Yıllarca cezaevlerinde, mahkeme kapılarında, işsizlikte ve sosyal dışlanmada hayatta kalmaya çalışan insanların aklından zaman zaman şu soru geçiyor: “Biz unutulduk mu?” Hayır, unutulmadınız. Yaşadıklarınız Avrupa’nın meydanlarına, insan hakları kurumlarına, raporlara ve vicdan sahibi insanların gündemine taşındı. 24 Haziran 2026’da Strazburg’daki 5. Adalet Buluşması bu çabanın sembol adımlarından biri. İmkânı olan gelsin, gelemeyen duyursun, duyuramayan dua etsin.
AHMET KURUCAN | YORUM
Türkiye’de yıllardır mağduriyet yaşayan, cezaevlerinde, mahkeme kapılarında, pasaport yasaklarında, işinden edilmişliğin, sosyal ötekileştirilmişliğin ve aile parçalanmışlığının ağır yükü altında hayatını sürdürmeye çalışan kardeşlerimizin içinden zaman zaman şu soru geçiyor olabilir: “Biz unutulduk mu?”
Bu sorunun ne kadar yakıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Çünkü insan haksızlığa uğradığında yaralanır ama uğradığı haksızlığın görülmediğini, duyulmadığını ve sahiplenilmediğini hissettiğinde daha derinden yaralanır.
Bir de buna iktidarın bütün devlet imkânlarını kullanarak orantısız gücüyle yıllardır yaptığı propagandayı eklemek lazım. Dedikleri şey malum: “Onlar gittiler, kendilerini kurtardılar; siz burada kaldınız.”
Bu sözlerin hangi psikolojiyle söylendiğini ve hangi psikolojiye hitap ettiğini biliyoruz. Maksat açık: yurt dışında yaşayan Hizmet Hareketi mensupları ile Türkiye’de yaşayanlar arasındaki gönül bağını koparmak, mağdurların yalnızlık duygusunu derinleştirmek ve adalet arayışını itibarsızlaştırmaktır.
Tek kelimeyle yalan ve iftira bu. Yurt dışında yaşayanların buralarda verdikleri mücadele Türkiye’ye ulaşmıyor olabilir. Hukuki süreçlerin ağır işlediği ayrı bir gerçek. Alınan mesafeler, beklenen neticelere göre tatmin edici olmayabilir. Bunları kabul ediyorum ama bilinmeli ki Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan binlerce insan, Türkiye’deki mağdur ve mazlumları unutmuş değildir. Aksine onların dosyaları, hikâyeleri, hak arayışları ve çığlıkları, uluslararası hukuk zeminlerinde, insan hakları platformlarında, sivil toplum çalışmalarında ve kamuoyu faaliyetlerinde sürekli gündemde tutulmaya çalışılmaktadır.
24 Haziran 2026 Çarşamba günü, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çevresinde yapılacak olan 5. Strazburg Adalet Buluşması bu çabanın sembol adımlarından biridir. Bu yıl beşincisi gerçekleştirilecek olan bu buluşma, artık sıradan bir etkinlik olmaktan çıkmış, yıllardır süren adalet arayışının görünür bir sembolü hâline gelmiştir.
Peaceful Actions Platformu ve 17 Avrupalı sivil toplum kuruluşunun ortaklığıyla düzenlenen bu buluşmada temel talep şudur: AİHM kararları uygulanmalıdır. Hukukun üstünlüğü lafta kalmamalıdır. Türkiye, tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirmelidir. Yalçınkaya, Kavala, Demirtaş, Yasak ve benzeri kararlar sadece isimlerden ibaret değildir. Bu kararların arkasında binlerce insanın hayatı, ailesi, geleceği ve onuru vardır.
Bunun yanında adalet talebi, insan onurunu ve temel hakları ilgilendiren evrensel bir meseledir. Onun için bu organizasyonu belli bir grup, belli bir cemaat, belli bir siyasi çevre meselesi olarak değerlendirmek alabildiğine yanlıştır. Bu açıdan Strazburg’daki buluşma sadece Hizmet mağdurları ve yakınlarının adalet arayışı olarak görülmemelidir.
24 Haziran 2026 Çarşamba günü Strazburg’da Avrupa’nın farklı ülkelerinden siyasetçiler, parlamenterler, hukukçular, insan hakları savunucuları, sivil toplum temsilcileri ve mağdur aileleri bir araya gelecek. Avrupa Konseyi çevrelerinden, Avrupa Parlamentosu üyelerinden ve yerel yöneticilerden destek mesajları programa katkı sağlayacak. Hak ihlallerine maruz kalmış insanların ve ailelerinin tanıklıkları dinlenecek. İnsan hakları alanında çalışan kuruluşlar ve uzmanlar, adalet mücadelesinin bugün geldiği noktayı değerlendirecek.
Bütün bunların yanında sanatın ve kültürün de adalet arayışındaki birleştirici dili kullanılacak. Süvari ve Grifon, mağdurlar için hazırladıkları eserleri seslendirecekler. Çünkü bazen bir şarkı, bir ağıt, bir ezgi, kalabalık hukuk metinlerinin anlatamadığı acıyı insanın yüreğine daha doğrudan ulaştırır.
Benim asıl çağrım şudur: İmkânı olan herkes, şartlarını zorlayarak bu buluşmaya katılmalıdır. Strazburg’a gitmeyi sıradan bir protesto gösterisine iştirak etmek olarak görmemelidir. Orada bulunmak, “Biz buradayız, görüyoruz, duyuyoruz, unutmuyoruz.” demektir. Orada atılan her adım, Türkiye’de adalet bekleyen bir insana moral olabilir. Orada yükselen her ses, “Yalnız değilsiniz.” mesajının daha gür duyulmasına vesile olabilir.
Bir de meseleye inanç, ahlak ve vicdan perspektifinden bakmak lazım. Mazlumun yanında durmak, haksızlığa karşı sessiz kalmamak ve hak arayışına destek vermek İslami, insani ve ahlaki bir sorumluluktur. Bu küresel dünyanın gerçekleri içinde aynı zamanda toplumsal dayanışmanın en önemli formlarından biridir.
Türkiye’deki kardeşlerimize buradan bir kez daha seslenmek isterim: Unutulmadınız. Sizin yaşadıklarınız evlerinizin, mahkeme dosyalarınızın, cezaevi görüş kabinlerinin veya pasaport şubelerinin içinde kalmadı. Onlar Avrupa’nın meydanlarına, insan hakları kurumlarına, mahkeme salonlarına, raporlara, basın açıklamalarına ve vicdan sahibi insanların gündemine taşındı, taşınmaya da devam ediyor.
Evet, yol uzun. Adalet mekanizması çok ağır yürüyor ve bu durum adalet beklentisi içinde olanları yoruyor, yıpratıyor ve umudunu aşındırıyor. Ama adalet mücadelesi, neticeyi hemen alamayınca terk edilecek bir mücadele değildir. Bazen bir imza, bazen bir rapor, bazen bir karar, bazen bir buluşma, bazen de bir meydanda sessizce durmak tarihin hafızasına düşülen önemli bir kayıttır.
24 Haziran’da Strazburg’da yapılacak olan 5. Adalet Buluşması da böyle bir kayıt olacaktır. Türkiye’de hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, temel özgürlükleri ve herkes için adalet idealini savunanların ortak vicdan kaydı.
Bu yüzden tekrar ediyorum: İmkânı olan gelsin. Gelemeyen duyursun. Duyuramayan dua etsin. Ama kimse “Benim yapabileceğim hiçbir şey yok.” demesin. Çünkü adalet arayışında küçük görülen hiçbir emek yoktur.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































