11 Temmuz 2025’te gerçekleştirilen silah yakma töreninde Kürtlerin barış iradesini en güçlü biçimde ortaya koyduğunu belirten Gazeteci Ali Duran Topuz, ‘Barış arzusunun daha iyi ifade edilebilmesi benim açımdan mümkün değildi’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan sürece ivme kazandırmak amacıyla Besê Hozat öncülüğündeki 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum Grubu, 11 Temmuz 2025’te silah imha töreni düzenledi. Federe Kürdistan Bölgesi’nin Silêmanî kentinde bulunan Şikefta Casenê’de gerçekleşen töreni, çok sayıda siyasetçi, hak, hukuk savunucusu ve gazeteci izledi.
Töreni izleyen isimlerden gazeteci Ali Duran Topuz, törenin yıl dönümünde değerlendirmelerde bulundu.
Törene alanına konvoylarla gidildiğini ve katılımcılarda “silahsız bir dönemin başlama heyecanı” olduğunu ifade eden Ali Duran Topuz, o güne dair tanıklığını şöyle anlattı: “Silêmanîli yetkililerözellikle slogan, alkış ve ayağa kalkma gibi eylemlere izin vermedi. Ama buna rağmen ilk 30 kişilik grubun mağaradan çıkıp sahneye yönelmesiyle birlikte atmosfer birden değişti. Silah bırakmanın fiilen başlamasını izliyorduk ama orada bulunan insanlar açısından başka bir duygusal atmosfer kendiliğinden oluştu. Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yer aldığı dijital görselin ekrana yansımasıyla birlikte sloganlar yükseldi ve buna engel olunamadı.”
‘Etkilenmemek imkansızdı’
Törende duygusal anların yaşandığını dile getiren Ali Duran Topuz, “Leyla Zana, Gültan Kışanak ağırlığı, metanetleriyle bilinen isimler de gözyaşlarına hakim olamadı. Dolayısıyla ne kadar profesyonel ruha sahip olursanız olun, ne kadar soğukkanlı bir karaktere sahip olursanız olun duygusal olarak da etkilenmemek imkânsızdı” ifadelerini kullandı.
Süreci yalnızca gazeteci kimliğiyle değil, aynı zamanda Kürt toplumsal ve tarihsel hafızası üzerinden de değerlendirdiğini belirten Ali Duran Topuz, Koçgiri ve Dêrsim anlatılarının çocukluğundan itibaren bu hafızanın parçası olduğunu söyledi.
‘Simûrg ve 30 kuş anlatısını hatırlattı’
Mağaradan çıkan 30 kişilik grubu takip ettiğini ve her şeyde bir sembol gördüğünü söyleyen Ali Duran Topuz, “Grup 15 kadın 15 erkekten oluşuyordu. Bu sayı bile kendi başına sembolik bir anlam taşıyor. Bana Simûrg ve 30 kuş anlatısını hatırlattı. Silahların yakıldığı an geldiğinde, ilk olarak Besê Hozat geldi ve ağır silahını bıraktı. Ardından geri dönüp palaskasını çıkararak beylik tabancasını da bıraktı. Bu an bende güçlü sembolik bir etki yarattı. Komutan düzeyindeki bir ismin en önde yer alması ve kadın olması ayrıca dikkat çekiciydi. Bu sadece askeri değil, aynı zamanda toplumsal bir mesaj da taşıyordu” diye belirtti.
‘Barış arzusunun en iyi ifadesi’
Silah yakma anının kendisinde Kürt mitolojisindeki Kawa efsanesini de hatırlattığını dile getiren Ali Duran Topuz, “Çatışma ve şiddet sürecinin Öcalan’ın deyimiyle hukuk ve demokrasi sürecine geçişinin sembolik olarak daha iyi bir ifadesi söz konusu olamazdı. Demiri eritip silah yapan Kürtler, silahı eritip demir yapıyorlar. Barışın, barış arzusunun ve barış iradesinin daha iyi ifade edebilmesi sözel olarak benim açımdan mümkün değildi” ifadelerini kullandı.
‘Örgütsel ve toplumsal olarak yeniden tanımlama’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat ve ardından yaptığı çağrıların “Kürtlerin artık silahlı bir öncü yapıya ihtiyaç duymadan siyasal ve toplumsal varlıklarını sürdürebileceğine dair mesajlar” olduğunu söyleyen Ali Duran Topuz, silah ve çatışmanın “mecburiyetten doğduğunu” kaydetti. Sürecin yalnızca bir “silah bırakma meselesi” olmadığını vurgulayan Ali Duran Topuz, sürecin aynı zamanda toplumsal, siyasi, kültürel nedenlerinin de olduğunu ifade etti. Ali Duran Topuz, “1980’lerin sonunda en yaygın sloganlardan biri ‘PKK halktır, halk burada’ sloganıydı. Bana göre Öcalan’ın söylediği şuna denk düşüyor: PKK halktır, halk buradadır. Geleceğini arayabilir. O halde örgüt olarak PKK’ye artık ihtiyaç yok. Bu çerçevede silah bırakma sürecinin yalnızca askeri bir karar değil, aynı zamanda örgütsel ve toplumsal olarak yeniden tanımlama anlamına geliyor” dedi.
‘Mücadeleye devam arzusu’
Törende Besê Hozat ve Nedim Seven’in okuduğu metnin içeriğinin kavranması ve benimsenmesi gerektiğini dile getiren Ali Duran Topuz, “Tarihsel mücadelelerin her zaman silahla kazanılmadığını bilecek kadar yakın dönem dünyasını incelemiş biriyim. Silahı bırakmanın diğer anlamı, silaha eşlik eden ve küresel egemen güçler arasındaki anlaşma gereğidir. Silah bırakma aynı zamanda ‘terör’ koduyla herkesin seni düşman ilan edebileceği bir alandan çıkmak anlamına da geliyor. Dolayısıyla ümitvar olan silahın bırakılması değil, ümitvar olan buna eşlik eden mücadelenin devam arzusudur” ifadelerini kullandı.
‘Mücadele farklı alanlara taşınmalı’
Silahların yakılması sonrası her alanda mücadelenin devam etmesi gerektiğinin altını çizen Ali Duran Topuz, “Eğer Bu bir ulusal varlık mücadelesi ise ve dil, kültür gibi temel unsurlar üzerinden yürüyorsa, artık silahlı çatışma döneminin geride kaldığı bir aşamada bu mücadele farklı alanlara taşınmak zorunda. Dil, kültür, sanat ve akademi gibi alanlar, politik mücadeleden ayrı ama onunla paralel biçimde ele alınmalı. Aksi halde bu mücadele eksik kalır. Bu nedenle yeni dönemde esas olarak çok daha geniş, çok daha çok katmanlı bir toplumsal örgütlenme ve mücadele ihtiyacı ortaya çıkıyor” diye konuştu.
Haber: Helin Özgün / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































