Çocuklarımızın rehberlik dilinin İngilizce olması gerektiğini düşünürdüm. Geçtiğimiz hafta sonu katıldığım bir çalıştayda bu kanaatim değişti. Ana dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda duygu ve kimlik dili olduğunu fark ettim. Asıl mesele İngilizceyi kazanırken Türkçeyi kaybetmemekmiş. Doğru soru “hangi dil” değil, “çocuklarımızı nasıl sağlıklı iki dilli yetiştirebiliriz” olmalı.
AHMET KURUCAN | YORUM
2025 yılı sene sonu Kanada’ya gittim. Aralık ayının son günleri. Ottawa ilk durağım. Toplamda 4-5 saatim var. Sohbet ve arkasından yemek yiyip bir başka şehre geçeceğim. Sohbet esnasında çocuklarımızın rehberlik dilinin İngilizce mi Türkçe mi olması konusunda soru sordular. Ben ne pedagojik ne de psikolojik açıdan bu soruya cevap verebilecek yetkinlikte olmadığımı ifade ettikten sonra tecrübelerimden hareketle İngilizce olması konusunda fikir beyan ettim.
Psikolog olduğunu söyleyen bir kadın arkadaşımız itiraz etti ve Türkçenin de hatta Türkçe ağırlıklı olması konusunda argümanlar ileri sürdü. Türkçeye bakan veçhesiyle ileri sürdüğü argümanlar hem teorik ilmî temellere hem de şahsi ve çevresinden elde ettiği tecrübelere dayanıyordu. İkna oldun mu? Tam oldum diyemem ama kulağımın arkasına da atmadım o argümanları.
Aradan 1,5 yıl geçti. Geçtiğimiz hafta sonu Wise Enstitüsünün “Ailenin Koruyucu Rolü” üst başlıklı çalıştay programına katıldım. Din, psikoloji ve eğitim olmak üzere üç ilmî disiplin ekseninde tebliğler sunuldu, müzakereler yapıldı. Sonuç bildirgesi yakında yayınlanacak ama hemen kanaatimi ifade edeyim: Şahsi tecrübelerime dayalı rehberlik dilinin İngilizce olması konusundaki görüşlerimi değiştirdim. Bundan sonraki ilk Ottawa ziyaretimde yine bir sohbet imkânım olursa oradaki insanlarımıza bu itirafımı bizzat dile getirecek ve “neden?” sorusuna detaylı bir şekilde cevap vereceğim.
İsterseniz burada üç ana noktaya parmak basayım.
İlk dikkatimi çeken husus, ana dil meselesinin sadece bir iletişim dili meselesi olmadığı gerçeğiydi. Ben bugüne kadar meseleye daha çok pratik tarafından bakıyordum. “Çocuk okulda, üniversitede, iş hayatında başarılı olacaksa İngilizceyi en iyi şekilde bilmelidir.” diyordum. Bu kanaatim hâlâ değişmedi. İngilizceyi çok iyi öğrenmeleri gerektiğine bugün de inanıyorum. Fakat mesele bununla sınırlı değilmiş. Son yıllarda çok dillilik üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki güçlü bir ana dile sahip olmak ikinci dili zayıflatmıyor; aksine destekliyormuş. Ana dili sağlam olan çocukların ikinci dili öğrenmeleri de daha kolay oluyor; akademik başarıları, soyut düşünme becerileri ve problem çözme kabiliyetleri de olumlu etkileniyormuş. Buradan çıkardığım sonuç şu: Anne babalar olarak bizler Türkçe ile İngilizce arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz. Asıl maharet her ikisini birlikte geliştirebilmek.
Beni en fazla etkileyen ikinci nokta, rehberlik dilinin aynı zamanda duygu dili olduğu gerçeği. Bunun bilinci içindeydim ama orada sunulan argümanlar farklı kapılar açtı zihnimde. Açılan kapı, bu konuya benim verdiğim önemin yeterli olmadığıydı. Hepimiz biliyoruz; çocuk, dili öğrenirken sadece kelime öğrenmiyor; sevgiyi, şefkati, aidiyeti, aile hatıralarını ve kimliğini de o dil üzerinden öğreniyor. Anne-babanın kendisini en rahat ifade ettiği dil çoğu zaman ana dilidir.
Eğer anne-baba kendi duygularını tam ifade edemediği bir dilde çocuk yetiştirmeye çalışıyorsa, iletişim hem kelimeler hem de duygular bakımından fakirleşebiliyor. Oysa çocuk için en büyük ihtiyaçlardan biri, anlaşılmak ve ait olduğunu hissetmektir. İşte ana dil bu ayrımda söz konusu bağı kuran en güçlü köprülerden biridir.
İlk defa duyduğum ve üzerinde nice çalışmalar yapılmış bir husus daha var. Üçüncü olarak da onu dile getireyim: Culturally Sustaining Pedagogy. Manası “Kültürel Sürdürülebilirlik Pedagojisi.” Mefhumu tercüme yapacak olursak “Kültürel Mirası Yaşatan Pedagoji.” Şöyle anlattı uzman arkadaşımız:
Eskiden eğitim sistemlerinin temel hedefi, göçmen çocukların mümkün olduğu kadar kısa sürede çoğunluğun diline geçmesini sağlamaktı. Benim iki çocuğum da böyle oldu. Amerika’da ilkokul 2 ve 4. sınıfa başlar başlamaz hemen ESL dedikleri programa aldılar; çok hızlı bir şekilde İngilizce öğrenmelerini sağlayıp normal sınıflara aktardılar. Ama o dönemde oğlum, “Tuvalete gideceğim bile diyemiyorum. Ben okula gitmeyeceğim.” diye her sabah direniyor ve diretiyordu. Çünkü çocukların kendi ülkelerinden getirdiği dil ve kültür görmezden geliniyordu. Hatta bazen o dil ve kültür bir engel olarak değerlendiriliyordu.
Bugün ise eğitim dünyası farklı bir noktaya gelmiş ve artık “Çocuğun kendi dili ve kültürü nasıl korunabilir?” sorusu soruluyor ve okullarda eğitim programları bu eksende düzenleniyormuş. Öğretmenler eğitim alıyor, çocuklarla iletişim kurabilecek ölçüde ilgili ülkenin dilini ve kültürünü öğreniyorlarmış. Buradaki temel amaçlardan biri o kültürün ve o dilin gelecek nesillere taşınmasını sağlamakmış. Bana göre bu yaklaşım çok anlamlı geldi. Çünkü bizim de derdimiz çocuklarımızın sadece başarılı olması değil; aynı zamanda kökleriyle bağını koparmayan, iki kültürü de taşıyabilen insanlar olmaları.
Netice itibarıyla vardığım yer şurası oldu: “Rehberlik dili Türkçe mi olsun, İngilizce mi olsun?” sorusu yanlış. Doğru soru, “Çocuklarımızı nasıl sağlıklı bir şekilde iki dilli yetiştirebiliriz?” olmalı. Çünkü mesele bir dili diğerine tercih etmek değil; eksiltici iki dillilikten kaçınıp kazandırıcı (additive) iki dilliliği başarabilmektir.
Türkçe ile İngilizceyi birbirine rakip olarak görmemek lazım. Aksine onlar birbirini besleyen iki büyük imkândır. Bir başka ifadeyle asıl başarı İngilizceyi kazanırken Türkçeyi kaybetmemektir.
Elbette bu konuda sözü eğitim bilimcileri, psikologlar ve dil uzmanları söyleyecektir. Ben sadece onların ortaya koyduğu ilmî verileri dinledikten sonra kendi tecrübelerimi yeniden değerlendirme ihtiyacı hissettim. Hepsi bu kadar.
Yalnız meselenin bir de din eğitimine, dinî kavramlara ve dinî yorumlara bakan boyutu var ki o müstakil bir yazı ister. Kaldı ki çalıştay esnasında o kadar çok not aldım, o kadar çok sunumlardan fotoğraflar çektim ki onları değerlendirmek için de belki ilerleyen zamanlarda yeni bir yazı yazar ya da video çekerim.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































