Futbol, skor ve rekabetten ibaret değildir; Guardiola’nın hikâyesi, başarının arkasında görünmeyen bir hazırlık, disiplin ve strateji dünyası olduğunu gösterir. O, maçlardan önce kendini karanlık bir odaya kapatıp saatlerce rakip takımın maçlarını izler, notlar alır, oyunu çözene kadar meseleyi bırakmazdı. Hukuki mücadele de aynen böyledir; haklı olmak tek başına yetmez, o haklılığı doğru stratejiye dönüştürmek gerekir. Dava duruşma salonunda görülür ama dosya başında, sessiz ve sabırlı bir emekle kazanılır.
NURULLAH ALBAYRAK | YORUM
Futbol, kişisel olarak ilgilendiğim bir alan değil. Hatta futbol üzerinden üretilen fanatizm çoğu zaman beni rahatsız eder. Fakat dünya kupası maçlarının gündemde olduğu bir dönemde futbol muhabbetinden uzak kalmak da fiilen mümkün olmuyor.
Bu kadar futbolun konuşulduğu günlerde futbolun başka yönlerine bakmak için biraz okuma yapmak istedim ve karşıma Pep Guardiola çıktı. Onun hikâyesi, futbolun yalnızca skor, transfer, taraftarlık veya rekabetten ibaret olmadığını; içinde hazırlık, disiplin, strateji, sabır ve oyunu okuma becerisi gibi dikkate değer başka bir dünyanın da bulunduğunu gösterdi.
Belki futbol meraklıları meseleye bir kez de bu açıdan bakabilir.
Bir maç, sadece sahadaki doksan dakikadan ibaret değildir. Oyuncuların yeteneği, takımın yıldızları veya taraftarın coşkusu önemlidir; fakat çoğu zaman sonucu belirleyen şey, maçtan önce yapılan görünmeyen hazırlıktır. Rakibi tanımak, oyunun ritmini okumak, zayıf noktayı bulmak, doğru anda doğru hamleyi yapmak ve bütün bunları bir plana dönüştürmek gerekiyor.
Bu açıdan Guardiola örneği üzerinde konuşulup düşünmeye değer.
Sistemli ve disiplinli çalışmak
Guardiola’nın başarısı sahadaki oyunla, pas trafiğiyle, pres anlayışıyla veya kazandığı kupalarla anlatılıyor. Fakat bu başarının arkasında daha sessiz, daha görünmeyen ve çok daha yorucu bir taraf olduğu anlaşılıyor: Rakibi izlemek, oyunu çözmek, saatlerce düşünmek, aynı görüntülere tekrar tekrar bakmak ve doğru planı bulana kadar meseleyi bırakmamak.
Guardiola, Katalonya Parlamentosu’nda Altın Şeref Madalyası alırken yaptığı konuşmada, herkes ondan “sihirli formülü” duymayı beklerken, maçlardan önce kendisini karanlık ve penceresiz bir odaya kapattığını, saatlerce rakip takımın maçlarını izlediğini, notlar aldığını, düşündüğünü ve oyunu nasıl çözeceğini aradığını anlatmış. Sihirli formülü sistemli çalışmakmış.
Onun aktardığı “Barça hepimizi daha iyi yapar!” sözü de yalnızca futbolla ilgili değil. Bazı kurumlar, bazı mücadeleler ve bazı ortak hedefler insanı kendi sınırlarının ötesine zorlar. Kişi, tek başına yapamayacağı kadar dikkatli, disiplinli ve hazırlıklı hale gelir.
Hukuki mücadele de böyledir. Doğru kurulursa, sadece bir kişinin dosyasını değil; o dosya etrafındaki herkesi daha dikkatli, daha bilinçli ve daha dirençli hale getirir. Anlatmaya çalıştığım bu hikâyede beni asıl ilgilendiren şey elbette futbol değil. Beni ilgilendiren şey, bir insanın mücadele azmi, emeği ve çözüm bulana kadar mücadeleyi bırakmama iradesidir.
Çünkü büyük mücadeleler çoğu zaman görünmeyen emekle yürür. İnsanların gördüğü şey maçtır; görmediği şey zor şartlarda yapılan hazırlıktır. İnsanların gördüğü şey duruşmadır; görmediği şey dosya başında geçirilen gecelerdir. İnsanların gördüğü şey dilekçedir; görmediği şey o dilekçenin arkasındaki strateji arayışı, ihtimal hesapları ve kafa çatlatırcasına yürütülen hazırlık çalışmasıdır.
Hiçbir mücadele tesadüfen kazanılmaz!
Bir davada haklı olmak önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir. Haklılık, doğru stratejiye dönüşmezse görünmez kalabilir. Tıpkı iyi oyunculara sahip olmanın tek başına maçı kazandırmaması gibi, haklı olmak da tek başına hukuki mücadeleyi kazandırmaz.
Ana kural haklı olduğuna inanmak. Ama bununla yetinmemek gerekir. Çabalamak, düşünmek, olayları doğru okumak, kapıları çalmak, ihtimalleri değerlendirmek, tüm yolları denemek ve her hamleyi bilinçli yapmak gerekir.
Bu yüzden hukuki mücadelede “Zaten hukuk yok, sonuç değişmez, kimse dinlemez!” demek doğru değildir. Çünkü bu düşünce insanı hazırlıktan, takipten ve mücadeleden uzaklaştırır. Hukuksuzluğun en çok istediği şey de tam olarak karşısında dağınık, yorgun ve hazırlıksız insanlar bulmaktır.
Elbette her çaba hemen sonuç vermez. Her dilekçe kabul edilmez. Her başvuru adaleti anında sağlamaz. Fakat mücadele içinde yapılan her hamle, sonuca giden yolun bir parçasıdır. Bazen bir dilekçe, bazen bir başvuru, bazen bir itiraz, bazen bir görüşme, bazen de yıllar sonra anlam kazanacak küçük bir kayıt, mücadelenin seyrini değiştirebilir.
Bu nedenle hukuk mücadelesi, Guardiola’nın karanlık odasına benzer bir çalışma disiplini istiyor. Dosyaya kapanmayı, aynı konuya defalarca dönmeyi, karşı tarafın hamlesini önceden düşünmeyi, doğru zamanı beklemeyi ve doğru hamleyi yapmayı gerektirir.
Hukuki mücadelede kafa çatlatırcasına çalışmak, bir inat değildir; mücadelenin ahlakıdır. Çünkü karşınızda büyük bir mekanizma varsa, ona karşı dağınık duygularla değil, sistemli hazırlıkla durabilirsiniz.
Maç sahada oynanır. Ama çoğu zaman hazırlık masasında kazanılır.
Dava duruşma salonunda görülür. Ama çoğu zaman dosya başında, sessiz bir çalışma içinde, tekrar tekrar sorulan sorularla, sabırla kurulan stratejiyle ve vazgeçmeyen bir emekle kazanılır.
Haklı olmak başlangıçtır. Hazırlık onu mücadeleye dönüştürür. Israrlı takip ise sonuç doğurur.
Belki de mesele futbolda değil, futbola nasıl baktığımızdadır.
Futbol, sadece fanatizm, rekabet ve skor üzerinden okunduğunda insanı daraltabilir. Ama emek, hazırlık, disiplin, strateji ve ortak hedef açısından bakıldığında insana başka şeyler de öğretebilir.
Bazen mesele, baktığımız şeyi değiştirmek değil; ona hangi gözle baktığımızı değiştirmektir.
Bakış açımı değiştirdiğimde futboldan aldığım ders: Hiçbir mücadele tesadüfen kazanılmaz. Başarının arkasında görünmeyen emek, sabır, hazırlık ve vazgeçmeyen bir irade vardır.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































