Doğu Perinçek’in “Silahlı gücü olmayanın iktidarı olmaz” sözü, siyasi meşruiyetin kaynağını sandıkta değil güç ilişkilerinde arayan vesayetçi zihniyetin yeni bir tezahürü. Oysa bu anlayış İnönü’nün DP’ye tehdidinden Demirel’in çaresizliğine uzanan bir zihinsel sürekliliğin parçası. Perinçek’in sözleri bir durum tespiti değil, silahlı gücü siyasetin belirleyicisi olarak meşrulaştırma çabası. Bu söylem yalnızca CHP’yi değil, demokratik düzenin temellerini hedef alıyor.
İDRİS GÜRSOY | YORUM
“Arkanızdaki askeri güç her an patlayabilir, bu yolda devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam.”
Bu söz, dönemin muhalefet lideri İsmet İnönü tarafından Demokrat Parti iktidarına yöneltilmişti. Kısa süre sonra 27 Mayıs darbesi gerçekleşecek, seçilmiş hükümet devrilecek, Başbakan Adnan Menderes ve iki bakan idam edilecekti.
Aradan on bir yıl geçti.
12 Mart 1971 muhtırasının ardından Süleyman Demirel’e neden direnmediği soruldu. Verdiği cevap Türkiye siyasi tarihine geçti: “Karşı koyacak başka ordum mu vardı?”
Bu söz, bir başbakanın anayasal yetkilerine rağmen devlet içindeki silahlı güç karşısındaki çaresizliğini anlatıyordu.
Aradan yarım asır daha geçti. Bu kez Doğu Perinçek, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’i hedef alırken şu ifadeyi kullandı: “İmamoğluların, Özgür Özellerin silahlı gücü yok. Nasıl iktidar olacaklar? İktidar olmaları için silahları olması lazım. Silahlı kuvvetleri olmadığı için de onlara iktidar yok.”
Üç ayrı dönem. Üç farklı siyasi aktör. Üç farklı bağlam. Ama aynı zihinsel arka plan. Çünkü bu sözlerin tamamı, siyasi iktidarın nihai belirleyicisinin halk iradesi değil, silahlı güç olduğu varsayımından besleniyor.
Vesayetin değişmeyen dili
İnönü’nün sözleri yaklaşan bir tehlikenin uyarısıydı. Demirel’in sözleri ise bir teslimiyetin ifadesiydi. Perinçek’in açıklaması ise önceki örneklerden farklı olarak bir durumu tarif etmiyor; onu meşrulaştırıyor.
“Silahlı gücü olmayanın iktidarı olmaz!” sözü, siyasi iktidarın kaynağını halk iradesinde değil güç ilişkilerinde arayan bir anlayışı normalleştiriyor. Bu nedenle mesele yalnızca bir siyasi polemik değildir. Asıl mesele, demokratik meşruiyetin kaynağının ne olduğuna ilişkin anlayıştır.
Sandık mı, güç mü?
Demokrasilerde iktidarın kaynağı seçimlerdir. Bir siyasi parti ya da aday, silahlı bir güce sahip olduğu için değil, halkın oyunu aldığı için iktidara gelir. Ordular ise siyasi rekabetin tarafı değil, anayasal düzenin güvencesidir.
Bu nedenle demokratik ülkelerde anlamlı olan soru şudur: “Halk kimi destekliyor?”
Eğer siyasi iktidarın meşruiyeti silahlı güçten geliyorsa seçimlerin, parlamentoların ve anayasaların anlamı kalmaz.
Kim hedef alınıyor?
Perinçek’in sözleri bugün CHP’yi ya da Ekrem İmamoğlu’nu hedef alıyor olabilir. Yarın başka bir siyasi hareket hedef alınabilir. Mesele kişiler değildir. Mesele, siyasi rekabetin kurallarının değiştirilmesidir.
Bir toplumda iktidarın halk desteğiyle değil de silahlı güçle elde edildiği fikri yerleşmeye başladığında, demokratik düzenin temelleri aşınmaya başlar. Çünkü o noktadan sonra gerçek güç seçmende değil, güç merkezlerinde aranır.
Asıl dikkat çekici nokta ise şudur: Bu söylem yalnızca Ekrem İmamoğlu’nu hedef almakla kalmaz. Eğer iktidarın şartı halk desteği değil de silahlı güçse, bu kural Erdoğan için de geçerlidir.
Türkiye’nin yakın tarihinde silahlı gücün desteğine sahip olduğu düşünülen hiçbir iktidar bunun kalıcı bir garanti olduğunu göremedi. Bu nedenle Perinçek’in sözünün mantıksal sonucu yalnızca “muhalefetin iktidar şansı yoktur” değildir.
Aynı zamanda şu soruyu da içinde taşır: Eğer iktidarın gerçek kaynağı silahlı güçse, o zaman silahlı gücün desteğini kaybeden herhangi bir iktidarın geleceği ne olacaktır?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































