Adalet istemek faydasız ve zamansız bir çaba mı? İktidarlar için adalet talebi her zaman zamansızdır; ama mağdur için her zaman bugünün meselesidir. Hasta tutuklu bugün cezaevinde, ihraç edilmiş kişi bugün işsiz, aileler acıyı bugün yaşıyor. Otoriter sistemlerin en başarılı olduğu nokta insanlara ‘hiçbir şey değişmez’ duygusunu kabul ettirmektir. Adalet talebi hemen kapıyı açmayabilir; ama kapının önünden çekilmemeyi sağlar. Boş olan adalet talebi değil, adaletsizliği normal kabul eden sessizliktir.
AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM
Dünya bu kadar çıkar merkezli hale gelmişken; uluslararası ilişkilerde güvenlik politikaları, göç baskısı, enerji krizi, savaşlar, ekonomik kırılganlıklar ve jeopolitik pazarlıklar insan hakları gündeminin önüne geçmişken; Avrupa kurumları çoğu zaman sessiz veya yavaş kalırken; Türkiye’de hukuk bu kadar araçsallaşmışken adalet istemek faydasız ve zamansız bir çaba mı?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca güncel koşulların dar gerçekliğine sıkıştırılamaz. Bu cevap aynı zamanda ahlaki, hukuki ve tarihî bir cevaptır: Hayır.
Adalet talebi boş değildir. Faydasız değildir. Zamansız hiç değildir. Aksine, ‘zamansız’ görünen adalet talebi tarihin en zamanlı talebidir.
Çünkü adalet talebi iktidarlar için hep zamansızdır; ama mağdurlar için her zaman bugünün meselesidir.
Mağdurun çocuğu bugün büyüyor. Hasta, yaşlı, hamile tutuklu bugün cezaevinde. İhraç edilmiş kişi bugün işsiz. Haksız yere tutuklanan insanlar bugün cezaevinde. Aileler acıyı bugün yaşıyor.
Mağdurun hayatında adaletin takvimi iktidarın, mahkemelerin veya uluslararası kurumların gündem sırasına göre işlemiyor. Mağdur için adalet, bugünün acil meselesidir.
Tarihe bakıldığında da büyük adalet taleplerinin başlangıçta çoğu zaman ‘zamansız’, ‘uygunsuz’, ‘ülkeye zarar veren’ veya ‘gerçekçi olmayan’ talepler olarak görüldüğünü biliyoruz. Dreyfus’u savunanlara, “Fransa’nın ordusunu yıpratıyorsunuz.” denildi. Haksızlığa uğrayan bir subayın savunulması, devletin ve ordunun itibarına saldırı gibi gösterildi.
Plaza de Mayo Annelerine “Ülkenin istikrarını bozuyorsunuz.” dendi. Çocuklarının akıbetini sormak için meydanlara çıkan Arjantinli anneler, devletin düzenini rahatsız eden insanlar olarak görüldü.
Otoriter sistemlerin en başarılı olduğu noktalardan biri, insanlara şu duyguyu kabul ettirmektir: “Hiçbir şey değişmez. Kimse bizi duymaz. Avrupa zaten çıkarına bakar. Türkiye’de hukuk kalmadı. Boşuna uğraşıyoruz.”
‘Öğrenilmiş çaresizlik’ tuzağı!
Uzun süre sonuç alamayan, başvuruları reddedilen, mahkemelerde dinlenmeyen, uluslararası kurumlar karşısında bekletilen insanlar bir süre sonra haklı taleplerinden bile çekinmeye başlayabilir. “Acaba gerçekten bir faydası yok mu?” diye düşünebilir. Buna ‘öğrenilmiş çaresizlik’ hali deniliyor.
Öğrenilmiş çaresizlik, yalnızca bireysel bir duygu değildir; otoriter düzenlerin topluma yaymak istediği kolektif bir ruh halidir. İnsanlar adalet talebinin sonuç vermeyeceğine inandırıldığında, hukuksuzluk daha kolay kalıcılaşır. İnsanlar susarsa, ihlal görünmez hale gelir. İhlal görünmez hale gelirse, fail konfor kazanır. Fail konfor kazandığında ise hukuksuzluk bir istisna olmaktan çıkar, yönetim biçimine dönüşür.
Buna imkan vermemek için adalet talebinin duyurulmasına ihtiyacımız var. Adalet talebinde amaç elbette sonuç almaktır. Ancak unutulmamalıdır ki adalet talebinin bundan daha geniş bir anlamı da vardır.
Adalet talebi tanıklık sağlar. Hafıza oluşturur. İhlalin üzerinin örtülmesini engeller. Yalnız bırakılmış insanlara “sizi görüyoruz” der. Hukuksuzluğun normalleşmesine karşı toplumsal bir direnç alanı açar.
Adalet talebi hemen kapıyı açmayabilir; ama kapının önünden çekilmemeyi sağlar. Biz de o kapının önünde duracağız. Adalet talebimiz duyulana, hukuksuzluk görünür kılınana ve sorumlular bu taleple yüzleşmek zorunda kalana kadar oradan ayrılmayacağız.
Sessizlik çözüm değil; ‘adalet’ istiyoruz!
“Adalet istiyoruz.” derken yalnızca soyut bir temenniden söz etmiyoruz. AİHM kararlarının uygulanmasını istiyoruz. Bakanlar Komitesi’nin denetim yetkisini etkili biçimde kullanmasını istiyoruz. ‘Yüksel Yalçınkaya’ ve ‘Şaban Yasak’ kararları doğrultusunda genel tedbirler alınmasını istiyoruz. Benzer dosyalarda yeniden yargılama ve infazın durdurulması mekanizmalarının işletilmesini istiyoruz. Hukuka uygun geçmiş faaliyetlerin terör deline dönüştürülmesine son verilmesini istiyoruz.
Kısacası, “Adalet istiyoruz.” derken hukukun yeniden kendi ilkelerine dönmesini, mahkeme kararlarının kâğıt üzerinde kalmamasını ve mağduriyetlerin somut şekilde giderilmesini talep ediyoruz.
Bu noktada şunu açıkça söylemek gerekir: Bugünün dünyasında boş olan adalet talebi değil; adaletsizliği normal kabul eden sessizliktir.
Sessizlik hiçbir şeyi çözmez. Sadece mağdurun yalnızlığını artırır, ihlali görünmez kılar, faile konfor sağlar ve gelecek kuşaklara kötü bir miras bırakır. Adalet talebinin hemen sonuç doğurmaması, onun boş olduğu anlamına gelmez. Mahkeme kararlarının geç uygulanması, mücadelenin değersiz olduğunu göstermez. Tam tersine, kararların uygulanmaması ayrıca mücadele edilmesi gereken yeni bir ihlaldir.
Çünkü bir mahkeme kararı uygulanmadığında sadece o dosyanın mağduru ikinci kez mağdur edilmez. Aynı zamanda hukuk düzenine güvenen herkes cezalandırılmış olur.
Adalet talebi bu yüzden geçmişe takılı kalmak değildir. Adalet talebi, geleceğin aynı hukuksuzluklar üzerine kurulmasına itiraz etmektir. Çünkü onarılmayan her hukuksuzluk, gelecekte tekrar edilme ihtimali taşıyan bir yöntem olarak kalır. Hesaplaşılmayan her ihlal, devlet hafızasında kullanılabilir bir araç olarak bekler. Görülmeyen her mağduriyet, toplumun vicdanında yeni bir körlük üretir.
Bugün adalet isteyen insanlar yalnızca kendileri için konuşmuyor. Çocuklarının geleceği için, hukukun yeniden anlam kazanması için, toplumun hafızasının kaybolmaması için, yarın başka insanların aynı yöntemlerle ezilmemesi için konuşuyor. Bu talep, bireysel olduğu kadar toplumsaldır; hukuki olduğu kadar ahlakidir; bugünle ilgili olduğu kadar geleceğe yöneliktir.
Elbette adalet talebi zor bir taleptir. Hele otoriterleşmenin derinleştiği, uluslararası kurumların yavaş davrandığı, çıkar siyasetinin insan haklarının önüne geçtiği dönemlerde daha da zordur. Fakat zorluk, talebin anlamsızlığını değil, gerekliliğini gösterir. Kolay zamanlarda adalet istemek değerli olabilir; fakat zor zamanlarda adalet istemek tarihî bir sorumluluktur.
Bu nedenle adalet için ‘en uygun zamanı’ beklemek yanıltıcıdır.
Bu yüzden adalet talebinin zamanı, iktidarların takvimine göre değil, mağdurun yarasına göre belirlenir.
Ve tam da bu nedenle, ‘zamansız’ görünen adalet talebi, tarihin en zamanlı talebidir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































