım Akbulut’u getirip başbakan yaptı, genel başkan yaptı. Niye? Kendisine o kayıtsız şartsız biat edecek. Bilfiil başbakanlığı da o yapacaktı. Ve günün sonunda Mesut Yılmaz merhum geldi Sayın Akbulut’un başına vurdu. Partiyi elinden aldı. Günün sonunda ANAP’ın ruhuna el-Fatiha.
Erdoğan’ın ömrü kadar AKP’nin ömrüyse yeni partiler mi göreceğiz?
Hiçbir parti AK Parti kadar lideriyle özdeşleşmemiştir. Dolayısıyla Sayın Erdoğan’dan sonra A B C D hangi şahsı getirirseniz getirin AK Parti’nin başına tutmaz. Hüseyin Çelik olarak bunu iddiayla söylüyorum.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































