BÜLENT KORUCU | YORUM
Yalancıların en büyük korkusu gerçektir; yüzleşmeye yol açacak ortamlara yaklaşamazlar. Oralarda panikleyip bir çuval inciri berbat edeceklerinden ve yalan üzerine kurdukları menfaat çarkının yıkılacağından öylesine emindirler ki en küçük istisnaya tahammülleri yoktur. 15 Temmuz’un resmi anlatısını inşa edenlerin en büyük kâbusu da tam olarak bu yüzleşme…
“Mağdurum!” iddiasıyla ortalıkta dolaşan AKP’lilere bir bakın! Cesaret gösterisi yaptıklarında bile o korkuyu gözlerinden okuyabilirsiniz. En steril alanlarda hastalık kapacağından endişe eden evhamlı paranoyak gibiler. Tamamen resmi tezi ispatlamak için kurulan TBMM 15 Temmuz Araştırma Komisyonu’na dahi gidip hikayeyi anlatamadılar. Sanıkları konuşturmayan, tanıkların ifadelerini düzelten mahkeme başkanlarının yönettiği duruşmalara katılamadılar.
Mağdur oldular. Müşteki oldular. Müdahil oldular. Ama tanık olamadılar.
Çok bilinen klişelerden biridir: Seninle mahkemede hesaplaşacağız!
15 Temmuz’un sahte kahramanları, bu yüzleşme ve hesaplaşmadan hep kaçtı. Ceza yargılamasında ‘tanık’ önemli unsurların başında gelir; ete kemiğe bürünmüş ve konuşan delil demektir. Sanıkların en korktuğu şeydir. Müşteki ve müdahil tanık ise en ürkütücü olandır. Gelin görün ki 15 Temmuz duruşmalarında tam tersi yaşandı.
Sanıklar, müdahil tanıkların gelmesini ısrarla talep ederken, bu bir türlü gerçekleşmedi. Hulusi Akar, Hakan Fidan, Zekai Aksakallı, Binali Yıldırım hep iş yoğunluğu bahanesine sığındı. Bunun bir mazeret olmadığı Yargıtay’dan dönen dosyalarda iyice ortaya çıktı. Adı geçenler Fidan hariç emekliliğin tadını çıkarıyor. Sanıklar, bilhassa eski Genelkurmay Başkanı Akar’a yer yer alay, yer yer hakaret ederek meydan okudu. Lakin boşunaydı, komutanın ‘ödü koptu’ mahkemeye gelmekten.
Şimdi ‘Asırlık Gece’ isimli bir TRT dizisinde, Menemen Sürahisi gibi hepsi boy gösteriyor. İnandırıcılık etkisi oluşturmak ve belgesel havası vermek için hem gerçek kişiler hem profesyonel aktörler aynı rolü oynuyor. Ezberledikleri metni tekrar edemedikleri ve uzun süreli konuşmalarda kesin açık verdikleri için baştan sona gerçek kişilerin oynamasına cesaret edememişler.
Profesyonellerle amatör oyuncuların peş peşe ekrana gelmesi, amaçlarının tersini gerçekleştiriyor. Arkasına saklandıkları aktörlerin performansı diğerlerinin sakil ve şüpheli anlatısını belirginleştiriyor.
Hulusi Akar her zamanki gibi kekeliyor, daha önce çıktığı canlı yayınlardaki hataların şuur altında iz bıraktığı çok belli oluyor. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler hipnoz edilmişcesine boşluğa bakar gibi konuşuyor. Belki promter zorluğu belki ezberi unutma kaygısı… O günü hatırlamak istemiyor olması da kuvvetle muhtemel.
Başbakan Binali Yıldırım’la birlikte gerçeklik algısını artırabilmek için darbe zaiyatına ayrıldığını düşünüyor. Hulusi Akar’ın kepinin peşine subay gönderdiği, Abidin Ünal’ın eli cebinde dolaştığı anlarda, çatışmanın ortasında kalan ve canını zor kurtaran Güler haksız sayılmaz. Yıldırım da saldırıya uğradığını ve tünelde saklanarak kurtulduğunu öne sürmüştü.
Hakan Fidan profesyonel görünmeye çalışan bir amatör. Çok çalışmış ama role kendini tam veremiyor; karakterle özdeşleşememiş, rol yaptığı çok sırıtıyor.
Belgesel görünümlü propaganda dizisinin sürprizi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanındaki konuşmayan adam, Koruma Müdürü Muhsin Köse. İlk defa sesini duymuş olduk ve Fidan’ın kendisini aradığını bir kez de o anlattı. Fidan, “Havadan, karadan, denizden gelebilecek saldırılara karşı hazırlığınız var mı?” diye sormuş. O da, pencereden seslenip fazla yumurta soran komşu kadına cevap verir gibi “Var!!” demiş ve telefonu kapatmışlar.
Başta söylediğim gibi, yapımcı ben olsam amatörleri hiç karıştırmazdım; yine bir sürü açık verdiler. Mahkeme ve Meclis’e gitmeme kararının ne kadar ‘doğru’ olduğu bir kez daha görüldü. Gitseler hepten çuvallarlardı.
Bu kişilere sorulacak onlarca soru sıralanabilir, ben hepsine tek soru sorardım: Niye?
Niye Hakan Fidan!
“En küçük konuda bile gece yarısı uykusundan uyandırırım!” dediğin Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hukuken bağlı olduğun Başbakan Yıldırım’ı niye aramadın?
Niye Hulusi Akar!
Bütün hava trafiğini yasaklayacak kadar önemli bir konudan dolayı kuvvet komutanlarını niye aramadın? Kışlaları terketmeyin talimatını niye vermedin?
Niye Zekai Aksakallı!
Yasağa rağmen uçağını kaldırtıp Ankara’ya gelmesini sağladığın Semih Terzi’yi aradın, onu vursun diye Ömer Halis Demir’i aradın. Güvenliğinden sorumlu olduğun Genelkurmay Başkanı’nı niye aramadın? “Karımı teselli ediyorum!” gibi komik bir gerekçeye sığınıp birliğine niye gitmedin?
Niye Muhsin Köse!
Böylesine büyük bir tehdit varken Cumhurbaşkanını niye bilgilendirmedin? Şayet işler yolunda gitmezse faturanın sana kalacağını farketmeyecek kadar saf mısın?
Niye Binali Yıldırım!
15 Temmuz projesi niye hoşuna gitmedi ve niye sorgulamayı bıraktın?
Herkesi bu hikayeye inanacak kadar aptal sanıyorsunuz. Ama karşı fikirler ve gerçek sorularla yüzleşemeyecek kadar korkaksınız. Kamera karşısına profesyonel oyuncuları dizip arkalarına saklanabilirsiniz; ancak gerçeğin gücünden duyduğunuz korkuyu gözlerinizden silemezsiniz.
Hiç bir korku, yalan üzerine kurulmuş bir düzenin gerçeğe yakalanma korkusuna benzemez!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































