Sincan Kadın Cezaevi’nde trans tutsakların özel bir koğuşta toplandığı ve tecrit koşullarında tutulduğu söyleyen avukat Senem Doğanoğlu, son altı ayda iki intihar ve dört şüpheli ölüm yaşandığını belirterek, cezaevinde yeni bir infaz modelinin uygulandığını söyledi
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden son dönemde yansıyan bilgiler, cezaevinde yeni bir infaz rejiminin hayata geçirildiğine ilişkin tartışmaları gündeme taşıyor. Özellikle LGBTİ+ tutsakların ayrı koğuşlarda toplandığı, sürgün sevklerle bu koğuşların doldurulduğu ve tutsakların yoğun denetim altında tutulduğu öne sürülüyor. Son altı ay içinde iki tutsağın yaşamına son verdiği belirtilirken, dört şüpheli ölümün de yaşandı.
Avukat ve aktivist Senem Doğanoğlu, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde yaşandığı belirtilen hak ihlalleri ve uygulamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Yeni müdür yeni düzen kurdu’
Senem Doğanoğlu, Sincan Kadın Cezaevi’nde Ağustos 2025’te Candaş O.A. adlı yeni bir müdürün görevlendirilmesi sonrası, cezaevinde kalan müvekkillerden aldıkları bilgilerle yeni bir düzenin tesis edilmeye çalışıldığının açığa çıktığını bunun en önemli dayanağının da trans tutsak Poyraz’ın hayatını kaybetmesi olduğunu belirtti.
20 Kasım 2025’te Adalet Bakanlığı ve İGK kararıyla “trans koğuşu” açıldığını belirten Senem Doğanoğlu, “Bu koğuş, siyasi tutsakların bulunduğu koridorda yer alan ve G3 adı verilen bir koğuş. Bu koğuşa önce İskenderun’dan sürgün olarak bir trans erkek getiriliyor. Daha sonra Sincan Hapishanesi’nde karma ve diğer kadınlarla, adli kadınlarla kaldıkları koğuşlarda kalıyor olmalarına rağmen iki arkadaş bu koğuşa getiriliyor. Ardından başka bir kentten sürgün edilen bir trans erkek daha getiriliyor” diye belirtti.
Bu koğuşta neler oluyor?
Cezaevi Müdürlüğü’nün, ilk başta bu koğuşu kurma gerekçesi olarak cinsiyet uyum süreci, hormon ilaçları tedavisi gibi gerekçeleri öne sürdüğünü iddia ettiğini söyleyen Senem Doğanoğlu, koğuş kurulduktan sonra Kasım 2025’te sadece 3 kişinin cinsiyet uyum süreci beyanlarının gündeme geldiğini, ondan öncesinde böyle bir durumun gündeme gelmediğine dikkat çekti. “Peki bu koğuşta neler oluyor?” diye bakmak gerektiğini ifade eden Senem Doğanoğlu, fiziksel görüntü ve cinsiyet kodları esas alınarak bir ayrıma gidildiğini ve bu koğuşun bu şekilde doldurulduğunu kaydetti.
‘Tutsakları manipüle ediliyor’
Sanem Doğanoğlu şöyle ekledi:
“Aslında trans varoluşla ilgili bir tasarrufta bulunuyor ve bu iddianın dışında gerçek parametre şu; kimin ki hapishanede saçı kısa, kim ki sürekli eşofman altıyla geziyor, kim ki toplumsal cinsiyet normlarına uygun bir şekilde oje ya da çeşitli makyaj araçlarını istemiyor, bütün toplumsal cinsiyet klişelerinde kadınlara yüklenenleri yapmıyorsa, o zaman ‘bu koğuşa geçeceksiniz’ deniliyor. Bu koğuşla ilgili bir İdare ve Gözlem Kurulu kararı bilgimiz var ama bu karara asla erişemiyoruz. Savcılık üzerinden de talep edildi ancak erişilemedi. Bu karara erişemediğimiz gibi, bu koğuşa Sincan Hapishanesi’nde zaten bulunan iki arkadaşın geçiş süreci de şu şekilde; İdare ve Gözlem Kurulu nasıl ki siyasi tutsak arkadaşlarımıza yıllardır ‘pişmanlık’ dayatmasını yapıyor, benzerini onları çağırarak ‘saçını uzatacak mısın, vazgeçecek misin?’ diyerek yapıyor. Ama bunu büyük bir manipülatif marifetle yapıyor ki; ‘hormon istiyor musun, sen kimleri seviyorsun?’ gibi sorularla, müthiş bir duygusal, erotik, romantik, ne ilgisi varsa ona dair beyanda bulunmaya zorluyor. Ve bu beyana, söz gelimi hormona dair, ‘hormon terapisi konusundaki süreci dışarıda da sürdürüyordum, içeride de devam ettirmek istiyorum’ diyenin imzasını alıyor ve aslında o koğuşa geçmek konusunda da irade beyanında bulunduğunu iddia ediyorlar. Böylece, içeriğini bilmedikleri bir tutanağa imza attırılmış olunuyor.”
‘İzole ve tecrit amaçlı koğuş’

“Bu koğuş tamamıyla izole bir koğuş, tecrit amaçlı” diyen Senem Doğanoğlu, bu koğuştakilerin sosyal faaliyetlere çıkarılmadığını söyledi. Senem Doğanoğlu, spora çıkma hakkını dahi açlık grevine girerek elde ettiklerini ancak bunun da sürekli bahanelerle engellendiğini belirterek, “Bu koğuş şu anda 8 kişi ve Türkiye’nin her yerinden peyderpey buraya sürgünler oluyor. Sincan nasıl ki bir pilot uygulama merkezi olduysa, özellikle İdare ve Gözlem Kurulları kurulduktan sonra halen devam eden tahliyelerin yakılması ve şartlı tahliye konusunda pişmanlık dayatması uygulamalarının en merkezi yeri olarak görünüyorsa; trans mahpuslar açısından da, trans erkek mahpuslar açısından da Sincan Kadın Hapishanesi yeni bir rejim inşa ediyor. Yine trans kadınlar için Sincan’da L4 Cezaevi’nde bu uygulama zaten var ve bu da yine Türkiye’ye yaygınlaştırılması planlanan ya da Türkiye’de bir çeşit, yanlış bir terim kullanmak istemem ama bir kampa dönüşecek, bir depo yerine dönüşecek bir inşa sürecinden bahsedebiliriz” diye konuştu.
Poyraz’ın şüpheli ölümü
11-12. Yargı paketlerinde getirilmek istenen “doğal cinsiyetiyle uyumsuz davranışlar” başlığı altındaki düzenlemelerin bugün fiili olarak Sincan Cezaevi’nde uygulandığını söyleyen Senem Doğanoğlu, psikolojik bir baskı rejiminin olduğunu ve bunun Poyraz Esen’in yaşamına son vermesi sonucunu doğurduğuna dikkat çekerek şöyle anlattı:
“Poyraz’ın süreci çok temsili. Poyraz yaklaşık Temmuz ayında Sincan Hapishanesi’ne geliyor ve ablasının ifadesiyle, Ağustos ayında ilk konuştuklarında, ‘yeni bir müdür geldi ve nefes aldırmıyor’ diyor. 20 Kasım’da bu G3 koğuşu, trans koğuşu, artık pembe üçgen koğuş da diyebiliriz; çünkü bir toplama kampı gibi. Bu koğuş kurulduktan yaklaşık 8 gün sonra mevcut bulunduğu koğuşta bir adli vaka oluyor ve hücreye atılıyor. Bu hücreye atılmasına dair hiçbir belge yok. Sadece hücreye atıldığını biliyoruz.”
Poyraz Esen hakkında herhangi bir disiplin soruşturması ve bir süreç işletilmediğine vurgu yapan Sanem Doğanoğlu, şöyle belirtti:
“O 3 gün belirsizliğini koruyor ve 3 gün boyunca kaldığı hücrenin, bu hapishanede genel olarak kendilerince ‘uyumsuz’ olarak görülen kişilerin fiilen cezalandırıldığı yer olduğunu öğrendik. Mesela buraya yataklı revir ismi veriyorlar ama burası bir hücre. ‘Süngerli oda yok’ dediler. Süngerli odalar var. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası infaz edilen arkadaşlardan bildiğimiz kadarıyla, C bölgesi koridorlarında da bu fiili cezalandırmanın, hiçbir hukuki rejimi olmayan ‘kendine gel, uyumsuz davranma’ şeklindeki cezalandırmanın mekânı olarak kullanılan bu tip hücreler var. Poyraz çıktığında hemen İdare ve Gözlem Kurulu’nun önüne alınıyor. Ve ‘senin koğuşunu değiştireceğiz’ diyorlar. Poyraz’ı o gün asıl koğuşuna götürmeden doğrudan o hücreden G3 koğuşuna koyuyorlar. G3 koğuşuna konduğunda ablasıyla görüşüyor. Üç görüşme yapabiliyor ve sadece ağlıyor: ‘Beni buradan çıkartın, beni buraya erkek tiplilerin olduğu söylenilen koğuşa koydular. Beni buradan çıkartın.’ O koğuşta olmanın bütün kaygısını, endişesini ve olası sonuçlarını aslında Poyraz çok erken dönemde anlıyor. O sırada o koğuşta bulunan dört kişinin hepsinin psikiyatra götürüldüğü söyleniyor. Yaşadığı bütün süreç ve ardından o koğuşta, o belirsizlik içinde tek başına bırakılması, intihara sürüklenme açısından bütün yapısal koşulları yaratıyor.”
6 ayda 2 intihar
Poyraz Esen’in ardından yeni bir intihara sürüklenme durumunun haberini tesadüfen öğrendiklerini söyleyen Senem Doğanoğlu, “Bir müvekkilimiz kendi duruşmasında yine bir intihar olduğunu ifade etti. Bu, son altı ayda bildiğimiz ikinci intihar. Yeni müdürün gelmesiyle birlikte dört ölümün daha olduğu söyleniyor. Ölümün altını çiziyorum. Nedenleri konusunda malumatımız yok. Ancak hapishanede ölüm her zaman şüpheli ölümdür” dedi.
Bilge Nurten Demirci’nin intihar ettiğini belirten Senem Doğanoğlu, “Yaklaşık bir aydır cezaevinde olduğuna dair bilgimiz var. Tutuklu olduğunu öğrenmiş olduk. Her hâlükârda altı ayda iki intihar; bir intihar bile çoktur ama iki intihar kabul edilemez niteliktedir” diye belirti.
‘Trans erkekler tecritte tutuluyor’
Trans erkeklerin tecrit koşullarında tutulduğunu belirten Senem Doğanoğlu, “Trans erkekler hücrelerde tutuluyor. Oradaki tecrit, ayrıca tek başına bırakmak şeklinde işliyor. Bunun Sincan’da olup olmadığı konusunda yaptığımız görüşmelerde, Ağustos öncesinde Sincan Kadın Hapishanesi’ndeki trans erkeklerin de benzer şekilde hücrede tutulduğunu öğrenmiş olduk. Bir trans erkek, yaklaşık bir yıl boyunca hücrede tutulduğunu söyledi.”
Haber: Melek Avcı / JINNEWS
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































